SYROS (SİROS): ADA ZAMANIYLA ŞEHİR KİMLİĞİNİ HARMANLAYAN ŞAHSINA MÜNHASIR ADA

Syros’u ilk gördüğümüzde bizi en çok şaşırtan mimarisi oldu. Çünkü Kikladik mimarinin klasik örnekleri olan beyaz badanalı, çivit mavi kubbeli, ufak kübik evlerinden çok; pastel renklere boyalı yüksek tavanlı büyük neoklasik konaklar ve şehir evleri, demir işlemeli zarif balkonlar, geniş caddeler, görkemli mermer meydanlar karşımıza çıktı.

Zarif tarihi mimariyi, estetik detayları, güzellikleri kaçırmamak için başımızı bir sağa bir sola döndürmekten, ağzımız şaşkınlıktan açık bakmaktan yorulmuş, yürü yürü bitiremediğimiz küçük bir kent gibiydi Ermoupouli. Görkemi yapılarını, zengin kamusal alanlarla buluşturan planlı şehir dokusuna da hayran kaldık. Symi, Chalki ve Kastellerizo (Meis) adalarnıda neo klasik mimaride pastel renkli binaları görmüş olsak da hiçbir adada Syros’un Ermoupouli bölümünde olduğu gibi böylesi büyük ölçekli ve güzel bir şehir planlamasına rastlamamıştık.

Genelde Yunan adalarında görmeye alışkın olduğumuz, yumuşak geçişli kübik bembeyaz evlerin kümeleriyle, klasik Kiklad mimari karakteridir.

Ermoupouli’nin tepelerinde yer alan Ano Syros’un daracık sokakları, kemerli geçitleri ve beyaz evleri de alışkın olduğumuz mimari.

Aynı adada böylesine iki farklı mimarinin birkaç dakikalık sürüş (hatta yürüyüş) mesafesinde buluşması, Syros’u benzersiz kılan başka bir özellik oldu bizim için.

Syros tabi ki sadece şehir kimliği taşımıyor. Yavaşlayan ada zamanına geçebildiğiniz, denizi, güneşi, kumsalları ‘siga’ yani acelesiz, telaşsız yaşayabildiğiniz, güneşi denize batırabildiğiniz, uzun yürüyüşler yapabildiğiniz, her gün aynı kahvede aynı insanları görebildiğiniz, yani ada ruhunu yaşayabildiğiniz bir yer.

Syros, Mykonos veya Ios gibi bembeyaz kumsallar ve turkuaz bir denize sahip olmasa da, adanın korunaklı koyları, koyu sarı / açık kahve renkli kumsal plajları, pırıl pırıl, tertemiz, berrak deniziyle şaşırtıcı derecede keyifli yüzme deneyimleri sunuyor. Konaklamayı seçtiğimiz Galissas her sabah yürüyüşümüzden sonra ve her akşam yemeğimizden önce nefis deniz keyfi sundu bize. Agathopes, Kini ve Vari gibi ailelerin sevdiği kalabalık kumsalların yanı sıra, Finikas, Delfini ve Komito gibi daha sakin koyları, Armeos ve Amplea gibi bakir koyları ve de rüzgârlı günlerde bile yüzmeye uygun olabilen güney & güneybatı kıyıları da deniz için farklı beklentileri olanlara çeşitlilik sunuyor. Syros’un en güzel tarafı koyların yerleşimlere yakın olması sayesinde konaklama, yeme içmenin çok yakın ve pratik olması, insanın kendisini ‘yazlıkta’ gibi rahat ve güvende hissetmesi.

Adanın en önemli özelliği de yabancı turist yerine daha çok Yunan’lının burada bulunması. Kiklad takımadalarının üst merkezinde yer alan ve başkenti olan Syros, Atina’nın Pire limanından kalkan feribotlarla 2 saatte kolaylıkla ulaşabilen bir ada. Bu merkezi konum, hem birçok Yunanlının yaşamayı, birçok Atinalının da yazlıklarını burada konumlandırmayı seçmesini sağlamış.

Ada şimdiye kadar gördüğümüz Yunan adaları arasında Andros ve Tinos ile birlikte en az yabancı turistin bulunduğu, tam bir Yunan adası. Syros’ta geçirdiğimiz 1 hafta süresince çok az yabancı turiste rastladık ve bol bol Yunanlıların denizle, birbirleriyle, hayatla ilişkilerini gözlemleme şansımız oldu.

İyi ki de oldu, çünkü ne kadar neşeli, yardımsever ve denizle, yaşamla barışık olduklarını gördük.

Syros’un merkezi konumu ayrıca tarih boyunca onu doğal bir ticaret ve ulaşım noktası hâline getirmiş. Syros’ta tanıştığınız çoğu otel, restoran, kafe, işletme sahibi yaz kış adada yaşıyor. Kiminin işletmesi adanın sahil şeridinde, ancak kışın da ana kara yerine Ermoupouli’deler. Bunun avantajlarını hissediyorsunuz adada.

Tüm Yıl Boyunca Yaşayan Ada Kültürü

Kiklad adalarının başkenti Syros’u, hem Kiklad adalarından hem de tüm Yunan adalarından farklı kılan en önemli özellik, sadece yazları değil, yaklaşık iki yüz yıldır yılın 365 günü kesintisiz ve dolu dolu yaşayan bir ada olması. 25.000 kişi gibi büyük bir nüfusun yaşadığı Ermoupouli sahil kasabası ve civar mahalleleri, 4 mevsim cıvıl cıvıl bir şehir kültürüne sahip.

İşte bu Syros’u sadece bir güneş, deniz, plaj ya da kartpostallık bir tatil adası olmaktan çıkarıp, tarihi, kültürü, mimarisi ve gündelik yaşamıyla 12 ay keşfedilebilecek çok katmanlı bir destinasyon yapıyor.

Syros’un yıl boyunca tiyatrolar, operalar, klasik müzik ve caz konserleri, sanat performansları,  sergiler, yerel festivaller ve rebetiko müziğinin öncülerinden Markos Vamvakaris’in mirasını onurlandıran etkinliklerle çok yoğun bir kültür & sanat takvimi mevcut. Ve müzik, Syros’un kimliğinin ayrılmaz bir parçası.

Kışın tiyatroları, tavernaları, restoranları, kafeleri ve pazarları açık olan Syros’un; ilkbaharda doğanın uyanışıyla birlikte yürüyüş rotaları da canlanır; sonbaharda gastronomi ve kültür etkinlikleri ön plana çıkar. Bu yüzden Syros sadece yazları değil, dört mevsim yaşayan bir Kiklad adası.

Syros’u Bizim için Özel Kılan Deneyimler

Syros’u bizim için çok özel kılan deneyimlerden birisi San Michaili köyünde yemek yediğimiz To Steadi’de tanıştığımız aile, hikayeleri, ve tattığımız lezzetler oldu. Sevgili arkadaşlarımız Elçin & Korkut Serozan’ın 2025 yazında keşfettiği bu gizli durağı bize tavsiye etmeleri üzerine, gitmeden önce Syros listemize aldık. Küçücük bir ada olan Syros’ta 35 dakika araba kullanarak bir yere gitmek aslında uzun bir mesafe, kuzeyi daha tepelik ve bakir olan Syros’un o bölgedeki yolları da dar ve virajlı. Az gittik, uz gittik, dere tepe düz gittik, ve iyi ki de gitmişiz, eşsiz bir deneyim yaşadık. San Michaili köyüne ulaştıktan sonra arabamızı park edip, önce bir bağ evi, ardından hoş bir tavernanın arkasından yürüyerek, köyün daracık sokaklarına daldık. Agios Mihail Şapeline 5-10 dakika yürüyeceğimiz bilgisini önceden aldığımız için, sokakların ıssızlaşmasına, binaların terk edilmiş harabelere dönüşmesine aldırmadık. Ve sonunda şapelin hemen arkasında çiçeklerle bezenmiş kapısında Yunanca Geleneksel To Steadi Kahvehanesi yazan harika bir yere geldik. Taş duvarların arasında, tepesinde asmaların yaseminlerin sarıldığı, geleneksel bir San Michaili köy evi şeklinde dekore edilmiş bir avluya adım attık.

Sahibi Fregiskos ile sohbet ettiğimizde, mekanın 8 kuşaktır doğma büyüme San Michalis köylü bir ailenin eski evi olduğunu öğrendik. Evleri yıllar içinde çetin rüzgarlara ve zamana karşı duramamış ve harabeye dönüşmüş.  Ancak 4 sene önce Fregiskos, köyün pek te merkezi bir köşesinde olmayan konumdaki evlerini restore ederek, geleneksel Syros lezzetlerini sunan, köylerinin lezzet mirasını da geleceğe taşıyan bir Kafeneio’ya çevirmeyi hayal etmiş. 3 kuşak kolları sıvamışlar ve evin eski halini kendilerine referans alarak, orijinaline uygun şekilde restore etmişler. Bize evin harabe halini, adım adım elleriyle yaptıkları aşamaları, kışın sürpriz bir şekilde karlarla kaplanan araziyi, fırtınaların zor koşullarını, ve 2 yıl süren restorasyonu gösteren fotoğraf albümüyle anlattı Fregiskos. Daha sonra babası ve dedesi, Fregiskos doğmadan önce 7 kuşağın isimlerinin mermere işlendiği minicik evin mutfak, ocak, oturma bölümünü gezdirdi. Ufacık bir folklor müzesini andıran bu eve adım atar atmaz, rahmetli babaanne ve dedemin Ayvalık’taki tarihi Rum evine her adım attığımda aldığım o kokuyu fark ettim. Gözlerim doldu. Kendilerine onların Selanik’ten göçlerini anlattım. Aslında hepimizin komşu ve çok benzer olduğumuzu konuştuk. İyi ki bu aile mermeri ve ocak korunmuş dedim.

Daha sonra lezzetleri tatmaya başladık. San Michaili köyü kendine özgü peyniriyle meşhur, To Steadi de yerel Syros ağzında sütün en yağlı kısmı anlamına geliyor. Geleneksel Kafeneio kültüründe bu ad; sütün, peynirin en saf, en lezzetli, kıvamlı ve kıymetli halini simgelemek için kullanılıyor. Geleneksel Kafeneio kültürü ise yerellerin buluşma noktası olan sade, rahat, ev gibi köy mezecisi. Burada da sebzeleri kendileri yetiştiriyorlar, sunulan sosis, peynir, et, şarap gibi tüm ürünler geleneksel yerel ürünler ve lokal üreticiden, yapılan yemekler aile tarifleri. Menüde 8-9 çeşit sabit ve her gün değişerek eklenen 2 çeşit yemek var. Bizim tattığımız sebzeler, salatalar, peynir, sosis ve musakka, insanı çocukluğuna götüren, tadı damağında ve zihninde mutluluk baloncukları yaratan lezzetlerdi. Üstelik tüm bu lezzetler gerçekten Kafeneio fiyatlarıyla sunuluyor. Yani köylü bir ailenin rahatça gelip yiyebileceği bir hesap ödüyorsunuz. To Steadi misafirperverliğiyle, lezzetleriyle, dekoruyla hem adaya ve hem de kendi köylerine saygı duruşu sunan, ailenin 3 kuşağı ile tanışma, hikayelerini dinleme ve nefis ev yapımı lezzetleri tatma şansı bulduğumuz mükemmel bir aile işletmesi.

Geçen sene arkadaşlarımızın başlattığınız duygusal bağı bu yıl da biz devam ettirdik. 3 kuşakla da sarılarak vedalaştık. Hatta Tinos’tayken tanıştığım Türk aileye, ‘yolu biraz zorlu ve uzun, ancak değiyor, mutlaka gidin’ diyerek burayı önerdikten sonra aldığım ‘gittik ve çok mutlu olduk, teşekkürler’ mesajı beni daha da mutlu etti.

Yemeğimizi yedikten sonra köyün ilk geldiğimiz tarafına yürüyerek, kuşbakışı manzaralara nazır, enfes bir gün batımı ile akşamımızı taçlandırdık.

Gün batımı manzarasına nazır bir akşam yemeği dururken, duvarlar arasında bir avluda, manzarasız bir yemek yemenin ne alemi var?’ diye düşünebilirsiniz. Ancak her lokmasına, her saniyesine değen bu deneyim manzaradan daha kıymetli.

Bizim için Syros’u özel kılan bir diğer deneyim ise konakladığımız Peter & Tony Rooms pansiyonun sahipleri Christina, Tony ve çocukları ile tanışmak, hikayelerini öğrenmek oldu. Galissas’ta sahile 2 dakika yürüyüş mesafesindeki bu bed & breakfast ı seçmemin sebebi Booking.com’da aldığı 10’a yakın puan ve yazılan yorumlardı. Alt katı bir fırın & kafe & butik, üst katında da 6 oda bulunan, çocukluğumuzda alıştığımız pansiyon kavramının tam karşılığı olan bir işletme Peter & Tony Rooms. Odalar ufak ama rahat, ferah, tertemiz, pırıl pırıl, minik balkonu, Yunan usulü son model ses geçirmeyen kapı, pencere ve kepenkleri, ve de her sabah yediğimiz leziz omlet ve çırpılmış yumurtalarıyla, kendimizi evde gibi hissettiğimiz bir B&B oldu. Tony sarışın uzun boylu, cüsseli, konuşkan, güler yüzlü bir adam, eşi Christina daha minyon, kocaman güzel gözlü konuşkan (İngilizceyi ana dili gibi konuşan) bir kadın, kızı ve oğlu da, sabahları kahvaltı servisine yardım eden, daha sonra denizin keyfini çıkararak yaz tatilini yaşayan çocuklar. Kendi kendine yeterli, tıkır tıkır işleyen, pırıl pırıl tam bir aile işletmesi. Hikayeleri de çok dokunaklı. Tony ve abisi Peter’ın anneleri 30 yıl önce Syros adasında Galissas’ta turizmin gelişeceğini tahmin ederek burada kendisine bir arazi alıyor. Önce bir ev, ardından dükkan, ardından bir fırın & kafe ekliyor. Daha sonra da abi kardeş Peter & Tony rooms ismiyle üst kata odalar ekliyor. Christina’nın annesi de babası da Ermoupoli’li zengin ailelerden geliyor. Babası eskiden gemi kaptanıyken uzun deniz yolculuklarından birisinde büyük bir kaza geçirince kaptanlığı bırakmaya ve Kanada’ya yerleşmeye karar veriyor. Ancak gitmeden Ermoupoli’de Christina’nın annesi ile tanışıyor ve aşık oluyorlar. Kanada’ya gitmeden önce ona ‘1 sene beni bekle, gelip seninle evleneceğim ve Kanada’ya götüreceğim diyor. Annesi de ‘bekleyemem ya şimdi ya hiç’ diyor, ve 2 aylık bir çiftken evlenip Kanada’nın kırsal kesimine yerleşiyorlar. Annesi kırsalda çok mutsuz oluyor. Ancak iyi kazanç getiren güzel işletmeleri olduğu için, çocuklar büyüyene kadar kalıyor. Ne zaman 3 kız çocukları da büyüyor ve yuvadan uçmak üzere, anne ‘ben Ermoupoli’ye dönüyorum’ diyor. Ve bu ültimatom ile aile 20 sene sonra Syros’a geri taşınıyor.

Ermoupoli’deki aile evlerini bir otele dönüştürüyorlar. Eskiden internet ve booking.com yokken, adalara gidenler çoğunlukla rezervasyonsuz gidip, feribottan inince otellerini bulurmuş. 30 yıl öncesinde gittiğim Yunan adalarından feribottan inince ellerinde otel tabelaları tutan ve size otellerini anlatanları hatırlıyorum. (Gerçi hala elinde otel tabelasıyla bekleyenler var, ancak sadece rezervasyonları olanları karşılama ve transfer nezaketi gösterdikleri için) İşte Christina ile Tony feribot iskelesinde yan yana tabela tutarken birbirlerine aşık olmuş bir çift. Evlenip birlikte Peter & Tony Rooms’ta çalışmaya başlamışlar.  Peter artık bir ortak değil, Galissas’ın en bilinen taksicisi. Her sabah gelip kahvesini burada içiyor. Christina ve Tony oteli, kafeyi ve butiği işletiyorlar. Tony bizim her sabah önce 1 saatlik yürüyüş, ardından deniz keyfimiz sonrası oturduğumuz kahvaltıda sadece omlet veya çırpılmış yumurta yememize inanamayarak, aç kalacağımız korkusu ile fırından yeni çıkmış hamur işlerini yedirmek, taze portakal suyu içirmek için çok uğraştı. ‘Yoruldunuz, su için’ diyerek şişe şişe sular verdi. ‘Çay sever Türkler’ dedi, Ahmed Tea ile en iyisini sunmaya çalıştı. Son sabah yol çıkarken ‘acıkırsınız’ diyerek yanımıza kruvasanlar, börekler, sular, lokumlar verdi. Christina; adaya dair bize çok güzel tavsiyelerde bulundu, gitmek istediğimiz yerlere rezervasyonlarımız yaptı, her bir deneyimimizi ilgiyle dinledi. Lüks bir otel değil, ancak her şeyiyle son derece yeterli bir B&B. İnsana zaten diğer insanlarla kurduğu ilişki ve temasın duygusu geçiyorsa mutlu oluyor, son derece tatmin ayrılıyor. Biz de Peter & Tony Rooms’da 1 haftalığına güler yüzlü, geniş gönüllü bir ailenin sıcacık bir ortamına dahil olmuş hissettik kendimizi.

İyi ki 🙂

Syros’ta konaklama için kendimize Galissas’ı merkez almış olmamız da ödülü bol bir seçimdi. Çünkü Galissas’ta efsane gün batımları yaşadık , sabah ve akşam deniz muhteşem keyifliydi, adanın diğer bölegelerini keşif için çok doğru bir lokasyondaydı, ve de Kini veya Varis kadar kalabalık değildi. Gerçekten burada yaşadığımız gün batımları çok özeldi.  Kimi zaman kumsaldan, kimi zaman mendirekten güneşi batırdık. Ancak en çok da 10 dakika merdivenlerle tırmandığımız Chapel of Santa Pakú’a gittik. Çünkü burada güneşin denize batışını izleyebiliyorduk.

Syros Coğrafyası ve Tarihi

Aslında ada sadece 84 km² büyüklüğünde ancak kuzeyi ve güneyi doğusu ve batısı çok farklı coğrafi ve yaşam karakterine sahip. Güney kıyıları korunaklı plajları sayesinde deniz tatili için çok uygun, ancak batı ve doğu kıyıları daha sakin, bakir ve doğal. İç kesimlerde alçak tepeler, taş teraslar ve kolayca ulaşılan küçük köyler varken Kuzey’de daha yükseklerde yolları daha virajlı, dik ve zorlu ancak ödülleri büyük yerleşimler var.

Syros’un bugünkü kimliği 19. Yüzyılda şekillenmiş. Sakız adasından (ne yazık ki) Osmanlı kıyımlarından kaçan ve de 1821’de başlayan Yunan Bağımsızlık Savaşı sırasında diğer bazı ada ve kıyı kentinden göç eden Yunanlılar Syros’a yerleşmiş. Bu göç dalgası kısa sürede Ermoupoli’nin bir şehir olarak doğmasına yol açmış. Ermoupoli, yalnızca birkaç on yıl içinde Doğu Akdeniz’in en önemli ticaret limanlarından birisi hâline gelmiş. Gemicilik, tersaneler, bankalar, ticarethaneler ve sanayi sayesinde ada büyük bir ekonomik refah dönemi yaşamış. Bugün Ermoupoli sokaklarında yürürken görülen görkemli neoklasik yapılar, bu dönemin mirası.

İki İnanç, Tek Ada: Syros

Syros, Ortodoks ve Katolik kültürlerinin birlikte yaşadığı nadir adalardan birisi. Ada yüzyıllardır hem Katolik hem Ortodoks katedralleri, mezarlıkları ve farklı dini gelenekler bir arada barındırmış, günlük yaşamı birlikte şekillendirmiş. Ano Syros ağırlıklı olarak Katolik geçmişini korurken, Ermoupoli daha çok Ortodoks nüfusun geliştiği bölge. Yüzyıllar boyunca iki topluluk festivalleri kendi geleneklerine göre kutlamış, ve aslında bu adaya çok renkli bir kimlik katmış. Özellikle Paskalya döneminde iki mezhebin alaylarının aynı şehirde buluşması, farklı şekildeki kutlamaların adayı şenlendirmesi, adanın hoşgörü kültürünün simgesi olarak anlatılıyor. Bu kültürel birliktelik, Syros’un mimarisine, kiliselerine ve sosyal yaşamına da yansımış.  

Syros’a Özgü Gastronomik Ürünler

San Michali peyniri, Syros loukoumi, Halvadopita, kapari, rezene… Syros mutfağı, kendine özgü bir karaktere sahip.

Özellikle Syros’un gastronomik simgesi olan San Michali peyniri, Avrupa Birliği tarafından koruma altına alınmış, Yunanistan’ın tescilli (PDO) peynirlerinden birisi. İnek sütünden üretiliyor, uzun süre olgunlaştırılıyor. Parmesanı andıran ama daha aromatik bir karaktere sahip.

Syros’un en ünlü lezzetlerinden Loukoumi, yalnızca bir tatlı değil, adanın tarihini günümüze taşıyan bir gastronomik miras. 19. yüzyılda adaya gelen Sakız’lı göçmenlerle birlikte getirdikleri sakızlı lokum kültürünü, Syros’ta bergamot, gül, mandalina ile çeşitlendirerek günümüze taşımışlar.

Syros’a özgü Halvadopita ise iki ince gofret arasında bal, yumurta akı ve kavrulmuş bademle hazırlanan geleneksel bir başka tatlı.

Syros sucuğu, baharatlı ve hafif tütsülü yoğun aromalı bir lezzet.

 

Syros’ta şarap üretimi çok küçük ölçekli ancak son yıllarda yeniden canlanan bağcılık sayesinde Parakopois, Freris, Ousyra, Nikos Chatzakis gibi birkaç butik üretici organik ve kaliteli şaraplar üretiyor. Syros iklimine ve teruarına uygun olarak kuvvetli aromalı gövdeli beyazlar ve güzel rose şaraplar içmeye hazırlıklı olun.  

Adanın kurak yamaçlarında doğal olarak yetişen kapari turşusu, kuru iklimi sayesinde aroması yoğun çok lezzetli. Adanın incir, bergamot, limon, mandalina reçelleri de oldukça başarılı.

Eğer seyahatiniz Ağustos ayına denk gelirse; Loukoumi Festivali’ne,  Finikas’ta Kakavia Balık Çorbası Şenliğine, Geleneksel balıkçı teknesi çekme töreni Pezotrata’ya, Tsipouro Gecelerine, Kini’de 15 Ağustos gecesi fenerlerle kutlanan Fotarides’e denk geleceksiniz, tabi bir de köylerdeki Panagirilere. Kaçırmayın!

Özetle Syros…

Syros bir yandan keyifli bir deniz tatili yaparken, aynı zamanda mimari keşifleri seven, şehir sokaklarında yürümeyi, müze ziyaret etmeyi, konserler dinlemek isteyenler için çok uygun bir ada.

Aynı gün içinde sabah denize girip, ardından bir müze gezip, kahvenizi kalabalık bir meydanda yudumlayıp,  öğlen sahilde bir tavernada yemek yiyip, akşam tarihi tiyatroda konser dinleyip, akşam yemeğini Neo Klasik bir binanın avlusunda yiyebileceğiniz, ya da güneşi adanın kuzey kırsalındaki tepe köyünde batırıp, yerel bir meze evinde adanın gastronomi köklerine leziz bir yolculuk yapabileceğiniz bir ada olan Syros, böylesi bir çeşitliliği sunabilen nadir adalardan.

Şehir kültürünü, ada zamanıyla harmanlayan Syros, hem hızlı veya yorucu olmayan günlük hayatın doğal akışı, hem de lüks veya gösteriş peşinde olmayan ruhuyla, çok sevdiğimiz hatta burada yaşanır dediğimiz bir ada oldu. Özgün mimarili kent dokusu, yıl boyu yaşayan kültür ve ada ruhu dengesi bana göre Syros’u çok özel bir ada kılıyor.

  

SYROS ROTALARI ve REHBERİ  

Adanın Kalbi: Ermoupoli (Ermoupouli konaklama, yeme içme, alışveriş önerilerimiz yazının sonunda yer alıyor) 

Adanın Ortodoks sahil şehri olan Ermoupouli adeta bir açık hava mimari müzesi. İki tepenin arasında amfitiyatro gibi kurulmuş Ermoupouli, pastel renkli neoklasik konaklar, mermer meydanlar ve kubbeli kiliselerden oluşan mimarisi ile Ege’nin zarif kraliçesi adeta. Daha feribotla yaklaşırken alışılagelmiş beyaz kübik evleriyle Kikladik mimariden çok farklı bir yere geldiğinizi hissediyorsunuz.

Ermoupoli 19.yüzyılda Doğu Akdeniz’in en önemli ticaret limanlarından birisi olduğu için çok zenginleşerek, İtalyan etkisinde inşa edilen şehir konakları, geniş merdivenleri ve meydanlarıyla Avrupa atmosferinde görkemli bir şehir kimliği kazanmış.

  

  • Belediye Sarayı: Adanın sosyal yaşamının merkezi olan Miaouli Meydanı, kahvelerini içen yerel halk, alışveriş yapan aileler, ziyarete gelen turistlerle, günün her saatinde çok canlı bir atmosfere sahip. Meydanın görkemli yapısı ise Alman mimar Ernst Ziller’in tasarladığı Belediye Sarayı.
  • Syros Arkeoloji Müzesi: Belediye Binası’ndaki Syros Arkeoloji Müzesi, 1834 yılında kurulmuş, Yunanistan’ın en eski müzelerinden ve ilk Kiklad müzesi. Erken Kiklad dönemine yani MÖ 3ooo’lere tarihlenen Syros, Amorgos ve Kythnos arkeolojik kazılarından buluntuları sergiliyor
  • Milano’daki La Scala’dan ilham alınarak 1864 yılında inşa edilen küçük ama etkileyici bir opera binası olan Apollo Tiyatrosu, adanın kültür ve sanat merkezi.
  • Vaporia bölgesinde yer alan Aziz Nikolaos Kilisesi, neoklasik mimarisi, mavi kubbesi ve görkemli iç mekânıyla Kikladlar’ın en etkileyici Ortodoks kiliselerinden birisi olarak adanın simgelerinden.
  • Kiklat Sanatı Müzesi: Ermoupoli Sanat Merkezi’nde yer alan müze, Kiklad kültürünün erken dönemlerine ait eserleri ve sergileri sunuyor.
  • Endüstri Müzesi (To Mouseio Viomichanikis): Ermoupoli’nin sanayi geçmişini, adadaki üretim tarihini sergiliyor.
  • Markos Vamvakaris Meydanı

 

Ermoupoli’nin tepelerine doğru, denizin hemen üzerinde yükselen Vaporia ise aristokrat konaklarıyla Syros’un ve Ermoupoli’nin en zarif mahallesi. 19. yüzyılda deniz ticaretiyle zenginleşen armatör aileleri burada yaşamış. Bugün denizin üzerindeki kayalara tünemiş görkemli konaklar, Syros’un kartpostal görüntüsünü oluşturuyor. Vaporia’da, Astakos Syros deniz mahsulleri ile ünlü bir gastronomi durağı. Merdivenlerden Asteria sahiline inmek ise şehirde bir ayrıcalık.

Vaporia sahili Asteria Syros’un en ilginç yüzme deneyimlerinden birisi. Ermoupoli’nin tarihi Vaporia mahallesinin altındaki doğal kaya platformları, sabah erken saatlerde şehirden yürüyerek denize girmek, yüzerken kayaların tepesine tünemiş neoklasik evleri seyretmek, kumsal yerine kayalıklar ve platform üzerinden doğrudan derin mavi sulara atlamak, kayalık platformlar üzerindeki Ciel plaj kulübünde güneşlenmek,  şık tavernada yemek isteyenler için eşsiz ve ikonik bir deneyim. Denizin hemen kıyısında kayalar üzerindeki platformda yer alan Ciel, büyüleyici manzarasıyla sadece deniz keyfi değil, harika brunch, kahve, öğle yemeği ve akşam kokteylleri sunuyor.

(Ermoupouli konaklama, yeme içme, alışveriş önerilerimiz yazının sonunda yer alıyor) 

 

Zamanın Orta Çağda Durduğu Ano Syros

Ermoupoli’nin tepelerindeki 13. yüzyılda Venedikliler tarafından korsan saldırılarından korunmak amacıyla kurulmuş bir kale yerleşimi olan Ano Syros, yamaca kurulu daracık labirent gibi sokakları, taş kemerli geçitleri, begonvilli dar merdivenleri, renk renk çiçeklerle süslü avluları, minik meydanları, beyaz badanalı şiir gibi mimaride evleri, küçük Katolik kiliseleri ve denize bakan teraslarıyla nefis bir Orta Çağ masal kasabası. Ermoupoli’den yalnızca birkaç dakika uzaklıkta olmasına rağmen bambaşka bir dünya.

Öyle muhteşem bir manzarası var ki Ano Syros’a ‘Syros’un Balkonu’ şeklinde bir isim taktım.

En güzel keşif şekli, kendinizi sokaklara bırakmak, çünkü köyün güzelliği belirli bir rota izlemekten çok, labirent gibi sokaklarında kaybolmak. Nasıl olsa yol size tanıdık bir yerlere çıkartıyor.  Ancak en tepede yer alan Agios Georgios Katedralinden Ege’nin panoramik manzaralarını izlediğinizden emin olun.

Ano Syros’un tepesindeki bu Aziz Yorgi (Agios Georgios) Katedrali, adadaki Katolik cemaatinin tarihi ve manevi merkezi. Ayrıca Ano Syros’un merkezinde bulunan ve müzisyen Markos Vamvakaris’in Müzesini gezin. Syros doğumlu Markos Vamvakaris, bıraktığı 6000 şarkıyla kendisinden sonra gelen bestecileri etkilemiş, rebetiko müziğinin babası ve Yunan müziğinin en önemli isimlerinden birisi olarak kabul ediliyor. Küçük bir müzeye dönüştürülmüş evi, Vamvakaris’in kişisel eşyaları, fotoğraflarını, kendi müziği eşliğinde sergileniyor.

  • Ermoupoli’yi ayaklar altına alan manzarasıyla Braziliana Bar, frape & kahve & tatlı ve kokteyl keyfi için ideal bir adres.
  • Maison de Meze ise Ano Syros’un dar sokaklarında tatlı avlusunda enfes mezeler ve adaya özgü şarküteri ürünleri sunan keyifli bir bir ouzeria.
  • Ano Syros’un üstlerinde yer alan Apanohoritissa ise Ermoupoli’yi kuş bakışı izleyen kesintisiz manzarasıyla taverna lezzetleri sunuyor, gün batımı saatlerinde ideal bir lezzet durağı.
  • ANO – The Upper Cocktail Bar: Ermoupoli’yi ayaklar altına seren bu kokteyl barda Gün batımını izlemek, şehrin ışıklarını seyretmek, yaratıcı kokteylleri ve eşlik eden küçük tabakları tatmak güzel bir deneyim.

 

  

San Michalis (Ai Michalis) – Gün Batımı ve Lezzet Rotası

Adanın kuzeyinde yer alan San Michali, Syros’un en önemli gastronomik ürünü olan San Michalis Peynirinin doğduğu köy. PDO (Protected Designation of Origin) statüsüne sahip bu peynir inek sütünden üretiliyor ve uzun süre olgunlaştırılıyor. Klasik San Michali ve farklı olgunlaşma sürelerine sahip çeşitleri var. Köy ise rüzgârlı ve nefis manzaralı bir tepede, biraz terk edilmişlik duygusu yaşatan, aslında hayvancılığın ve peynirciliğin az da olsa devam ettiği, sessiz sakin, gerçek bir köy. Biz Syros’taki en unutulmaz deneyimi burada yaşadık.

  • To Steadi: yazımın başında anlattığım bizim için Syros’u çok özel kılan, adada yaşadığımız en otantik ve en sevdiğimiz deneyim, akşam gün batımından 1 saat önce gidip, yemek yiyip, sonra güneşi batırmak en iyisi
  • Chatzakis Winery başka bir akşam gün batımına nazır şarap tadımı & peynir tabağı
  • Plakostroto yine gün batımına nazır başka bir Yunan restoranı.

 

 

Deniz & Yeme İçme & Konaklama Keyfini Bir Arada Barındıran Koylar

  • Asteria (Vaporia sahili): Klasik bir plaj değil burası, Syros’un en ilginç yüzme deneyimlerinden birisi. Ermoupoli’nin tarihi Vaporia mahallesinin altındaki doğal kaya platformları, sabah erken saatlerde şehirden yürüyerek denize girmek, yüzerken kayaların tepesine tünemiş neoklasik evleri seyretmek, kumsal yerine kayalıklar ve platform üzerinden doğrudan derin mavi sulara atlamak, kayalık platformlar üzerindeki Ciel plaj kulübünde güneşlenmek, şık tavernada yemek yemek isteyenler için eşsiz ve ikonik bir deneyim. Denizin hemen kıyısında kayalar üzerindeki platformda yer alan Ciel, büyüleyici manzarasıyla sadece deniz keyfi değil, harika brunch, kahve, öğle yemeği ve akşam kokteylleri sunuyor.

  

  • Galissas, adanın Yunanlılar tarafından en sevilen plajlarından birisi ve bunun haklı nedenleri var. Korunaklı koyu, uzun ve geniş kumsalı, altın renkli ince kumu, uzun süre sığ giden denizi, tertemiz ve berrak suyu sayesinde, özellikle ailelerin hem yüzmek hem de uzun saatler geçirmesi için ideal. Gün batımları da nefis. Ayrıca hemen yanı başında otel, pansiyon, kafe, tavernalar, fırın ve market de var.
  • Galissas’ta muhteşem bir gün batımı deneyimi şansı da var. İsterseniz kumsaldan, mendirekten güneşi batırabilirsiniz.  İsterseniz de 10 dakikalık bir yürüyüş ile Chapel of Santa Pakú’dan güneşin denize batışını izleyebilirsiniz.
  • Aile pansiyonu: Peter & Tony Rooms (yukarıda anlattım neden çok sevdiğimizi)
  • Havuzlu aile otelleri: Benois, Remvi, Fraçoise
  • Kumsalın önünde havuzlu aile oteli: Dolphin Bay Family Beach Resort
  • Modern oteller: Blue Lagoon, Caldera Suites, Syros Inn, Ventoura Studios & Apartments
  • Aventoura, sahilde gün batımına nazır modern bistro & taverna
  • Savvas, modern ve güzel Yunan lezzetleri sunan hoş ve rahat bir taverna
  • Iliovasilema Taverna, rafine Yunan lezzetleri sunan şık ama biraz pahalı bir
  • Galissea Bistro, bistro lezzetleri sunan bizim için dondurma durağı olan modern kafe & bistro.
  • Manousso’s Corner, gyro ve souvlaki sevenler için şiddetle tavsiye ettiğim aile işletmesi.
  • Yamma Lounge, cool bistro &kafe

  • Finikas: Korunaklı koyu, tertemiz turkuaz renkli denizi, küçük kumsalı veya kayalıklardan denize giriş imkanı, yanı koyundaki marina ve balıkçına rağmen sakin atmosferi, sahilde yer alan çok güzel taverna ve otelleri, sabahları Agathopes’e yürüyüş imkânı ve ardından yüzme imkanıyla bizim en sevdiğimi koylardan birisi oldu. Konaklama ile denizi birleştirmek isteyenler için ideal.
  • Lezzet Durakları
  • Calmo Mare: hem kahve keyfi, hem de mezeleriyle öğle yemeği sunan Yunanlıların favori adresi
  • Ora Baresto: modern bistro ve Yunan taverna lezzetlerini harmanlayan cool mekanın önündeki iskeleden denize de girilebiliyor.
  • To Kyma Taverna: geleneksel Yunan tavernası
  • Tis Filomilas: Mini müdavim tavernası
  • Sardelaki (Marina tarafı) Gözde deniz mahsulleri restoranı
  • Baobab All Day (Marina tarafı) Gözde kafe ve bistro.
  • Ntanós Bakery: Fırın ve pastanenin önünde her daim kuyruk var.
  • Oteller:
  • Anemolpgio Studios: Finikas’ta lokasyonunu, tarzını en beğendiğimiz otel.
  • Azura Syros Studios (marina tarafında modern küçük apart stüdyolar)
  • Brazzera Hotel: Denizin önünde, marinaya 5 dakika mesafede, geniş odaları, sessiz ortamıyla, uzun konaklamaya uygun.
  • Finikas’tan (Agathopes yönünde) hemen sonraki Voulgari koyunun başında yer alan Golden Palm Tree Maisonette, güzel bir konaklama alternatifi
  • Olympia Hotel (eski usul otel)

 

  

  • Kini, ince kum ve küçük çakıl karışımı plajı, tertemiz sığ deniziyle yine adanın gözde koylarından birisi. Sadece bir plaj değil, küçük bir balıkçı köyü olan Kini, sabahları sessiz ve sakinken, öğlen çocuklu ailelerle kalabalıklaşıyor, akşamları da gün batımına nazır tavernaların masaları denize kadar uzanıyor. Otelinizden yürüyerek deniz, kahve, deniz kıyısında yemek, gün batımı, dondurma keyfi yapmak istiyorsanız, kalabalıklara aldırmıyorsanız Kini size uygun.
  • Konaklama için:
  • Aniv Villa by the sea: Çağdaş tasarımlı villa aile, arkadaş grubu ve uzun dönemli konaklama için ideal.
  • Oro Suites / Poseidonia: Çağdaş tasarım anlayışıyla zarif mimaride, plajin ve denizin hemen yanı başında, ancak kendine ait bahçesinde sessizlik ve sakinlik sunan, Syros’un rafine konaklama alternatiflerinden birisi.
  • Blue Harmony Hotel: Kini Plajı’nda, denize, tavernalara yürüyerek, araba kullanmadan bir tatil isteyenler için sakin atmosferli küçük butik otel.
  • Pino di Loto: Kini plajına 300 m mesafede 6 odalı B&B aile misafirperverliği sunan bir apart.

  • Yeme – İçme-Plaj:
  • Alleou Ylou: gün batımında ve öğle yemeklerinde gözde bir taverna, ve de plaj kulübü
  • Tzitzikia Taverna: geleneksel leziz Yunan tavernası
  • Sea Vitamin: Kahve ve tatlı keyfi
  • Aeriko: minik plaj kulübü ve kafe

  • Chrousa köyü & Varis plajı: Adanın güneyinde, çamlar arasında tarihi malikanelerin yer aldığı Chrousa köyünden geçerek ulaştığınız Paralia Varis, korunaklı derin koyu, dar kumsalı, sığ denizi ve birçok taverna & plaj kulübü ile ailelere çok uygun. Rüzgârlı günlerde bile deniz genellikle sakin olduğu için çocuklu ailelerin ilk tercihi, ve de biraz kalabalık. Konaklama için Armia Experience Hotel güzel bir alternatif. Enlefko Taverna: adanın ünlü ve gözde bir tavernası. N’plo, kahve ve tatlı keyfi için güzel. Vox Grill, Kiboo Bistro, Rive Cove Bistro: Üçü de hem restoran hem de plaj kulübü olarak hizmet veriyor. Vari’ye gitmişken mutlaka uğramanızı tavsiye edeceğim bir adres var: Makryonitis Syros Distillery (Damıtımevi): 2017’den beri Makryonitis ailesinin geleneksel yöntemler ve modern teknikleri birleştirerek sınırlı sayıda ürettiği el yapımı içkilerin tüm ham madesi – üzümler, incirler, meyveler, bitkiler, otlar tamamen Kikladlar’dan geliyor. Syros, Santorini, Tinos, Serifos ve Paros’taki küçük bağlardan toplanan Assyrtiko, Monemvasia, Serfiotiko üzümlerinin posalarını damıtarak dinlendirip elde ettiği ödüllü tsipouro zarif, dengeli ve aromatik bir versiyon. Syros’taki Maronia, Gaitania, Loumbardika incirlerini her Ağustos, elle toplayarak taze incirden damıtılan ilk içkiyi üretmişler, 2023’te damıtılmış, 3 yıl Fransız meşe fıçılarda yıllandırılmış, ‘23.03’ isimli bir Tsipouro tattık, konyak, viski ve rom sevenler için kaçırılmaması gereken bir lezzet. Her yılın şişesi farklı, her biri benzersiz oluyor. Şekersiz sadece keçiboynuzu şurubuyla hazırlana çikolata, karamel aromalı Keçiboynuzu Likörü, yerel otlar, narenciye ve sakızla aromalandırılmış çift damıtılmış tsipouro Plantae, Sakız adasından gelen Mastiha ile 1930’a uzanan aile tarifiyle damıtılmış sofistike bir Sakız Likörü

 

  • Achladi: Varis’den hemen sonra güney doğuda karşınıza çıkan Achladi küçücük korunaklı bir kumsal koy. Burada yer alan Hotel Emily hem konaklama hem de plaj tesisiyle deniz keyfi sunuyor. Achladi Fish Taverna da güzel bir balıkçı. Eğer her gün aynı kumsalda denize girmek, çok fazla keşif yapmadan sakin bir tatil yapmak istiyorsanız uygun olabilir. (OLEN Syros, Achladi ile Agathopes arasında Syros’un güneyindeki tepelikte kayalıklara oyulmuş, 10 dönüm bakir arazide, doğayla bütünleşen, denize doğrudan erişimi olan, 7 süitten oluşan lüks butik bir retreat. Plato, Yuva ve Mağara konseptindeki odaların her biri doğayla iç içe tam bir mahremiyet sunuyor.)

 

 

  • Agathopes: Adanın batısında yer alan Agathopes, korunaklı nispeten ufak kumsal bir koy. Syros’un en ünlü ve popüler plajı. Hem ince kumu ve sığ deniziyle ailelerin favorisi, hem de plaj kulüpleri ve tavernaları ile gençlerin. Dolayısıyla bize biraz kalabalık ve müzikleriyle gürültülü geldi. Ono Beach Club gözde ve trendy plaj kulübü. De La Gracia adanın sevilen gözde tavernası. Konaklama için modern Calma Boutique Hotel ve Akrogiali Hotel güzel alternatifler. Eski usul otel olan Krinakia uygun fiyatlı bir alternatif. Haziran ve Eylül aylarında kalabalıklar gelmeden koruma altındaki Akdeniz foklarının zaman zaman görüldüğü bir koy.

  

 

  • Güneybatı Rotası Poseidonia Köyü & Posidonai koyu:
  • Poseidonia (Dellagratsia): 19. yüzyılda zengin tüccarların yazlık konaklar yaptırdığı, çamlar ve palmiyeler arasında görkemli malikane ve villalarla ev sahipliği yapan zarif bir köy. Poseidonia kırsalında Melydrone Taverna ve Ekeidana Taverna çamlar altında yemek yemek için güzel alternatifler. Ekeidana, Posidonia sahile inerken, harika tarihi bir Posidonia konağının bahçesinde yazın ağaçların altında, kışın da taş ve ahşap salonda sıcaklık ortamda, aile sofrası atmosferinde, yerel ürünlerle hazırlanmış lezzetler sunan bir taverna olarak kalbimizi kazandı. Melydrone Taverna da lokallerin çok sevdiği rahat ve keyifli bir Yunan lokantası.

  • Buradayken müze olarak hizmet veren Posidonia Belediye Binası ya da diğer adıyla Tsiropina Konağını ziyaret edebilirsiniz. Tarihi bir anıt olan etkileyici taş bina, 1916 yılında Posidonia’da (o dönemde ismi Della Grazia’da), Burgonya’dan bir mimarın tasarımına uygun inşa edilmiş bir sanat eseri gibi. Konak, 1887 ve 1891 yılları arasında iki kez Ermoupolis belediye başkanlığı yapan Konstantinos Tsiropinas’ın eviymiş. 20. yüzyıl aristokratlarının yazlık konutların mimarisine mükemmel bir örnek olan bina, daha sonra Posidonia Belediye Binası olarak kullanılmış, şimdi ise etkinliklere ev sahipliği yapan, ziyaret edilebilir bir konak.

 

  • Poseidonia’nin hemen altında, Agathopes’ten Finikas yönüne doğru hemen sonra gelen Posidonai sahili ise kuzey rüzgarına biraz açık çakıl taşlı bir koy. Agathopes’e yürüme mesafesinde yakın, ama gürültüsünden uzak olacak şekilde, sürekli esen, ferah bir ortamda konaklamak isteyenler için Di Mare Hotel güzel bir alternatif. Otelin altında yer alan Fetouri Taverna ise Syros’un ünlü bir gastronomi durağı.
  • Megas Gialos: Doğuda yer alan Megas Gialos geniş bir koy olduğu için rüzgara ve dalgalara açık. Daracık kumsal ve çakıl taş karışımı bir sahili var. Burada Dusk Grill & Coffee ve Agnadi Coast, denize nazır püfür püfür bir kahve keyfi için güzel alternatifler. Konaklama ve yeme içme seçenekleri de var.

 

Deniz ve Yeme İçme Keyfini Bir Arada Sunan Plajlar

  • Delfini: Kini’nin hemen kuzeyinde, turkuaz renkli pırıl pırıl berrak denizi, altın renkli kumsalı, ılgın ağaçları ile daha doğal ve bakir bir kumsal. Uzun yüzüşleri ve şnorkel yapmayı sevenler için koyu çevreleyen kayalıkları çok güzel bir su altı yaşamı da sunuyor. Sahilde yer alan iki kafe ve azıcık içeride yer alan Delfini Taverna ile deniz keyfine öğle ve erken akşam yemeği eklemek için ideal.
  • Komito: Agathopes’un hemen yanında. Ama atmosfer tamamen farklı. Geniş bir koyda, taşlık ve çakıllı bir sahil olan Komito, gençler arasında popüler olmasına rağmen daha sakin ve sessiz. Turkuaz. cam gibi bir denizi var, uzun yüzme seansları için ideal. Nomad kahve & plaj kulübü, kafe ve bistro hizmeti veriyor. Halk kullanımına açık duş var.

 

Sadece Deniz Keyfi Sunan Issız Plajlar

  • Armeos: Galissas’ın hemen yanında 10-15 dakikalık patika yürüyüşüyle ulaşılan küçük koy, doğal, bakir, sakin çakıl taşlı sahilin pırıl pırıl temiz bir denizi var.

  • Amplea: tavernası, kafesi, plaj kulübü veya şemsiye şezlong hizmeti olmayan ıssız bir plaj. Taşlardan denize girişi biraz zorlu ve her koyda normalde halk kullanımına açık bir duş varken burada yok, Ancak, bakir deniz sevenler için yine de güzel bir alternatif. Koyun azıcık üzerinde yer alan Elefthia Luxury Suites, izole bir lokasyanda tamamen kafa dinleyecek sakin bir tatil isteyenler için ideal.
  • Varvarousa ve Grammata: Adanın daha kuzeyinde yer alan, doğallığını korumuş, kristal berraklığında sulara sahip el değmemiş plajlara sadece tekne veya uzun yürüyüşlerle ulaşılabiliyor.
  • Bonus: Şnorkel İçin En İyiler: Delfini, Komito, Ampela, Galissas ve Kini’nin kayalık bölümleri + Gün Batımı İçin En İyiler: Kini, Galissas, Komito

 

Harika Doğa & Tarihi Keşifler ve Yürüyüşler:

  • Apano Meria: Syros’un en az ziyaret edilen noktası olabilir. Ancak taş teraslar, kuru tarım, keçiler ve rüzgârın şekillendirdiği peyzajıyla, bölgenin doğal ve kültürel mirasını tanıtan Apano Meria Kültür Merkeziyle, adanın geleneksel kırsal yaşamını anlamak için güzel bir durak. Biyolojik ve jeolojik çeşitliliği ile Natura 2000 ağının bir parçası ve de Kastri-Halandriani ve Grammata gibi antik kalıntılara ev sahiplliği yapan Apano Meria civarı ise, geleneksel Kiklad mimari kalıntıları ve çok iyi korunmuş doğal güzellikleri geleneksel dokusuyla yürüyüş ve tırmanış rotası.

  • Saint (Aziz) Stefanos Mağara Şapeli: Galissas yakınlarındaki Saint Stefanos Şapeli, efsaneye göre bir balıkçı tarafından inşa edilmiş. Balıkçı dev bir ahtapot tarafından denizin derinliklere sürüklenirken, çaresizlik içinde Aziz Stefanos’a dua eder ve kurtulur. Ona minnetinden deniz kenarındaki kayalık bir mağaranın altına bu küçük şapeli inşa eder. Galissas’tan Aziz Stefanos’a yürüyüş patika yoldan yaklaşık 2,5 saat sürüyor. Şapele vardığınızda, önce denize nazır krokalya bir terasa adım atıyorsunuz ve üzerinde büyük bir haç bulunan küçük çan kulesi sizi karşılıyor. Ege Denizi’ne nazır minik mağara şapel görebileceğiniz en güzel manzaralardan birisi. Şapelin içi ise beyaz badanalı duvarları, güzel ikonaları, mum yakılan adaklığıyla, sade ve huzurlu, çoğu turistin hiç görmediği kutsal bir yer. Saint Stefanos’ta 19 Ağustos ve 26 Aralık tarihlerinde yılda iki kez kutlama yapılıyor. Bu yortu günlerinde kalabalıklar tekneleriyle şapele geliyor, özel bir ayin sonrası loukoumi ile hac yolculuğu tamamlanıyor.

ERMOUPOULİ YEME İÇME, ALIŞVERİŞ, KONAKLAMA REHBERİ 

Akşam için restoran & barlar:

  • Avant Garden: Neoklasik görkemli bir binanın yemyeşil avlusunda yer alan ‘Casual Fine Dining’ restoranı, adanın en güzel ve rafine lezzet durağı. Geleneksel tarifleri modern tekniklerle yorumlayan şef, adanın modern mutfağını temsil eden rafine lezzetleri gösterişe kaçmadan, keyifli ambiyansta sunuyor
  • Mazi: Gizli bir bahçe içinde, modern taverna atmosferinde, yerel ürünleri merkeze alan yaratıcı bir mutfağa sahip bu gösterişsiz, rahat keyifli restoranda, menü mevsimlik mahsullere göre sık değişiyor.
  • Ousyra, Yunanistan’ın başarılı şeflerinden birisi Stamatis Marmarinos’un, gösterişsiz ancak rafine, yaratıcı ancak köklerine bağlı Modern Akdeniz ve Yunan mutfağı sunuyor. Deniz kestaneli bruschetta ve dışı közlenmiş, içi ağızda eriyen ızgara ahtapot nefis.
  • Liako: Et yemekleri ve çağdaş Yunan – Akdeniz lezzetleri sevenler için, ferah yeşil avlusunda modern  dekorasyonda çok kaliteli bir restoran.
  • Amvix: Neoklasik bir binanın içinde yer alan, şık ama resmi olmayan bir restoran. Klasik Yunan mutfağını modern dokunuşlarla sunuyor. İyi servis, iyi şarap listesi ve sakin atmosferiyle güzel bir seçenek.
  • Juntos Burger: Ev yapımı köfteleri ve özel soslarıyla lezzetli hamburger ve sokak lezzetleri ve de harika kokteyller için ideal.
  • Seminario: deniz mahsulleri isteyenler için çok güzel bir seçenek, somonlu siyah taglieteli nefis.
  • To Tsipouradiko tis Mirsinis: geleneksel ev yemekleri, ızgaralar, yerel peynirler ve aile sıcaklığında atmosfer sunan klasik bir taverna.
  • Luma: Pad Thai, sushi roll gibi Asya ve İtalyan sokak lezzetlerini harmanlayan hoş bir konsept.
  • Ikizen: Sushici
  • Roga Wine Bar: Syros şaraplarını tadabileceğiniz nefis bir şarap barı
  • Porte: Adanın en güzel kokteyl adresi
  • Quatro: Sahilde keyifli bir bar
  • Nuru: sahilde casual bir bistro

Gündüz için kahve & brunch & öğle yemeği:

  • To Kastri: Öğlen yemeği için mutlaka Agrotourism Women Cooperative of Syros “to Kastri” ‘ye gidin. Syros’ta Tarımsal Turist Kadınlar Derneği’nin girişimiyle açılmış harika bir lokanta burası. Nesiller boyu aktarılan geleneksel yerel tariflere sadık kalarak, yerel ve mevsiminde malzemeler kullanarak, yerel kadınlar tarafından hazırlanan nefis ev yemeklerinin tadına doyum olmuyor.
  • Django Gelato & Coffee: Sadece doğal ve taze süt/meyve kullanarak hazırladığı organik dondurmalarıyla ünlü, adanın en iyi dondurmacısı ve 3. nesil kahvecisi
  • Jar: Ermoupoli’nin sevilen kahvecisi ve vegan kafesi.
  • Armadillo Coffee Brewery: Nitelikli kahve ve taze fırın işleri sunan kahveci.
  • 7 Ento: Ara sokakta asmaların altında lokallerin favorisi kafe ve kahveci.
  • P’syra
  • Heart
  • Soul Brunch
  • The Corner Cafe
  • Box of Bush (vejetaryen)
  • Melikraton

Fırın & Tatlı & Alışveriş:

Ermoupoli’de limanın hemen arkasındaki Stamatiou Proiou caddesi ve onu kesen sokaklardan oluşan Manavika mahallesi eski çarşı bölgesi. Hâlâ günlük hayatın nabzını tutan, baharatçılar, kasaplar,  fırınlar,  peynir dükkânları, yerel ürün mağazaları burada.

  • Athymaritis: Adanın en köklü pastanelerinden biri. Halvadopita ve bademli kurabiyeleri tatmak için doğru adres.
  • Artisti: yerel halkın günlük alışverişi yaptığı fırın. Ispanaklı peynirli börek ve susamlı ekmek nefis.
  • Livadaras: 1870’lerden bu yana Loukoumi üretim yapan en köklü isimlerden birisi. Gül, bergamot, sakız ve mandalina lokumları nefis
  • Sykoutris: yine adanın ünlü tarihi loukoumi üreticilerinden. Daha az şekerli ve doğal aromalarıyla biliniyor.
  • Denaxas: çok şık loukoumi hediye kutuları hazırlayan eski aile işletmelerinden biri.
  • Korres: Loukoumi yanında geleneksel tatlılar ve halvadopita da üretiyor.
  • Syrou Delights ve Loukoumas: Loukoumi almak için diğer doğru adresler
  • Kazazis: Ermoupoli’nin en sevilen gurme dükkânlarından biri. San Michali, Louza, Bal, Kapari, Reçeller ve Şarap bulabilirsiniz
  • Sandalla: Geleneksel tekniklerle el yapımı deri sandalet üreten özel atölye-dükkan.
  • Chrisanti Zarari (Takı & Tasarım): Yerel sanatçıların el yapımı özgün takı ve aksesuar tasarımlarını bulabileceğiniz butik.
  • Hydora Concept Store: Limanın sonunda harika bir konsept mağaza.

Ermoupouli’de Konaklama:

  • Aristide Hotel Ermoupoli: Syros’un en etkileyici butik oteli. 19. yüzyıldan kalma neoklasik bir konakta hizmet veriyor. Odaların her biri farklı tasarlanmış; çağdaş sanat eserleri, yüksek tavanlar ve özgün mobilyalar otelin karakterini oluşturuyor. Sanat koleksiyonları, Art Deco dokunuşlar ve sürdürülebilirlik ön planda. Çatı terası gün batımı için çok özel. Şehrin restoranlarına ve meydanlarına yürüyerek ulaşılabiliyor. Sessiz bir sokakta olmasına rağmen merkezin tam içinde.  9 suit odası olan otel, tasarım & sanat oteli sevenler, gastronomi odaklı seyahat edenler, kültür gezginleri için ideal.
  • Hotel Ploes Vaporia: Syros’un simge otellerinden birisi haline gelen bu şık butik otel, tarihi Vaporia mahallesindeki kayaların ve denizin hemen üzerinde yer alıyor. Sabah pencereyi açtığında Ege’yi görerek uyanmak, isterseniz denize, isterseniz de Ermoupouli’ye yürümek çok keyifli bir deneyim. 19. yüzyıl konağı, tarihi atmosferini koruyan, sanat eserleriyle bezenmiş zarif iç mekânlara sahip 8 odalı butik otele dönüştürülmüş. Denizde özel yüzme alanı, deniz manzaralı terasları ve balkonlarının yanı sıra Café Ploes, gün batımı kokteylleri için ada klasiklerinden.
  • Castro Hotel Syros: 1857’de inşa edilmiş eski bir şehir konağının özenle restore edilmesiyle oluşturulmuş küçük 9 odalı bir butik otel. Mimari detayları çok iyi korunmuş, hatta İtalyan sanatçılar tarafından boyanmış tavanlar bile duruyor. Gösterişli değil; zarif, sessiz bir lüks. Şehir merkezine çok yakın. Kahvaltısı, Spa, hamam, şarap mahzeni ve Kiklad mutfağı sunan restoranı var
  • Palazzo Santa Maria: 1874’te inşa edilmiş, Kültür Bakanlığı tarafından koruma altına alınmış bu tarihi binada her oda zamanında Syros’a gelmiş, performans sergilemiş ve bağı olan ünlü kişilerden esinlenerek Maria Callas, Frank Sinatra, Rudolf Nureyev adını almış.
  • Hotel Argini: yüzyıldan kalma neoklasik bir konak Polykretis ailesi tarafından 7 yıl süren özenli ve titiz bir restorasyon sonrası, yüksek tavanlarından zarif dekoratif detaylarına döneminin sanatını yansıtan şık bir otel. Otelde hamam, spa, iç havuz ve Kiklad mutfağı sunan Elexis restoranı yer alıyor.
  • Kois Konağı: yüzyıldan kalma bir başyapıt olan bu tarihi konak, UNESCO tarafından tarihi anıt olarak tescillenmiş. Tarih ve modern konforun buluştuğu zarif bir sığınak olan konakta 400 m² yaşam alanı ve çift kişilik yatak odası sadece size ait. Konağın en can alıcı ve etkileyici özelliği muhteşem tavan freskleri. Adeta bir mücevher olan bu konağı ada tarihine ve mimariye ilgi duyanlar önceden rezervasyonla ziyaret edebiliyor.
  • Kois Loft: Ermoupolis merkezinde hareketli yaya caddesinin üzerinde yer alan, uzun süreli konaklamalar için tasarlanmış 150 m² loft daire, endüstriyel tasarımla modern şıklığı buluşturan zarif bir konaklama adresi.
  • Kois Misafirhanesi, Kois Loft’un hemen yanında yer alan, iki katlı 70 m²’lik bir stüdyo – sıcak ve çağdaş bir konaklama seçeneği
  • Diğer beğendiğimiz Makul Fiyatlı Ermoupouli Otelleri
    • Alma Syros by Soul: Ermoupouli’nin kalbinde, özgün, modern, duyarlı tam bir bizşehir oteli, ve biz buraya bayıldık
    • Soul Suites
    • Eclectic Hotel (sahile yakın)
    • Hotel Hermes (sahilde)
    • Villa Selena Hotel
    • The Nestorian Hotel
    • Syrou Melathron

ATHENS VOİCE SUMMER 2026 DERGİSİNDE SYROS SEVER VEYA SYROS’LU YUNANLILARIN ADA HAKKINDAKİ GÖRÜŞLERİ (AI ÇEVİRİSİ)

Aggeliki Evripioti (Harvard mezunu Yunanlı mimar, Fransa’da Siros ve Paros’un Onursal Konsolosu)

Siros benim çocukluk anılarımdır. Ailem 1983 yılında adaya geldi; büyük şehirlerden uzakta farklı bir yaşamı seçtiler. Fransız olan annem yavaş yavaş hiçbir zaman pişman olmadığı bir gerçekliğe entegre oldu: Manzaranın güzelliğine, “slow living”e (yavaş yaşama), insani temasa ve günlük uyaranlara. Bir ayağım adada, diğer ayağım dünyanın başka bir yerinde olarak, kız kardeşim ve ben özgün bir ada mikrokozmosunda büyüdük. O zamandan beri pek çok şey değişmedi. Aynı yollar aynı görüntülere çıkıyor: Apano Meria’da gün batımları, Kokkina ve Fabrika’da yüzme, Ermoupoli sahilinde yürüyüş, Episkopeio gezileri, Chios caddesinde sabah alışverişi.

2001 yılında ayrıldım; Amerika’da ve başka yerlerde okudum, yaşadım. 2021’de Siros’a geri dönmek üzere çocuklarım ve eşimle birlikte ailemin yaklaşık kırk yıl önce aldığı kararın aynısını aldık. Kiklat Adaları’nın dünyanın merkezi olduğunu her zaman hissetmişimdir. Bugün adanın mimarisini dünyanın pek çok yerinden uygulamayı, berrak bir zihinle tasarlamayı, bolca yürümeyi ve aynı zamanda benzersiz bir yaşam kalitesinin tadını çıkarmayı başarıyorum. Adalarda günün zamanı daha fazladır. Düşünmek, okumak ve unutulmuş pek çok alışkanlık burada yeniden tanımlanıyor ve ne kadar dolu olursa olsun güne sığmayı başarıyor.

Siros bugün son derece değerli bir şeyi korumak için mücadele ediyor: Önceki on yılların kaygısızlığını ve insani bir arada yaşamasını. Bütün bunlar 80’li yıllardan beri neredeyse aynı kalmıştır. Kiklat Adaları’nı kaplayan aşırı yapılaşma durmuş gibi görünüyor ve Ermoupoli’nin dışındaki süreç benim adamda daha ılımlı ilerliyor.

Biri bana Siros’ta neyi değiştireceğimi sorsa, tersanenin modern bir yaklaşımla dönüşmesini ve Hermeopolis şehrindeki kentsel sahil şeridinin doğrudan değerlendirilmesini söylerdim; bu yıl kuruluşunun 200. yılını kutlayan şehir, soluduğumuz kirli havanın arınmasına yol açacaktır. Aynı zamanda, şehrin neoklasik kalıntılarıyla karşılaşmak ne kadar romantik olsa da, Kiklat Adaları’nın başkenti için daha hızlı bir bürokratik süreç faydalı olacaktır ve yetkilileri bunların restorasyonuna devam etmeye teşvik etmek sevindirici olacaktır.

Siros her mevsimin adasıdır. Doğanın, mimarinin ve sakinlerinin insanlığının zenginliğini cömertçe sunar. Giderek daha dijital, bireysel ve benmerkezci hale gelen bir dünyada, bir günaydın ve bir tebessüm bize güç vermeye, bir sonraki güne ve bu yerin geleceğine inanmamızı sağlamaya devam ediyor.

Yiannis Tzoumas (Yunanlı Ressam)

Siros, çocukluğumdan beri Ege’nin çeşitli adalarına giden gemi limana yanaştığında her zaman transit bir duraktı. Büyükbabam ve büyükannem Tinoslu olduğu için, enginar, enginar turşusu, kurutulmuş incir gibi kaliteli adalı ürünlerin tadını çıkardığımız bu adada mola verirdik.

Ancak buradaki mola gezimizin odak noktasıydı; çünkü Siros’tan yüklenen lokum (loukoumi) ve helvalı pasta (chalvadopita) sadece bize değil, diğer Yunan adalarındaki tanıdıklara da giderdi.

Yıllarca Siros’u bir ziyaretçi ve turist olarak izledikten sonra, işim ve tatillerim sayesinde adayla sık sık temas kurdum. İşim nedeniyle birçok siyasi mühendis ve mimarla tanıştım; onlar beni hem şehir merkezindeki neoklasik binalarda hem de mahallelerde gezdirip bilgilendirdiler.

Limana vardığımda beni etkileyen ilk şey, konuşma biçimleri ve ifadeleriydi; sanki şehir merkezinden uzak bir Ege diyalektiyle konuşuyorlardı.

Limanın renkli ve hareketli yaşamı, Ege’nin başka hiçbir adasında karşılaşmadığım bir şeydi. Ermoupoli’nin ilk sakinleri Tinos, Sakız ve İpsara’dan gelen mültecilerdi; daha sonra Küçük Asya’dan da mülteciler geldi. Bu mülteciler kent dokusunu ve kültürünü oluşturdular.

Ermoupoli, gururlu bir insan yapısına sahiptir. Şehrin neoklasik binaları Avrupa tarzını yansıtır. Sokaklarda yürürken açık hava müzesindeymiş gibi hissedersiniz.

Adaya yaptığım gezilerde lezzetli yerel yemeklerin tadını çıkardım: San Michali peyniri, louza, geleneksel sosisler ve lokumlar. Siros sadece tarihiyle değil, aynı zamanda mutfağı ve kültürüyle de büyüleyici bir adadır.

 

Antigoni Buxton (Kıbrıslı şarkıcı)

Yunanistan’da en sevdiğim yer, hiç şüphesiz Kiklat Adaları’dır. Bu adalara gerçekten aşığım; ziyaret ettiğim her yerde harika vakit geçirdim, bu yüzden sadece birini seçmek benim için çok zor. Yine de Siros kalbimde özel bir yere sahip. Eşsiz mimarisi, zengin tarihi ve sizi büyüleyen atmosferiyle özel bir ada. Etkileyici neoklasik binalar, pitoresk dar sokaklar ve son derece güzel taşlık manzara, başka hiçbir şeye benzemeyen bir ortam yaratıyor.

Siros’tan en güzel anılarımdan biri, ailemle birlikte kız kardeşimin ve erkek kardeşimin doğum günlerini kutlamak için yaptığımız geziydi. Ailem benim için çok önemli. Birbirimize çok bağlıyız; ister basit bir yürüyüş ister bir gezi olsun, birlikte vakit geçirmekten keyif alıyoruz. Yunanistan bizim için bizi birbirimize daha da yakınlaştıran ve paha biçilmez anılar hediye eden sevgili bir rotadır.

Asteria plajı adeta ikinci evimiz olmuştu, orada saatlerce vakit geçirirdik — neredeyse ayrılmayı unuturduk. Akşamları ise en sevdiğimiz restoran olan Ciel’de, deniz manzaralı büyüleyici bir konumda yemeğimizin tadını çıkarırdık. Ancak en özel deneyimim, limana bağlı bir teknede kaldığım zamandı. Bir sabah sırf Ermoupoli’nin zirvesine çıkıp gün doğumunu izlemek için sabah saat beşte uyandım. Etrafta neredeyse hiç kimse yoktu ve mutlak sessizlik o anı daha da büyülü kılıyordu. Oradaki gün doğumu şimdiye kadar gördüğüm en güzellerden biriydi ve manzara beni adeta büyüledi. Bu her zaman hatırlayacağım bir görüntü ve Siros’un kalbimde bu kadar özel bir yere sahip olmasının en önemli nedenlerinden biri.

 

Zeynep Atılgan Boneval