KIŞLARI ALAÇATI’DA YAŞAMAK?

 

 

2017’den beri yaz & kış yaşadığım (2001’den beri gönüllüsü, 2006’dan beri de yerlisi olduğum), kendi Alaçatı’mı, kültür ve seyahat yayını Soli için kaleme aldım ve fotoğrafladım.

 

Alaçatı’nın 1995’den beri bildiğim hikayelerinden başlayıp, nasıl geliştiğinden…

4 mevsim Alaçatı’da yaşamanın nasıl bir duygu olduğuna…

müdavimi olduğum mekanlardan…

en sevdiğim gizli duraklara…

‘hangi öğün, nerede, ne yenir? den…

‘nerede kitap,  nerede bilgisayar açılır?’a…

evinden çıkıp yürüyerek yaşayabilmenin hissetirdiklerinden…

dört mevsim için rota ve yürüyüş önerilerine…

hepsini anlattığım röportajı yayının kendisinde okumak için: https://apos.to/i/alacati-zeynep-boneval

 

Alaçatı’da birbirimizin, köyümüzün, her anımızın kıymetini bildiğimiz zamanlar sonbahar, kış ve ilkbahar…

Mahalle: Alaçatı Mahalleli: Zeynep Boneval Yazı & Fotoğraflar: Zeynep Boneval

1995′de Alaçatı, henüz otel veya restoran yok, kendi halinde bir köy iken, bu uyuyan güzele dışardan ilk gönül veren kişi, rahmetli Leyla Figen olmuş. Kemal Paşa Caddesi üzerindeki eski tütün deposununa aşık olan Leyla Hanım burayı restore ederek, sonradan Agrilia restoran olan kafeye dönüştürüyor. Karşısında yer alan Alaçatı’nın en güzel evini de kendine mesken tutuyor. Alaçatı yerlisinin yanı başında şehirlinin yaşamı ilk Leyla Hanım ile başlıyor. Bu ev, civarındaki 5 binayı ve bahçeleri de ekleyerek bugün Alavya Otel olarak hizmet veriyor.

Ardından Alaçatı’ya başka gönül verenler geldi. Tarihi Rum evleri ile bezenmiş köyün şose parkeli daracık sokaklarında sıralı taş evlerin özgün mimarisine; pencereleri ve cumbaları, renk renk begonvilleri ve sardunyalarına vurularak. Biz ve bizim gibi bir avuç insan.

Kimimiz evler yaptık, kimimiz oteller, restoranlar açtık. Çünkü Alaçatı her göreni kendine hayran bırakırdı o zaman. 1995 – 2010 yılları arasında her dükkanın, her işletmenin yaratıcısının kendinden bir ruh kattığı, her birinin özgün karakteri ve kimliği olan şiir gibi bir yerdi burası. Şahsına münhasır işletmelerde tangolar yapılan, ev yapımı binbir çeşit meyve reçelini pazardan alabileceğin, rüzgarlı günlerde denizin üzerinde uçarcasına sörf yaptığımız, sörf yolunda taze kokan mis gibi havayı içimize çekerek çıktığımız bisiklet turundan, manzaraları ve gün batımını izleyerek döndüğünüz, ‘İşte hayat bu!’ dediğimiz günler.

 

Yazın eğlenceye terk edilen Alaçatı…

Alaçatı’nın yozlaşması, pek çok gazete ve dergide yazılıp çizilmesiyle başlıyor. Büyüyen ilgiden ve hiç bitmeyen insan trafiğinden yararlanmak isteyen, sürümden para kazanma arzusu taşıyan işletmeler kapı önlerine masalar, sandalyeler, platformlar, tezgahlar atarak işgal ediyorlar kaldırımları. Binaların önünü tabelalar ve şemsiyeler kaplıyor. Alaçatı artık o eski Rum kasabası değil, gürültünün, kirliliğin yazlığına dönüşüyor. İmajı ‘yazın eğlence’ ye indirgeniyor. 

Oysa ki, sokağa çıktığında insanların esnafı ve birbirini tanıdığı, selam verip sohbet ettiği, gökyüzünü görebildiğimiz, birbirimizin sesini duyabildiğimiz, tertemiz havayı birlikte soluduğumuz, doğanın içimizden geçtiği, trafiğin ve gürültünün patırtının olmadığı, yani aslında asıl medeniyeti yaşayabildiğimiz bir yer Alaçatı sonbahar, kış ve ilkbahar aylarında…

12 ay turizm mümkün mü?

Alaçatı yerlisi ve sonradan yerleşenleri arasında komuşuluk ilişkileri çok iyi olsa bile, beldenin kaderi ile ilgili tam bir fikir birliği ve dayanışma yok ne yazık ki. Sonradan Alaçatı’lı olanlar sürdürülebilir bir gelişim için Turizm Derneği veya platformlar oluştururken, yerli halk sahip oldukları emlağın değeri yükseldiği yaz aylarındaki eğlence kültürüne karşı çıkmıyor. 12 aya yayılan bilinçli ve sürdürülebilir turizmin uzun vadeli katma değer sağlayacağını belediyeye anlatamadık ne yazık ki hala. Belediye geceleri uyumayı imkansız kılan müzik ile ilgili yapacağı uygulamalar hakkında verdiği sözlerin hiç birisini tutmadı. Ancak şimdilerde yerli halk da yüksek sesli müzikten şikayet etmeye başladı, belki birlik olmak mümkün olur.

 

Evinden çıkıp yürüyerek yaşabilmek en büyük medeniyet…

Bir yolcu olaral görüyorum kendimi. Hem mekanın, hem zamanın yolcusu. Daha önce fark etmediğim yönlerimle temas etmek için bir aracı oldu yol benim için hep.  21 yıl önce Alaçatı sokaklarında ilk yürüdüğümde, çocukluğumda yazları gerirdiğim eski Ayvalık sokaklarına adım atmış gibi hissettiğim için kendimi eve dönmüş gibi hissetmiştim. 16 yıldır Alaçatı’da evimiz var, 5 yıldır yaz kış Alaçatı’da yaşıyoruz. Alaçatılı olmamdaki en önemli faktör o aidiyet hissi sanırım. Eğer yerleştiğin yere gerçek bir katkın olmasını istiyorsan, önce durup oranın ruhunu, kültürünü, yaşamını, gelişimini gözlemlemen, sonra da kendine özgü yetilerin ve becerilerin ile bulunduğun yerin özünü bozmadan değer katmaya çalışman gerekiyor. Yoksa dışarıdan yapılan her müdahale yapıştırma oluyor. Dökülüyor, kırılıyor, parçalanıyor ya da ‘ben yapayım’ diye bağırıyor..

Seyahat anlatıcısı olduğum için yolculuklarıma burayı üs yaptım, yazılarımı, podcastlerimi buradan hazırlayıp online paylaşabiliyorum. Ayrıca okullarda yarımadanın çocuklarına, zaman zaman da farklı mekanlarda yetişkinlere dünyayı anlattığım sunumlar yapıyorum.

Hergün 9-10 kilometre yürüyorum, Ilıca’daki ahşap gözetleme kuleleri kutup yıldızım oldu. Bazen plaja, bazen köyün içinde, bazen çamlar altında, bazen de yakınlardaki doğa rotalarında. Evinden çıkıp yürüyerek yaşabilmek bence en büyük medeniyet ve insanca yaşam biçimi.

  

Kışın Alaçatı’da…

Sadece sokaklarda yürüyebildiğin ve oturabildiğin sıcak havalarında, güneşli günlerinde, süslerini büründüğü tatillerinde değil, gökyüzünü göremediğin karanlık havalarında, boş sokaklarında, yağmuru, çamuru, selleri, hortumu, fırtınası, ayazında da Alaçatı’yı seviyorsan eğer, o zaman Alaçatı’lı olmuşsundur…

Alaçatı, yıl boyu ılıman iklimi sayesinde, kışları ve baharlarda sörf, kite, yelken, bisiklet, trekking, yürüyüş buluşmalları ile harika deneyimleri paylaştığımız, doğayla bütünleşebildiğimiz bir yer.

12 ay açık restoran ve kafelerde kahvaltımızı yapıyoruz, kahvemizi içiyoruz, akşam nefis sofralarda buluşuyoruz, caz gecelerine, sinema etkinliklerine, felsefe sohbetlerine katılıyoruz. Sergiler geziyoruz. Seramik, mozaik gibi atölyelere katılıyoruz. Yoga, meditasyon, handpan derslerine katılıyoruz. Mevsimine göre en taze otların serildiği pazardan alışveriş yapıp, çekişmeli açık arttırmalara sahne olan mezattan balık alıp, birbirimizin evinde yemekler hazırlayıp yiyoruz, Yani izole bir hayat yaşamıyoruz Alaçatı’da.

İhtiyaç duyduğumuz kadar yalnızlığın ve doğanın tadına varabildiğimiz, istediğimiz zaman da birlikte harika güzellikleri paylaşabildiğimiz bir hayat sürüyor kışları Alaçatı’da.

   

MÜDAVİMİYİM

  • Apero’da, çayın yanında avokadolu omlet ve unsuz bademli kekle başlayan sabahların,
  • Kaffe’de köyün en iyi kahvesini yudumlarken, Sailors’ta ‘günün menüsü’ öğle yemeğini yerken, Bi Bar’da akşamüzerleri köyün en iyi cheeseburger’ini yerken gelen geçene selam vermenin,
  • Kışları geceyi Kapari Bahçe’de Satsuma içerek bitirmenin (Yazın Sipster’da Serendipity ve Çıtır da kaçırılmaması gereken kokteyller),
  • 12000 nolu sokaktan köyün güzel binaları ve mekanları arasından yukarı yürüyüp, 11015 nolu sokaktan sağa sapıp, toprak yoldan Yek Lokantası’nın bulunduğu tepeye tırmandığında tüm Alaçatı’yı kuş bakışı izleyebileceğin noktaya ulaşmanın,
  • Pazarcı Minik ve Hayat’la ot yemeklerinden bahis açmanın,

  • Asma Yaprağı Tarla’da kitap, Köşe Kahve’de bilgisayar açıp bütün günü geçirmenin.
  • Akşamları Agrilia’nın masalarında oturup sebzeli köfte, öğlenleri Köşe Kahve’de az tavuklu şevket-i bostan çorbası içmenin,

  • Kışları Zeytin Tarla, Papazz ve  Eflatun’un sofralarında buluşmanın, balık için de deniz kenarında Fahri’de, köy içindeyse Karina’ya gitmenin (Yazın Roka Bahçe Ege lezzetleri için vageçilmez durağımız),
  • Delikli Koy ilerisindeki tepeden nefes kesen gün batımlarına nazır oturmanın (Kışın güneş denize batıyor, bunu sadece Alaçatı’da yaşayanlar bilir),
  • Calligart Cam Kalem, Be-Dest, Eskiden, Terra Cotta, Serap Yurdaer, Alaçatı Kitabevi, yazın Bazen ve Ceyda Deniz’in vitrinlerinin kapısından içeri girip raflar arasında kaybolmanın

4 MEVSİM

Kite plajına doğru giderken arabayla durup Alaçatı Sulak Alanı’nda, flamingo, leylek, pelikan, balıkçıl, ördek, kaz, karabatak gibi birçok kuşu yakından seyrettiğimiz için Alaçatı’yı bilenlerden sanırdık kendimizi. Değilmişiz. Keşfedilecek ne kadar çok rota, patika, tarla varmış meğer.

İlkbaharda: Germiyan Köyü civarında, papatya tarlaları arasından, kuş ve arı sesleri eşliğinde 5000 yıllık anıt Zeytin ağacına yürürsün. Yürüyüşten sonra Germiyan’a gidip, köye özgü ekmeği ve Kopanisti peyniri tadar, Otantik Ev’de kahveni içer, tarihi evi gezersin.

 

Yazın: Uzunkuyu’da dünyanın en büyük zeytinyağı müzesi Köstem’i ve nefis bahçesini gezer, Barbaros Köyü’nde Oyuk Festivali’ne katılır, Urla’da veya Ovacık’taki bağ evlerinde tadımlar yapıp, yaz sonu bağ bozumuna katılırsın.

Sonbaharda: Ovacık halk plajından Altınkum’a deniz kenarından sadece yürüyerek ulaşılır. Kimi zaman kumsaldan, kimi zaman çakıl plajdan kimi zaman da kayalıklar üzerinden. Dönüşte de Ova Sofra’da kendini Ege ev yemekleri ile ödüllendirirsin.

Kışın: Pırlanta Plajı’ndan adımlarını atmaya başlar, Çiftlikköy sahil üzerinden Çeşme marinaya 9 km yürüyüş sonrası öğle vakti Tokmak Hasan’da döner, akşamüzeri de Horasan’da deniz mahsüllü makarna saatine yetişirsin.

4 Mevsim: Kite plajından Mersin Limanı’na yürüyeceksin. Her mevsim farklı otlar ve çiçekler karşılayacak seni. Bir başka gün Ilıca Plajı’ndan Yıldız Burnu’na yol alırken Sakız Adası ve Karaburun manzaraları karşılayacak. Ahşap gözetleme kulelerine doğru bakarken, lodosta turkuaz deniz, sonbaharda pamuk bulutlar, kışın tepelerde kar, manzaralarına girecek. Altınyunus-Boyalık plajı arasındaki burun da, ıssız patikaları ve denize inen kayalıkları ile sonraki haftanın rotası.

SÖRF İNSANA NE ÖĞRETİR ?

Alp Boneval ile Alaçatı‘da bir sörfçünün seyri için:   https://apos.to/s/61d8293960305b00063afc82