Kim Tinos adası hakkında 45 sayfa yazmıştır bugüne kadar bilmiyorum, ancak tahimin bir Tinos’lu bile -eğer kitap yazmıyorsa- bu kadar uzun bahsetmemiştir adadan. Öyle etkilendim, ve Tinos bize öyle güzel deneyimler yaşattı ki, adanın, gördüklerimin, yaşadıklarımın, tadı damağımdaki anıların hakkını vermek istedim. Gittiğim her adanın, şehrin, beldenin, doğa harikasının bir ruhu ve enerjisi olduğuna inanırım. Kimilerinin ruhu ruhuma değer, el ele coşarız. Tinos’ta öyle bir ada oldu benim için. 45 sayfa diyerek korkutmayayım. Önce ada izlenimlerim, sonra adada etkileyici bulduğum Tinos’a özgü deneyimler ve özellikler, ardından köylerine ve koylarına dair rotalar, Tinos mutfağı ve önerdiğim restoranlar, konaklama ve alışveriş tavsiyeleri ve de ‘Tinos’u kime öneririm – özetle Tinos’ kapanışı geliyor. Yaklaşık 20 sayfa. Uzun uzun okumak istemeyenler için az evvel tüm sıraladıklarımın özet halini 4 sayfalık bir MİNİ REHBER takip ediyor. En sonda da meraklıları için; Ek bilgiler Coğrafya, Tarih, Dini, Kültürel Miraslar, Doğal Hazineler geliyor. Ek bilgiler, Tinos’a ait güzel kaynaklarda bulduğum yazıların çevirileriyle devam ediyor: Tinos’un Pyrgos, Loutra, Volax gibi köyleri Mermer Mirası, farklı birkaç müze ve sanatçılara dair… En sonda da pratik bilgiler: adaya ulaşım, araç gerekli mi? gibi konular. Umarım keyifle okursunuz, ve içinizde Tinos’a gitme şevki doğar. Çünkü biz Tinos’u çok sevdik. Adaya saygı gösterecek herkes sevsin isterim.

Tinos benim için Ege’de gördüğüm en karakterli ve özgün ada oldu.
Hiç eksilmeyen rüzgar… lacivert denizin üzerinde uçuşan beyaz köpükler… alçalıp yükselen tepeler… kıvrılarak yükselen yollar… yamaçlara tünemiş şiir gibi köyler… kafası her daim dumanlı tepeler ve zirvelerde hızla akan bulutlar… tepelerden denize kadar inen taş duvarlı taraçalar… rüzgara boyun eğmiş ağaçlar… dantel gibi işlenmiş güvercinlikler… gökyüzünde dans eden güvercinler… taş duvarlarla çevrili tarihi yürüyüş patikaları… tepelerde kiliseler… şapeller… yaban keçileri… rüzgarla şekil almış seyrek ağaçlar… kumsallarda feribot dalgalarıyla oynayan çocuklar… gençler… yetişkinler… kayaların arasında daracık bakir koylar… sabah suya düşen şapkalı teyzeler… gün batımına kadar denizi terk etmeyen adalılar… denize batan güneş… panagirilerde birbirine kenetlenen dans ve mutluluk çemberleri… Yunanistan’ın en büyük Meryem Ana kilisesi ve festivali… kutsal ikona için dizleri üzerinde ilerleyen hacılar müzeler… yamaçlardaki köylerin labirent gibi sokakları… dimdik kayalar üzerinde yer çekimine karşı durmak için birbirine yapışmış evler… daracık geçitler… çınarlı meydanlarda kahveler… nereye çıktığı belli olmayan merdivenler… çerçeveler, söveler, nişler, kemerler, tabelalar her yerde başrolde mermer… dar alanları şenlendiren muhteşem estetik mimari örnekler… atölyeler… galeriler… sergiler… şaşırtıcı tasarımlar… deniz kıyısında iyot… yamaçlarda kekik… köylerden ve limandan yükselen lezzet kokuları… zengin kültürel miras… kendine has lezzet geleneği ve el sanatları… dolu dolu deneyimlediğimiz 17 günün sonunda Tinos, kalbimde özel bir yere yerleşti.

Rüzgarın kaderini belirlediği, denizle söyleşen, güneşle oynayan, hakikatini doğallıkla ortaya koyan, köyleri, insanı gerçek bir ada Tinos.
Biraz doğanın ve doğa koşullarının insafına kalmış bir ada olduğu için aslında direnç gerektiren bir ada Tinos. Ve bence adaya çok yakışan takma isim buldum: Rifi. Kiklad lehçesinde “küçük yabani keçi” anlamına gelen Rifi, sadece bir hayvanı değil, ada direncini de yansıtıyor bence. Ve patikaları, tepeleri, yürümeyi, tırmanmayı çok seven bir oğlak-oğlak olarak tam da bana uygun bir ruha sahip Tinos.

Tinos İzlenimlerim…
Tinos, aslında uzun yıllar yalnızca Yunanistan’ın en kutsal Meryem Ana Kilisesi Panagia Evangelistria’ya yapılan hac ziyaretleri ve 15 Ağustos’taki kutsal ikona töreni ile tanınmış. Biz bu törene şahit olduk, ve asla unutmayacağım çok etkileyici bir anı olarak hafızama kazındı.
Ada pandemiden sonra daha da çok ilgi görmeye başlamış, özgün ve karakterli kimliğiyle daha çok ön plana çıkmaya başlamış.

Kikladların kuzeyinde yer alan Tinos. Andros’un altında, Mykonos’un üstünde, Syros’un doğusunda komşu olmasına rağmen, hepsini gördüğüm bu adaların hiçbirisine benzemiyor. Rüzgârı daha sert, dağları daha yüksek, hayat koşulları daha zor ancak çok büyük bir zenginliği olan dağ köylerine ve köklü geleneklere sahip. Özgünlüğünü, güçlü yaşam kültürünü ve doğal güzelliğini korumayı başarmış olmasıyla benim için Ege’nin en unutulmaz duraklarından birisi oldu.
Feribotla sadece yarım saat uzaklıkta olduğu Mykonos’tan da çok farklı bir ada. Her biri kendine has mimarisi, karakteri olan 60’a yakın dağ köyü, güvercinlikleri, zengin kültürel mirası ve gelenekleri, yerel mahsulleri ve özgün mutfağı, mermer ve seramik gibi el sanatlarıyla, gösterişli gece ve plaj hayatından uzak, sakin ve otantik bir atmosferi var Tinos’un.

Adada geçirdiğimiz 17 gün boyunca, her gün değişik keşifler ve deneyimler yaşadığımız, geceleri panagirilere katıldığımız Tinos’ta hiç yorulmadık desem. Sanki bu adada zaman daha yavaş akıyor, ve insanın ruhunu iyileştiriyor.
Katman Katman Tinos…
Tinos eğlence adası olmadığı gibi, sadece deniz, güneş, kumsal adası da değil. Tinos’ta zamanımızın çoğu plajlarda geçmedi. Aksine her biri farklı bir mimari hazine sunan köylerin labirent gibi sokaklarında yürüyerek, meydanlarında kahve içerek, uzun öğle yemekleri yiyerek, eski patikalarda güvercinlik peşinde yürüyüşler yaparak, gün batımında denizi seyrederek, Panagirilerde yerellerle birlikte dans ederek geçti. Tinos’un bence en büyük ayrıcalığı, adanın gündelik yaşamına karışabileceğiniz birçok deneyim, ve gerçek bir hayat sunması.

Biz kendimize Agios Fokas’ı (Chora’ya 1.5 km uzaklıkta) merkez aldık, ve orada çok memnun kaldığımız Golden Beach Hotel’de konakladık. Akşamları Chora’ya yürümek veya arabayı yakına park edip kolayca ulaşmak mümkündü. Her sabah sahil boyunca ister Chora’ya doğru, ister Agios Sostis’e doğru 4-6 km yürüyüş ve ardından denize girme imkanı sunan bir konumu vardı. Çok memnun kaldık.

Her gün 2 -3 farklı köy gezip, 1 koyda denize girerek kültürel, mimari keşiflerle deniz keyfini birleştirdik. Çok rüzgarlı günlerde de denizi pas geçip vadi yürüyüşü, müze, manastır, kiliseleri gezdik. (Yazımın ilerleyen bölümlerinde rotalara yer verdim.)
Ada tam bir yürüyüş cenneti. Yaklaşık 300 kilometrelik işaretlenmiş yürüyüş rotaları, granit kayalıklarla çevrili vadileri, yüksek tepeleri ve bakir koyları sayesinde bizim gibi doğa yürüyüşü sevenler için çok güzel rotalara sahip.
Tinos’ta Neler Beni Etkiledi?
Başta sakin bir Kiklad adası gibi görünen Tinos, zaman geçirdikçe önünüzde katman katman açılan bir karaktere sahip. Restoran, kafe, müze, sanat ve fotoğraf galerileri, orijinal butik ve özgün konsept mağazaları, etkileyici kilisesiyle liman kasabası Chora, telaşsız ancak her daim cıvıl cıvıl hareketli. İster gündüz ister akşam Chora’nın limanı boyunca ve de daracık ara sokaklarında büyük bir keyifle vakit geçiyor, insan hiç kalabalıktan bunalmıyor, aksine tekrar tekrar gitse de yeni bir sürprizle karşılaşıyor.

Chora’dan uzaklaşır uzaklaşmaz inişli çıkışlı tepelik coğrafyasında yamaçlara tünemiş, insanı zamanda geriye götüren geleneksel dağ köyleri yer alıyor. Daracık labirent gibi taş döşeli sokakları, geçitleri, mermer çeşmeleri, meydanı, kiliseleri, yaşam kültürü ve kendine has lezzet duraklarıyla keşfedilmeyi bekleyen 60’a yakın dağ köyü var Tinos’ta. Bu da Tinos’u, Kikladlar’ın en zengin kırsal yerleşim dokusuna sahip ada yapıyor; Pyrgos mermer ustalığı, Volax sıra dışı granit kayaları, Kardiani enfes gün batımı manzaraları darken, her köyün kendine has bir özelliğini deneyimliyorsunuz. (Naxos ve Sakız da dağ köyleri açısından birer hazinedir)

Normalde yeşile az rastladığınız, çorak bir görünüme sahip Tinos. Ancak yer altı suları ile beslenen vadiler yemyeşil birer vaha gibi, çınarlar, kavaklar, zeytinler, bostanlar, ve mimari harikası tarihi güvercinliklere bakmaya doyum olmuyor. Venedik döneminden günümüze ulaşan dantel gibi işlenmiş güvercinlikler Tinos’un simgelerinden birisi. Geometrik desenlerle süslenen cepheleri ve ince taş işçiliğiyle, Tinos’un mimari kimliğini ve estetik anlayışını yansıtıyor.

Köyleri birbirine bağlayan eski taş patikalar bugün hâlâ yürüyüş rotası olarak kullanılıyor. Biz yazın ortası olmasına rağmen çok rüzgarlı günlerde güvercinlikleri yakından seyredebilmek için Tarampados, Arnados, Falatados vadilerinde 3 farklı rotada yürüyüş yaptık.

Bu arada adanın en şaşırtıcı özelliklerinden birisi, neredeyse tamamı dağlar ve yamaçlardan oluşan yüzeyinin tamamının taşlarla teraslandırılmış olması. Nereye giderseniz gidin, kafanızı nereye çevirirseniz çevirin, tepelerden denize kadar inen taraçalar, teraslar görüyorsunuz. Zamanında adanın su kaynakları ve verimliliği çok daha yüksekken, tüm bu taraçalar tarım amaçlı kullanılıyormuş demek ki. O yamaçları tek tek taşlarla çevreleyip teraslamak gerçekten delilik. İnsan üstü bir çaba ürünü olan bu taraçalar şimdi şaşkınlık verici manzaralar sunuyor.

Tinos ayrıca sanatçı ve zanaatçı bir ada. Yüzyıllardır adadan çıkarılan kaliteli mermer sayesinde heykeltıraşlık ve taş işçiliği burada yalnızca bir meslek değil, kuşaktan kuşağa aktarılan bir yaşam biçimi olmuş. Köylerde dolaşırken mermer; ev cephelerinden çeşmelere, balkon korkuluklarından kilise süslemelerine kadar günlük yaşamın her ayrıntısında karşınıza çıkıyor.

Özellikle Pyrgos köyü bünyesindeki mermer akademisinde Yunanistan’ın en önemli mermer ustalarını yetiştirmiş. Hem Pyrgos’ta hem de adanın farklı köşelerinde çok güzel mermer işler satın alabiliyorsunuz.

TİNOS’A ÖZGÜ DENEYİMLER
Özet Liste
- Enfes dağ köylerini dolaşın ve bakir koylarda denize girin (detaylar ileride)
- Chora’da Panagia Evangelistria Kilisesi, Kechrovouni’de rahibe manastırı, Loutra’da Cizvit ve Ursuline manastırlarını, Ierás Kardías Katolik Kilisesini gezin
- Pyrgos’ta Mermer Müzesini, Yianoulis Halepas Evini, Tinoslu Sanatçılar Müzesini, Mozaik ve Çağdaş Sanat Müzesini, , Kampos’ta Costas Tsoclis Müzesini, Chora’da Tinos Kültür Merkezi ve Arkeoloji Müzesini, Panagia Evangelistria Kilisenin içindeki Tinoslu Sanatçılar Müzesini gezin

- Tarampados ve Agapi vadilerinde güvercinlik yürüyüşü, Exobourgo kalesine tırmanışı yapın
- Kardiani, Isternia tepe köylerinde, Exobourgo kayalıklarında, veya Chora sahilde gün batımı yapın
- Geleneksel köy festivalleri olan Panigiri’lerde yerellerle birlikte sabaha kadar dans edin
- Eski mermer ocağına gidin ve zümrüt yeşil göletinde yüzün (yolu çok zorlu 4X4 yüksek jip istiyor)
- T-Oinos, Messarea, Volacus, Vaptistis, Domaine de Kalathas’ta şarap tadımı yapın
- Kavalourko’da denizin içinde kayalara oyulmuş rüzgar tanrısı Poseidon figürüne a yürüyün
- Tinos’un vahşi yüzü Kolymbithres plajında adrenalin dolu dalga sörfü deneyimi yaşayın

Tinos’u En Kutsal Ada Yapan Panagía Evangelístria Kilisesi
Tinos’ta Meryem Ana’ya adanmış Yunanistan’ın en önemli kilisesi Panagía Evangelístria Kilisesi gerçekten çok etkileyici bir dini alan, ayrıca da Tinos’lu sanatçıların eserlerini sergileyen bir müze. Her sene binlerce inanan bu kiliseye hac ziyareti yapıyor. (Kilisenin neden bu kadar kutsal olduğunu Kechrovouni Rahibe Manastırına dair bölümde anlattım)
Kilise Tinos’ta halk arasında Megalochari olarak anılıyor, Yunan’cada ‘Lütufla Dolu’ anlamına gelen Megalochari, Meryem Ana’ya verilen bir unvan.

Biz Tinos’ta ilk akşamüzerimizde Megalochari’yi ziyaret ettik, yarım saat süren uzun bir kuyruk bekledik, ancak tüyler ürperten bir ayine şahit oldu. Daha sonra anlam ve önemini anladığımız ikonayı öpmek için sıraya giren inananlar, dilek dilemek ve adak adamak için mum yakanlar, sıralarda dua edenler, tütsü kokuları, yüksek tavanların her köşesinden sarkan gümüş şamdanlar, taşlara oyulmuş metinler, sıra sıra önümüzden geçen rahiplerin yüksek ancak yumuşacık sesleriyle okuduğu ayinler, kapılardan içeri sızan güneşin ışık hüzmeleri, kocaman kiliseyi büyülü ve mistik bir atmosfere bürümüştü.

Ayinin ardından kiliseden çıktığımızda, dizleri üzerinde kiliseye doğru çıkan hacıları gördük. Daha önce bunu duymuştuk ancak şehir efsanesi sanmıştık, ancak gerçekten inananlar Meryem Ana’ya saygılarını sunmak için taa limandan kiliseye kadar (yaklaşık 1kilmotere yokuş ve sonunda da 100’e yakın merdivenli) dizleri üzerinde emekleyerek ilerliyor.

Tinos’ta 15 Ağustos Meryem Ana Kutlamaları
Tinos’un en önemli etkinliği, 15 Ağustos’ta düzenlenen Panagia Evangelistria kutlamaları. Meryem Ana’nın göğe yükseldiğine inanılan 15 Ağustos, Meryem Ana Yortusu olarak kutlanıyor, tüm Ortodoks dünyasının en büyük bayramı ve de özellikle Tinos için çok kutsal bir gün. Binlerce inanan Meryem Ana’nın Göğe Kabulü törenleri için adaya akın ediyor. Çünkü Panagia Evangelistria ise Yunanistan’ın en önemli Meryem Ana Kilisesi. Yunanistan’ın dört bir köşesinden – hatta Etiyopya’dan bile – binlerce hacı adaya geliyor. Kimileri birkaç gün öncesinde kimileri de günü birlik, adaya akın akın gelen hacılar, limandan kiliseye kadar dizleri üzerinde yürüyerek adaklarını yerine getiriyor.
15 Ağustos’un Tinos için ayrıca başka bir önemi de var. 1940 yılında bir İtalyan denizaltısı tarafından torpidolanarak Tinos limanının içinde batan Yunan savaş gemisi Elly’nin bombalanmasının anılması. Savaş gemileri, anma töreninin arifesinde saygı duruşunda bulunmak için limana yanaşıyor. Aslında bir nevi donanmanın ve askerin gücünün gösterisi bu.
Panagia Evangelistria kutlamaları ise bir gece öncesinde havai fişek gösterileriyle başlıyor.

Biz kutlamalardan 2-3 gün önce adanın nasıl hareketlenmeye başladığını fark ettik. Dizlerinin üzerinde emekleyerek kiliseye tırmananların sayısı çok arttı. Gelen kalabalıklarda dikkatimizi çeken Roman ailelerin sayısı oldu. Roman’lar için Meryem Ana doğurganlığın sembolü olarak çok kutsal sayılıyormuş. Ve Tinos’taki bu kutlama, Yunanistan’ın dört bir köşesine dağılmış Roman ailelere birbirleriyle yeniden buluşma, sosyalleşme imkanı sunduğu için 15 Ağustos kutlamaları sırasındaki kalabalıkların çoğu Romanlar.
15 Ağustos sabahı törenler kilisedeki ayinlerle başlıyor. Bu ayine katılmak için kiliseye yürürken, İki tarafı bariyerlerle çevrili, yaklaşık 1-1.5 metre genişliğinde sahile kadar uzanan, kalabalıklarla dolu bir sıra oluşmuştu. Tam olarak nedenini anlayamadık. Kilise ziyarete açıktı, içerisi hınca hınç dolu olsa bile onun sırası değildi bu. Ancak daha sonra hacılar ve inananlarla kiliseden sahile kadar dolup taşan bu sıranın anlamı ortaya çıktı. Kilisede içeride kendimize zar zor bir yer bulup törenlik kıyafetlerini giymiş rahiplerin ayinleri sonrası dışarı çıkınca bayramlık kıyafetlerini bezenmiş bandoyu, askerleri ve diğer rahipleri gördük.

Kutsal Meryem Ana ikonası iki taraftan askerlerin sırtında taşıdığı bir tahta oturtulmuş halde dışarı çıkarıldı. Hiç kesilmeyen kilise çanları, bando ve rahiplerin eşliğinde sıralarda bekleyenlerin üzerinden geçecek şekilde yavaş adımlarla sahile kadar indirildi. Sırada bekleyenler, askerlerin omzunda taht gibi taşıdığı ikona tam üzerlerinden geçerken elleriyle, mendilleriyle veya telefonlarıyla ikonaya dokunarak adaklar adıyordu. İkona sahile yaklaştıkça, bayraklarla süslenmiş savaş gemilerinin kornaları da Meryem Ana Yortusu törenine dahil oldu. En son olarak jet uçakları bir geçit yaptı.

Gerçekten insanın tüylerini ürperten bir tören oldu. Yunan adalarında ve Gökçeada’da birçok Meryem Ana kutlamasına şahit olmuştuk, ancak Meryem Ana ikonasına dokunmak için sırada bekleyenlerin üzerinden askerler tarafından taşınışı, insanların o ikonaya dokunmak için gösterdiği heves, heyecan gerçekten unutulmayacak bir sahneydi. 15 Ağustos’ta, Yunanistan’ın dört bir köşesinden, kimi günü birlik kimi de önceden gelen inananlarla, Tinos sokakları ve sahili adeta bir mabede dönüştü.
Bu arada inanışa göre 15 Ağustos’ta gece yarısından birkaç dakika önce katedralin çan kulesinin tepesinde bir mucize gerçekleşiyor; Meryem Ana inanan herkese görünüyor. Efsaneler ne derse desin, tüm Hıristiyan alemindeki en büyük gün olan 15 Ağustos’ta dindarlıkla sürrealizmin el ele yürüdüğüne şahit olduğumuz kesin.
Tinos’ta Panagiriler
Yunanistan’da ve adalarda ağustos ayında birçok köyde Panigiri adı verilen geleneksel şenlikler düzenleniyor. Yine Meryem Ana Yortusu’nu kutlamak için yapılan bu törenler, köylülerin, ziyaret eden akrabaların ve son yıllar da turistlerinde katılarak hep birlikte yiyip içip eğlendiği sabahlara kadar dans ettiği kutlamalar. Biz ilk defa 10 sene önce İkaria adasında denk geldiğimi Panagirilere 10 yıldır katılmaya çalışıyoruz, çünkü birlikte eğlenme kültürünün en güzel örneği Panagiriler.
Panagiriler; genci, yaşlısı, kadını, erkeği, zengini, orta direği, herkesin bir olduğu, birlikte kol kola dans ettiği, şarkılar söylediği en demokratik eğlence. Her gittiğimiz adada bu medeni, enerji dolu deneyimi yaşamak için Panagirlere katılıp, birlikte neşeyle eğlenme özlemini gideriyoruz. En sevdiğim tarafı da, kimsenin kendini göstermeye çalışmaması, yan yana dans etmesi, birlikte aynı çemberin bir parçası olmayı kutlaması.

Kimsenin kimseye yan gözle bakmadığı, kavga çıkarmadığı, saatlerce dans edebildiği bir ortam ne kadar kıymetli. Önce yavaş ritimle başlayıp, gittikçe hızlanıp, sonunda kreşendo yapan 10-15 dakikalık çember danslar bir tür zikir hissi veriyor bana. Bu çembere dahil olmak bir nevi mutluluk iksiri, sihirli bir enerji, zamanın (5.5-6 saat) nasıl geçtiğini anlamıyor insan. Gençleşiyorsun ve moral depoluyorsun.
Genelde adaların farklı köylerinde 10-20 Ağustos arasında farklı gecelerde oluyordu. Tinos’ta ise Temmuz, Ağustos, hatta Eylül’de bile Panagiri var. Ve Tinos’un panagiri orkestrası çok şenlikli bir ortam yaratmakta usta.

2026’da Nilay Örnek ve Sinan Hamamsarılar’ın 4 yıldır deneyimledikleri Tinos aşkına dahil olduk, iyi ki de olmuşuz, bizi işte Manesis Panos’un harika bir panagiri orkestrası ile tanıştırdılar. İyi ki buluştuk, iyi ki enerjimizi, neşemizi, coşkumuzu depoladık, ‘Keşke bizim ülkemizde de bunu yaşayabilseydik’ diye içimiz buruk olsa da bir yerlerde insanların birlik olabildiğini, sevgi çemberi paylaşabilmek şahane bir moral. (Panagiri takvimini PanosManesis instagram hesabında açıklıyor, takip edebilirsiniz)

TİNOS’UN DAĞ KÖYLERİ
Özet Liste – En Sevdiğimiz Köyler
- Pyrgos: yaşayan bir müze olan ‘Mermer Köy’ün bembeyaz sokaklarında kaybolun.
- Kardiani: Dağ yamacında lokallerin fotoğraflarıyla hayat bulmuş, muhteşem gün batımı manzaralı köy.
- Volax: Granit dev kayalar arasında bir vaha
- Kampos
- Komi
- Dio Choria
- Falatados
- Ktikados & Chatzirados
- Xinara, Tripotamos
- Kalloni
- Bonus: Koumelas: küçük kilisenin yanından yürüyün ve adanın vahşi doğasının sizi ele geçirmesine izin verin.

Tinos’u keşfetmenin en güzel yolu adanın iç kesimlerine doğru ilerleyip 60’a yakın tepe köyünü keşfetmek. Adanın gerçek ruhu tam da bu köylerde. Kiklad Adaları’nın en zengin kırsal yerleşimleri Tinos’ta. Her köy farklı bir kimliğe sahip; bazıları yüzyıllardır mermer ustalarıyla anılırken, bazıları sanatçıları, bazıları ise tarım kültürü ve mimarisiyle öne çıkıyor.

Pyrgos: Mermerin Başkenti
Tinos’un kuzeybatısındaki Pyrgos, yalnızca adanın değil, tüm Yunanistan’ın en önemli mermer merkezlerinden biri olarak kabul ediliyor. Köye ilk adım attığınız anda bunun sıradan bir taş ustalığı geleneği olmadığını fark ediyorsunuz. Mermer tüm hayatın içinde. Yalnızca anıtlarda değil; meydandaki çeşmelerde, evlerin kapılarında, balkon korkuluklarında, sokak tabelalarında ve hatta günlük yaşamın en küçük ayrıntılarında karşınıza çıkıyor.

Pyrgos yüzyıllardır usta heykeltıraşlar yetiştirmiş bir köy. Mermer Müzesi mermerin tarihçesi, Yunanistan ve Tinos’taki mermer türleri, nasıl çıkartılıp işlendiği ve sanata dönüştüğünü çok güzel anlatan bir sergi alanına sahip. Ayrıca içeride çağdaş sanatçıların mermer eserleri ve enstalasyonları da, geçici sergi olarak yer alıyor. Tinos’lu sanatçılar müzesi, ve Pyrgos’ta yaşamış Tinos’un en ünlü mermer ustası Giannoulis Halepas evi bugüne kadar adada üretilmiş en güzel mermer işleri görebileceğiniz diğer müzeler.

Ayrıca köydeki küçük galeriler, sanat atölyeleri bu geleneğin hâlâ canlı olduğunu gösteriyor. Dar taş sokakları boyunca dolaşırken meydandaki kafelerde mola vermek, tavernalarda yemek yemek, yerel galerileri gezmek ve mermer işçiliğini yakından incelemek Pyrgos’u adanın en keyifli duraklarından birisi yapıyor. (Pyrgos köyüne, Mermer tarihi, müzesi, ustaları ve akademisine dair bilgiler yazının sonunda yer alıyor)
Kardiani: Gün Batımına Bakan Köy
Adanın batı yamacından birisinde dik kayalar üzerine kurulmuş Kardiani, bizim için Tinos’un en güzel köyü oldu. Gerçekten beyaz badanalı evleri, begonvillerle süslü sokakları, mermer çeşmeleri, merdivenleri ve terasları Ege’ye doğru uzayan resim gibi bir köy. Hele gün batımında altın rengine bürünen denizi ve turuncu, pembe, mor renkleri kuşanan gökyüzünü izlemek büyük bir ayrıcalık. Köyün meydanı, merdivenleri, kafe ve tavernaları, bu etkileyici gün batımı manzaralarını izlemek için biçilmiş kaftan.

Ancak Kardiani’yi en çok sevmemizin asıl sebebi, köyün sokaklarına yerleştirilmiş, yerellerinin tam o noktalarda çekilmiş siyah beyaz fotoğrafları oldu. Bu sayede köy hayatı gözünüzün önünde canlanıyor, sanki lokaller yanınızdaymışçasına yaşam buluyor. Köyün en büyük ayrıcalığı ise gün batımı.
Volax: Kayaların Arasında Bir Köy
Volax, Tinos’un en sıra dışı yerleşimi. Köyü çevreleyen dev granit kayalar ilk bakışta doğal bir açık hava heykel parkını andırıyor. Milyonlarca yıl süren jeolojik oluşumların sonucu olan bu dev kayalar, Volax’a başka hiçbir Kiklad köyünde görülmeyen bir görünüm kazandırıyor. Bu devasa oval granit kayaların, bir yanardağ patlaması, bir meteorun çarpması ya da denizin kırılması sonucu oluşabileceği düşünülüyor. Volax aynı zamanda geleneksel sepet örücülüğüyle tanınıyor. Köyde hâlâ el yapımı sepet üreten küçük atölyeler var, ve bu zanaat kuşaktan kuşağa aktarılmaya devam ediyor. Ayrıca ufacık bir ev folklor müzesine dönüştürülmüş, eski köy yaşamını, kıyafetleri, alet edevat ve antika mobilyaları sergiliyor. Yemyeşil birkaç meydanı, dar geçitleri, güzel taş evleri ve çevresindeki yürüyüş rotalarıyla Volax, Tinos’un en farklı duraklarından birisi. (Volax’a dair ek bilgiler yazının sonunda yer alıyor)

Isternia: Sanat ve Deniz Manzarası
Batı yamaçlarında yer alan Isternia, daracık sokaklarda ilerledikçe Ege Denizi’ne açılan manzaralarıyla insanı büyülüyor. Sanatçı ve zanaatkârların yaşadığı köylerden birisi olan Isternia’da geleneksel taş evlerin arasında seramik atölyeleri, küçük galeriler ve sanat dükkânları var. İsternia sahil ise özellikle yerel halkın gün batımları için buluşma noktası ve güzel lezzet duraklarına ev sahipliği yapıyor.

Triantaros ve Dio Choria
Chora’ya oldukça yakın olan bu iki köy, taş mimarileri ve çiçeklerle süslü dar sokaklarıyla öne çıkıyor. Meydanlarındaki geleneksel kafeler ve küçük tavernalar sayesinde günün her saati canlı bir atmosfere sahipler.

Komi
Verimli ovanın ortasında yer alan Komi, tarım kültürünün hâlâ güçlü şekilde sürdüğü köylerden biri. Meydanındaki asırlık ağaçların gölgesinde bulunan tavernalar ve kafeler, köye sakin bir atmosfer kazandırıyor. İlkbaharda Komi ovası ve çevresi enginar tarlalarıyla kaplanıyor, ve adanın en karakteristik manzaralarından birini oluşturuyor. Her yıl Haziran’da Komi’de Enginar Festivali düzenleniyor.
Loutra
Loutra, Tinos’un Katolik geçmişini en iyi yansıtan yerleşimlerden birisi. Venedik etkili taş mimarisi, manastırları, ve aşırı sessiz sokaklarıyla diğer köylerden ayrılıyor. Bir dönem Doğu Akdeniz’in önemli eğitim merkezlerinden biri olan Loutra, hem Ursulin Rahibeler Manastırı ve eski okul binalarına, hem de Cizvit Rahipler Manastırına ev sahipliği yapıyor. Aslında Ortodoks bir ülkede ve adada, Tinos’un Katolik kültürünü ve mirasını hissettiren özel bir durak olarak. Müze olarak gezilebiliyor iki manastır da. (Loutra’da yer alan manastırlara dair detaylı bilgiler yazının sonunda yer alıyor)

Arnados
Yamaç boyunca uzanan Arnados, panoramik manzaraları ve taş sokaklarıyla öne çıkıyor. Köy, geleneksel mimarisini büyük ölçüde korumayı başarmış. Sessiz atmosferi sayesinde özellikle yürüyüş sevenlerin uğrak noktalarından biri.

Kampos
Çok güzel manzaralara, muhteşem mimaride evlere, sokak ve geçitlere sahip bu şiir gibi köy deki Costas Tscolis müzesi görülmeye değer. (Müze hakkında detaylar yazının sonunda yer alıyor)
Tripotamos
Üç nehir arasında yer alan Tripotamos birbirine sıkıca kenetlenmiş evleriyle mimari açıdan Tinos’un en ilgi çekici köylerinden birisi. Demetra kutsal alanına yakın köy. Noel dönemindeki geleneksel “Kavos” törenleriyle de ünlüymüş.
Falotados
Adanın en büyük ikinci köyü, mimari, gastronomik, civar yürüyüşleri, bağ ziyaretleri açısından çok zengin. Enginar, şarap ve Raki festivali de ünlü.
Venardados
Venardados köyü, Pyrgos’tan hemen önceki yol virajının tepelerinde gizlenmiş, genelde gözden kaçan bir köy. Biz iyi ki gezmişiz dedik, çünkü hem köy çok güzeldi, hem de Tinos’lu 23 Sanatçı ve Mermer Heykeltıraşının Karma Sergisi çok güzel bir görsel anlatı sunuyordu. Bölgenin mermer ve sanatla olan ilişkisini hafıza, gelenek, sanatsal süreklilik ve gelenek bağlamında ele alan kürasyon, Tinos’un hem tarihi sanatsal köklerini hem de Tinos’lu çağdaş sanatçıların işlerini bir arada sunuyor.

Xinara
Katolik başpiskoposluğunun merkezi olan Xinara bizim panagirilerinden birisine katıldığımız, mimarisini çok beğendiğimiz, çok güzel bir köy.
Ktikados
Katolik ve Ortodoks nüfusun bir arada yaşadığı, Ege manzaralı ufacık ancak gerçekten büyüleyici bir köy. Paskalya pazartesi günü düzenlenen “Sevgi Sofrası” geleneğiyle de ünlüymüş.
Karia
Adanın ilk peynir imalathanesinin açıldığı geleneksel bir köy.

Kechrovouni Manastırı ve Rahibelerin Yaşamı
Tinos için çok önemli bir rahibe manastırı The Assumption of the Mother of Lord Kechrovouni – Tinos Holy Convent. 11-12. yylarda denizden 650 mt yükseklikte kurulmuş bu manastır neden Tinos’u Yunanistan’ın en kutsal adası yapmış? Çünkü bu manastırdaki rahibe Pelagia, Haziran 1822’de rüyalarında 3 hafta üst üste Meryem Ana’yı görüp, onun söylediği yerde yüzlerce yıl önce gömülmüş Miraculous ‘Icon of Mary’ mucizevi dini hazinesinin bulunmasını sağlamış. Ve hem manastır hem de bu hazine ikonaya adanarak inşa edilen Kilise Evangelistria, Tinos’u hac rotasının başına yerleştirmiş. Gerçekten çok huzurlu bir manastır.
TAMA Dergisi anlatımı: Geleneklere göre Tripotamos’tan üç kız kardeş, Meryem Ana’nın onları Kechrovouni tepelerinde rahibe olmaya çağırdığını rüyalarında görmüştür. Tarihçiler “Meleklerin Hanımı” manastırının kuruluşunu 11.-12. yüzyıllara dayandırır. Kechrovouni sadece tarihi ve mimari bir hafıza değil; alçakgönüllü rahibelerin yaşadığı canlı bir kutsal mekandır. Manastırdaki yaşlı rahibeler hayatlarını duaya, sadeliğe ve hizmete adamışlardır. Kendi pişirdikleri basit yemekleri yer, günün büyük kısmını ibadetle geçirir, yoksullara yardım eder ve kapılarını her zaman ziyaretçilere açık tutarlardı. Ölüm onlar için korkulacak bir şey değil, Tanrı’ya kavuşma yolculuğunun bir parçasıydı.

Balıkçı Köyü Panormos
Adanın kuzeybatısındaki Panormos, küçük balıkçı limanı etrafında gelişmiş sakin bir sahil kasabası. Gün boyunca balıkçı tekneleri limana girip çıkarken, kıyı boyunca sıralanan tavernalarda taze deniz ürünleri servis ediliyor. Yaz aylarında bile kalabalık hissi yaratmayan Panormos, Tinos’un en huzurlu kıyı yerleşimlerinden biri.
Pyrgos’un eskiden deniz limanı olan Panormos doğal koyu, Tinos’un kuzeydoğu kısmında yer alıyor. Geçmişte, adanın en büyük limanlarından birisiymiş, çünkü çıkarılan yeşil mermerin yüklenmesi burada yapılıyormuş. Koyun tam ortasında yer alan ıssız Planitis kayalığı kartpostallık bir manzara sunuyor. 70’lerden sonra balıkçı köyü kimliği biraz turizmle iç içe geçerek gelişme göstermeye başlamış. Biz bu limanı, restoranlarını (özellikle Marina’s), kumsal plajını, yürüyüş mesafesindeki ıssız plajlarını çok beğendik.

Mimari Miras: Güvercinlikler
Tinos’un en dikkat çekici mimari miraslarından birisi de her biri küçük bir sanat eseri olan güvercinlikleri. Özellikle Tarampados Vadisi ve çevresinde görülen yüzlerce taş güvercinlik, Venedikliler tarafından tarımsal üretimi desteklemek amacıyla inşa edilmiş. Güvercinlerin gübresi tarımda kullanılırken, adada büyük ve küçükbaş hayvancılık kısıtlı olduğu için güvercinler besin zincirinin bir parçasıymış adada. Ancak zamanla yalnızca işlevsel yapılar olmaktan çıkıp, güvercinlikleri yaptıran ailelerin prestij göstergesine dönüşmüşler. Taş ve mermerden yapılan binalar, geometrik şekiller, güneş motifleri ve değişik süslemelerle dantel gibi işlenen cepheleri, taş işçiliğinin zarifliğiyle adanın mimarisinin en eşsiz örneklerinden.

Zamanında 1200 güvercinlik kayıt altına alınmış, bunlardan 650 tanesi yıkılmadan korunarak günümüze kadar ulaşmış. Eski dönemlerde güvercinliklerin çatısı ahşap kirişler, taş levhalar ve toprakla kaplanırmış. Zamanla ticari değerini kaybetmesi ve bakımsızlık nedeniyle birçoğu harabeye dönmüş. Ancak günümüzde adadaki sivil toplum örgütleri ve şahıslar bu kültürel mirası korumak için çalışmalar yürütmüş.

Diğer Kiklad adalarında da az sayıda güvercinliklere rastlanıyor ancak Tinos’ta bolca bulunan güvercinlikler, adanın estetik simgelerinden ve mimari kimliğinin en ayırt edici unsurlarından birisi haline gelmiş. Tarampados, Agapi, Falatados, Tripotamos ve çevresindeki vadiler bu yapıların en yoğun görüldüğü bölgeler, ve köyleri birbirine bağlayan patikalarda yürüyüş yaparsanız, güvercinlikleri yakından görebiliyorsunuz. Biz ilk 3 vadiyi büyük bir keyifle yürüdük. Çok şükür ki güvercinler artık yenmiyor. Ve güvercinler hala bu yapıları yuvaları olarak kullanıyor. Birbirleriyle oyunlarını sakince seyretmek büyüleyici bir deneyim.

Tabi ki güvende olduklarını bilmek insana iyi geliyor. Tinos’un sokaklarında dolaşırken hissedilen şey, farklı dönemlerin iç içe geçmiş olması. Antik kalıntılar, Venedik surları, Ortodoks manastırları, Katolik kiliseleri, mermer konaklar ve geleneksel köy yaşamı aynı adada uyum içinde varlığını sürdürüyor. Belki de Tinos’u diğer Kiklad adalarından ayıran en önemli özellik tam da bu: Ada tarihi günlük yaşamın doğal bir parçası olarak devam ediyor.

TİNOS ROTALARI ÖZET LİSTE
1) Tinos Chora (liman kasabası)
- Panagia Evangelistria Kilisesi, Arkeoloji Müzesi
- Kahve: The Roosters, Urban Risers, Holly Hood
- Kahvaltı: Myrtillo
- Taverna: Tarsanas, Ouzeri To Plokami, Malamatenia, Anchor
- Yeni Nesil Yunan: Mikro Karavi, Eklektik
- Bistro: Myrtillo, Agkinara, Pranzo
- Kitap Kahve İçki: Antilalos
- Dondurma: Hallaris
- Şarap Bar: Cava Drosia
- Kokteyl: Cardoon, Santiago, Rumies, Koursaros, Tenok
- Tasarım: Taxidi, Manifaktura, Hallelujah, Marianna Petridi, Greek Blue Tinos, Keraso, Azalay, Greek Blue, Katsika, Ena Karo, Esiot, Sabrina Blinda Ceramics
- Fotoğraf Galeri: Dia Chronos
- Otel: Poseidonio, Tinion Urban Hotel, Oceanis, Coocono, Agali Bay Hotel, Aelos Bay Hotel
- Ev: Pnoes Tinos, Acanthus Houses, Diles & Rinies, Lithos Luxury Suites
- B&B: Aegli, Agnantio, Eleana, Fratelli, Madalena’s

2) Agios Fokas (Tinos Chora’nın yanıbaşında 1.5 km uzaklıkta deniz kenarı):
- Deniz Mahsülleri: Like Salt, Scorpina
- Taverna: Marathia, Golden Kuzina
- Kahve: Nero
- Plaj: Alemar, Sundara, Summer Drops, Apnea, Almiri
- Otel: Yenesis, Golden Beach, Marathia

Beğendiğimiz Dağ Köyleri ve Kıyı Rotaları
3) Kardianis – Isternia tepe köyleri ve yalı (sahilleri) Rotası
- Kardianis Tepe Köyü
- Lokallerin siyaht beyaz fotoğraflarının izinden gidin
- Kahve ve Ouzeria: Dimitra Traditinal Café
- Taverna: To Perivoli tis Kardianis
- Kardiani basamaklarında gün batımında gökyüzünün pembeye dönüşünü izleyin
- Gün Batımı: Sunset Bar
- Theros Luxury Suites veya Dream View Tinos’ta konakla
- Kardiani Yalı (Sahil): O Dinos (O Ntinos) taverna
- Isternia Tepe Köyü
- Gün boyu ve gün batımı için: Aménti ve Mayou
- Taverna: Fou Fou
- Isternia Yalı (Sahil): Taverna To Thalassaki taverna

4) Pyrgos + Panormos + Poseidon Kayalığı Rotası
Pyrgos Köyü
- Mermer Müzesi, Giannoulis Chalepas Evi, Tinoslu Sanatçılar Müzesi,
- Mermer Harikaları: Agios Nikolaos, Agios Dimitrios kiliseleri, Otobüs Durağı, Çınarlatı Meydanı ve çeşmesi, Mezarlık, ara sokaklarda evlerin söveleri
- Taverna: Bostani, Rifi, To Yiasemi
- Kahve + Ouzeria: Di Porto, To Kentrikon, Athmar, Platanos, O Megalos Kafenes
- Fırın: Doukas Fırın
- Alışveriş: Petros Marmarinos, Maison Stamata, Tragaki, JOVE, Armonia, Kolones, Tis Margaritas
Panormos Balıkçı Kasabası
- Taverna: Marina’s, To Limanaki, Tama, Maistros
- Kahve: Agia Thalassa
- Otel: Panormos Art Villa Suites, Aegean Dream
Poseidon Kaya İşlemesi: Kavalourko + Agia Thalassa’da veya Paralia Panormos’ta Deniz
- Yürüyüş patikasından Kavalourko koyuna yürüyüp, kayalara oyularak ortaya çıkartılmış rüzgar tanrısı Poseidon figürünü görün,
- Agia Thalassa veya Paralia Panormos kumsalında deniz keyfi yapın

5) Krok – Loutra – Skalados – Volax Rotası
- Krok Köyünde Krok moniseur’de kahvaltı
- Loutra’da Ursuline Rahibe Manastırı müzesi, Cizvit Katolik Manastırı müzesi
- Skalados Köyünü dolaşıp ardından Traditinal’da kahve
- Volax’ta folklör müzesi, dev granit kayaları, Kafenai’de kahve, Volax Taverna veya Aeraki Tiniako’da yemek, Pagoto tou Volax’da dondurma
6) Kampos – Smardakito – Tarampados Rotası
- Kampos köyü Costas Tsoclis Müzesi ve Horeftra (Xoreutra)’da adanın en güzel yemeği,
- Smardakito ve Tarampados köyleri
- Tarampados vadisindeki patikada güvercinlik yürüyüş rotası

7) Komi & Agapi Rotası
- Komi Kalais’te kahve, Svoura’da öğle veya akşam yemeği,Mpoumpou’da tatlı
- Agapi’de Majorana’da öğle yemeği
- Agapi’de patika yolda güvercinlik yürüyüşü
8) Rahibeler Manastırı, Arnados, Dio Choria, Triantaros Rotası
- The Assumption of the Mother of Lord Kechrovouni rahibe manastırı
- Arnados köyü Stella’s kahve, Artion fırın, Pantopoleio çınar altı ouzeria
- Dio Choria Akrovatis Kahve, Dio Chorio Taverna’da manzaralı yemek, Gaitis Georgios mermer atölyesi ziyareti, Dyo Tinos Konaklama
- Triantaraki + Triantaros köyleri: To koutouki kahve, Labo bar kokteyl
- Triantaros’ta Aeolis Tinos Suites’te konaklama

9) Falatados ve Steni Rotası
- Falatados Klouki’de kahve, Roz Panthiras Tinos veya Falatados Bread & Salt’ta yemek
- Steni Amiselli’de kahve ve yemek
- T-oinos şarapevini ziyaret etmek
10) Ktikados, Chatzirados, Xinara, Tripotamos Köyleri Rotası
- Ktikados: Agnati kahve, Drosia veya Rakizio tavernalarda yemek
- Chatzirados: ΚΑΦΕΝΕΙΟ ΜΑΚΕΛΕΙΟ kahveci, Xylo & Mademi taverna
- Xinara ve Tripotamos köyleri sokakları
- Tripotamos’ta Xinara House & Blacksmiths’te konaklama
11) Kalloni – Aetofolia dağ köyleri ve Kolymbithra Plajı rotası
- Kalloni’de Veggera’da kahve
- Aetofolia Sta Fys Aera ve Kounaria Tavernalarında geç öğle yemeği, Exilze Ceramics’ten el yapımı seramik, Tinos Farm to Table’da özel yemek kursu
12) Tinos eski mermer ocağı ve göleti (yolu çok zorlu 4X4 yüksek jip istiyor) + Koumelas ve Malli koyları + Marlas tepe köyü

Tinos Rüzgarı
Tinos çok rüzgarlı bir ada, ve rüzgarlı derken hafif bir meltemden bahsetmiyorum, bizim fırtına dediğimiz günler Tinos için normal günler. 17 günün sadece 2 günü rüzgarsızdı, 3 günü tayfun derecesinde rüzgarlıydı, geriye kalan 12 gün ise 5-6 bofor rüzgarla ada normallerindeydi. Adaya gidenlerin insanı sersemletici bir rüzgara hazırlıklı olması gerekiyor. Ancak adada rüzgarda bile yapacak çok aktivite, yaşanacak çok deneyim var.
Tinos’ta Plaj, Deniz ve Güneş Keyfi
Tinos, aslında Kiklad Adaları’nın en uzun sahil şeritlerinden birine sahip. Yaklaşık seksen kilometrelik kıyı boyunca kumlu koylar, çakıl plajlar, granit kayalıklarla çevrili bakir sahiller ve küçük balıkçı koyları sıralanıyor.
Tabi ki bir ada olarak deniz ve sahil keyfi de sunuyor Tinos. Ancak her daim esen sert rüzgarları sebebiyle, hangi gün hangi rüzgarda nereye gidileceğini, korunaklı plajları araştırıp bulmak gerekiyor. Poyrazın şekillendirdiği kuzey kıyıları vahşi bir güzelliğe sahip, güneyde tepelerin burunları arasında kalan derin koylarda ve küçük kayalıklarda da sakin ve korunaklı plajlar bulunabiliyor.
Ve çok şükür ki çok az sayıda ‘beach club’ sayesinde Tinos’ta deniz doğanın bir parçası olarak yaşanıyor. Geniş şezlong alanları ve yüksek sesli müzik yerine, gölgelik ağaçlar, kumsal ve çakıl koylar, kimi yerde küçük sakin tavernalar, pırıl pırıl berrak deniz, ve kendi şezlongları, şemsiyeleri, palet, şnorkel, matkotlarıyla tam teçhizatlı Yunanlarılar, adanın kıyılarını sevme sebebimiz oldu. Tabi ki tesis isteyenlere bol müzikli birkaç beach club da var.
Defalarca belirtiyorum, çünkü rüzgâr, Tinos’ta deniz ve plaj keyfini planlarken dikkate alınması gereken çok önemli bir unsur. Çünkü adanın çok sert esen rüzgarı hiç eksik olmuyor. Yaz boyunca kuzeyden esen rüzgar kuzey kıyılarını dalgalandırırken, güney ve güneybatıdaki koylar daha sakin kalsa da, adanın yüksek tepelerinden aşağı inen esinti, buraları da çok rüzgarlı hale getiriyor. Kumları uçuşturup, insanı sersem edebiliyor.

ÖZET SAHİL LİSTESİ
Poyraz’da:
- Agios Sostis, Laouti, Agios Ioannis plajları tesisli ve kalabalık – LaLa Louza Plaj Kulübü
- Kardiani ve Kalivia tesisli ve kalabalık: Dear John ve Kalyvia Beach Bar
- Agios Romanos tesisli ve kalabalık: Lefko Beach Bar – Kochyli Taverna
- Vourni tesisli ama çok kalabalık değil: Ballos ve Bianco Beach Barlar
- Vourni’nin yanı başında Odera Tinos Hotel’in kendine ait kapalı koyu var günlük giriş 120 Euro diye duyduk.
- Kionia tesisli çok kalabalık değil Akra Beach Bar, Maistrali Taverna, Illiovasilema Taverna, Ostria Taverna, Tinos Beach Hotel, Infinity View Hotel, Seaside Tinos Hotel
- Issız Plajlar: Fırtınada Αgio Μarkou kilisesinin altındaki kayalık ve daracık çakıllı plaj ve Kionia’nın başlangıcında yer alan Tsambia kayalıkları en korunaklı denize girme adresleri.
- Diğer Issız Plajlar: Agios Petros, Apigania, Agia Thalassa
- Dalga Sörfü Sevenlere: Kolimvithra ve Kolimvithra Surf Lessons Beach Bar
Lodos’ta:
- Issız Plajlar: Pachia Ammos, Lichnaftia, Santa Margarita (giderken yolda efsane fırın + kahveci 2E Boulangerie’den erzak alın)
- Kumsal: Panormos, Rochari (Alohari Bar)
- Kayalık + Çakıl: Paralia Livada & Livada Taverna (kayalık sevdiğimiz için lodosta bizim en beğendiğimiz yer burası oldu)

TÜM PLAJLAR
- Agios Fokas : Adanın en büyük plajı. 3 km boyunca uzanıyor, Chora’ya çok yakın. Ağırlıklı kumsal ancak ara ara denizde kayalıklar ve çakıl karışıyor, çam ve ılgın ağaçları gölge veriyor. Şezlonglar, barlar ve tavernalar var. Delos Adası manzarasıyla sabah yürüyüşlerimiz için idealdi. Güney rüzgarlarında daha korunaklı, kuzeyde dalgalı.
- Agios Sostis, Paralia Lauti, Agios Ioannis, Yan yana sıralanan bu üç koy da aynı özelliklere sahip. Mikonos’a bakan, sığ ve berrak sularıyla ailelerin, beach clublarıyla gençlerin favorisi ve kalabalık. Kuzey rüzgarlarına karşı korunaklı. Agios Ioannis’teki Lala Louza DJ performansları ile ünlü.
- Kolymbithra : Sörfçüleriyle ikonik karavanıyla adanın en ünlü altın kumlu plajı. İki koy yan yana. Megali Ammos isimli büyük olanda, Kolymbithra Surf Lessons isimli bir beach club var. Renkli karavanı önünde mantara benzeyen şemsiye ve şezlongları, DJ performansları ile, hem sörf, hem plaj hem de eğlence sunuyor. Mikro Ammos ise biraz daha korunaklı, plaj tavernası var, aile dostu. ve bohem atmosferiyle dikkat çekiyor. İki koy da kuzey rüzgarlarına açık, güneyde korunaklı.

- Paralia Agapiani ve Palios Agios Fylactos : Kolymbithra yakınında birisi kumsal diğeri küçük kayalık koy. İlkine Koylmbithra’dan arabayla, diğerine de 15 dakikalık yürüyüşle ulaşılıyor. Denizler kuzey rüzgarlarına açık.
- Rochari : Panormos’a 5 dakikalık sürü, 15 dakikalık yürüme mesafesinde, adanın mihenk taşlarından sayilan Alohari beach Club’a ev sahipliği yapan plaj boho ve chill atmosferiyle gençlerin favorilerinden. Kuzey rüzgarlarında dalgalı oluyor.
- Paralia Agia Thalassa : Panormos plajından yürüyerek 10 dakikada ulaştığınız, araçla biraz off road ulaşımı olan bu ıssız plaj tüm rüzgarlardan korunaklı derin bir koy.
- Kavalourko : Kayalıkların üzerinde işlenmiş Poseidon silüetine yürümek Tinos’ta mutlaka yaşanması gereken bir deneyim. Paralia Agia Thalassa’dan 10 dakikalık yürürüş ile ulaşılan bu çakıl ve kumsal koyun sonundaki kayalıklar Tinos’un rüzgarda vahşi yüzünü sergilerken, koy nispeten kuzey rüzgarlarına kapalı.
- Ysternia Sahili: Küçük balıkçı limanı, berrak sularıyla ve Syros manzarasıyla güzel. Çakıl taşlı plaj, tavernalar var. Kuzey rüzgarlarına nispeten karşı korunaklı.
- Agios Romanos : Güneyde, turkuaz sularıyla Syros manzarasına nazır korunaklı bir koy. Çam ağaçları gölge veriyor, ayrıca iki ucunda beach club ve taverna var. Aileler için çok uygun. Kuzey rüzgarlarına karşı en korunaklı yerlerden birisi.
- Apigania : Agios Romanos’tan bir sonraki koy. Tepelerden aşağı inen zorlu bir yürüyüşle ulaşılan plaj, ıssız bir koyda olmak isteyenler için güzel. Hem kuzey hem güney rüzgarlarından etkileniyor.
- Kantani : Apigania’dan kayalara tırmanarak gidilen izole koy. Kuzey rüzgarlarına açık.
- Giannaki / Kardiani Sahili: Kardiani köyü altında, kısmen sakin ve aile dostu kısmen de Dear John beach club tarafından domine edilen koy. Dinos (O Ntinos) ta yemek, bu koyu ziyaret için değer. Kuzey rüzgarlarına karşı nispeten korunaklı.
- Kalivia : Kardiani’nin altında Giannaki’nin yanındaki kumsal, sığ ve berrak sularıyla, doğal ağaç gölgeleriyle yüzmek için keyifli olsa yüksek sesli bir beach bar var. Kuzey rüzgarlarına karşı korunaklı.
- Paralia Agios Petros : Ortasında ismini aldığı şapelin bulunduğu ıssız, romantik, kumsal plajın dikkat çeken özelliği önündeki gemi batığı. Geniş olduğu için tüm rüzgarlardan etkileniyor.

- Mali : İzole ve ulaşması zor olsa da, Andros manzarasına nazır, yeşilimsi mermer renginde parlıyan deniziyle çok güzel bir keşif. Kuzey rüzgarlarına açık.
- Vathi : Issız ve izole bu çakıllı plaj şapeliyle kartpostallık bir manzara sergiliyor. Kuzey Güney rüzgarlarında daha korunaklı.
- Pachia Ammos : Altın kumullarıyla çölü andırıyor. İzole ve huzurlu ama rüzgarlı günlerde zor oluyor. Kuzey rüzgarlarında dalgalı.
- Livada : Heykelsi kayalar, siyah kumlu ve çakıllı plaj ve vahşi güzelliğiyle beni en etkileyen koy. Güney rüzgarında ideal.
- Lychnaftia : Siyah-beyaz çakıllı sakin ve ıssız plajda Ilgın ağaçlarının altında oturmak ve turkuaz denize girmek çok keyifli. Güney rüzgarlarında epey korunaklı.
- Santa Margarita : Doğuda, turkuaz denizi, kumsal ve çakıl taşlı sakin ve ıssız plajıyla güney rüzgarlarında güzel bir koy.
- Kionia : Antik Poseidon tapınağı önünde, aile dostu ve kozmopolit bir plaj. Tavernalar, Tinos oteli plajı ve birkaç beach club var. Kuzey rüzgarlarına karşı korunaklı.
- Vourni : Küçük kumsalda Ballos ve Bianco Beach Barlar var, Vourni’nin yanı başında Odera Tinos Hotel’in kendine ait kapalı koyu var günlük giriş 120 Euro diye duyduk. Kuzey rüzgarına karşı nispeten korunaklı.

TİNOS’UN KENDİNE HAS MUTFAĞI VE BEĞENDİĞİMİZ RESTORANLAR
Tinos’un mutfağı da adanın karakterini yansıtan en önemli unsurlardan biri. Enginar, kapari, bakla, pembe domates, deniz börülcesi, kekik balı, yerel şaraplar ve rakomelo gibi ürünlerin yanı sıra Tinos, peynirleriyle de ünlü, hatta ada dışına epey peynir ihraç ediyor: biber aromalı PDO tescilli Kopanisti, taze Petroma, olgunlaştırılmış Balaki, yumuşak Kalathoto ve Malathouni, kabakta olgunlaştırılan mavi Kariki, kaynatılmış Graviera, ve Volaki, Sklavotyri Castelano peynirleri ve tuzsuz peynir Adaya özgü denemeye değer peynirler. Ayrıca şarküterileri de özel Tinos’un: baharatllar ve kırmızı şarapla marine edilen, tütsülenip kurutulan ince dilimli louza, rezeneli domuz sosisi salsici, sarmısaklı Tinos salamı.
Geleneksel tarifleri arasında: domuz etiyle yapılan, sarımsak ve tatlı şarapta yaklaşık 4 saat marine edilen sosis Skordoloukanika, yumurta, peynir, süt, maydanoz, skordoloukanika veya syglina, tuz ve karabiberle yapılan; domuz yağıyla kızartılan omlet Furtalia, peynir, yumurta, şeker, vanilya, sakız ve tarçınla doldurulmuş tatlı peynirli börekler Tsimpites, un, su, limon ve yağın kızartılıp üzerine tarçın, bal ve şeker eklendiği Xerotigana tatlısı var. Son yıllarda genç şeflerin açtığı yaratıcı restoranlar geleneksel tarifleri modern mutfak anlayışıyle buluşturarak dinamik ve taze bir gastronomi sahnesi yaratmış.
En Sevdiğimiz Restoranlar – Özet Liste
- Kampos köyünde adanın en muhteşem gastronomi deneyimi Horeftra (Xoreutra)
- Kardiani sahilde rafine taverna O Dinos (O Ntinos)
- Kardiani tepede 100 yıllık asma bağlarının altında To Perivoli tis Kardianis
- Isternia deniz kıyısında rafine taverna To Thalassaki
- Panormos’ta aile tavernası Marina Panormos
- Köy meydanında, çınar ağacının altında rafine mezeler: Komi – Svoura & Steni – Amiselli
- Sahilde deniz mahsülleri ağırlıklı rafine tavernalar: Chora- Tarsanas, Agios Fokas: Like Salt, Scorpina, Marathia
- Chora’da geleneksel taverna: Ouzeri To Plokami ve Malamatenia
- Yeni Nesil Yunan: Chora’da Mikro Karavi,
- Tarladan sofraya : Pyrgos’da Bostani ve Rifi & Krok’da Veneranda (ev yapımı zeytinli ekşi maya ekmek)

BEĞENDİĞİMİZ RESTORAN / KAFE / FIRIN / PASTANELER
- XOREUTRA (HOREUTRA): Kampos’ta geleneksel lezzetlerin yaratıcı bir şekilde sentezlendiği gastronomi durağı adanın en beğendiğimiz restoranı oldu. Tinos’un güzel köylerinden birisi olan Kampos’un tarihi meydanında yer alan Horeutra; yörede derin kökleri olan bir ailenin, gelenekseli modernlikle harmanlayan harika bir gastronomi önerisi hikayesi. Önce bakkal, daha sonra köyün buluşma noktası kahvesi, ardından geleneksel bir ouzeria (meze mekanı) olan bu alan, Tinos’un yeni gastronomi kimliğini ifade eden bir restorana dönüşmüş. Mutfak felsefesi; mevsiminde kendi ürettikleri malzemeleri, yerel mahsulleri ve yerel tariflerin ön plana çıkarıyor. Kendi bahçelerinden gelen sebzeler, ev yapımı yerel peynirler, Tinos enginarı ve adanın taze malzemeleri, otantik tarifleri yaratıcılıkla birleştiren tabaklarda başrolü oynuyor. Tarçınlı musakka, Tinos peynirli mantar dolması, baharatlı köfte Soutzoukakia, karadutlu dana kaburga, kuzu güveç, şarapta horoz, dana yanağı buğulama gibi yemeklerle, Tinos mutfağına modern bir bakış açısı yansıtıyor. Sevgili Nilay Örnek’in tutkunu olduğu gnocci’si var bir de. Köyün misafirperverliğinin, ada hafızasının ve yerel gastronominin sofraya konan tabaklara yansıdığı bu deneyim, Kampos tarihinin yaşayan bir devamı ve Tinos’ta yaşanabilecek en otantik lezzet deneyimlerinden birisi oldu bizim için.
- RİFİ: İsmi Kiklad lehçesinde “küçük yabani keçi” anlamına geliyor. Adanın en karakteristik köylerinden birisi olan Pyrgos’ta, Tinos’ta doğmuş, birlikte büyümüş 2 arkadaş (Manos Marmarinos, Antonis Papadakis) yanlarına Amorgoslu şef Aris Roussos’u alarak, tarihi bir aile tavernasını yeniden canlandırmaya karar verip, gelenekle gelecek arasında güzel bir diyalog sunan yeni bir soluk getirmişler. Tinos mahsüllerini, lezzetlerini ve anılarını canlı tutarken, yaratıcı dokunuşlar ekledikleri mezeler ile aile ve dostlar sofrası sıcaklığında bir gastronomi noktası yaratmışlar. Eski tarifler, kimliklerini kaybetmeden şefin modern bakış açısından geçiyor. Tinos’a özgü fourtalia, koyun köftesi, otlu tavuk, domuz fileto ve oğlaklı yemekler, adanın gastronomi mirasını ön plana çıkaran seçeneklerden sadece birkaçı. Domatesler, yaban enginarları, kapari ve Tinos peynirleri yerel üreticilerden geliyor. Kiklad esintileriyle Pyrogs mermerini harmanlayan ferah tasarımından, begonvil ve melisalı bahçesine, özel içki menüsünden enfes lezzetlerine, büyük bir arkadaş bahçesini hatırlatan atmosferiyle çok beğendiğim bir restoran oldu.

- Tarsanas, Chora: Tinos limanında, balıkçı teknelerinin tamir ve kışlama için karaya çekildiği bölümde, özellikle Yunanlı müdavimlerinin ‘kimse Antonis gibi balık pişiremez’ dediği Antonis Ghion, yıllardır kendi tersanesinde azıcık masayla başladığı, şimdi büyük bir tavernaya dönüşen lokantasında müşterileriyle hala birebir ilgileniyor. En kaliteli malzemelerle, tanıdık ama kendine özgü yemekler ve deniz mahsulleri sunuyor.
- Dinos, (O Ntinos) Kardiani sahilde, kayaların üzerine deniz manzarasına ve Syros’un ışıklarına nazır tünemiş bu restoran, gün boyu dolup taşıyor. Bugün mutfakta, Dino’nun oğlu Antonis Vamvakaris var. Her misafiri, günün taze tutulmuş balığı yapılan leziz kakkavia balık çorbası ikramıyla karşılayan bu restoranda bizim favorilerimiz marine edilmiş uskumru salatası, karidesli biberli spagetti, ızgara ahtapot ve kalamar oldu.
- To Thalassaki, Isternia Sahil’de Yunanistan’ın en iyi restoranlarından birisi olarak anılan bu restoranda şef Antonia Zarpa’nın mutfak yetenekleri gerçekten deneyimlemeye değer. Isternia’nın küçük limanında dalgaların kıyıya vurduğu yerde, Antonia ve eşi Aris Tatsis’in yarattığı gastronomi durağı ilham verici bir Yunan mutfağı sunuyor. Özellikle; taze meyvelerle sunulan Avgotaraho balık yumurtası, zeytinyağında Tinos enginarı, feta peyniri, domates ve otlarla hazırlanan Yunan salatası, mercanköşk, verbena, kekik, nane, tarhun gibi aromatik otlarla kızarmış kabak, sarımsaklı ekmek, deniz mahsullü vongole, taze ızgara fangri veya iskorpit, tatmaya değe lezzetler.
- San To Alati (Like Salt) Aghios Fokas plajında yer alan bu masalsı aile tavernası bizim en sevdiğimiz, hem baş başa hem de arkadaşlarla lezzetlerine ve sohbete doyamadığımız restoran oldu. 2014 yılında Maria & Plakas çiftinin açtığı taverna, her gün öğlenden itibaren gece 11’e kadar hep dolup taşıyor. Deniz mahsulleri ağırlıklı Yunan lezzetlerini gerçekten en güzel halinde sunan bu samimi lokantada, peynirli kıymalı domatesli ılık ıspanak , tütsülenmiş patlıcan böreği, enginar salatası, sarımsaklı patates püresi, ızgara sardalya, ahtapot ve fangri çok güzeldi. Masalsı diyorum çünkü her taraf masal kahramanlarına ait çizimlerle dolu, öyle ki insan kendini zamanın durduğu bir masalın içinde kalabalık bir aile evinde sofrada mutlu hissediyor burada. Her yemek sonrası ikram ettikleri sakız likörü de bu leziz mutluluğu taçlandırıyor.
- Mikro Karavi, Stamatoula ve Antonis Psaltis kardeşlerin restoranı, somellier ve ekip lideri Marina önderliğinde, yemyeşil bir avluda, özenle tasarlanmış ve dekore edilmiş bir atmosferde, Kiklad mahsullerine ve tariflerine yaratıcı dokunuşlar getiren yeni nesil Yunan mutfağı sunuyor. Bizim tatma imkanı bulduğumuz tatlı dahil 12 farklı tabağın hepsi kendine özgü bir tarz ve lezzete sahipti. En büyük sürprizi mahzen olarak kullanılan tarihi hamam bölümü.
- Traditinal Cafe Dimitra, Kardiani’nin kalbinde, bir zamanlar her şeyden biraz sunan eski bakkal, yıllar içinde bir kafe-ouzeria-meze evine dönüşmüş. Dimitra’nın Kardiani’nin ara sokağında balkonlara ve kaldırıma attığı masalarda ev yapımı börekleri ve köftelerini tatmak gerçek bir Tinos ev yemeği deneyimi.
- Megalos Kafenes, Pyrgos’un muhteşem meydanında yer alan ve yüzyıldan fazla süredir hizmet veren bu tarihi kahve/mezeciye adım, atmak sanki zaman kapsülüne girmek gibi. Argyris, kuşaklar boyu ailesine ait olan geleneksel kafeyi restore edip ona yeniden hayat vermiş, ve yıllara meydan okumasını sağlamış. Çınar ağacının gölgesinde, annesinin el yapımı nefis galaktoboureko (baklava içi peynirli sütlaç), portokalopites (portakallı şerbetli kek)ini yerken kahvenizi, veya ouzo’nuzu, biranızı yudumlayabilirsiniz.
- To Agnanti, Ktikado. 50’lerin sonlarında yerel halkın ihtiyaçlarına göre çeşitli gıda maddeleri ve tarım ürünleri satan bir bakkal olarak açılan bu mekan, Yiannis ve Eleni Harikiopoulou tarafından zamanla ouzeria, yani meze tavernasına dönüştürülmüş. Gün batımında kızıl renklere bürünen mekan çok nostaljik bir atmosfere sahip, çok misafirperver bir atmosfere sahip.
- Marathia, Agios Fokas: 20. yılını kutlayan bu ünlü Yunan tavernası, sahibi Marinos Souranis’in birlikte çalışmaya başladığı genç şef Michalis Marthas ile yeni bir sayfa açmış 2026’da. Adanın çiftçilerinden ve üreticilerinden gelen sebzeler, otlar, baklagiller, peynirler, etlerle biraz daha yaratıcı tabaklar yaratılmaya ve sürdürülebilirliğe önem verilmeye başlanmış. Mesela, enginarın etli kısmının yanı sıra enginar yapraklarını da turşuya dönüştürülmüş, sebzelerin dikenleri bile keçilere yem yapılmış.
- Golden Kuzina, Aghios Fokas. Golden Beach otelin yanı başında yer alan restoranda, kendi bostanlarından gelen taze mahsullerle hazırlanan Kiklad ve Bahçıvan salatası, Enginarlı çıtır tart, domatesle harmanlanmış Tinos louza ve peynirleri, hafif ateşte yavaşça pişirilmiş ahtapot, ızgara balık fileto, damla sakızlı musu gerçekten çok güzel.
- Drosia, Ktikados, “Vassili’nin Tavernası”, adanın tarihi ve özgün tavernalarından birisi. 3 kuşaktır bir aile işletmesi olan Drosia, ilk olarak şimdiki sahibinin dedesi tarafından bir şarap tavernası olarak açılmış, 1970 yılında Vassili ve eşi Eirini, menülerini zeytinyağlılar, sebzeler ve yeni yemeklerle zenginleştirmişler. Enginar böreği, limon soslu oğlak eti, sarımsak sosuyla hafif kızartılmış mezgit balığı güzeldi.
- Plokami, Chora’da yer alan bu aile tavernası, Isternia koyundan taşınmış, yediğimiz tüm yemekler, başka hiçbir restoranda olmayan şahsına münhasır leziz tabaklardı. Bulunduğu meydan arka sokaklarda, atmosferi pek yok, sadece Yunanlılar yemek yiyor, ancak bugüne kadar yemek yediğimiz en değişik tavernaydı.
- Myrtilo, Chora’nın ara sokaklarında, antik bir kuyuya sahip tarihi bir marangoz atölyesi, sevimli bir gündüz gece mekânına dönüştürülmüş. Rahat bir aile Yunan bistrosu atmosferinde kahvaltı için kuyruklar olurken, günün her saati ve akşam için Yunan lezzetleri
- Taxidi, Chora’da sanat galerisi, konsept mağaza, kafe ve kültür projesinin birleşimi. Muhteşem giyim, aksesuar, kitap ve sanat koleksiyonlarına ev sahipliği yapan mekanda, Tinos peyniri, kapari ve yaban enginarı, şarap eşleşmesi de çok güzel.
- 2E Boulangerie, Sadece bir fırın deyip geçmeyin, bu gerçek bir şef artizan fırını. Renos ve Eirini, Viotia’da tarihi bir taş değirmenden aldıkları doğal unu kendileri yoğurup, nohut ve soğandan elde ettikleri mayayla 70 saat boyunca olgunlaştırıyor. Fındıklı, cevizli ve kuru üzümlü ekmek, siyah sarımsak, kurutulmuş domates, ezme, zeytin ve feta peynirli tam tahıllı ekmekleri, kruvasanları, börekleri hepsi harika. Plaja giderken kahvenizi ve yanında yiyeceklerinizi veya evde kahvaltı, akşam yemeğine ekmek almak için ideal bir fırın.
- Mesklies Pastanesi, Chora. Limanda 1985 yılından beri lychnarakia (tatlı peynirli çörekler) badem ezmeli kurabiyeler, bal ve tarçınla kızartılmış xerotigana, ev yapımı çikolata.
- Traditional Butcher, Chora’da Marko’nun dükkânı olarak da bilinen bu kasap hem kendi hazırladığı louza, sosis, sucuk, gibi geleneksel et ve şarküterileri, hem de küçük yerel imalathanelerde üretilen ve paketlenen peynir, kapari, reçel, erişte, makarna, şarap gibi tüm geleneksel ürünleri bulabileceğiniz bir adres.
- Halaris, Chora’da birçok farklı lokasyonda yer alan Halaris’in ‘Flour and Honey’ şubesi, sahibi Vangelis’in imzasını taşıyan ev yapımı bitter dondurmasını en sevdiğimiz pastane oldu. Ayrıca peynirli tatlısı galaktoboureko da nefis.
- Antilalos: Chora sokaklarında üç katlı bir kafe, şarap barı ve ikinci el kitapçı. Sabahları kahve, geceleri doğal şarapların ve kitapların keyfini çıkarabilirsiniz. Aynı sokakta yer alan Santiago ünlü bir bar.
- Prickly Bear: Chora’nın en tarz kafe-barı. Gündüz ciddi bir espresso deneyimi, geceleri ise Garibaldi ve Mai Tai kokteyli güzel.
- Cardoon, Tinos Kültür Vakfı güzel neoklasik binasında keyifli bir aperatif barı.
- Kaktos: Gün batımında sakin bir lounge olarak başlayıp gecenin ilerleyen saatlerinde hareketli bir dans pistine dönüşen, kayalık üzerine kurulu bir bar.
- Dans: Lala Louza beach bar ve Kaktos yaz boyunca DJ partileri düzenliyor

TİNOS’TA BAĞ EVLERİ VE ŞARAP TADIMLARI
Antik Çağ’da adanın kültürünün önemli bir parçası olduğu tarihi kalıntılarla bilinen Tinos’ta, şarap geleneği yüzyılların derinliklerinde kaybolmuş. Ancak son yıllarda Tinos şarapları, bağlarının kendine özgü özelliklerini ön plana çıkaran üreticiler sayesinde yeniden hayata geçmiş. Mineralli granit topraklar, dik yamaçlar, güçlü rüzgarlar, denize yakınlık ve kesintisiz güneş ışığı gibi teruar özellikleri Assyrtiko, Mavrotragano, Monemvasia, Mandilaria gibi bazı benzersiz Tinos üzümleri yetişmesine imkan tanımış. Güçlü bir aromaya sahip şaraplarda, sert rüzgarların asmalara taşıdığı deniz tuzu, toprağın mineralleri ve yoğun bir asidite hissediliyor. Ayrıca, düşük asiditeleri nedeniyle eskiden yalnızca ouzo üretimi için kullanılan Askathari, Koumari, Aspro Potamisi, Mavro Potamisi ve Rosaki üzümlerin, Tinos’taki teruarda farklı aromalar yaratması sebeyile bu üzümlerden şaraplara da yatırım yapılıyor. Tinos’ta 6 farklı şarap üreticisi var. Bağlar Falatado ve Volax’ı birbirine bağlayan granit kayaların çoğunlukta olduğu bölgede yer alıyor.
- T-OINOS Winery: Alain Ducasse’ın baş sommeliyesi tarafından granit yamaçlarda, deniz seviyesinden 460 metre yüksekte kurulmuş şarap imalathanesi. Granit kayalarla kaplı bir bölgede, 6.000 yıllık bağcılık ve şarap geleneğini canlandırmak isteyen, T-oinos, 18 hektarlık bir alanı kaplayan, 450 metre yükseklikte, hektar başına 11.500 asmaya ulaşan bir dikim yoğunluğu ile üzümleri işleyen bir bağ evi. Yükseklik ve güçlü rüzgarlarla şekillenen benzersiz bir mikroklima, antik çağlardan beri Kiklad Adaları’nda gelişen Assyrtiko ve Mavrotragano yerli üzümlerinin yetiştirilmesi için ideal koşulları sağlıyor. Tinos’un çorak topraklarında titiz bir çaba ve azimle bir mucizenin çiçek açabileceğinin göstergesi olan ödüllü Kırmızı Clos Stegasta Mavrotragano Rare 2022 ve Beyaz Clos Stegasta Asyrtiko Rare 2023 gerçekten çok güzel şaraplar.
- Messarea Winery: Adanın mitolojisine dayanan bir hikayeye sahip, yerel üzüm çeşitleriyle üretim yapan organik şarap imalathanesi. Litha Hanım’a bizden selam söyleyin.
- Vaptistis Winery her yudumunda deniz havasının kokusunu taşıyan nadir Assyrtiko ve Mavrotragano şarapları
NISSOS BİRASI: 2012 yılında Tinos adasında doğan Nissos birası, adanın gastronomik kültürünün bir elçisi haline gelmiş durumda Hafif ve güzel bir bira.

TİNOS’TA KONAKLAMA
Özet Liste
- Xinara House & Blacksmiths, Tripotamos
- Living Theros Luxury Suites – Kardiani
- Odera Tinos ve Phos Villas – Vourni
- The Detailor – Agios Romanos
- Pnoes Tinos, Acanthus Houses, Diles & Rinies, Lithos Luxury SuitesTinos – Chora
- Under The Sun Cycladic Village, Isternia Yamaçları
- Aeolis Tinos Suites – Triantaros
- Yenesis, Golden Beach ve Emerald Tinos – Agios Fokas
- Ela Tinos – Arnados
- Tinosera Luxury Suites, Sun Aeriko, Kynara Tinos – Tepelerde
- Tinos Beach Hotel, Kionia
KONAKLADIĞIMIZ VE GÖRÜP/OKUYUP BEĞENDİĞİMİZ OTELLER
- Golden Beach, Aghios Fokas sahilinin hemen kıyısında, rengarenk çiçekler, palmiyeler, zeytin ağaçları, sardunyalar ve begonvillerle dolup taşan, 12 dönümlük yemyeşil alanıyla gizli bir cennet bahçesi adeta. 1986’da İki kardeş olan Nikos & İlyas’ın hayata geçirdiği bu otel, 2006’ta restore edilmiş. Antika dolap, masa, sandalye, lambalarıyla geçmişte kalmış bir masumiyetiyle bezenmiş geleneksel bir ada evi duygusu yaşatırken, Kiklad mimarisinin beyaz ferahlığını, kıvrımlı yumuşaklığını yaşatıyor. Kahvaltıları gerçekten çok zengin ve leziz. Rüzgardan korunaklı ve zevkle oturulacak birçok açık alanı var. Deniz kıyısındaki şezlong ve şemsiyeler otel misafirleri için ücretsiz. 20 stüdyo ve 10 suit, toplam 30 odasıyla, denizin hemen kıyısında, Chora’ya yürüyüş mesafesindeki bu otel adeta bir vaha. Hem Tinos keşiflerimiz hem de çok rüzgarlı günlerde denize girebilmemiz için çok güzel bir imkan sundu. Tüm günü mayo ile rahatça gezerek geçirebileceğiniz çocuk dostu bir ortamı da olduğu için aileler için de çok güzel bir otel.
- Xinara House: Chelsea Flower Show ödüllü İngiliz bir çiftin Mikonos’taki uçaklarını kaçırıp adadan hiç ayrılmamasıyla başlayan bir hikaye. 17. yüzyıldan kalma eski bir piskopos konağı olan bu 5 odalı yer; teraslı bahçeleri, yerel mermerleri, frenk incirleri ve arka plandaki mavi kubbeli kiliseleriyle adanın en tarz konaklama adresidir.
- Blacksmiths: Xinara House arazisi içinde yer alan daha küçük ve çiftlere yönelik bir seçenek. Yüksek tavanlı, açık planlı eski bir demirci atölyesi; eksantrik İngiliz ve Tinos dokunuşlarıyla dekoratif hale getirilmiştir.
- Odera: Vourni plajının üzerinde, Ege denizine karşı konumlanan adanın ilk lüks butik otelidir. Geleneksel Tinos taş işçiliği, mermer mobilyaları ve özel güvercinlik detaylarıyla; özel plaja, spaya ve özel havuzlu odalara sahiptir.
- Isternia Bay (Isternia Koyu): Tinos Treasures dairelerine sadece birkaç adım mesafede, berrak sular ve en yumuşak gün batımları sizi bekliyor.
- Ivy’s Natural Resort (Arnados): Geleneksel Arnados yerleşiminde yer alan, her biri özel havuza sahip, doğal peyzajla uyumlu süitlerde tatilinizin tadını çıkarabilirsiniz. Evcil hayvan dostu bu tesiste seçme yerel ürünlerle kahvaltı yapabilir, hemen yanındaki kendi bağlarından şarapları tadabilir ve wellness deneyimleri yaşayabilirsiniz.
- Kapsalos Villas (Agios Romanos): İnce bir lüks ve mutlak gizlilik hissi yaşarsınız. Özel havuzlu veya jakuzili üç bağımsız villa, sonsuz mavilik fonunda rahatlama anları sunar. Aynı zamanda gastronomi önerilerinden şarap tadımlarına ve özel turlara kadar adayı kişiselleştirilmiş deneyimlerle tanıyacaksınız.

ALIŞVERİŞ VE SANAT
Chora’da birçok tasarım butiği, konsept mağaza ve sanat galerisi var. Küçük dükkânlar özgün tasarımlar arayanlar için oldukça zengin seçenekler sunuyor. Dia Chronos; 2 farklı harika fotoğraf sergisini gezme imkanı bulduğumuz nefis bir fotoğraf & sanat galerisi. Taxidi koleksiyonları, atmosferi, lezzetleriyle en beğendiğimiz konsept mağaza, galeri ve kafe oldu. Burada tanıştığım MII markasının 2026 yazı için hazırladığı Kiklad koleksiyonuna hayran oldum. Manifactura Gallery, Tinos’a dair sanat, zanaat ve takı işlerini sergileyen ve satan nefis bir mağaza ve galeri. Hallelujah Tinos çağdaş tasarım kıyafetler ve aksesuarlarıyla çok özel bir seçki sunuyor. Burada tanıştığım Mapoesie Paris markası da tasarımları ile beni çok etkiledi. Keraso hem çok hoş bir çiçekçi hem de güzel bir konsept mağaza. Takı tasarımıyla ilgilenenler için Marianna Petridi, el yapımı koleksiyonlarıyla çok güzel bir seçkiye sahip. Seramik meraklılarının uğraması gereken adreslerden biri ise Sabrina Binda Ceramics. Atölyede hazırlanan özgün seramikler, hem günlük kullanım hem de dekorasyon amacıyla tercih ediliyor. Yerel tasarım ve yaşam ürünleri sunan Katsika Tinos ise modern Kiklad estetiğini yansıtan güzel bir ev eşyası seçkisi sunuyor. Ena Karo da yerel üreticilerin hazırladığı dekorasyon ürünleri ve hediyelikler sunuyor. Farklı bir dükkan: Greek Blue Tinos. Chora’da Malamatenia Kilisesi’nin tam karşısında yer alan Greek Blue’nun çok enteresan bir koleksiyonu var. Antik çağ Yunan uygarlığı ile günümüz arasında köprü kuran özenle seçilmiş Keçi Amalthea, Martı Leucothea gibi hayvanlar ve sembollerden oluşan bu koleksiyonda ayrıca Tinos’un simgesi haline gelmiş ikonik pelikan Markos’ta yer alıyor. Chora’dan 2 kilometre uzaklıktaki Karybu nefis mobilya ve ev eşyaları satıyor. Pyrgos köyündeki Maison Stamata giyim, ev tekstili ve tasarım objeleriyle gerçekten çok orijinla bir dükkan. Burada tanıştığım Salty Bag markası, ‘azalt, onar, yeniden kullan’ mottosu ile birçok atık ürünü geri dönüştürerek nefis tasarımlar yapıyor.

ÖZETLE TİNOS …
Tinos’u gösterişten uzak, doğallık ve sadelik arayanlara, geleneksel köy yaşamını deneyimlemek isteyenlere, mimariye ve sanata ilgi duyanlara, Ege’nin yüzyıllardır değişmeden korunan yaşam kültürünü merak edenlere, yürüyüş sevenlere, yeri geldiğinde kalabalıklardan uzaklaşabileceği, yeri geldiğinde hareketli zevkli sokaklarda yürüyebileceği, yeri geldiğinde de kalabalıklarla buluşup panagirilerde dans edebileceği, gerçek bir Kiklad adası keşfetmek isteyenlere öneriyorum.
Kalbimin bir parçası Tinos’ta, ‘yeter ki sağlık olsun, ben var yeniden gelecek Tinos’ 🙂

MİNİ REHBER – ÖZET LİSTE
TİNOS DENEYİMLERİ
- Enfes dağ köylerini dolaşın ve bakir koylarda denize girin (detaylar ileride)
- Chora’da Panagia Evangelistria Kilisesi, Kechrovouni’de rahibe manastırı, Loutra’da Cizvit ve Ursuline manastırlarını, Ierás Kardías Katolik Kilisesini gezin
- Pyrgos’ta Mermer Müzesini, Kampos’ta Costas Tsoclis Müzesini gezin
- Tarampados ve Agapi vadilerinde güvercinlik yürüyüşü, Exobourgo kalesine tırmanışı yapın
- Kardiani, Isternia tepe köylerinde, Exobourgo kayalıklarında, veya Chora sahilde gün batımı yapın
- Geleneksel köy festivalleri olan Panigiri’lerde yerellerle birlikte sabaha kadar dans edin
- Eski mermer ocağına gidin ve zümrüt yeşil göletinde yüzün (yolu çok zorlu 4X4 yüksek jip istiyor)
- T-Oinos, Messarea, Volacus, Vaptistis, Domaine de Kalathas’ta şarap tadımı yapın
- Kavalourko’da denizin içinde kayalara oyulmuş rüzgar tanrısı Poseidon figürüne a yürüyün
- Tinos’un vahşi yüzü Kolymbithres plajında adrenalin dolu dalga sörfü deneyimi yaşayın
EN SEVDİĞİMİZ KÖYLER
- Pyrgos: yaşayan bir müze olan ‘Mermer Köy’ün bembeyaz sokaklarında kaybolun.
- Kardiani: Dağ yamacında lokallerin fotoğraflarıyla hayat bulmuş, muhteşem gün batımı manzaralı köy.
- Volax: Granit dev kayalar arasında bir vaha
- Kampos
- Komi
- Dio Choria
- Falatados
- Ktikados & Chatzirados
- Xinara, Tripotamos
- Kalloni
- Bonus: Koumelas: küçük kilisenin yanından yürüyün ve adanın vahşi doğasının sizi ele geçirmesine izin verin.
TİNOS ROTALARI ÖZET LİSTE
1) Tinos Chora (liman kasabası)
- Panagia Evangelistria Kilisesi, Arkeoloji Müzesi
- Kahve: The Roosters, Urban Risers, Holly Hood
- Kahvaltı: Myrtillo
- Taverna: Tarsanas, Ouzeri To Plokami, Malamatenia, Anchor
- Yeni Nesil Yunan: Mikro Karavi, Eklektik
- Bistro: Myrtillo, Agkinara, Pranzo
- Kitap Kahve İçki: Antilalos
- Dondurma: Hallaris
- Şarap Bar: Cava Drosia
- Kokteyl: Cardoon, Santiago, Rumies, Koursaros, Tenok
- Tasarım: Taxidi, Manifaktura, Hallelujah, Marianna Petridi, Greek Blue Tinos, Keraso, Azalay, Greek Blue, Katsika, Ena Karo, Esiot, Sabrina Blinda Ceramics
- Fotoğraf Galeri: Dia Chronos
- Otel: Poseidonio, Tinion Urban Hotel, Oceanis, Coocono, Agali Bay Hotel, Aelos Bay Hotel
- Ev: Pnoes Tinos, Acanthus Houses, Diles & Rinies, Lithos Luxury Suites
- B&B: Aegli, Agnantio, Eleana, Fratelli, Madalena’s
2) Agios Fokas (Tinos Chora’nın yanıbaşında 1.5 km uzaklıkta deniz kenarı):
- Deniz Mahsülleri: Like Salt, Scorpina
- Taverna: Marathia, Golden Kuzina
- Kahve: Nero
- Plaj: Alemar, Sundara, Summer Drops, Apnea, Almiri
- Otel: Yenesis, Golden Beach, Marathia
Beğendiğimiz Dağ Köyleri ve Kıyı Rotaları
3) Kardianis – Isternia tepe köyleri ve yalı (sahilleri) Rotası
- Kardianis Tepe Köyü
- Lokallerin siyaht beyaz fotoğraflarının izinden gidin
- Kahve ve Ouzeria: Dimitra Traditinal Café
- Taverna: To Perivoli tis Kardianis
- Kardiani basamaklarında gün batımında gökyüzünün pembeye dönüşünü izleyin
- Gün Batımı: Sunset Bar
- Theros Luxury Suites veya Dream View Tinos’ta konakla
- Kardiani Yalı (Sahil): O Dinos (O Ntinos) taverna
- Isternia Tepe Köyü
- Gün boyu ve gün batımı için: Aménti ve Mayou
- Taverna: Fou Fou
- Isternia Yalı (Sahil): Taverna To Thalassaki taverna
4) Pyrgos + Panormos + Poseidon Kayalığı Rotası
Pyrgos Köyü
- Mermer Müzesi, Giannoulis Chalepas Evi, Tinoslu Sanatçılar Müzesi,
- Mermer Harikaları: Agios Nikolaos, Agios Dimitrios kiliseleri, Otobüs Durağı, Çınarlatı Meydanı ve çeşmesi, Mezarlık, ara sokaklarda evlerin söveleri
- Taverna: Bostani, Rifi, To Yiasemi
- Kahve + Ouzeria: Di Porto, To Kentrikon, Athmar, Platanos, O Megalos Kafenes
- Fırın: Doukas Fırın
- Alışveriş: Petros Marmarinos, Maison Stamata, Tragaki, JOVE, Armonia, Kolones, Tis Margaritas
Panormos Balıkçı Kasabası
- Taverna: Marina’s, To Limanaki, Tama, Maistros
- Kahve: Agia Thalassa
- Otel: Panormos Art Villa Suites, Aegean Dream
Poseidon Kaya İşlemesi: Kavalourko + Agia Thalassa’da veya Paralia Panormos’ta Deniz
- Yürüyüş patikasından Kavalourko koyuna yürüyüp, kayalara oyularak ortaya çıkartılmış rüzgar tanrısı Poseidon figürünü görün,
- Agia Thalassa veya Paralia Panormos kumsalında deniz keyfi yapın
5) Krok – Loutra – Skalados – Volax Rotası
- Krok Köyünde Krok moniseur’de kahvaltı
- Loutra’da Ursuline Rahibe Manastırı müzesi, Cizvit Katolik Manastırı müzesi
- Skalados Köyünü dolaşıp ardından Traditinal’da kahve
- Volax’ta folklör müzesi, dev granit kayaları, Kafenai’de kahve, Volax Taverna veya Aeraki Tiniako’da yemek, Pagoto tou Volax’da dondurma
6) Kampos – Smardakito – Tarampados Rotası
- Kampos köyü Costas Tsoclis Müzesi ve Horeftra (Xoreutra)’da adanın en güzel yemeği,
- Smardakito ve Tarampados köyleri
- Tarampados vadisindeki patikada güvercinlik yürüyüş rotası
7) Komi & Agapi Rotası
- Komi Kalais’te kahve, Svoura’da öğle veya akşam yemeği,Mpoumpou’da tatlı
- Agapi’de Majorana’da öğle yemeği
- Agapi’de patika yolda güvercinlik yürüyüşü
8) Rahibeler Manastırı, Arnados, Dio Choria, Triantaros Rotası
- The Assumption of the Mother of Lord Kechrovouni rahibe manastırı
- Arnados köyü Stella’s kahve, Artion fırın, Pantopoleio çınar altı ouzeria
- Dio Choria Akrovatis Kahve, Dio Chorio Taverna’da manzaralı yemek, Gaitis Georgios mermer atölyesi ziyareti, Dyo Tinos Konaklama
- Triantaraki + Triantaros köyleri: To koutouki kahve, Labo bar kokteyl
- Triantaros’ta Aeolis Tinos Suites’te konaklama
9) Falatados ve Steni Rotası
- Falatados Klouki’de kahve, Roz Panthiras Tinos veya Falatados Bread & Salt’ta yemek
- Steni Amiselli’de kahve ve yemek
10) Ktikados, Chatzirados, Xinara, Tripotamos Köyleri Rotası
- Ktikados: Agnati kahve, Drosia veya Rakizio tavernalarda yemek
- Chatzirados: ΚΑΦΕΝΕΙΟ ΜΑΚΕΛΕΙΟ kahveci, Xylo & Mademi taverna
- Xinara ve Tripotamos köyleri sokakları
- Tripotamos’ta Xinara House & Blacksmiths’te konaklama
11) Kalloni – Aetofolia dağ köyleri ve Kolymbithra Plajı rotası
- Kalloni’de Veggera’da kahve
- Aetofolia Sta Fys Aera ve Kounaria Tavernalarında geç öğle yemeği, Exilze Ceramics’ten el yapımı seramik, Tinos Farm to Table’da özel yemek kursu
12) Tinos eski mermer ocağı ve göleti (yolu çok zorlu 4X4 yüksek jip istiyor) + Koumelas ve Malli koyları + Marlas tepe köyü
TİNOS’TA DENİZ KEYFİ – PLAJLAR
Poyraz’da:
- Agios Sostis, Laouti, Agios Ioannis plajları tesisli ama kalabalık – LaLa Louza Plaj Kulübü
- Kardiani ve Kalivia tesisli ama kalabalık: Dear John ve Kalyvia Beach Bar
- Agios Romanos tesisli ama kalabalık: Lefko Beach Bar – Kochyli Taverna
- Vourni tesisli: Bianco Beach Bar & Odera Tinos Hotel
- Kionia tesisli: Akra Beach Bar, Maistrali Taverna, Illiovasilema Taverna, Ostria Taverna, Tinos Beach Hotel, Infinity View Hotel, Seaside Tinos Hotel
- Issız Plaj: St Markos, Agios Petros, Apigania, Agia Thalassa
- Dalga Sörfü Sevenlere: Kolimvithra ve Kolimvithra Surf Lessons Beach Bar
Lodos’ta:
- Issız Plajlar: Pachia Ammos, Lichnaftia, Santa Margarita (giderken yolda efsane fırın + kahveci 2E Boulangerie’den erzak)
- Kumsal: Panormos, Rochari (Alohari Bar)
- Kayalık + Çakıl: Paralia Livada & Livada Taverna
- Plajlar (Beaches)
GASTRONOMİ
- Kampos köyünde adanın en muhteşem gastronomi deneyimi Horeftra (Xoreutra)
- Kardiani sahilde rafine taverna O Dinos (O Ntinos)
- Kardiani tepede 100 yıllık asma bağlarının altında To Perivoli tis Kardianis
- Isternia deniz kıyısında rafine taverna To Thalassaki
- Panormos’ta aile tavernası Marina Panormos
- Köy meydanında, çınar ağacının altında rafine mezeler: Komi – Svoura & Steni – Amiselli
- Sahilde deniz mahsülleri ağırlıklı rafine tavernalar: Chora- Tarsanas, Agios Fokas: Like Salt, Scorpina, Marathia
- Chora’da geleneksel taverna: Ouzeri To Plokami ve Malamatenia
- Yeni Nesil Yunan: Chora’da Mikro Karavi,
- Tarladan sofraya : Pyrgos’da Bostani ve Rifi & Krok’da Veneranda (ev yapımı zeytinli ekşi maya ekmek)
KONAKLAMA
- Xinara House & Blacksmiths, Tripotamos
- Living Theros Luxury Suites – Kardiani
- Odera Tinos ve Phos Villas – Vourni
- The Detailor – Agios Romanos
- Pnoes Tinos, Acanthus Houses, Diles & Rinies, Lithos Luxury SuitesTinos – Chora
- Under The Sun Cycladic Village, Isternia Yamaçları
- Aeolis Tinos Suites – Triantaros
- Yenesis, Golden Beach ve Emerald Tinos – Agios Fokas
- Ela Tinos – Arnados
- Tinosera Luxury Suites, Sun Aeriko, Kynara Tinos – Tepelerde
- Tinos Beach Hotel, Kionia
EK BİLGİLER
Coğrafya
- Tinos, Kiklad Adaları’nın en kuzeyinde, Andros ile Mykonos arasında yer alıyor. Yaklaşık 195 km² yüzölçümüne sahip ada, yüksek tepeleri, verimli vadileri ve teraslanmış yamaçlarıyla Kikladlar’ın en yeşil adalarından biri olarak kabul ediliyor. En yüksek noktası 726 metreye ulaşan Tsiknias Dağı, adanın büyük bölümüne hâkim olurken, kıvrımlı yollar kıyıdaki koyları dağ köylerine bağlıyor. Rüzgârın ve taşın şekillendirdiği bu coğrafya, Tinos’un mimarisinden tarımına kadar yaşamın her alanını belirleyen en önemli unsur olmuş.
Tarih, Dini, Kültürel Miraslar
- Tinos’un tarihi Antik Çağ’a kadar uzansa da bugün adanın kimliğini belirleyen en önemli dönem yaklaşık beş yüz yıl süren Venedik hâkimiyeti. Venedikliler yalnızca kaleler ve kiliseler inşa etmekle kalmamış; köylerin yerleşim düzeninden tarım teraslarına, güvercinliklerden Katolik kültürüne kadar bugün hâlâ görülebilen pek çok izi adaya bırakmış. Özellikle Exobourgo Tepesi’nde kurdukları kale, uzun yıllar boyunca Kikladlar’ın en önemli savunma merkezlerinden biri olmuş. Günümüzde surların büyük bölümü yıkılmış olsa da zirve, hem tarihi hem de panoramik manzarası nedeniyle adanın en etkileyici noktalarından biri olmaya devam ediyor.
- Tinos’u diğer Kiklad adalarından ayıran en önemli özelliklerden biri de Ortodoks ve Katolik toplulukların yüzyıllardır aynı adada birlikte yaşamayı sürdürmesi. Venedik döneminde yerleşen Katolik nüfus zaman içinde adanın ayrılmaz bir parçası hâline gelmiş; bugün özellikle dağ köylerinde Katolik kiliseleri, manastırlar ve çan kuleleri Ortodoks ibadethaneleriyle yan yana görülebiliyor. Bu kültürel çeşitlilik yalnızca mimariye değil, dini bayramlara, geleneklere ve günlük yaşama da yansıyor. Tinos’u gezerken bir köyde Katolik kilisesiyle, birkaç kilometre ötede Ortodoks manastırıyla karşılaşmak oldukça doğal.
- Adanın manevi merkezi ise kuşkusuz Panagia Evangelistria Kilisesi. 1823 yılında Meryem Ana ikonunun bulunmasının ardından inşa edilen kilise, kısa sürede Yunanistan’ın en önemli hac merkezlerinden biri hâline gelmiş. Her yıl özellikle 15 Ağustos’ta binlerce kişi adaya geliyor; bazı hacılar limandan kiliseye kadar dizleri üzerinde ilerleyerek adaklarını yerine getiriyor. Bu gelenek, Tinos’un yalnızca turistik değil aynı zamanda güçlü bir dini kimliğe sahip olduğunu gösteren en önemli simgelerden biri.
Doğal Hazineler
- Ancak Tinos’un ruhunu şekillendiren yalnızca tarihi değil, aynı zamanda doğası. Ada boyunca uzanan taş teraslar, yüzyıllar boyunca toprağı işleyebilmek için oluşturulmuş. Bugün zeytinlikler, bağlar, enginar tarlaları ve küçük tarım alanları hâlâ bu terasların üzerinde yaşamını sürdürüyor. Köyleri birbirine bağlayan eski eşek yolları da zaman içinde yürüyüş rotalarına dönüşmüş. Yaklaşık 300 kilometrelik işaretlenmiş patika ağı sayesinde Tinos, Yunanistan’ın en önemli yürüyüş adalarından biri olarak kabul ediliyor.
- Adanın jeolojik yapısı da oldukça dikkat çekici. Mermer yatakları yüzyıllardır Tinos ekonomisinin temelini oluştururken, özellikle kuzey ve iç kesimlerde granit oluşumları farklı bir peyzaj yaratıyor. Volax çevresine yayılan dev granit kayalar, adanın en sıra dışı doğal oluşumları arasında yer alıyor ve insana başka bir gezegendeymiş hissi veriyor. Aynı zamanda bu zengin taş kaynakları, Tinos’un dünyanın sayılı mermer işçiliği merkezlerinden biri hâline gelmesini sağlamış.
- Mermer, Tinos’ta yalnızca bir yapı malzemesi değil; gündelik yaşamın ayrılmaz bir parçası. Köy meydanlarındaki çeşmeler, evlerin kapıları, pencere söveleri, kiliselerin çan kuleleri, mezar taşları ve hatta sokak tabelaları bile ince mermer işçiliğinin örnekleriyle süslü. Özellikle Pyrgos köyü, yüzyıllardır Yunanistan’ın en önemli heykeltıraşlarını ve mermer ustalarını yetiştirmiş; bu gelenek günümüzde de atölyelerde yaşamaya devam ediyor.
Doğa Harikaları
- Exobourgo: Yaklaşık 640 metre yüksekliğindeki Exobourgo Kayası, Tinos’un hem tarihi hem de doğal simgelerinden biri. Venedikliler burada Ege’nin en güçlü kalelerinden birini inşa etmiş, ancak kale 1715 yılında yıkılmış. Günümüzde sur kalıntıları ayakta olsa da Exobourgo’yu asıl özel kılan, zirvesinden görülen geniş panorama. Hava açık olduğunda Mykonos, Delos, Syros ve Naxos aynı anda görülebiliyor. Çevresindeki yürüyüş rotaları ve kaya oluşumları da doğa severlerin en çok tercih ettiği bölgeler arasında yer alıyor.
- Tsiknias Dağı: 726 metre yüksekliğiyle Tinos’un en yüksek noktası olan Tsiknias, yürüyüşçüler ve fotoğrafçılar için adanın en etkileyici duraklarından biri. Zirveye çıkan patikalar özellikle gün doğumunda tercih ediliyor. Aynı zamanda yüksek basınç altında oluşmuş kayaçlarıyla Tinos’un jeolojik geçmişini anlamak isteyen araştırmacılar için de önemli bir bölge. Steni köyü çevresindeki patikalar Tsiknias’a ulaşmak için kullanılan başlıca güzergâhlardan biri.
- Livada ve Jeolojik Mirası: Livada yalnızca etkileyici bir plaj değil, aynı zamanda Tinos’un en dikkat çekici jeolojik alanlarından biri. Doğu kıyısındaki bu bakir koy, dev granit blokları ve rüzgârın şekillendirdiği kaya oluşumlarıyla tanınıyor. Deniz turkuaz renkte olsa da Meltem’in etkisiyle çoğu zaman dalgalı oluyor. Şezlong, beach club ya da tesis bulunmaması, Livada’nın doğal karakterini korumasını sağlamış. Yol biraz zahmetli olsa da doğa severler için adanın en etkileyici duraklarından biri kabul ediliyor.
EK BİLGİLER DEVAM
*Aşağıdaki yazılar TAMA Özel İngilizce Baskısından AI ile yapılmış çevirilerdir.
- COSTAS TSCOLİS MÜZESİ
- LOUTRA: TEK KASABA İKİ MANASTIR!
- VOLAX KÖYÜ
- TİNOS VE MERMER MİRASI: Pyrgos Köyü, Ünlü Mermer Ustası: Yianoulis Halepas hayatı, Mermer Müzesi, Pyrgos Güzel Sanatlar Akademisi, Tinos Mermer Tarihi
- PANAGİA EVANGELİSTA KİLİSESİ: Meryem Ana’nın Metal Adakları (Votivleri)
COSTAS TSCOLİS MÜZESİ
Kambos’taki Belediye Vakfı “Costas Tsoclis Müzesi”, uluslararası sanatçının eserlerini sergilemek ve bu sayede halkı çağdaş sanatla buluşturmak amacıyla kurulmuştur. Diğer kültür alanlarıyla dışa dönük ve açık bir diyalog içinde stratejik olarak konumlanan müze, Tinos ziyaretçileri ve genel olarak Kiklad Adaları için kültürel bir destinasyondur.
Köklü bir kültürel gelenekle övünen bir ada olan Tinos’ta çağdaş sanat varlığını hissettiriyor. 2010 yılında Kambos’ta kurulan Costas Tsoclis Müzesi, köyün eski ilkokulunda, sanatçının evinin yanında yer almaktadır. Müzenin açık alanında güneş ışığı, sanatçının modernizm ile gericilik arasındaki savaşın sembolü haline gelen ve şimdiden kurumun amblemi olmuş büyük ölçekli “Aziz George” enstalasyonundan yansıyor. Eserlerine ev sahipliği yapmak için Tinos adasını seçen uluslararası sanatçı Costas Tsoclis, sanatsal yolculuğunun temel temalarını ortaya koymak amacıyla bunlardan önemli bir kısmını müzeye bağışlamıştır. Müze, Tinos ve hatta genel olarak Kiklad ziyaretçileri için kültürel bir destinasyondur ve sadece yaz aylarında ziyaretçilere açık olmasına rağmen, bu süre zarfında hem yerliler hem de ziyaretçiler için yaşayan bir kültür ve yaratıcılık alanı olarak faaliyet göstermeyi amaçlamaktadır. Bu doğrultuda kurum, Koumaros köyündeki tiyatroda gerçekleşen kültürel gösterilerin yanı sıra, çocuklar ve yetişkinler için konferanslar ve eğitim atölyeleri de dahil olmak üzere çok sayıda paralel etkinlik düzenlemektedir. “Hatırladığım kadarıyla deniz” başlıklı sergi, Müzenin sanatçının 1986 Venedik Bienali’nde Yunanistan’ı temsil ettiği “Büyük Deniz Manzarası” ve “Gökkuşağı” gibi eserlerin de yer aldığı çeşitli mekânlarında devam ediyor. Buna paralel olarak, 1979’dan günümüze Tsoclis için bir ilham kaynağı olan denizin ana tema olduğu diğer eserler de sunulmaktadır. Sanatçı şöyle diyor: “Denizin bende yarattığı ruhsal titreşimi aktarmaya çalıştım. Onu maddesiz ve ruhani kılmak istedim… Mevcut her imkanla tepki vermek: mizahla, bulgularla, boya yansımalarıyla… Arzum denizi müzenin içine taşımaktı ama yapabildiğim kadarıyla göremediğim için, gerçekte olduğu gibi değil, hatırladığım hayal edilmiş imgesini getirdim…” Ve o bunu gerçekten de başarıyor; ya yeni eserler yaratarak ya da kendine has, benzersiz ve şiirsel ifade ve yaratım biçimiyle eski eserleri yeniden üreterek ve mavi konusunda her zaman çok cömert davranarak.
LOUTRA: TEK KASABA İKİ MANASTIR!
Yazan: Peder Markos G. Foskolos
Antik Tinos’un yerleşim yerinin devamı olması muhtemel olan Loutra kasabası, adını muhtemelen Roma döneminde orada bulunan halka açık hamamlardan almıştır. Yakın geçmişte ise buraya yerleşen iki büyük Katolik tarikatıyla tanınmaktadır: Cizvitler ve Ursulinler.
Loutra kasabası, Tinos tarihinin ortaçağ döneminde, bu tarihi dönemde birçoğu önemli aristokrat ailelere mensup olan ada sakinlerinin önemli sayısı ile kanıtlandığı üzere, önemli bir yerleşim yeri haline gelmiştir. Bu durum bölgedeki bol su kaynağının yanı sıra, adanın ortaçağ başkenti olan Kastro’ya olan güvenli ve korunaklı coğrafi konumuna ve kısa mesafesine bağlıydı. Loutra, 19. yüzyılda, Katolik Kilisesi’nin en bilinen ve en aktif manastır tarikatlarından ikisi olan Cizvitler ve Ursulinler’e ait iki manastırın kurulmasıyla daha büyük bir tanınırlık kazanmıştır. Bunlar Tinos’ta en az 150 yıl öncesinden beri var olan tarikatlardı, ancak Loutra’da konuşlanmaları ve burada kurulan iki ana manastır, adanın ve ötesinin kültürel ve dini gelişiminde ve evriminde özellikle önemli ve temel rollerinin başlangıcını oluşturmuştur.
Tinos’taki Cizvitler
Cizvit Manastır Tarikatı, 1539 yılında İspanyol Aziz Ignatius Loyola tarafından, keşişlerin dünyanın tüm enlem ve boylamlarında tüm güçleriyle hizmet ettikleri Karşı Reform bağlamında kurulmuştur. Bu özel tarihi momentte Yunan bölgesi, tüm Venedik topraklarının basit bir ziyaret için bile yasaklanmış olması nedeniyle onların eylemleri için özellikle uygundu. Bunun nedeni, Cizvitlerin, Venedikliler için son derece tiksindirici olan ve dini çıkarlardan ziyade devlet çıkarlarını ön planda tutan Kutsal Makam’a olan şiddetli bağlılıkları ve adanmışlıklarıydı. Böylece Cizvitler İstanbul, İzmir, Atina, Halkida, Selanik, Santroni ve Naxos’ta manastırlar kurmayı seçtiler. Cizvitler Tinos’a 1660 civarında geldiler; Tinoslu yerli Katolikler ise diğer bölgelerde onların tarikatına çoktan katılmıştı. Son olarak, Tinos’taki devlet temsilcilerinin zımni hoşgörüsüyle Cizvitler, Tinos Kalesi’nde nihayet 1716’da şehrin yerleşim yerine (daha önce ticari merkez olan Xobourgo’nun bir banliyösü olan Borgo) taşınmış olsalar da bir ev ve bir kilise edindiler. Aynı bölgede “İsa’nın Kutsal Kalbine İbadet” kalmış ve günümüze kadar aktif olmaya devam etmiştir.
1840’larda Loutra’ya yerleşmek için Xobourgo’yu terk ettiler. Bunlar, Xobourgo’nun eski sakinlerinin diğer bölgelere taşındığı zamanlardı; zira bölge onların en son ihtiyaçlarını karşılamıyor, az güvenlik ve ekonomik büyüme için az potansiyel sunuyordu ve özellikle sert bir iklime sahipti. Ancak Cizvitlerin bu gelişi yerel halkın tepkisiyle karşılaştı ve kasabadan ayrılmalarında gecikmeye neden oldu — sadece iki manastırı koruma sözü vererek (Xobourgo ve Loutra’da) keşişler halkın öfkesini yatıştırmayı başardılar. Böylece Xobourgo’da “Agia Sophia” manastırı korundu (daha sonra “İsa’nın Kutsal Kalbine İbadet” haline gelecekti) ve Loutra’da Aziz Joseph manastırı kuruldu.
Cizvit projesi tamamen eğitim odaklıydı. Çok daha yakın bir zamanda, 20. yüzyılda, bazı ada cemaatlerinde pastoral görevler üstlendiler. Aydınlanma döneminde güçlü tepkilerin 1773 yılında Kutsal Makam’ın adadaki tarikatı terk etmesine neden olduğu bilinmektedir. 1814’te geri dönmüş ve kendisini yeniden kurmuştur. Tarikatın yeniden kurulmasının bir nedeni de Çariçe II. Catherine’in Rus İmparatorluğu topraklarında bir papalalık kararnamesinin uygulanmasına izin vermeme kararıydı; böylece tarikat Ortodoks topraklarında varlığını sürdürdü!
Gerek Xobourgo’da gerekse Loutra’da Cizvit keşişlerinin ve başkeşişlerin (Yunanlılar ve Avrupalılar) çalışmaları, tıpkı inananlar topluluğunun geri kalanı için olduğu gibi, dinin önemli bir yönünü oluşturmuştur: yabancı yükseköğretim kurumlarındaki eğitimleri sayesinde geliştirdikleri eğitim yoluyla zihni yetiştirmek. İnananların ruhani rehberliğini üstlenmiş, gençler için eğitmen rolünü üstlenmiş ve mahallelerdeki rahiplerin çalışmalarını tamamlamışlardır; onların kilise eğitimi elzemdi.
İşte bu nedenle Loutra’daki manastırın kütüphanesi, teoloji ve seküler eğitim üzerine yetkin yazılar açısından özellikle zengindi — iyi bilgilendirilmişti, çünkü manastırın pederleri daha geniş bir Avrupa ağındaki kardeş manastırlarıyla yakın ve sürekli temas halindeydi. Bugün kütüphane ve arşivler, Yunan ve uluslararası hacı gruplarının yanı sıra adanın belirli Katolik cemaatlerinin pastoral kapsamı için ruhani ve maddi yardımın sağlandığı Atina’ya taşınmıştır.
Ursulin Rahibeleri
Adaya yerleşen diğer manastır tarikatı Ursulin Kardeşliği idi. İlk olarak Kuzey İtalya’da Aziz Angela Merici tarafından 1535-36 yıllarında, bölgenin genç kadınlarının — çok zor zamanlarda, özellikle kadınlar için — dini, kültürel ve sosyal gelişimini sağlamak amacıyla kuruldu. Çok hızlı bir şekilde Avrupa genelinde ve Yeni Dünya’da, özellikle Kanada’da yayıldı. Tinos, Girit ile birlikte Ursulin rahibelerini ve üstelik yerli olanları karşılayan Yunan topraklarındaki ilk bölge olma şansına sahip oldu. Venedikliler onların yerleşmesini engellememekle kalmayıp, adaya ulaşan tek tarikat kendi topraklarından çıktığı için bunu kolaylaştırmış bile olabilirler. Kuruluşlarından (16. yüzyılın sonu) 19. yüzyılın ortalarına kadar rahibeler — yerleşik bir manastırları olmaksızın — hem genç hem de yetişkin yaşam evrelerinde köy kızlarını eş, anne ve ev kadını olarak desteklemek ve eğitmek amacıyla eğitici bir rol üstlendiler. Okuma yazmanın esaslarını, ilmihali, ev ekonomisini ve pratik tıbbı öğrendiler.
Ursulin hemşireleri 1862 yılında Loutra’da bir manastırda kuruldu. Girişim, 1825 yılında İstanbul’da doğan, bir Anglikan papazının kızı olan genç İngiliz kadın Maria-Anna Leaves sayesinde gerçekleşti. Babasının ölümünden sonra 1850 yılında Katolik inancını benimsedi ve ruhani bir arayışın ardından hayalini gerçekleştirmek için Tinos’a geldi. 1853 yılında Ursulin rahibesi oldu ve Tinos’ta bir manastır ve okul inşa etmek için tahminler toplamaya başladı. Bu projeyle adanın piskoposu Frangiskos Zalonis’in tam desteğini aldı ve piskopos Loutra’daki aile evini bu amaçla bahşetti. Maria Anna Leaves’in — artık Rahibe Ignatius adını almıştı — gelişinden iki yıl sonra, dört rahibeden oluşan küçük bir topluluk ve adadan yirmi dört kız çocuğunun kayıtlı olduğu bir okul oluşturuldu. 1890 yılında hemşirelerin sayısı otuz altıya (on üçü Fransa’dan, on üçü Yunanistan’dan Tinos’tan ve geri kalanı diğer uluslardan) ve öğrenci sayısı 102’ye (elli dördü Katolik ve kırk sekizi Ortodoks) ulaştı.
1876/77’den itibaren Yakın Doğu bölgesinin her yerinden başvurular gelmeye başladı. Okul nihayet resmi olarak Fransız okulu olarak tanımlandığında, kapılarını Ortodoks kızlara da açtı. Manastır 1903 yılında Ursulinlerin “Roma Birliği”ne dahil edildi.
Kayıtlı öğrenci sayısı sürekli arttı, bu da yeni ihtiyaçlar yarattı ama aynı zamanda yeni ufuklar açtı. 1914-1929 döneminde hemşireler zorunlu olarak okul binalarını genişletti, çünkü öğrenci sayısı 200’ü aşmıştı, okul yirmi yetimi barındırıyordu ve çevre köylerden birçok çocuk ücretsiz dersler için okula devam ediyordu. 1931 yılında, ülke genelinde yaygın olan diğer bu tür okullara eşdeğer özel Fransız-Yunan Ortaokulu faaliyete geçti. Okul, II. Dünya Savaşı nedeniyle zorunlu olarak kapandı. 1935’ten sonra bölgedeki çocuklar için özel bir ilkokul faaliyete geçti. Bu ilkokul, küçük köylerde çeşitli kamu ilkokullarının kurulması ve böylece çocukların yaya olarak uzun mesafeler kat etmek zorunda kalmaması nedeniyle kapandığı 1984 yılına kadar faaliyetini sürdürdü. Ancak rahibelerin sayısı da azaldı ve bu nedenle faaliyetleri sınırlandı. Eski okulun binasında, 1964 yılından itibaren Tinoslu birçok genç kız ve kadının katıldığı bir halı dokuma okulu kuruldu. 1980’li ve 90’lı yıllardan bu yana geriye kalan birkaç hemşire, hizmetlerini diğer bölge ve alanlarda sunmak üzere Loutra’dan temelli ayrıldı.
Tinos Ursulin Okulu, o dönemi yaşamış olan herkes tarafından özlemle hatırlanan parlak günlerini yaşadı. Yaşamakta olduğumuz krizin zorluğuna rağmen umut hala diri. Loutra’daki gerçekten etkileyici binalar ve tesisler, kültürel ve eğitici amaçlarla kullanılmak üzere yerel Katolik kilisesinin eline geçti. Bu amaca hizmet etmek üzere rahibeler, mobilyaların ve okul ekipmanlarının büyük bir kısmını manastırdan ve okuldan bağışladılar; bu da onların yüzyıldan fazla bir süredir Yunan gençliğine sundukları yüksek düzeydeki eğitimin bir tanığı olarak durmaktadır. Bu tarihi okul için bir devir sona erdi ve bir diğeri başlıyor.
VOLAX KÖYÜ – TARİHSEL GERÇEKLER
Volax’ın tam olarak ne zaman kurulduğunu bilmiyoruz, ancak adanın en eski köylerinden biri olmalıdır. Yerleşim büyük olasılıkla Bizans sonrası döneme aittir; Orta Çağ’da kesinlikle mevcuttu ve bulgulara göre bölgede Milattan Önce 2.000 yıldan daha uzun bir süre önce yaşanmıştır.
Köyün Volacus (Volak(ou)s > Volax) adıyla ilk resmi kaydı 1618 yılına aittir. Volax, 1700 yılında Tinos’un 58 yerleşim yerinin kaydında yer alırken, haritada ilk kez 1809 yılında görülmektedir.
Köyün adı doğrudan jeofiziksel çevresiyle ilgilidir. Volax “yuvarlak kaya” anlamına gelir ve dolayısıyla yuvarlak taşlara sahip araziyi ifade eder.
Sakinler, kayalık toprak nedeniyle küçük bir alanda tarım ve hayvancılıkla uğraşmaktadır. En çok dayanıklı ve güzel sepetleriyle tanınırlar — bu sanat 18. yüzyılın sonlarından bu yana atölye düzeyinde gelişmiştir.
KAYALAR
Volax’ın bazen kuşlara, hayvanlara ve insan bedenlerine benzeyen devasa granit oluşumları, insanın değil, her şeye gücü yeten doğanın eseridir.
Eşlik eden efsaneler çeşitlilik gösterir:
Fiedler’in 1836’da doğruladığı gibi, ilk sakinler bu kayaların köyün bulunduğu yerde gerçekleşen efsanevi bir devler savaşının kalıntıları olduğuna inanıyorlardı.
Yine de diğerleri, bunların Santorini yanardağının da ait olduğu Kuzey Ege volkanik yayına dayanan bir teoriye göre, bir volkanik patlamadan sonra oluştuğunu söyledi.
Kumluk arazinin varlığı, bilim insanlarını, birbirini izleyen jeolojik değişiklikler ve yer kabuğunun hareketlerinden sonra su altındaki kayaların yüzeye çıktığı teorisine yöneltti.
Diğerleri ise, bölgenin yukarıdan görünümüne — etrafı dağınık yuvarlak taşlarla dolu dağlarla çevrili bir köy — dayanarak bir meteor etkisinin olduğunu iddia etti.
MİMARİ
Yerleşimin evleri, temel yapı malzemesi olarak kullanılan kayaların arasına, tipik bir Venedik kalesinin tüm özelliklerini taşıyacak şekilde inşa edilmiştir. İki katlı evler yan yana, olası saldırılardan kaçış rotası ve binalar arasında bir tür açık alan sağlayan dar sokaklarla çevrili çok sayıda merdivenle inşa edilmiştir.
Korsan saldırılarının yaşandığı yıllarda aile erzakları zemin katlarda tutulurdu ve dışarıda bir gözlemevi ile mazgal deliği bulunan, ışık ve havalandırma için küçük açıklıklar vardı.
Son olarak, şömine bacasının üstünde ters çevrilmiş delikli bir kil çömlek bulunurdu.
Köyde hakim olan ev tipi, çatının ağırlığını destekleyen geleneksel bir ada kemerinin altında merkez alanda oturma odası bulunan evdir. Yatak odaları ya arkada ya da yan taraflardadır. Şömineli mutfak bitşiktir veya avlu ile bağlantılıdır. Eski günlerde tuvalet evin dışındaydı.
Evlerin duvarları ısıyı korumak için çok kalındır ve saklama alanı olarak hizmet veren yerleşik nişlere sahiptir.
Her kapı ve pencerenin üzerinde, evin aydınlatılmasına ve sanatsal görünümüne katkıda bulunan mermer lento (ışıklık) mevcuttur.
Geleneksel Volax yerleşiminde, dar taş sokaklar ve düzensiz inşa edilmiş evlerin kireç badanalı cepheleri arasında yürürken, ziyaretçi bir labirentte olduğu veya büyüleyici bir film sahnesiyle çevrelendiği izlenimine kapılır.
LENTOLAR (IŞIKLIKLAR)
Lentolar (ışıklıklar), yüksek düzeydeki Tinos halk sanatının temsilci örnekleridir ve doğrudan geleneksel Tinos eviyle bağlantılıdır. Ana girişin, yan kapıların ve pencerelerin üzerinde yer alan bu ögeler, evin dış cephesini süsler ve işlevsel rolleri aydınlatmasını ve havalandırmasını iyileştirmektir. Eski yıllarda konumları ipek üretimi için uygun aydınlatmayı sağlıyordu. Lentolar mermer veya taş yapılardır, genellikle yarım daire biçimindedir ve antik Mikene döneminin “kabartma üçgeninin” bir gelişimidir. Tematik tasvirler değişir ancak işlenen temalar ağırlıklı olarak dini, doğaüstü, betimleyici vb. niteliktedir. Bazı evler önde gelen ailelerin amblemlerini ve armalarını taşıyordu.
KİLİSE
Vaftizci Yahya (St John the Baptist), köyün en eski mezarlığıydı ve yüzyıl boyunca “Meryem’in Doğuşu” olarak yeniden adlandırılan Bölge Kilisesi oldu. Kilisenin mezarlık olarak kullanımı, eski katedralin kiliseye taşındığı ve doğal nedenlerle yıkılmasından kısa bir süre sonra yerleştirildiği Aralık 1911’de kalıcı olarak sona erdi. Köyde, yıkılan kilisenin bulunduğu yerde, köyün eski cemaatini hatırlatmak amacıyla küçük bir Meryem Ana heykeli bulunmaktadır. İki yıl içinde etrafı saran binalar, bir rahip evi, bir kutsal eşya odası, bir soyunma odası ve bir depo tamamlandı. Aynı zamanda avluya, tapınağın ilk kullanımını hatırlatmak için bir selvi ağacı dikildi.
Meryem’in Doğuşu’nu kutlamak için her yıl 8 Eylül’de burada bir festival düzenlenmektedir.
ETNOGRAFYA (FOLKLOR) MÜZESİ
Köyün ilk Müzesi, kapılarını Nisan 1992’de halka açtı ve köyün tarihsel folklorunu toplamak, korumak, kaydetmek ve sunmak amacıyla sadece 8 metrekarelik bir alanda yer aldı.
Dostların ve mahalle sakinlerinin cömert teklifleri ve çok sayıda ziyaretçi — faaliyet gösterdiği 3 yıl içinde 2500 ziyaret gerçekleşti — daha geniş bir oda ihtiyacını doğurdu.
Yerel cemaat, tüm eserlerin sergilenmesi için restore edilen deposunu sağladı.
Yeni Müzenin açılışı Ağustos 1995’te gerçekleşti ve içinde 19. ve 20. yüzyıla ait nesneler ve eşyalar tematik bölümlerde sergilenmektedir.
Ziyaretçiler geleneksel mutfağı, nevresimleriyle yatak odasını, bebek karyolasını ve Kiklad kostümlerini görebilirler.
Ayrıca rahiplere ait eşyalar ve giysiler, ev ve tarım aletleri, köyün eski fotoğrafları, gravürler, makale fotokopileri ve Tinos’la ilgili çok sayıda kitap sergilenmektedir.

TİNOS VE MERMER MİRASI
PYRGOS KÖYÜ
TAMA dergisinde Pyrgos nasıl anlatılıyor? Heykel ve resim sanatının “Mekke”sidir. Pyrgos; Halepas, Nikiforos Lytras ve Giannis Gaitis’in memleketidir. 1571 tarihli bir haritaya göre Pyrgos, adını bölgede kurulan Venedik kulesinden almıştır. Patela, Meroviglia, Profitis Ilias ve Kaki Skala dağları ile çevrilidir. Korsan korkusu nedeniyle adının iç kısımlarına bakacak şekilde inşa edilmiştir. 18. ve 19. yüzyıllarda en parlak dönemini yaşarken, aynı zamanda bölgedeki beyaz ve yeşil mermer yataklarının işletilmesine başlanmıştır. Yavaş yavaş ilk mermer zanaat atölyeleri kurulmuş ve bu durum mermer heykel sanatı için dönüm noktası olmuştur. Tinoslu Sanatçılar Müzesi ile Giannoulis Halepas’ın evinin önünden geçen ana çakıl taşlı yol (Giannoulis Halepas caddesi), Pyrgos’un neden Kiklad Adaları’nın en güzel yerleşim yerleri arasında yer aldığını anlamanız için fazlasıyla yeterlidir. Armalar, kapı eşikleri, lento taşları, çeşmeler, yazıtlar, büstler, sokaklar, kavisli masalar; her şey yerel heykeltıraşlar tarafından yontulmuş mermerden yapılmıştır. Çınar ağacının gölgesinde, mermer döşeli meydanda (1821 Devrimi Kahramanları Meydanı) dinlenmek için biraz zaman ayırın; anıtsal çeşmeleri örtmektedir ve kahve-pastanelerde geleneksel tatlıları —Alexandra’nın galaktompoureko’sunu (kremalı börek) veya melachrino’yu— tadın. Pyrgos’taki mezarlık bile görülmeye değer bir yerdir. Halk temalı kabartmalara sahip mezar taşları, heybetli büstler ve tanınmış sanatçılar tarafından yontulmuş benzersiz mezar anıtları bulunmaktadır. Açık hava Müzesi’nin eserleri, Aghios Nikolaos ve Aghios Dimitrios’un mermerden yapılmış etkileyici tapınakları ile tamamlanmaktadır. Ancak Pyrgos turumuz burada bitmiyor. Giannoulis Halepas, D. Filippotis, L. Doukas, I. Voulgaris, G. Koulouris, G. Vitalis, L. Sohos vb. gibi “pelekitades” (mermer yontucuları) sanatçılarının eserlerine ev sahipliği yapan Tinoslu Sanatçılar Müzesi’ni ve Piraeus Bank Group’un yeni kurulan Mermer El Sanatları Müzesi’ni ziyaret etmeliyiz. Modern binanın hemen yanında, 1956’dan beri Panormos Güzel Sanatlar Okulu bulunmaktadır. Öğrencilere heykel, mermer heykeltıraşlığı, resim, tasarım ve Sanat tarihi öğretilmekte olup, her yıl en iyi iki mezun sınavsız olarak Atina Güzel Sanatlar Okulu’na girmektedir.
TİNOS’LU ÜNLÜ MERMER USTASI: Yianoulis Halepas: Toprağın Hammaddesiyle Konuşan Adam (1851-1938)
Yazar: Popi Diamantakou
Yianoulis Halepas için her şey tersine gelişti. Hayatı uğurlu bir şekilde başladı, yeteneği erkenden takdir topladı. Pirgos’ta, 1851 yılında, yetenekli bir zanaatkar ve başarılı bir iş adamı olan mermer heykeltıraşı Ioannis Halepas’ın en küçük çocuğu olarak doğdu. Tinos kırsalının tatlı tepeleri ve vadileri, rüzgarlı Ysternia’dan Panormos Koyu’na kadar pek çok sanatçıya ilham verdi. Yianoulis Halepas, Dimitrios Filippotis, Georgios Vitalis, Lazaros ve Markos Fytalis, Ioannis Lampaditis, Georgios Vamvakas gibi mermer heykeltıraşları ve Nicholas Gyzis, Nikiforos Lytras, Periklis Lytras ve diğerleri gibi ressamlar bunlardan bazılarıydı.
Ünlü heykeltıraşın yaşamı üç farklı döneme ayrılmıştır. İlk yılları, adadaki “akıl sağlığı sonrası dönemi” ve Atina’daki yaşamının son yılları.
Zeki bir çocuktu, iyi bir öğrenciydi ve ilk yıllarında anne babasının gururu kaynağıydı. Okulda başarılıydı ve aynı zamanda mermere şekil veren keski seslerini dinlemek için babasının atölyesinin etrafında dolaşarak saatler geçirirdi. Bu sesler, kendisini düzgünce ifade edebilmek için öğrenmeye susadığı bir dil gibi zihnine kazındı. Ancak zamanı geldi ve ailesi geleceği için düzenlemeler yaptı. Babası oğlunun bir sanatçı değil, bir tüccar olmasını istiyordu. Daha fazla uzatmadan Syros’taki tüccar Lazaros Gaitis’in yanında ona bir iş buldu.
Yianoulis sayılar ve siparişler arasında boğuluyordu. Zamanını hayaller kurarak ve gördüğü her yere saplantılı bir şekilde formlar çizerek geçiriyordu. Bu, onu hiç terk etmeyen bir alışkanlıktı. Kararını verdi. Pirgos’a eve döndü ve “Ben heykeltıraş olacağım” dedi. Kimse bunu iyi karşılamadı, en başta da annesi. Yianoulis’in hayatında otoriter, baskın bir figür olan annesi, oğlunun o dönemde zayıflık işareti olarak kabul edilen hassasiyetinin farkındaydı. Onun tuhaf olduğunu, diğerlerinden farklı olduğunu biliyordu ve en başından beri çabasını onu “düzeltmeye” harcadı. Kendisini, tutkuyu annelik otoritesi için bir bahaneye dönüştüren bu göreve adadı.
Yianoulis’in niyetini duyar duymaz “Ben bu mesleği bilmem” dediği söylenir; ancak ailenin ve bölgenin gelenekleri mermer oymacılığı sanatındaydı. Bu, büyük ihtimalle onun akıllı ama hassas oğlunun—annelik bilincinde çelişen nitelikler—onu diğer insanlara daha çok benzetecek bir şeyle meşgul olmasının daha iyi olacağını söyleme şekliydi. Sonunda Yianoulis’in isteklerine boyun eğdi. Bütün aile onun peşinden Atina’ya gitti. Nasıl olsa orada iş vardı; babası için iyi bir geliri olan yoğun atölyeler vardı. Genç sanatçı 1865 yılında Atina Metsovio Politeknik Okulu’na kabul edildi ve Güzel Sanatlar derslerini büyük bir hızla geçecek kadar konulara iştahlıydı. Okulun yarışmalarında ödüller kazandı ve ünü köyüne ulaşarak ailesini gururlandırdı.
Böylece Evangelistria Vakfı’ndan burs geldi ve Yianoulis hayallerle dolu bir şekilde Münih’e gitti. İnsan trajedisinden ve bunun mitolojik sembolizminden büyülenerek Yunan mitolojisini tutkuyla inceledi. İlk yılında (1873) Yunan temalı bir okul yarışmasına katıldı: “Kolonus’ta Ödipus ve Antigone”. “Başarısız olsam bile katılacağım” dedi. Ve ilerleyerek “Altın Madalya” ile üç bin mark kazandı. Bunu, dört yüz katılımcının yer aldığı ve Yianoulis’in tek Yunan olduğu ikinci bir yarışma izledi. Tema, Lorelai’ın kayıp aşk efsanesidir. Henüz aşk için vakti olmamıştı ve henüz aşkı tanımıyordu, ancak hayal gücü eline rehberlik ediyor ve bir başka ödül yeteneğinin daha fazla kanıtı oluyordu. Ertesi yıl, “Eros ile Oynayan Satir” heykeliyle okul yarışmasına tekrar katıldı ve bunun için de bir ödül aldı.
Ancak 1876’da, perde arkasındaki entrikalar onu bir burstan mahrum bıraktı ve Yunanistan’a dönmek zorunda kaldı. Babasının Atina, Syntagma Meydanı’ndaki Atina Mavromichalis Caddesi’ndeki atölyesine geçti. Henüz 24 yaşındaydı ve yeteneğiyle tanınıyordu. İlham, onu durmaksızın yaratmaya itiyordu. Ateşli bir şekilde üretiyordu.
Sipariş, 18 yaşındaki kızı Sofia Afentaki’nin kalbi kırık annesinden geldi. Kızının atölyesindeki fotoğrafından bir heykel tasarladı ve ününü mühürleyecek, bir bakıma kendi trajik figürünün sembolü haline gelecek olan “Uyuyan Kız” üzerindeki çalışmasına başladı. Sofia’nın annesi “Uyuyan Kız”ın başının biraz daha farklı eğilmesini istediğini söylediğinde ona öfkelenir. Aletlerini kadına verir ve heykelle ne istiyorsa onu yapmasını söyler. Kadın hatasını anlar ve geri adım atar. Nikiforos Lytras atölyesini ziyaret eder ve daha sonra oğlu ressam Periklis Lytras’a “Uyuyan Kız” yastığının renklendirildiğini anlatacak olan kişidir, çünkü Halepas mermeri renklendiren antik heykeltıraşların tekniklerini kullanmak istiyordu. Ancak iş bitmeden önce, o zaten bir sonrakini düşünüyordu. Hayal gücünde muazzamdı. Sembolik. Euripides’in Medea’sını planlıyordu.
Aklını kaybetmesine neden olan çalışmanın bu olduğunu söylerler. Belki de sanatının gücünün ifade etmek için yeterli olmadığını hissetti, Medea’nın sembolizmi üzerinden, annesiyle olan kendi ilişkisiyle, onun dogmatik tutumlarının getirdiği içsel çatışmalarla veya kendisini farklı olmaya zorlayan tüm çevreyle başa çıkmak için. Zaten etrafında kıskançlık ve rekabet uyandırdığını biliyordu. Yetenekliler için durum her zaman böyle değil midir? Ve belki de öğretmenleri, zamanın ünlü heykeltıraşı ve Atina Akademisi alınlıklarının yaratıcısı Leonidas Drosis’in onu etkilemesi, onu daha da derinden etkiledi. Medea’yı tamamlamaya yaklaşırken tokmak çekicini aldı ve onu parçalara ayırdı. Çok sonra, kağıt üzerinde, kil ve alçıyla aynı konuya dönecekti. Medea’yı sonuna kadar yaratmaya devam etti.
Ancak bu arada zihninin daha karanlık bölgelerine gömülecek ve uzun yıllar orada kalacaktı. İlk krizlerden sonra, köyün girişinde bulunan babasının Pirgos’taki evine, Tinos’a dönmek zorunda kaldı; burası hem sığınağı hem de hapishanesi olacaktı. Kendini sessizliğe kapattı. Onu kim anlayabilirdi? Arada bir, rüya ile gerçeklik arasında, ona bilmediği şeyleri hatırlatmak için bir kadın belirirdi. Eros, yani aşk. Marigo Christodoulou, onun aşk ve mutluluk şansıydı. İlişkiyi reddettiler. Ailesi ve annesi. Bir darbe daha. Etrafındaki herkesle çatışma bitmek bilmiyordu.
Dışavurumlarının başkaları için anlaşılmaz olduğu o dönemde (1878’de), Viyana’da Sigmund Freud adlı bir bilim insanı ve insan psikolojisi öğrencisi, bilinçdışı zihin teorisini sunuyordu. Ancak Yianoulis, taşra Yunan ortamındaki kendi sert gerçekliğini yaşıyordu; burada sanat alanındaki muazzam geleneğe rağmen, günlük yaşamın sert pratikleri insanlarının düşünce sınırlarını sınırlamaktan asla vazgeçmiyordu. Yaklaşık otuz yaşına gelen Yianoulis kaçtı. Bu ayaklanmadan sonra öğrencisi Andreas onu buldu ve Pirgos’taki eve geri sürükledi. Annesi, yani koruyucu “bekçi köpeği”, kurşun kalemleri ve kili ellerinden alıp dokunmalarına izin vermeyerek onu delilikten “korudu”. Annesi, onu delirten şeyin bunlar olduğunu söylüyordu. Bunların onu kendisinden uzaklaştıracak şeyler olduğunu kastediyordu.
Bunu bir akıl hastanesine yatırılma izledi. “Zihin hastalığı” derlerdi. Freud’un “Erkek histerisi üzerine” adlı çalışmasının yayınlanması tam da o sırada gerçekleşti. Ancak Yunan psikiyatri bilimi, daha önce de söylediğimiz gibi ruh ve zihin hastalıklarına bu tür yaklaşımlardan çok uzaktı. Kimse ona tam olarak ne olduğunu, 13 yıldan fazla süren kapatılma boyunca nasıl bir tedaviye maruz kaldığını bilmiyor; ta ki babası ölene (1902) ve orta yaşlı bir adam olarak Pirgos’a dönene kadar. Ve annesine teslim oldu. Ve ayrıca mutlak sessizliğe. Küçük yerlerde farklı olmanın damgası daha ağır basar, günlük hayatı zorlaştırır, alay ve saldırganlık için bir hedef oluşturur. Köylüler için çeşmeden su taşır, onlar da ona bir iki sigara verirler, o da büyük piposuna koyup dumanı keyifle içine çekerdi.
Başka bir dünyada yaşıyor gibi görünüyordu derler. Kurşun kalem ve kömürle her yere, hatta duvarlara bile çizim yapıyordu. Ancak annesi vefat ettiğinde (1916’da), hiçbir tartışma ya da duyuru olmaksızın, Yianoulis sanki hiçbir şey değişmemiş gibi sakince sanatına geri döndü. Bu her şeyi anlatıyordu.
Hikayesi tanınır hale gelir. İnsanlar trajik yönünden etkilenir. Belki de sanatları ve hatta dilin kendisini etkileyen boğucu koruyucular arasında nefes almakta zorlanan ülkenin kendisinin bir sembolü gibi göründüğü için; yine de üstün gelmeyi, zorluklara rağmen yeniden canlanmayı ve gelişmeyi başarır. Yianoulis kil ile mücadele eder ve ardından kabuslarıyla… ülke savaştan geçmektedir – Balkan savaşları ve Birinci Dünya Savaşı – demokrasiye ve kalkınmaya doğru ilerleyişini durdurmadan. 20. yüzyılın başlarında Yunanistan, kendi ruhunun ritmiyle daha fazla uyum içindedir. Andreadis, Delmouzos, Triantafyllidis, Nirvanas ve Zacharias Papantoniou öncülerdir. Bu iklimde Yianoulis Halepas’ın eserlerine olan hayranlık yeniden canlanır. Zacharias Papantoniou onu Pirgos’ta ziyaret eder. Çalışmaları üzerine incelemeler ve analizler yapılır. Savaş arası dönemin modern sanat eleştirmenleri onu büyük bir uluslararası öncü olarak görür.
Her iki durumda da bir mucize gerçekleşti. Pirgos’un kırık dökük yaşlı budalası -bazen dalga geçilen ve küçük çocukların taş attığı adam-, yerel halk için büyük bir gurur taşıyan bir sembole dönüştü. Hayat ne garip! Bu son birkaç yıl, hayatının trajik anlatısına beklenmedik bir “mutlu son” olarak geldi. Genç yeğeni Irene Halepa ve kocası onu Atina’ya yanlarına alarak Pirgos’taki evin anılarından kurtardılar.
Keyif alıyordu; tüm kalbiyle Atina’nın özgürlüğünü, davet edildiği konserleri, genel kabulü ve sanatseverlerin sevgisini sevdiğini söylerlerdi. Bu, Atina atölyesindeki sürekli yaratım akışıyla doğrulanır. Ağladığında çocuk gibi hikayeler anlatırdı ve çocuklar ona bayılırdı. Ancak Yianoulis ısrar etti, ah, sonuna kadar Medea’sı ile nasıl da ısrar etti! 1938 yılında 87 yaşında hayatını kaybetti ve modern Yunan heykelinin en güzel ifadesini bulduğu eserleriyle birlikte, belki de en dokunaklı olan şey onun hikayesidir. Antik bir Yunan trajedisi gibi yaşanan bir hayatın hikayesi.
Yianoulis Halepas’a adanmış kalıcı bir sergi, Tinos Limanı’ndaki Tinos Kültür Vakfı’nda ve Pirgos, Tinos’taki Halepas Evi ve Müzesi’nde yer almaktadır.
MERMER SANATLARI MÜZESİ
Pirgos, Tinos’taki Mermer Sanatları Müzesi, antik çağlardan günümüze Yunanistan’ın mimarisinde ve sanatında özel bir yere sahip bir malzeme olan mermerin teknolojisini sunan türünün tek örneği bir örnektir. Mermer işlemede kullanılan araç ve tekniklerin karmaşık ağını detaylı ve canlı bir şekilde tanımlayan daimi sergi, Modern Yunanistan’daki en önemli mermer zanaat merkezi olan sanayi öncesi ve proto-sanayi Tinos’a vurgu yapmaktadır. Paralel olarak, yerel atölyelerin geliştiği sosyal ve ekonomik bağlamı da vurgulamaktadır.
Tinos Pirgos’taki Mermer Sanatları Müzesi, Yunanistan’da türünün ilk örneği olup, Piraeus Bank Group Cultural Foundation (PIOP) tarafından oluşturulan tematik teknoloji müzeleri ağının bir parçasıdır. Tinos’a özgü manzara ile uyum sağlayan modern binalarda yer alan müze, çok amaçlı bir salon içermektedir. Proje, Üçüncü Topluluk Destek Çerçevesi tarafından, 2000-2006 Güney Ege Bölgesel Operasyonel Programı kapsamına alındıktan sonra ve Piraeus Bank tarafından finanse edilmiştir.
Müze, mermer teknolojisini antik çağlardan günümüze Yunanistan’ın sanat ve mimarisinde özel bir yeri olan bir malzeme olarak sunmakta ve mermer işleme araç ve tekniklerinin ağını detaylı bir şekilde açıklamaktadır. Müze, Modern Yunanistan’ın en önemli mermer işçiliği merkezi olan sanayi öncesi ve proto-sanayi Tinos’a vurgu yaparak yerel atölyelerin geliştiği sosyal ve ekonomik bağlamı geliştirmektedir.
Daimi sergide mermerden yapılmış çok çeşitli özgün eserler (üstdövmeler, çeşmeler, armalar, cantileverlar, ikon stantları, harçlar vb.), kil modeller ve alçı kalıplar, taş ocakçılığı ve mermer oymacılığı için aletler, makineler, arşiv malzemelerinin yanı sıra Yunanistan’ın en zengin mermer çizimleri koleksiyonu yer almaktadır. Bu kayda değer sayıdaki özgün obje, hem bireylerin hem de kurumların Vakfa bağışta bulunması veya ödünç vermesi sayesinde kamuoyunun bilinciyle bir araya getirilmiştir.
Ayrıca müze, bir taş ocağının, bir mermer oyma atölyesinin ve bir piskoposluk tahtının montajının birbiriyle ilişkili rekonstrüksiyonlarıyla bağlantılı olarak; ziyaretçilere mermer blokların çıkarılması, karelenmesi ve taşınmasının yanı sıra bir yapının oluşturulması ve kurulmasının geleneksel tekniklerini ve süreçlerini gözlemleme fırsatı sunmaktadır; başka bir deyişle hammaddeden bitmiş ürüne kadar tüm süreç.
Bununla birlikte, sergideki işitsel-görsel materyal, taş ocağı işçisinin ve mermer oymacısının geleneksel görevlerine hayat verirken, Tinos’ta Mermer başlıklı video mermerin ada üzerindeki omnipresent (her yerde var olan) varlığını kaydeder ve ziyaretçileri kendi keşiflerine çıkmaları için teşvik eder.
Son olarak sergi, Müze arazisine kadar uzanmaktadır. Girişin önündeki meydanda döner bir vinç (biga) ve Vathi’deki ocaktan mermer blokları taşımak için bir decauville vagonu; balkonda ise Patela’daki ocaktan gelen molozlar (sesoula) ve decauville demiryolu hatları ile işlenmiş ve işlenmemiş mermer eserler sergilenmektedir. Açık hava sergisinde yer alan tarihsel makineler, kırsaldaki karşılık gelen çalışma yerlerinin karakteristik görüntülerini hatırlatmakta; Piraeus Bank Group Cultural Foundation himayesinde kurtarılmış, korunmuş ve çalışır duruma getirilmiştir.
Pyrgos Güzel Sanatlar Okulu
Yazan: Rea Vitali
Tinos, nesiller boyu yetenekli mermer ustalarının “yetişme ortamı” olarak hizmet etmiştir. Yianoulis Halepas, Dimitris Filipotis ve George Vidalis gibi ülkenin en ünlü ustalarından bazılarına ev sahipliği yapan Tinos, Pirgos’taki Hazırlık ve Meslek Güzel Sanatlar Okulu aracılığıyla gelecek nesillere ilham vermeye bugün de devam etmektedir.
Arada bir, tarihin sayfalarını karıştırırken bir duygu dalgası vurur bizi. Zaman çetrefilli bir şeydir. O zamanlar nasıl bu kadar ileriydik? Nasıl bu kadar çok vatansever, bu kadar çok açık fikirli insan, bu kadar çok idealist vardı… hem de bu kadar zorlu tarihsel dönemlerde?
İşte, örneğin 19 Ekim 1943’te Atina’da basılan “Hükümet Gazetesi”nden alıntı yapıyorum: “Pirgos’ta, Atina Güzel Sanatlar Okulu’na girmek isteyen yetenekli öğrencilerin mesleki ön eğitimini amaçlayan bir Güzel Sanatlar hazırlık okulu kurulmuştur.” Bu, Tinoslu profesör ve akademisyen N. Louvaris tarafından oluşturulan ve sunulan önerinin ardından oylanan ilk kurucu maddeydi. Zaman içinde yolculuğuma devam ediyorum, P. Liaroutsos’un 25 Ocak 1955 tarihli çarpıcı bir makalesini okuyorum. Görüldüğü gibi, bu hayalin gerçekleşmesi on iki yıl sürmüş.
Alıntı yapıyorum: “Meslektaşlarım bunun sadece yerel ihtiyaçlara hizmet edecek yerel önemde bir okul olduğuna inanabilirler. Felsefe ve Sanat, Yunan medeniyetinin, insan ruhunu yüzyıllardır aydınlatan sütunlarıdır. Müdahale eden yüzyıllardaki çeşitli talihsizlikler nedeniyle aksayan bu gelenek, Yunan ırkı tarafından hiçbir zaman gerçekten unutulmamıştır ve bu nedenle Tinos gibi küçük bir adada, herhangi bir dış yardım olmaksızın bireylerin ortaya çıktığını ve bu büyüklüğe geri döndüğünü görüyoruz. Gizis, Litras, Halepas, Sohos, Vitalai, Fitalai ve Filippotai dahil olmak üzere büyük zanaatkarlarımızı kim dinliyor?”
Şöyle bitiriyor: “Eğer sevgili meslektaşlarım, elli yıl içinde bu okul bir Halepas daha yetiştirmeyi başarırsa, haklı çıkacağız.”
Düşünün, Parlamentoda ele alınan konular ve sunuluş biçimleri bunlardı. Böylece Pirgos’un bir köşesinde, cömertçe güzellik saçan bir manzaranın ortasında ve öğrencilerinin ayaklarına kadar gelen ilhamla, Hazırlık ve Meslek Güzel Sanatlar Okulu altmış yıldır burada varlığını sürdürüyor. Bugünlerde Yunanistan’ın dört bir yanından kayıt yaptıran otuz yedi öğrenci var. Okul, lise mezunlarını (ve en az ortaokul mezunlarını) 25 yaşın altında kabul ediyor. Üç yıllık bir kurs. Mezun olan her sınıfın en başarılı iki öğrencisi, ek sınava gerek kalmaksızın Atina Güzel Sanatlar Okulu’na gönderiliyor.
Tabii ki Panhellenic Holy Foundation of the Evangelistria of Tinos’un okula yaptığı büyük mali yardımdan/bağıştan bahsetmemek imkansız olurdu.
Evangelistria of Tinos’un okula yaptığı katkı büyüktür. Okulun kuruluşundan bu yana ürettiği çıktılar değerlendirildiğinde, 400’den fazla mezun bulunmaktadır ve bunların önemli bir kısmı Atina Güzel Sanatlar Okulu’nda öğrenimlerine devam etmektedir. Diğerleri yeteneklerini özel mermer atölyelerinde ve sanat atölyelerinde icra etmektedir. Bazıları ise deneyimli koruma uzmanları ve yetenekli mermer ustaları haline gelerek Akropolis, Epidavros ve Olimpia gibi antik anıtların restorasyon ve bakımını yürüten ekiplerde görev almışlardır.
Ülke çapında benzersiz olan bu sanat okulundaki öğrencilerin izinden gitmek, sanata ve zamana adanmış kutsal bir bayrak yarışını gözlemlemektir. Ve tüm bunlar Halepas’ın devasa bir posteri altında gerçekleşirken, sanki yukarıdan size göz kırpıyor gibidir.. haklı olarak.
Küçük bir başarı değil! Bu küçük saygı duruşunu bir dilekle bitireceğim. Ülkemizi saran ekonomik kriz zamanlarının getirdiği kaygı ve güvensizliklerden arınmış olan Okul, daha büyük ufuklara genişlesin. Dünyanın ne kadar çok vatandaşının, örneğin yaz aylarında mermer zanaatı sanatını öğrenmekle ilgileneceğini hayal edin, hem de ortamların en kutsalında: bir Yunan adasında! Tama’nın sayfalarından çıkan dilek bu olsun.
Tinos Mermer Tarihi
Tarihsel Süreç
- yüzyıldan 8. yüzyıla kadar olan dönemden, yerel mermer işçiliğinin kullanılmasına veya malzemelerin yeniden değerlendirilmesine ilişkin sınırlı uygulamalara ait çok az iz bulunmaktadır. Tinos’ta heykelciliğin yeniden canlandığına dair kanıtlar 10. ve 11. yüzyıllarda, Neo-Hellenistik evrenin damgasını vurduğu orta Bizans döneminde daha yaygındır. 1207’den 1715’e kadar Tinos Venedik yönetimi altında kaldı; bu olgu adanın kültürel kimliğinin şekillenmesinde belirleyici bir rol oynadı. Diğer şeylerin yanı sıra, modern mermer işçiliğinin başlangıcı bu döneme dayanmaktadır.
Göreceli istikrar, süslü evlerin ve kiliselerin inşası, Katolik kilisesinin plastik sanata karşı olumlu tutumu (nüfusun üçte biri Roma Katoliğiydi), yerleşim yerlerinin kurulması ve Venedik ile Türk yönetimindeki Girit’ten gelen teknik gelişmelere maruz kalınması bu büyümeye yol açan etkenlerden birkaçıdır. 1309’da Venedik Senatosu’na San Marco kilisesi için Tinos’tan “yeşil damarlı” mermer tedarik edildi. Adadaki en eski taş kabartmalar (çoğunlukla armalar) 15./16. yüzyıllara ve 1700’lerin başına aittir.
1662-64 yıllarından itibaren, Pirgoslu deneyimli ve yetenekli “usta” mimar ve mermer işçisi Ioannis Apergis of Franciscus’un da aralarında bulunduğu daha örgütlü bir sistemle karşılaşıyoruz. 18. yüzyılın ilk on yıllarında mermer işçiliği büyük ölçüde 17. yüzyıldaki bu tür çalışmaların bir devamı niteliğindeydi; malzeme, teknik ve stil açısından aynı özellikleri koruyordu. 1715 yılında adanın Türkler tarafından fethi ile Tinos, Osmanlı İmparatorluğu’nun ekonomik küresine girdi; o zamana kadar ada bu düşmanca güçten uzak kalmıştı.
1207’den 1715’e kadar Tinos Venedik yönetimi altında kaldı; bu olgu adanın kültürel kimliğinin şekillenmesinde belirleyici bir rol oynadı.
Bu olay, bu yerel zanaatkarlığın coğrafi sınırlarının ötesinde, hem ekonomik anlamda hem de zanaatın tabi olduğu dış etkiler açısından bir patlamaya işaret eder. Konstantinopolis çeşitli etkilerin alıcısı ve buna bağlı olarak çeşitli yeniliklerin ileticisi görünmektedir.
Yoğun ve aktif bir topluluğu koruyan Tinoslular, zaman zaman Konstantinopolis’in mermer atölyelerinde çalışarak standartları diğer yerel geleneklerle takas etmiş ve yenilikçi yöntemleri adaya geri getirmişlerdir. Bu faaliyetlerin başında Osmanlı barok tarzı gelse de yenilenmiş bir formda sunulmuştur. Bu faaliyetlerin kademeli olarak genişlemesi 18. ve 19. yüzyıllar boyunca önce Aynoroz’a en yakın adalarda, daha sonra ise büyük Yunan bölgesinde, Küçük Asya’da, Romanya’da, güney Rusya’da ve Mısır’da görüldü. Romanya’da Tinoslu ve İtalyan zanaatkarlarla temas sonucu stil ve teknikte yeni yenilikler geliştirildi.
1830’dan sonra, Tinos mermer zanaatkarlığının uzun geçmişe dayanan geleneği Atina’ya da uzandı. O on yıldan itibaren zanaatkarlar Penteli bölgesindeki ocaklarda ve sarayların inşasında çalıştılar, büyük atölyeler açtılar (1835’te Malakate kardeşler ve babaları Petros; 1840 civarında Giannoulis Vidalis veya Fitalis ve oğlu Ioannis; 1858’de diğer üç Fitali kardeşi George, Lazaros ve Markos; 1860’larda Kosmas Apergis ve ağabeyi Georgos ve bundan sonra daha birçoğu). Başkentte kısa sürede adanın merkeziyle bağlantılı çalışan güçlü bir ikincil operasyon merkezi oluştu. Yunan ve yabancı mimarlarla çalıştılar, izlerini ve keski izlerini başkentin neoklasik konaklarına, kiliselerine, mezarlıklarına bıraktılar ve antik anıtları restore ettiler.
Birçoğu Politeknik Üniversitesi’nin ilk öğrencileriydi ve aralarında çok sayıda sanatçı vardı (D. Filippotis, G. Vitalis, Yianoulis Halepas, Laz. Sochos, N. Gizis, Nikif. Litras ve daha birçoğu). Alayı mermerle uğraşan ailelerden geliyordu ve zanaatı babalarının veya ailelerinin atölyelerinde öğrenmişlerdi. 19. yüzyılın ikinci yarısından itibaren Tinoslu heykeltıraşlar İzmir, Konstantinopolis, güney Rusya, Romanya ve Mısır gibi diğer Yunan şehirlerinde faaliyetlerini sürdürürken atölyeler açtılar.
1930’larda eklektik dekorasyonda Neo-Bizans tarzına doğru bir dönüş gözlemlenebilir; bu tarz iki kardeş Lazaros ve Theodoros Linitis tarafından tanıtılırken, 1970’lerin sonundan itibaren folklorik kabartma ortaya çıktı. Bugün hem Atina’da hem de adada her iki türde de çok sayıda atölye bulunmaktadır.
Yerel Mermer Zanaat Merkezleri
Tinos’taki mermer zanaat merkezleri çoğunlukla adanın idari merkezinden uzak, çorak toprağı ve bol mermeriyle bilinen bir bölge olan Exo Meria’da yer almaktadır. Bu nedenle bölge sakinlerinin yakındaki ocaklardan yararlanmak için denizcilik, zanaatkarlık ve ticaret gibi faaliyetlerde bulunmaları doğaldı. Pirgos’ta ve yakındaki Panormos (Platia, Venardaro, Marla, Mamados), Isternia yerleşimlerinde ve Kardiani’de daha az olmak üzere, bütün aileler mermer sanatıyla uğraşıyor, bu zanaatı babadan oğula aktarıyorlardı.
Exo Meria’daki tüm köyler arasında Pirgos kendisini en büyük merkez olarak kabul ettirdi ve 18. ve 19. yüzyıllarda gelişerek adanın başkentinden ayrı, zengin bir “kentsel” merkez olarak öne çıktı. Isternia, küçük nüfusuna rağmen bölgenin ikinci en önemli mermer merkeziydi ve diğer köyler de çok geride değildi.
1875 yılına ait nüfus kütük kayıtlarında (1865-1875 dönemini kapsayan) Pirgos kasabasında ve çevre köylerde (toplam 961 seçmenden sırasıyla %46.6 ve %6.87), Platia’da 50 ve 54 (toplam 193 seçmenden %25.9 ve %27.98), Isternia’da 341 ve 19 (toplam 541 seçmenden %63 ve %3.5) ve Kardiani’de 10 ve 4 (toplam 257 seçmenden %3.89 ve %1.56) 448 “taş kesici” ve 66 “taşçı ve inşaatçı” vb. sayılmıştır. 21 yaşın altındaki pek çok zanaatkar, çırak ve yardımcı da kayıtlara geçmediği için bu toplamlara dahil edilmelidir.
- yüzyılın başlarında, sözlü tarihe göre, Pirgos’ta adada, Atina’da ve Yunanistan ile bölgenin genelindeki diğer çeşitli şehirlerde çalışan yaklaşık 500 mermer zanaatkarı ve 100 taş ocağı işçisi bulunuyordu.
Mermer zanaatkarlığı ve toplum
Mermer zanaatkarlığı sanatı, belirli nüfusların kolektif ve yerel kimliğini ifade etmesi anlamında “halk” sanatıdır. Tinos’ta sanat her zaman bir “aile meselesi” olmuştur ve sadece babadan oğula değil, evlilik düzenlemeleri yoluyla da aktarılmıştır. Zanaatkarlar ve müşteriler aynı teknik ve kültürel ortama aitti ve geleneksel, genel kabul görmüş standartları takip ederlerdi. Atölye personelinin bileşimi tanımlanmış bir hiyerarşiyi takip ediyordu; üç ana zanaatkar seviyesi vardı: mal sahibi (patron veya başusta), “zanaatkarlar” ve “çıraklar”. Zanaatkarlar günlük ücretle ödüllendirilirken, çıraklar sanatı öğrenerek ve eski yıllarda genellikle ücretsiz olarak ödüllendirilirdi. Bir ara basamak ise “çırak-yardımcıları” idi… üç ana zanaatkar seviyesi vardı: baş usta, zanaatkarlar ve çıraklar.
Çıraklar, zanaatkarlardan veya “parça başı” tazminattan daha düşük bir ücretle ikinci bir çıraklık aşamasından geçerlerdi. Çırak işe angarya ve görevleri yerine getirerek (ve böylece onları öğrenerek), süpürerek, düzenli ve itaatkar davranarak başlardı. Bunu zanaatta kademeli öğretim izlerdi – en basit tekniklerden en karmaşık tekniklere ve son olarak genel modelleme öğretimine kadar. Eskiden öğretim genellikle “gizlice” yapılırdı; yani öğrencinin kendi kendine denemek ve zekasıyla çıkarmak zorunda kaldığı bazı temel ticari sırları saklayarak.
Yine de tam tersi uygulama da özellikle büyük atölyelerde yaygındı. Her zanaatkar, üzerinde sadece teknik değil aynı zamanda eğitici-pedagojik otoriteye de sahip olduğu bir veya iki çırak-yardımcısını gözetirdi. En az dört yıl sonra bir çırak zanaatkar olarak kabul edildiğinde, “patron” diğer zanaatkarların huzurunda küçük bir törenle ona bir çalışma aletleri sandığı vererek onu mesleğe kabul ederdi. Zanaatkarın pazarda “iyi bir isim” edinmesi her zanaatkarın sorumluluğundaydı. Geleneksel olarak, atölye sahipleri yönetici sınıfın üyeleriydi ve genellikle kamu işlerine katılırlardı.
Zanaatkarlık, çocuklar için sosyal ve mesleki bir modeldi; hatta küçük yaşlardan itibaren sokaklarda küçük bir taş ve çivi ile mermer plakaları oyarlardı. Düz verimli topraklardakinin aksine, zanaatkarların arazi çiftçilerine kıyasla sahip olduğu sosyal üstünlük, bir şarkı ve dans fragmanında şöyle ifade edilir: “Ah benim küçük oğlum ne eker ne biçer, taş kırar ve mermer oyar. Ambergris, ah ambergris, cesurların mücevheri.”
PANAGİA EVANGELİSTA KİLİSESİ: Meryem Ana’nın Metal Adakları (Votivleri)
Yazan: Alekos E. Florakis, etnolog
İnsan ile ilahi olan arasındaki ithaf anlaşması, doğaüstü güçleri bir hediye sunarak yatıştırma ve böylece onları bir karşılığa zorlama şeklindeki ilkel ihtiyaçla başlar. Antik Yunan dünyasında geniş bir uygulama alanı bulan bu ilişki, Hıristiyanlık döneminde daha ruhani bir boyuta evrilmiştir. Ancak halk dini için aynı esas üzerinde kalmıştır: “ver ve al”. Aynı ithaf anlayışı, Yunan kiliselerindeki ikonların ve mumların altında ve özellikle Tinos Meryem Anası’na vurgu yapılarak asılan metal adaklar (gümüş, altın veya daha ucuz metallerden) ile ifade edilir.
Bunlar ya O’nun yardımına bir şükran olarak ya da değişimi bağlayıcı kılmak için dileğin gerçekleşmesinden önce sunulmuştur. Daha eski zamanlarda, eski kartpostallarda görülebileceği gibi, türbenin etrafındaki ve arkasındaki sütunlar ve ayaklar adaklarla doluydu. Bugün bunlar kaldırılmıştır, ancak o zaman olduğu gibi bugün de gümüş şamdanlardan sarkan birçok adak bulunabilir. Birçoğu üç boyutlu, büyük ölçekli ve iyi kalitededir. Diğerleri ise çeşitli boyutlarda, ince işlenmiş veya mütevazı plakalardır. Ancak alayı Meryem Ana tarafından gerçekleştirilen bir mucizenin hikayesini anlatır ve içlerinde binlerce inananın umutları ve teşekkürleri yatar. Bu ithaf nişanları, ister kişisel, ister ailevi ister kollektif olsun, adanmış kişi ile Meryem Ana arasındaki kişisel ilişkiyi ifade eden günlük yaşamın çeşitli yönlerine atıfta bulunur. Dileğinin bir kopyasını/tasvirini sunarak inanan, yakarışın otantik nesnesini sunduğunu düşünür. Aynı şeyin, bunu kabul eden İlahi Varlık ile gerçekleştiğine inanılır. Temsil ettikleri temaya bağlı olarak, Meryem Ana’ya verilen adaklar şöyle ayırt edilebilir:
İnsan bedenleri ve/veya belirli uzuvlar (baş, eller, bacaklar, gözler vb.), silahlar, arabalar, motosikletler, uçaklar gibi hastalık ve tehlike sembolleri.
Bebek beşikleri (doğurganlık veya koruma için), evler ve anahtarlar (mülk edinmek için), ev aletleri ve kap kacak, kitaplar (çocukların öğrenimi için) gibi aile yaşamının sembolleri.
Ürünler, ağaçlar, bitkiler, tohumlar, şarap fıçıları, çiftlik hayvanları gibi tarımsal yaşamın sembolleri.
Çeşitli aletler, dükkanlar, fabrikalar, profesyoneller ve askeri personel vb. gibi mesleki yaşamın sembolleri.
Gümüş tekneler, balıklar, deniz mucizelerinin tasvirleri gibi deniz ve denizcilik adakları.
Megalochari‘de Taşa Oyulmuş Metinler
Megalochari sütunlarının her yerinde, terasında ve diğer çeşitli noktaların etrafında mermere kazınmış çok sayıda yazıya rastlanır. Bunlar hemen hemen tamamen adaya yaptıkları kutsal yolculuğun anısına, hacıların kendileri tarafından kazınmış isimlerdir. Bazıları aceleyle ve acemice kazınmışken, diğerleri sanatla ve düzgünce kazınmış harflerle özenle yapılmış görünmektedir. İsimlere genellikle ziyaret tarihi ve bazen haçlar, çiçek adakları, saksılar, defne dalları, kuşlar, çıpalar, tekneler, taçlar, küçük evler, bayraklar, kalpler, kazınmış kiliseler gibi çizimler ve semboller eşlik eder. Megalochari kilisesinin kendisini bile yanında bir melek veya çan kulesiyle fark edebilirsiniz. Bazı durumlarda isimler, kendilerini basit veya süslü bir çerçevenin içine koyarak yakındaki kazımalardan ayırmaya çalışırlar. Kronolojik olarak çoğunlukla 19. ve 20. yüzyıllara aittirler ve Yunanistan’ın her köşesinden, hatta o dönemde Osmanlı işgali altında olan Küçük Asya, Kıbrıs ve diğer yerlerden (Girit, Makedonya, Trakya, Doğu Ege adaları) gelirler.
Bu kazımaların işlevi, seküler alanlarda karşılaştığımız benzer örneklerde olduğu gibi sadece bir hatırlatma değildir. Öncelikli olarak bir adaktır. Hacı, adını kazıyarak kendisini adadığını hisseder, çünkü bir kimsenin isminin kişinin kendisine eşit olduğuna ve hatta onun yerini alabileceğine dair popüler bir inanç vardır. Hacı bu eylemle kutsal mekâna girişini teyit eder ve zarafet ve koruma için başvurduğu Meryem Ana’nın yanında sonsuz yerini garantiler. Bu durum, Meryem Ana ile olan kişisel ilişkilerini ifade eder ve bunu tarihsel zaman dilimine kaydeder.
Pratik Bilgiler
Tinos, ilk bakışta küçük bir ada gibi görünse de, birbirinden oldukça farklı karaktere sahip köyleri ve adanın dört bir yanına yayılan plajları nedeniyle keşfetmek için zaman ayırmayı hak ediyor. Chora merkez olarak oldukça canlı olsa da adanın gerçek güzelliği, kıvrımlı dağ yollarının ulaştığı köylerde ve bakir koylarda saklı. Bu nedenle en az bir hafta ayırmak, Tinos’un farklı yüzlerini deneyimlemek için ideal.
Adaya Nasıl Gidilir?
Tinos’a doğrudan uluslararası uçuş bulunmuyor. En kolay ulaşım Atina’nın Pire ve Rafina limanlarından kalkan feribotlarla sağlanıyor. Özellikle Rafina’dan hareket eden seferler daha kısa sürüyor ve yaz aylarında oldukça sık düzenleniyor.
Ada aynı zamanda Kiklad Adaları arasındaki feribot ağına bağlı. Mykonos yalnızca kısa bir feribot yolculuğu uzaklığında. Andros, Syros, Paros, Naxos ve diğer birçok Kiklad adasıyla düzenli bağlantılar bulunuyor. Bu nedenle Tinos, ada atlamalı bir rota planlayan gezginler için de ideal bir durak oluşturuyor.
Araç Kiralamak Gerekli mi?
Evet. Tinos’ta araç kiralamak neredeyse bir zorunluluk sayılabilir.
Chora ve yakınındaki Kionia ile Agios Fokas dışında toplu taşıma oldukça sınırlı. Köylerin büyük bölümü dağlık bölgelerde yer alıyor ve gün içinde birçok noktaya otobüs seferi bulunmuyor. Ayrıca adanın en güzel plajlarının önemli bir kısmına yalnızca özel araçla ulaşmak mümkün.
Yollar genel olarak iyi durumda olsa da oldukça virajlı. Köylerin merkezleri ise dar taş sokaklardan oluştuğu için araçlar genellikle girişlerde bırakılıyor ve son bölüm yürüyerek keşfediliyor.
Ne Zaman Gidilir?
Temmuz ve ağustos en hareketli dönem. Özellikle 15 Ağustos’ta Panagia Evangelistria Kilisesi nedeniyle ada oldukça kalabalıklaşıyor. Bu tarihlerde konaklama rezervasyonlarını aylar öncesinden yapmak gerekiyor.
İlkbahar ve sonbahar, Tinos’u keşfetmek için en keyifli dönemler.
Nisan ve mayıs aylarında ada yabani çiçeklerle kaplanıyor; yürüyüş rotaları ve tarım alanları en güzel hâlini alıyor. Enginar mevsimi de bu döneme denk geliyor.
Haziran ve eylül ayları ise hem deniz hem de köy gezileri için en dengeli aylar. Hava sıcak ama bunaltıcı değil, deniz suyu yüzmek için ideal sıcaklığa ulaşıyor.
Yürüyüş
Tinos, Yunanistan’ın en iyi yürüyüş adalarından biri olarak kabul ediliyor. Yaklaşık 300 kilometrelik işaretlenmiş patika ağı sayesinde köyler arasında otomobil kullanmadan yürümek mümkün.
Kardiani–Isternia, Pyrgos–Panormos, Volax çevresi ve Exobourgo rotaları en çok tercih edilen parkurlar arasında yer alıyor.
Sabah erken saatler, hem serin hava hem de yumuşak ışık nedeniyle yürüyüş için en uygun zaman.
Sağlık
Chora’da sağlık merkezi, eczaneler ve temel sağlık hizmetleri bulunuyor. Yaz sezonunda nöbetçi eczaneler hizmet vermeye devam ediyor. Daha kapsamlı hastane hizmetleri için gerekirse Syros’a veya Atina’ya sevk yapılabiliyor.
Market
Chora’da süpermarketler, şarküteriler, fırınlar ve manavlar kolaylıkla bulunabiliyor. Büyük marketlerin yanı sıra köylerde de küçük bakkallar hizmet veriyor.
Yerel üreticilerden bal, zeytinyağı, kapari, şarap, peynir ve reçel satın almak için köylerdeki küçük dükkânlar en iyi seçeneklerden biri.
Sabah Yürüyüşü İçin En Güzel Yerler
Sabah yürüyüşleri için Chora sahil yolu günün ilk saatlerinde oldukça keyifli. Deniz kenarında yürüyerek limandan Agios Fokas yönüne ilerlemek güne başlamak için güzel bir rota oluşturuyor.
Kardiani ve Isternia çevresindeki eski taş yollar, hem Ege manzarası hem de sessiz atmosferiyle öne çıkıyor. Volax çevresindeki granit kayalıkların arasından geçen patikalar ve Pyrgos çevresindeki yürüyüş yolları da doğayla baş başa kalmak isteyenler için ideal.
Gün Batımı
Tinos’ta gün batımını izlemek için en güzel noktalar batı kıyısında yer alıyor.
Kardiani, denize bakan teraslarıyla adanın en romantik gün batımı manzaralarından birine sahip. İsternia İskelesi ve köy meydanı da akşam saatlerinde altın renge bürünen Ege’yi izlemek için en sevilen adreslerden biri.
Agios Romanos Plajı, Panormos kıyıları ve Exobourgo Tepesi de günün son ışıklarını izlemek için etkileyici alternatifler sunuyor.
Şaşırtıcı ve en kolay gün batımı adresi ise Tinos limanı. Feribotların kalktığı iskeleyi geçtikten sonra eski iskeleye giderseniz şaşırtı şekilde güneşin denize battığına şahit olacaksınız.
Zeynep Atılgan Boneval
