LİZBON ROTALARI

Lizbon rotaları: 

Alfama, daracık sokakları, herbiri farklı renk ve desende fayans kaplı binaları, kırmızı tuğla çatıları, küçücük balkonlara asılmış çamaşırları, güvercinleri, kilise çanlarına karışan 28 nolu tramvayın çanı ile gerçekten zamanda geriye yolculuk yaptığınız bir bölge. Wim Wenders Alfama’dan o kadar etkilenmiş ki, 1994 yılında sadece Lizbon’a adadığı Lisbon Story filmini çekmiş. Yokuşlar ile inişli çıkışlı bir bölge olan Alfamayı keşfetmenin en otantik yolu 28 numaralı tramvayı almak. Bir yandan ağzına kadar dolu tamvayın daracık sokaklardan nasıl geçebildiğine, nasıl savrulmadan o keskin dönüşleri yapabildiğine ve de dimdik yokuşlardan nasıl tırmanabildiğine hayret ederken, diğer yandan da açık hava müzesi görüntüsündeki binaları hayranlıkla izleme şansınız oluyor. Alfama’da ziyaret edilecek yerler ise: Nossa Senhora do Monte manzara noktası, Feira da Ladra bit pazarı ve Mağrib Meydanı, Lizbon katedrali, Convent of the Grace, São Vicente de Fora manastırı, şimdi ulusal panteon’a ev sahipliği yapan Santa Engrácia barok kilisesi.

 

Alfama ile Baixo arasındaki, Lizbon’un 7 tepesinin bir tanesinde yer alan 5. yy’dan kalma Castelo de São Jorge (Porta de S Jorge, Rua de Chao da Feira),  1147’de Portekiz kralının ikametgahı olmuş. Surları boyunca yürüyerek Lizbon panaroması ve deniz manzaralarını seyretmek için ideal bir manzara noktası. Özellikle gün batımında gökyüzünün ve denizin aldığı nefes kesici renkler, şehrin bina cephelerine ve çatılarına yansıdığında büyülü bir manzara ortaya çıkıyor.

 

 

Şehrin başka bir tarihi bölgesi Baixa. Bölgenin iki çekim merkezi var, Praça do Comércio ve Praça do Rossio. Zafer anıtına ev sahipliği yapan Praça do Comércio, denizin hemen kenarında yer alan dev bir meydan. Meydandaki kemerin altından geçerek ulaştığınız Rua Augusta trafiğe kapalı bir yaya caddesi, yanyana dizilmiş mağazalar ve sokağın ortasında yer alan lokal kafeler ile Beyoğlu caddesini andırıyor.

 

Rua Agusta’yı kesen Rua do Santa Justa’dan sola dönüp Rua do Ouro’ya kadar ilerlediğinizde, neo-gotik tarzındaki dövme demirden yapılmış asansör: Elvador de Santa Justa’ya ulaşıyorsunuz. 1902 yılında mimar Raul Mesnier de Ponsard tarafından Baixa ve Bairro Alto’yu birbirine bağlamak için inşaa edilmiş asansör, 45 metre yüksekliğe çıkıyor. Ve Baixa’nun keyifli manzaralarını sunuyor. Rua Aurea’dan yukarı devam ettiğinizde ise Praça do Rossio meydana ulaşıyorsunuz. Yerleri dalga görünümlü 19yy Portekiz mozaikleri ile kaplı meydan, neo klasik Nacional D. Maria II tiyatro binasına, Portekizli ünlü piyes yazarı Gil Vicente’nin heykeline, Dom Pedro IV’nun dev sütununa, bronz Fransız çeşmelerine ev sahipliği yapıyor.

 

Yine Rossio meydanında yer alan tren istasyonu ise, heykelcikler ile bezenmiş at nalı şeklindeki iki adet giriş kapısı ve tepedeki süslü saat kulesi ile gösterişli bir ön cepheye sahip. Praça do Rossio meydanından yukarı doğru çıkan Avenida Liberdade ise eski saraylardan dönüştürme lüks otelleri ve dünya markalarının mağazaları ile şehrin en şık caddesi.

 

Baixa’nın yanında yer alan Chiado ise şehrin alışveriş ve kültür merkezi. Mağazaları, üniversite binaları, müzeleri, tiyatroları restoranları ve barları ile gece gündüz hareketli ve cıvıl cıvıl bir bölge olan Chiado’da en keyifli sokakları,  Rua Serpa Pinto, Rua Garret, Calçada do Sacremento, Travessa do Carmo ve Rua do Carmo.

 

Bairro Alto renk renk çiniler ile kaplanmış yanyana dizilmiş tarihi binalar, köşe başı karşılaştığınız yaratıcı ve şaşırtıcı sokak grafitileri ile yokuşları inip çıktığınız bohem bölge. Köşebaşında beliriveren özgün bir mekan serap gibi yardıma yetişiyor, ve leziz kahveler ile yorgunluk atmanıza imkan tanıyor.  Bairro Alto’nun tepesinde yer alan Principe Real caddesi ve parkı ise, Portekizli özgün tasarımcıların butikleri, tasarım dükkanları, antikacıları ve de bugüne kadar gördüğüm en hoş park kafesi  Esplanada ile, tırmanışın her adımına değecek güzellikte. Bairro Alta’nın en güzel sokakları Rua do Norte, Rua da Atalaia, Rua da Rosa ve Rua de Sao Pedro de Alcantara. Bu sokakları kesen alçalıp yükselen daracık sokaklarda ise yine küçük sürpriz keşifler ile dolu.

 

Santos ise yeni gelişmekte olan başka bir bohem bölge. Tasarımcılar, modacıların oluşturduğu Santos Design Distrcit hareketinin damgasını taşıyan mağazaları ve şef restoranları ile şehrin yükselen mahallesi.

 

Praça do Comércio meydanından 15 nolu tramvayı alarak, önce limanı sonra da antrepo ve depolar ile dolu sahil mahallelerini izleyerek geçen 20 dakikalık yolculuk ile ulaşacağınız Belem, eski kraliyet yazlık sahil kasabası.   Belem’de yer alan 16. yüzyıldan kalma Jeronimos Manastırı, Avrupa’nın en büyük manastırlarından birisi. UNESCO kültür mirasları arasında yer alan manastırın, ince ince işlenmiş her detayı ve bahçeleri çok güzel korunmuş ve restore edilmiş.   Belem’in yeni gözdesi ise 2016’de açılan Museu de Arte, Arquitetura e Tecnologia (MAAT) müzesi. Denizin kıyısında İngiliz mimar Amanda Levete tarafından yükselen bir beyaz dalga şeklinde tasarlanmış MAAT, şehrin yepyeni sanat, mimari ve teknoloji merkezi.

 

Sahilin hemen dibinden yer alan otobanda vızır vızır geçen arabalar, sakin yürüyüşlere izin vermese de, Kaşifler Heykeli (Padrao dos Descobrimentos) ve Bélem Kulesi (Torre de Bélem) arasında okyanus kenarında kıyıya vuran dalgaları seyrederek ve rüzgarı hissederek keyifle yürüyebilirsiniz. Vasco de Gama ve Macellan gibi büyük Portekizli kaşiflerin anısına yapılmış Kaşifler Heykelinin tepesine çıktığınızda, Lizbon sahilleri ve köprüsü ve Jeronimos Manastırı ve bahçeleri harika manzaralar sunuyor.

 

Seferden dönen kaşiflerin ganimetlerinin vergilerini ödemek için uğradıkları bir kule olan Bélem Kulesi, 1515-21’den kalan mimarisi  ile esrarengiz bir atmosfere sahip. Sergilere, konserlere, dans ve diğer performanslara ev sahipliği yapan Centro Cultural de Belem ise dev bir kültür merkezi. İçinde yer alan Museu Colecao Berardo 1900’lerden günümüze Picasso, Miro, Warhol ve Dubuffet gibi çağdaş sanatçıların eserlerine ev sahipliği yapan çağdaş sanat müzesi. Belem’de meraklılarının ziyaret edebileceği diğer adresler ise Milli Arkeoloji Müzesi ve Deniz Müzesi.

 

MÜZE, KİLİSE VE LİZBON DENEYİMLERİ

  • Kaluste Gülbenkyan Müzesi,(Fundacao Calouste Gulbenkian, Avenida de Berna 45) Gülbenkyan aslında Osmanlı İmparatorluğunun yükselme döneminde yaşamış İstanbul’lu bir Ermeni. Petrol ticareti ile uğraşan Gölbenkyan kazandığı mirasın çoğunu Lizbon’da kurduğu bir vakfa bırakmış. Şahsi koleksiyonundan oluşturulan müzede, bugüne kadar gördüğüm en güzel İznik çini ve seramiklerinin yanı sıra, Çin porselenleri, mobilya ve halılar, Lalique kristalleri ve Rembrandt, Rodin, Manet, Monet, Renoir ve Degas gibi ustaların resimleri de yer alıyor.
  • Centro de Arte Moderna, Gülbenkyan Müzesi’nin bahçelerinden geçerek kısa bir yürüyüş ile ulaştığınız modern sanat müzesinde ise, Portekizli sanatçıların 20yy’dan günümüze modern ve çağdaş eserleri sergileniyor.
  • Museu Nacional de Arte Contemporanea/Museu do Chiado, Rua Serpa Pinto 4, Chiado / Portekizli sanatçıların 20yy’dan günümüze modern ve çağdaş eserleri sergileniyor.
  • Milli Eski Sanat Müzesi:15 – 18. yüzyıllar arası yüzlerce değerli milli esere ve de eski sömürge ülkelerden gelen sanatçıların eserlerine ev sahipliği yapıyor. sıra Hint, Afrika ve Sino-Portekiz sanat çizgisiyle çok zengin bir sanat arşivine sahip.
  • Museu do Design e da Moda, Rua Augusta 24,  Baixa / Kısaca Portekizce değişim anlamına gelenMuDe ismi ile de anılan müze, modanın tarihinde bir yolculuk sunuyor. Müzede aralarında Jean Paul Gaultier, Vivienne Westwood ve Yves Saint Laurent gibi modacıların da bulunduğu 230 tasarımcının 1200 kıyafet ve aksesuarı, ve de Phillipe Starck, Charles Eames, Arne Jacobsen ve Tom Dixon gibi ünlü tasarımcının, 1000 adet mobilya, cam ve mücevher tasarımları sergileniyor.
  • Sao Roche at Largo Trindade Coelho:16 ve 17 yy’larda inşaa edilen bu Barok kilisenin, heykeller bezenmiş etkileyici bir mihrabı ve resimler ile süslenmiş harika bir tavanı var.
  • Sé Cathedral,Largo da Sé / 12. ve 13. Yüzyıldan kalma bu katedralin yanıbaşında Romalılar dönemine ait manastır kalıntıları yer alıyor.
  • Expo 98 alanı: 1998 World Expo alanı olarak yeniden düzenlenen Expo 98, Santiago Calatrava’nın  için tasarladığı tren istasyonu Estacao do Oriente ve Alvaro Siza Vieira’nın tasarladığı  Portugal Pavyonu gibi, modern mimarinin harika örneklerine ev sahipliği yapıyor.  Expo 98’in içinde yer alan Parque dos Naçöes’de, Peter Chermayeff’in tasarladığı Oceanarium Akvaryum binası hem mimarisi hem de penguen, fok, köpek balığı, ahtapot, deniz atı, mercanlar gibi deniz altı dünyasının tüm canlılarını yakından görebildiğiniz dev akvaryumları ile görülmeye değer.
  • LX Factory,Rua Rodrigues de Faria 103 / Eski bir fabrika alanının modern bir dönüşüm hikayesi olan LX Factory, Lizbon’un en ilginç ve keyifli duraklarından birisi. Dış cepheleri aynen bırakılan eski fabrika ve depo binaların içinde her biri farklı ve özgün karaktere ve dekora sahip kitapçı, sanat galerileri, butik, tasarım ofisleri, organik pazar , kafe ve restoranlar yer alıyor.
  • FadoGinjiha ve Vinho Verde Lizbon ile özdeşleşmiş deneyimler. Portekizin acıklı ağıtları olan Fado, benim pek tarzım olmasa da, bu romantik ve duygusal deneyimi bir kez yaşamak ve de  arabeskin Portekizli’lerin ile aramızda ortak bir bağ olduğunu anlamakta fayda var.
  • Lizbon’un ulusal içeceği özel bir likör olanGinjiha, ve de genç, hafif ve ferahlatıcı bir köpüklü şarap olan Vinho Verde, Lizbon’da iken tadına bakılası içecekler. Ginjiha’nın tatmak için otantik bir adres olan Ginginha do Carmo (Calçado do Carmo, 37 A, Chiado) yu öneririm. Portekiz şaraplarını tatmak için en keyifli şarap barı ise Wine Bar do Castelo (Rua Bartolomeu de Gusmão 11/13)
  • Lizbon körfezinde yelken ile açarak Belem’de bulunan Kaşifler Heykeli ve Torre de Belem’e uzanan bir deniz yolculuğu yaparak, denizden şehir panaromalarını izlemek ise başka keyifli bir keşif.

 

 

LİZBON YAKINLARINDA SÜRÜŞ ROTALARI

  • Lizbon’a 24 km uzaklıktaki Sintra tarihi şehri ve 40 km uzaklıktaki Cascais sahil kasabası, 1 günlük keyifli bir sürüş rotası sunuyor.Unesco koruması altında olan Sintra kasabası, Gotik, Mısır, Mağrib ve Rönesans izleri taşıyan mimarideki kilise, bina ve sarayları ile adeta bir peri masalı Sintra. Sintra yolunda yer alanQueluz Sarayı, Sintra’nın merkezinde yer alan 15. ve 16. Yüzyıllarda inşaa edilmiş Kraliyet Sarayı, manueline ve pombaline akımlarının izleri taşıyan 16. yüzyıldan kalma Ribafrias Sarayı, neo-gotik, Hint ve Mısır etkilerinin ektektik bir karışım olan 19yy’dan kalma Montserrate Sarayı ve bahçeleri, romantik akımın temsilcileri olan Seteais Sarayı ve Quinta da Regaleria malikanesi, Serra tepesinde yer alan Portekizli mimar Possidónio da Silva tarafından tasarlanan Pena Sarayı, ve de kökleri Vizigotlara dayanan 9.yüzyılda Mağribliler tarafından işgal edilen Sintra Kalesi, Sintra’da iken görülmeye değer tarihi binalar.  Sintra’dan okyanus kıyısına inerek, Avrupa anakıtasının en batı noktası olan Cabo do Roca sarp kayalıkları, ünlü Guincho plajı ve Boca do Inferno – Şeytan Ağzı- yarığı duraklarını tamamladıktan sonra ulaştığınız Cascais ise çok şirin bir sahil kasabası. Dönüşte başka bir sahil kasabası olan Estoril’e uğradıktan sonra tekrar Lisbon’a dönebilirsiniz.
  • Lizbon’dan 1 saat uzaklıkta yer alanFatima’da, Hristiyan dünyası için çok kutsal sayılan ve her yıl 5 milyon kişiyi ağırlayan Fatima Tapınağı ve ortaçağ mimarisindeki Batalha Tapınağı yer alıyor. Ardından sahil boyu yapılacak bir sürüş rotası üzerinde, Nazare kayalıkları, şirin bir sahil kasabası olan NazareFoz do Arelho ve Sao Martinho do Porto köyleri ve de romantik bir atmosfere sahip ortaçağ tepe köyü Obidos yer alıyor.
  • Lizbon’dan,Vasco da Gama köprüsü üzerinden Tagus nehrinin öbür yakasına geçerek 45 dakikada Setubal kalesine ulaşılıyor. Troia yarımadası, Sado nehri ve Setubal kasabasının harika manzaralarını seyrettikten sonra Portekizin gurme cenneti Setubal’e inip geleneksel balık pazarını gezerek, enfes ve taze deniz mahsüllerini görmek mümkün. Ardından Arrabida Doğal parkının tepe noktasında Atlantik Okyanusu’nun muhteşem manzaralarını izleyip, Portinho da Arrabida kumsalında bir yürüyüş yapıp, pitoresk bir balıkçı köyü olan Sesimbra’da balık ve deniz mahsülleri ağırlıklı bir öğle yemeği molası verebilirsiniz. Ardından Azeitao’da şarap tadım yapıp, Palmela şarap bağları, yel değirmenleri ve şarap mantarlarının elde edildiği Portekize has meşe ağaçları arasından yola devam edip, Palmela Kalesin kulesine çıkabilir, ardından Criso Rei’de muhteşem Lisbon manzarası için durup, Ponte 25 de April köprüsünden geçerek Lizbon’a ulaşabilirsiniz.
  • Lizbon’a araba ile 3 saat uzaklıkta bulunan Porto ile ilgili detaylı bilgi için www.yolculukterapisi.com/porto

 

 

 

 

Not: Havalimanı şehrin hemen yanıbaşında. Valizleriniz yoksa metro ile 1.75 Euro’ya 20 dakika’da şehir merkezine ulaşabiliyorsunuz.

 

 

 

Zeynep Atılgan Boneval