Önce sevdiğimiz lezzet duraklarına, sonra kalbimizi fetheden otellere, ardından da beğendiğimiz tasarım, gastronomi alışveriş duraklarına, son olarak ta sevdiğimiz plajalara yer verdiğim Cunda rehberini, her sene yeniden giderek güncellemeye çalışıyorum. Ancak yine de gitmeden önce mekanların açık olup olmadığını kontrol edin, mevsimine göre değişkenlik gösterebiliyor.
Cunda’da otel olarak size Kapya Cunda ve Lena Cunda (eski Sobe) otellerini önerebilirim. Yazımın devamında hem bu 2 otel, hem de başka oteller hakkındaki görüşlerimi okuyunca, eminim kendinize en uygun oteli seçebileceksiniz.
CUNDA LEZZET DURAKLARI
Sabah, öğle ve akşam, kahve, tatlı gibi farklı kategorilerdeki lezzet durağı önerilerimin detaylarına girmeden önce, kısa bir özetle başlamak istedim. İlk 3:
- Cunda demek bizim için Ayna demek. Dile kolay, 2005’ten beri rafine ve yaratıcı Ege lezzetleri durağı olarak Cunda’da hizmet veren Ayna, birçok gurme restoranın kendisine örnek aldığı bir lokanta. Taze, mevsimlik, birbirinden orijinal lezzetleriyle, 2005 yılında açıldığı günden beri masumiyetini ve zarafetini hiç kaybetmeyen, Ege’nin en kıymetli gastronomi duraklarının başında geliyor. Bizim kalbimizde de çok özel bir yeri var.
- 1996’dan beri nefis pizzaları ile Cunda’nın vazgeçilmezi olan Uno‘da adanın göz bebeklerinden.
- Ve tabi ki en eskilerden nefis bir şarapevi olan Vino‘yu unutmamak lazım.

Kahve, Fırın ve Pastaneler
- Adanın meşhur kahvesi Taş Kahve‘de bir ada çayı içmeden ve önündeki lokmacıdan çifte kavrulmuş susamlı lokma yemeden dönmeyin.

- Cunda Taş Fırın‘ın tarihi taş fırınından çıkan nefis lezzette ekşi mayalı ekmeğinin tadına mutlaka bakmanızı öneririz. Doğal mayalı ekmek uzun süre dayandığı için evinize de alabilirsiniz.
- Kavrulmuş bademli Kavala kurabiyesi, damla sakızlı kurabiye, lor kurabiyesi ve lor tatlısı için ise Çarşı Caddesi üzerindeki Karadeniz Pastanesi’ne mutlaka uğrayın.
- Mekan Pastanesi: Karadeniz pastanesinin tatlıcısının açtığı yeni pastanenin ürünlerini çok methediyor yereller.

Kahve, Tatlı ve Kokteyl adresleri:
- Cunda’da ara sokaklarıda tek katlı bir binanın altında huzurlu ve sıcacık bir vaha olan Nona Cunda, huzurlu atmosferi ve müzikler, lezzetli kahvesi, ve taze tatlı tuzlu çeşitleri ile harika bir güne başlama ve tatlı . Cheesecake’leri, tartları, kekleri, granola’ları hem göze hem damağa şölen yaşatıyor. Tuzlu zeytinli keki ve limonlu cheesecake’i özellikle tavsiye.
- Cunda’nın en sevdiğimiz adresi olan Atölye Patika’nın yanı başında, çok tatlı bir mekan var: Frenk Cunda. Sokakta çiçekler ve asmalar altındaki masaları, Parizyen bistro atmosferinde kapalı mekanı ve dünya tatlısı bahçesinde gün boyu çay, kahve, ev yapımı hamur işleri, tatlılar, limonatalar, akşamları da peynir ve bruscetta tabakları ve enfes kokteyller ile ve harika müzikler ile keyifli bir adres Frenk Cunda (Taksiyarhis, Kilise Sokağı no:11)
- taze meyve suları ve otlar ile hazırlanan güzel bir kokteyl adresi Çeşni Cunda, Mithatpaşa Mahallesi (Ayvalık Caddesi No:2)
- /KAPANDI 🙁 Cunda’da hem kahve demek hem de kokteyl demek Orman demek. Enfes kahvesi, juice, croissant, tatlıları ile gündüz ve de nefis kokteylleri ile gece, adanın en keyifli adresi Orman Bar (Namık Kemal Mahallesi, Hayat Cad. No:8)/

ÖĞLE YEMEKLERİ
- Ayna, Taş Kahvenin hemen arkasında yer alan Ayna adeta bir vaha. Yüksek tavanlı, yan duvarında dev bir ayna asılı, barın arkasındaki ahşap raflarda çeşit çeşit zeytinyağı sergilenen, ferah ve yalın bembeyaz bir mekan Ayna tartışmasız adanın en özel ve özenli lezzetlerini sunuyor. İstanbul’dan yıllar önce adaya göç etmiş Nihal Hanım, her mevsim yörenin sunduğu nimetleri hem geleneksel tarifleri koruyarak hem de yeni yorumlar katarak en özenli şekilde sofralara taşıyacak yaz-kış açık bir restoran hayali ile açmış Ayna’yı. Ve kesinlikle başarmış. Ardından 2000 yılında İstanbul’dan gelen kızı Ezgi’de eklenmiş annesinin başlattığı bu mekana. Yakında Ezgi’nin hazırladığı Ayna Günlüğü kitabı çıkıyor. Mekana özel 40 Enginar yemeği tarifi sunacak bu kitap hem bir Ayna hem de Cunda günlüğü. Ayna’nın mutfakta kullandığı her malzeme yerel ve mevsimlik. Doğal otlar ve yetiştirilen sebzeler Patriçya’dan geliyor, zeytinyağları bayıldığımız Kürşat zeytincilikten. Bahar lezzetleri arasında neler mi var? İzvinya (yabani kuşkonmaz), Papules otlu salata, lorlu kabak çiçeği dolması, etli kabak ve biber dolmaları, deniz ürünleri, kısık ateşte ağır pişen yoğurtlu tarçınlı oğlak, lor kremalı sorbet ve lorlu tatlılar. Kahvaltı ile başlayarak akşam yemeğine kadar hepsi birbirinden özenli ve özel çeşit çeşit lezzetin tadına varabilirsiniz. Sonbahar 2020’de tattığımız nefis kezzetler ise Cunda Tazesi (Tahinli yoğurt üzeri bal kabağı), yarhana çorbası,koruklu bamya, sarımsaklı yoğurtlu Akkız, Sarmısaklı ekmek, ve Ayna Cunda vazgeçilmezleri olan Lorlu rulo börek ve Ege Salatası idi. Daha sonra her gittiğimizde mutlaka Ayna’da yemek yedik ve her yediğimiz yemek bizi çok mutlu eden deneyimlerdi. 2026 ilkbahar ziyaretimizde ise karadutlu kırmızı soğanlı pancar salatası bugüne kadar yediğim pancarlar arasında olabilecek en orijinal ve leziz kombinasyon idi. Yine tam mevsiminde enginarlı sarma, asma yaprağında sardalya, pastırmalı balkabaklı humus ve uzun pişmiş kuzu kol, keşkek te tadına doyulmaz lezzetlerdi. Ayrıca Ayna karabaş, portakal, kayısı, kuşburnu, incir, turunç, balkabağı, portakal kabuğu, kızılcık gibi meyve ve otlardan kendi reçellerini yapıyor. Instagram üzerinden sipariş verip evinize alabiliyorsunuz. O kadar çok seviyoruz ki Ayna’yı, artık Cunda’daki ailemiz gibi oldu Nihal ve Ezgi Hanım. Hangi mevsim olursa olsun, hangi öğün olursa olsun, bizim için Ayna demek Cunda demek.
- L’Arancia Cunda: İçinizi ısıtan, sıcacık, zevkli, güleryüzlü, samimi ve lezzetli bir kafe restoran. Tarihi bir taş binanın restorasyonu sonucu nefis bir mekan ortaya çıkmış. Sokaktaki masalarda çiçekler arasında , veya terasında deniz manzarasına nazır zengin bir kahvaltı ve Ege Füzyon yemekleri için çok keyifli bir adres. Menüsünde köz patlıcan mücver, börülce ceviche, midyeli iç pilavlı kabak çiçeği dolması, karides tempura, deniz mahsüllü fetuccini, limonda pişmiş levrek gibi geleneksel lezzetlere yaratıcı dokunuşlar getiren orjinal ve nefis lezzetler var.
- Cunda Adab Çorbacısı: MithatPaşa’daki meydanda tarihi bir taş binada yeşillikler arasında mütevazi görünümlü ve fiyatlı ancak enfes lezzetler sunan harika bir lokanta var. Her gün taze taze pişirilen zeytinyağlı ev yemekleri, Ege ve Girit mutfağından lezzetlerin yanı sıra Cunda Adab Çorbacısının asıl uzmanlığı çorba. Menüsünde sadece kendisine özgü tarifler (ve patenti kendisine ait) çorbaların da yer aldığı 25 çeşit çorba var. Otun memleketi olan Ayvalık & Cunda’dan 7 çeşit otlu çorba, özel mayalandırılarak hazırlanıyor. Ayrıca sakızlı badem çorbası, saganaki peynir çorbası ve enginarlı çorba gibi çorbalar bakır kaplarda sunuluyor ve tatlarına doyum olmuyor. Hem etli çorbalarda, hem de et yemeklerinde kendi ilikli kemik suyunu katıyorlar. Hem bölgeye özgü lezzetleri hem de efsane çorbaları tatmak için kesinlikle tavsiye ediyoruz.
- Frenk Cunda: Cunda’nın en sevdiğimiz adresi olan Atölye Patika’nın yanı başında, çok tatlı bir yeni mekan açıldı. Sokakta çiçekler ve asmalar altındaki masaları, Parizyen bistro atmosferinde kapalı mekanı ve dünya tatlısı bahçesinde gün boyu çay, kahve, ev yapımı hamur işleri, tatlılar, limonatalar, akşamları da peynir ve bruscetta tabakları ve enfes kokteyller ile ve harika müzikler ile keyifli bir adres Frenk Cunda (Taksiyarhis, Kilise Sokağı no:11)
- Fysko Narlı Bahçe, Cunda merkezin dar bir sokağında yer alan taş evin şirin ve minik bahçesinde, ev yapımı Ege lezzetleri
- Dantela, Cunda Çarşı girişinde çeşit çeşit otlar ve zeytinyağlılar ile leziz ev yemekleri sunan cici bir restoran.
- Öğle yemeği için aile işletmesi olan bir esnaf lokantası arıyorsanız Gürkan’ın Yeri yerellerin favorisi.
- Sardunya ise mezeleriyle öğle yemeği molası için tatlı bir ara sokak lokantası.
- Plajlarda Öğle Yemeği
- Sobe Plaj – Pateriça 2. köy sahilinde otlu köfte, domates salatası, ezineli ege salatası, tost ve makarna gibi hafif lezzetler
- Bıyıklı’nın Yeri – Pateriça 1. köy sahilinde meze, salata ve balık keyfi

AKŞAM YEMEKLERİ
- Ayna, Taş Kahvenin hemen arkasında yer alan Ayna adeta bir vaha. Yüksek tavanlı, yan duvarında dev bir ayna asılı, barın arkasındaki ahşap raflarda çeşit çeşit zeytinyağı sergilenen, ferah ve yalın bembeyaz bir mekan Ayna tartışmasız adanın en özel ve özenli lezzetlerini sunuyor. İstanbul’dan yıllar önce adaya göç etmiş Nihal Hanım, her mevsim yörenin sunduğu nimetleri hem geleneksel tarifleri koruyarak hem de yeni yorumlar katarak en özenli şekilde sofralara taşıyacak yaz-kış açık bir restoran hayali ile açmış Ayna’yı. Ve kesinlikle başarmış. Ardından 2000 yılında İstanbul’dan gelen kızı Ezgi’de eklenmiş annesinin başlattığı bu mekana. Yakında Ezgi’nin hazırladığı Ayna Günlüğü kitabı çıkıyor. Mekana özel 40 Enginar yemeği tarifi sunacak bu kitap hem bir Ayna hem de Cunda günlüğü. Ayna’nın mutfakta kullandığı her malzeme yerel ve mevsimlik. Doğal otlar ve yetiştirilen sebzeler Patriçya’dan geliyor, zeytinyağları bayıldığımız Kürşat zeytincilikten. Bahar lezzetleri arasında neler mi var? İzvinya (yabani kuşkonmaz), Papules otlu salata, lorlu kabak çiçeği dolması, etli kabak ve biber dolmaları, deniz ürünleri, kısık ateşte ağır pişen yoğurtlu tarçınlı oğlak, lor kremalı sorbet ve lorlu tatlılar. Kahvaltı ile başlayarak akşam yemeğine kadar hepsi birbirinden özenli ve özel çeşit çeşit lezzetin tadına varabilirsiniz. Sonbahar 2020’de tattığımız nefis kezzetler ise Cunda Tazesi (Tahinli yoğurt üzeri bal kabağı), yarhana çorbası,koruklu bamya, sarımsaklı yoğurtlu Akkız, Sarmısaklı ekmek, ve Ayna Cunda vazgeçilmezleri olan Lorlu rulo börek ve Ege Salatası idi. Daha sonra her gittiğimizde mutlaka Ayna’da yemek yedik ve her yediğimiz yemek bizi çok mutlu eden deneyimlerdi. 2026 ilkbahar ziyaretimizde ise karadutlu kırmızı soğanlı pancar salatası bugüne kadar yediğim pancarlar arasında olabilecek en orijinal ve leziz kombinasyon idi. Yine tam mevsiminde enginarlı sarma, asma yaprağında sardalya, pastırmalı balkabaklı humus ve uzun pişmiş kuzu kol, keşkek te tadına doyulmaz lezzetlerdi. Ayrıca Ayna karabaş, portakal, kayısı, kuşburnu, incir, turunç, balkabağı, portakal kabuğu, kızılcık gibi meyve ve otlardan kendi reçellerini yapıyor. Instagram üzerinden sipariş verip evinize alabiliyorsunuz. O kadar çok seviyoruz ki Ayna’yı, artık Cunda’daki ailemiz gibi oldu Nihal ve Ezgi Hanım. Hangi mevsim olursa olsun, hangi öğün olursa olsun, bizim için Ayna demek Cunda demek.

- Lal Girit Cunda – Cunda’nın en köklü ve en eski lezzet duraklarından birisi olan Lal Giritli’ye ağız tadı ve neşeyle yemek yemek için gidin. 2001’de Cunda’da 6 masa ve emanet tencerelerle restoranını açan Emine Hanım, Girit Mutfak geleneğinden gelen aile tariflerini Cunda’daki, bu neşe dolu mekanda yaşatıyor ve paylaşıyor. Emine Hanım ve Yusuf Bey misafirlerine daima en doğal ürünlerle en lezzetli yemekleri sunmayı amaç edinmiş dünya tatlısı insanlar. Girit kökenli Emine Hanım hangi otun yanına ne yakışır ince ince düşünerek mevsimine göre taze yöresel otlardan harika lezzetler hazırlıyor, ve restorana gittiğinizde yiyecek dolabının önünde size taze taze hazırladıkları mezeleri, ara sıcakları, deniz mahsüllerini tek tek anlatıyor. Biz yediğimiz kabağın rüyası, karamlize soğanlı fava, ılık enginar, Girit börek, lorlu kabak çiçeği kızartması, pabucakis ve soyalı kekikli dil balığı lezzetlerinin hepsinden çok memnun kaldık. Hepsinde başka bir yerde bulamayacağınız farklı bir dokunuş, yorum ve damak paletinizde iz bırakan bir tat vardı. Servis de öyle şen şakrak yapılıyor ki, mest olmuş bir şekilde yemeğinizi yiyor ve lezzetlerin tadı damağınızda çok güzel bir duygu ile ayrılıyorsunuz Lal Girit’ten. Mütevazi, geleneksel bir mekan, ancak deneyimi çok doyurucu ve mutlu.
- L’Arancia Cunda: İçinizi ısıtan, sıcacık, zevkli, güleryüzlü, samimi ve lezzetli bir kafe restoran. Tarihi bir taş binanın restorasyonu sonucu nefis bir mekan ortaya çıkmış. Sokaktaki masalarda çiçekler arasında , veya terasında deniz manzarasına nazır zengin bir kahvaltı ve Ege Füzyon yemekleri için çok keyifli bir adres. Menüsünde köz patlıcan mücver, börülce ceviche, midyeli iç pilavlı kabak çiçeği dolması, karides tempura, deniz mahsüllü fetuccini, limonda pişmiş levrek gibi geleneksel lezzetlere yaratıcı dokunuşlar getiren orjinal ve nefis lezzetler var.
- Yakamoz Avlu, 1882’den kalma tarihi Rum taş binada, 15 yıldır ve 3 kuşaktır aile işletmesi olarak hizmet veren Yakamoz Avlu, tam bir müdavim restoran ve meyhanesi. Bol muhabbetli, samimi ortamın portakallı sardalya turşusu, kıtır akkız, meyhane usulü arnavut ciğeri, beğendili karides, adadaki doğal parktan toplanan yabani otlarla derlenen salata ve mezeler gibi harika lezzetleri var. Namık Kemal Mahallesi, 15 Eylül Cd. No:14
- Aniva Cunda, 2018’de açılan bu yeni bistro & cafe & bar & tasarım dükkanı, Cunda’ya yeni bir soluk gertirdi. Yaz kış 12 ay açık olan Aniva, bir yandan 3. dalga kahve kahve konusunda iddialı, bir yandan karidesli buğdaylı risotto, barbekü de balık, damla sakızlı krokan bitter çikolatalı ve incirli brownili kuplar gibi özenli lezzetleri akşam yemeklerinde keyifli bir alternatif. Akşamları canlı müziği, kitap imza günleri ile özellikle sezon dışı gidenler için sıcacık ve keyifli bir lezzet durağı. Mithatpaşa Mahallesi, Ayvalık Cd. No:1
- Luna Food & Cocktail, 2018’de açılan, yerel mahsüllere modern yorumlar getirerek sunan yeni nesil restoran, deniz mahsüllü pizza, lokum bonfile, şaşlık, siyah mürekkep hamurlu deniz mahsüllü lahmacun, deniz mahsüllü risotto, istakozlu makarna, t – bone lezzetleri ile çok sevildi. Sokrat, ananas – limon, tatlı luna ve acı luna gibi kokteylleri de çok güzel.
- Uno, Adanın merkezinde MithatPaşa’da meydan da yer alan aile işletmesi Uno lezzetli pizzaları (dana carpaccio) & makarnalarının yanı sıra ızgara ahtapot ve balık füme gibi deniz mahsülleri ve de melanzane, sıcak ot, Cunda salatası, kabak çiçeği dolması gibi hafif lezzetler de sunuyor. Kalabalıktan ve gürültüden uzak mekanda zevkli müzikler eşliğinde Mohitoları, Mandalina Rüyası ve Antiochia gibi kokteylleri ve de harika kahvesi ile de beğeniliyor Uno. Mithatpaşa, Çarşı Cd. No:1
- Papaz’ın Evi Tria Cunda, Kendisini Lokanta & Bostan diye duyuran restoranın gerçekten yanı başında bostanı yer alıyor. Tarladan özenle, elle toplanan sebzeler ile tatlandırılmış ahtapot, fener balığı gibi lezzetleri Taksiyarhis Kilisesi manzarası eşliğinde yiyebiliyorsunuz. Namık Kemal mah Şeref sokak No:6
- Şarap eşliğinde peynir tabağı yiyerek akşamı geçirmek isteyenler için ise adanın en eskilerinden Vino Şarabevi‘ni öneririz. Sahibesi Reyhan Yaman Hanım’ın elleriyle yaptığı likörleri öyle muhteşem ki “Likör Hikayeleri” diye bir kitabın baş karaketerleri olmuşlar. Itır, yabanmersini, reyhan, karabaşotu, cadıkazanı, kuşburnu, zencefil, pomela, kiraz gibi çeşit çeşit ev yapımı enfes likörü burada tadıp alabilirsiniz.
- Eğer akşam daha hafif birşeyler yemek isterseniz Nostimo Sokak Lezzetleri yeni bir lezzet durağı. Ayrıca Hayat Caddesinin Zafer Sokak ile buluştuğu meydanda, Neş’e Meyhane, Kekik Burger, Cielo Bistro ve Sade Cafe yer alıyor.

Balık Yemek İsteyenler için:
Papalina: Ayvalık ve Cunda’nın en özel lezzetlerinden birisi Papalina. Hamsi gibi kılçığı ile yenilen ufak bir balık türü.
- Bay Nihat, Bir Cunda klasiği olan balıkçı Bay Nihat, lezzetli mezeleri, otları, deniz mahsüllerini, İstanbul servis anlayışı ve İstanbul fiyatlarında sunuyor.
- Cunda Körfez, Yeni açılan Cunda Körfez kalabalık sahil şeridi yerine iki paralel meydanda yerini almış. Tüm mezeleri ve balıkları tazecik, özenle pişiyor. Fiyatları ise çok daha makul.
- Nesos, Sahilde balık yemek isteyenler için yine leziz ve de Bay Nihat’a göre azıcık daha uygun fiyatlı başka güzel bir alternatif.
- Moshos, Yunan Tavernası Moshos, gecenin ilerleyen saatlerinde kapıları kapatıyor ve canlı Rum müziğine geçiyor.
OTELLER
Tarihi Cunda Sokaklarında Yer Alan Oteller
KAPYA CUNDA
Cunda adasının en köklü, en gerçek ve en kıymetli otellerinden birisi Kapya Cunda.
Neden köklü? Çünkü 1998 senesinde açılan Kapya, adanın 3. oteli olarak açılmış, yani ilklerden. Neden gerçek? Çünkü hem doğma büyüme Ayvalık’lı hem de Cunda gibi mübadele tarihi ortak olan Sakallı ailesinin yarattığı ve misafirlerle paylaştığı bir hikaye. Neden kıymetli? Çünkü her köşesi, büyük bir özenle, zarafetle, görgüyle, gelenekle ilmek ilmek işlenmiş bir otel. Ailesi ve aile gibi olmuş ekibi, misafirlerini otelde son derece rahat ve mutlu hissettirmesinin yanı sıra, Cunda’yı, mutfağını, tarihini, geleneklerini hissettirmek, yaşatmak, ve sevdirmek için çok özeniyorlar.

Otel ismini mübadele öncesi ailenin yaşadığı köyden alıyor. Yatak odalarındaki yatak örtüleri, yastık kılıfları, dantel işleri, duvarlardaki el işleri, hepsi ailenin ve adanın tarihine tanıklık eden incelikli parçalar. Kahvaltıda veya Kala restoranın menüsünde adanın ve mübadele mutfağının geleneksel lezzetleri sunuluyor. Odalar isimlerini karşı kıyıdaki Türk köylerinden alıyor. Odalardaki mobilyalar Ayvalık’ın değerli zanaatkarlarının ellerinden çıkmış ahşap el işleri. Duvarlarda ara ara gördüğünüz Ayvalık ve Cunda Adası fotoğrafları, Kuzey Ege’yi ve ’Mübadeleyi’ anlatıyor.

Ancak bunların hiçbirisi üstünüze gelmiyor. Son derece ferah ve aydınlık odalarda, tüm bu incelikli ve zarif detaylar, sessiz, sakin bir şekilde sizi adayı, tarihini tanımaya davet ediyor.
Zaten siz Fatma Hanım’a bir soru sorun, öyle güzel bir sohbet başlıyor ki. Öyle güzel, gerçek hikayeler anlatacak ki size. Ekim 1923’te Türk Yunan mübadele anlaşması sonucu, Sakallı ailesinin de aralarında olduğu 1400 Türk vatandaşı, şu an Yunanistan sınırları içinde olan memleketleri Lesvos (Midilli) Adasının, Yunanca Kapi, Türkçe Kapya okunan, Κάπη köyünden ayrılarak Türkiye’de Ayvalık’a yerleşmiş. Sakallı ailesinin çocuğu olarak İbrahim Bey Ayvalık’ta dünyaya gelmiş. Yine aynı şekilde ailesi mübadele ile Ayvalık’a yerleşen ve Ayvalık doğumlu olan Fatma Hanım ile evlenmişler. Sakallı çifti, 1998 yılında Cunda’da bir otel açma kararı verdiğinde, İbrahim Bey’in köklerine bir saygı duruşu olarak, mübadele öncesi ailesinin yaşadığı köyün ismini vermişler. Aslında bir nevi hem kendi hikayelerini hem de bu topraklardaki mübadele hikayelerini paylaşmak istemişler. Daha sonra ikinci bir otel daha açmışlar Cunda’da. Onun ismi de Fatma Hanım’ın ailesinin mübadele öncesi yaşadığı Güle köyü. (Güle Otel hala onlara ait, fakat farklı bir aile işletiyor.)
Fatma Hanım ile sohbet ederken, aynen babam gibi Macaron mahallesi doğduğunu, aynı ilkokulda okuduğunu öğreniyorum. Ve hemen içimde sıcacık bir yakınlık doğuyor. Mahallenin eski zamanlarını, ailesinin ve otelin hikayesini anlatıyor Fatma Hanım bana.

‘Oteli açtığımızda oğlum Oğuz 1 yaşındaydı, ikisi de çocuğum olarak birlikte büyüttüm onları’ diyor. 97 doğumlu Oğuz Bey müthiş iletişim becerileri olan, dinamik bir genç. Ancak genç olduğuna bakmayın, Ayvalık tarihine, kültürüne, mutfağına, köklerine, hikayelerine şaşılacak derecede saygılı ve meraklı. Otelde misafirleri tertemiz, pırıl pırıl, rahat ve ferah bir şekilde ağırlarken, geçmişin ve geleneklerin yaşamasını, yansımasını istiyor o da. Yeni nesil, amorf adetler yer yok otelde. Mesela kahvaltıda patates kızartmasının işi yok. Ya da otelin en sevdiğimiz özelliklerinden birisi olan odalarda televizyon olmaması; çünkü Cunda adası, Ayvalık gibi her sokağı tarih ve yaşam kokan kıymetli bir yerde televizyona ne gerek var?
Kapya otelin, adanın en köklü aile işletmelerinin başında gelmesinin sebebi, köklü bir görgü ve gelenekten gelen ailenin her ferdinin, her gün işinin başında olması, tüm misafirlerle, pazar alışverişinden mutfağa her detayla birebir ilgilenmesi, otelin ekibinin de artık bir aile gibi kenetlenmiş ve sahiplenmiş olması.
Sadece kahvaltı deneyimi, Kapya’da konaklamak için yeterli bir sebep diyebilirim. Sabahları kahvaltı sunumunda ve sofralarda nefis bir lezzet şöleninin yanı sıra, yukarıda bahsettiğim köklü geleneklerin yansımalarını göreceksiniz.

Her sabah mutfaktan otele yayılan nefis kokularla uyanıyorsunuz. Kahvaltı salonuna girdiğinizde, her biri özenle hazırlanmış, pişirilmiş, yerleştirilmiş lezzetlerin tablo gibi bir sunumuyla karşılaşıyorsunuz. Fatma Hanım’ın aile yadigarı likör şişesi ve bardakları, fincanlar, işlemeli tabaklar, bu zevkli sunumun bir parçası. Neler mi var kahvaltıda? Lor, sepet peyniri, tam yağlı köy peyniri, tulum gibi yöresel peynirler, ev yapımı reçeller, Ayvalık zeytin çeşitleri, domates, biber ve Ayvalık otları gibi yerel mahsuller, arzunuza göre hazırlanan omlet, menemen, yumurta çeşitleri, biberli lor, domates sos, lorlu kapyalı poğaça, pişi, çikolatalı paskalya çöreği, fındıklı kurabiye, elmalı kek, patatesli börek gibi hepsi ev yapımı nefis sabah lezzetleri. Demli çay, taze filtre kahve, taze sıkılmış meyve suları, limonlu tarçınlı su, fırın ekmek, simitleri… Anlayacağınız, bakmaya ve tatmaya doyamadığınız bir kahvaltı deneyimi yaşıyorsunuz. Mutfaktaki hanımların hepsi güler yüzlü, candan ve içten misafirperverlikleriyle, maharetli ellerinden çıkan tüm lezzetlerle sizi mutlu etmek için seferberler.
Bu arada Kapya Cunda’nın gece müdürü hariç tüm kemik kadro çalışan ekibi kadınlardan oluşuyor. Sadece yazın ek personel olarak genç erkekler bazen kadroya kısa süreli dahil oluyor. Çünkü Kapya, otelcilik gibi önemli ve özen gerektiren hizmet sektörü alanında hem kadın istihdamına hem de kadının ekonomik gücünün desteklenmesine önem veriyor. Zaten mutlu ve güleryüzlü kadınların güzel enerjisi her karşılaştığınızda size geçiyor.
İşte bu yüzden yıl boyu çalışan ekipleri, Kapya’nın uzun süreli yol arkadaşları olmuş: en kısası 7 senelik, 25 senedir Kapya’da çalışan bile var. Misafir olarak yeniden geldiğinizde aynı insanları görmek, insana kendini gerçekten evde gibi hissettiriyor.
Kapya’nın hiçbir yerde tabelamız yok. Zaten tabelaya da ihtiyacı olmayan Kapya, ‘tabela terörü’ denilen görüntü kirliliğine de karşı çıkıyor. Bazen neden yol gösteren tablenız yok diyen misafirler oluyor, onlar da cevaben: ‘küçücük bir adaya, mahalleye geldiniz, halkla iletişim kurun, yol tarifi isteyin, hemen gösterirler, biz bu güzel adanın üstünü tabelalarla örtmeyeceğiz.’ diyorlar.
Yani özetle Sakallı ailesi ve Kapya Cunda ekibi tüm zenginlikleriyle ve doğallığıyla adayı deneyimlemeniz için canla başla çaba sarf ediyor.
Kapı Tokmağı, hem kapısında hem de logosunda yer alan Kapya Cunda’nın, bakın nasıl bir misafirperverlik anlayışı var?:
‘Kapı Tokmağımız, dışarıdan gelen herkese, yaz kış açık olduğunu ve Cunda merkezde de bir evleri olduğunu hatırlatmak için… Evlerinden ayrılıp denizin karşı kıyısına geçmiş bir ailenin çocukları olan bizler de dışarıdan gelen herkesle evimizi paylaşmayı kendimize meslek edindik. Cunda Adası’na, otelimize gelen kimse kendini yabancı hissetmesin diye 1998’den beri Kapya Cunda Otel sizlerle…
Cunda’da tüm sokaklar denize çıkar. Deniz kenarlarında ise size balıkçı motorlarının sesleri eşlik eder. Attığınız her adımda, aldığınız her nefeste neden burada olduğunuz hatırlarsınız…
Bir kere geldin mi ruhunun bir parçası Cundalı olur. İlk boş zamanında kendini adaya gelmek üzere yolda bulursun.Cunda, evden ayrılmak için en güzel sebebindir. Cunda, senin hikayendir. Cunda, Kapya’dır…’

12 ay açık Kapya Cunda Otel, tarihi Cunda’nın merkezinde, tüm restoranlara, deniz kıyısına birkaç adımlık mesafede yer alıyor. Ana ve Annex (Ek) binadan oluşan, toplam 22 odası var. Standart ve süit oda seçeneklerinin yanı sıra Ege denizi penthouse ve Tavuk Adası Corner Suit gibi manzaralı 2 özel odası da var. Sadece yetişkin (16 yaş üstü) misafirlere hizmet veriyor.
Genelde Cunda sokakları taş tarihi binalarda, ismi ‘XYZ Konak’ olarak geçen oteller görüyorsunuz. Ancak aslında Cunda’nın tarihinde bir konak geleneği zaten yok. Kapya otel ise, Cunda’nın tarihi sokaklarının arasında, modern mimaride iki binada yer alıyor. Modern gezginin tüm ihtiyaç ve konforunu sağlayan ferah ortamlar yaratılmış, tarih ve gelenekler ise detaylara ve atmosfere zarif ve sessiz bir şekilde entegre edilmiş. Kendini empoze etmiyor. Rustik bir tarz veya abartılı antikaların üstünüze geldiği bir ortam yok. Görmüş geçirmiş ve görgülü bir aile işletmesi olan Kapya’da, Sakallı ailesinin rafine zevklerini yansıtan atmosfer ve misafirperverlik, yaşam ve seyahat kültürü gelişmiş konuklar için her şey tam kıvamında.
Kapya Cunda’dan işte böyle mutlu ayrılıyoruz. Her seferinde bizi öyle güzel anlarla karşılıyor, insanlarla tanıştırıyor ki, Ayvalık ve Cunda’ya hiç doyamıyorum. Eee baba memleketi, mutlu olmaz mı insan?
LENA CUNDA (ESKİ SOBE OTEL)
Pembe sarımsak taşından duvarları, uçuk mavi boyalı ahşap kapı ve pencere pervazları, kıvrılarak üst kata dönen muhteşem cam merdivenleri, her köşede ince bir estetik zevkin ürünü olan ve yüzünüzü güldüren özel dekorasyon detayları, sabahları uyandığınızda ışıl ışıl bir salonda nefis kokular ve tatlarla sizi bekleyen bir sofra, yemyeşil bir bahçe, rüzgarla uçuşan bembeyaz tüller ve kapı üstlerindeki renkli vitray camların ahşap parkeler üzerinde ışıkla dans eden yansımaları… İnsanın içini aydınlatan, mutluluk ve huzur dolduran, yumuşacık bir otel Lena Cunda.

Cunda’nın ilk butik oteli olan Sobe, artık Lena Otel.
Cunda’ya gönül vermiş Ömür & Suat Erzi’nin adaya 20 yıl önce kazandırdığı büyük bir değer. 2000’lerde, Cunda ve Ayvalık sadece rakı & balık & Ayvalık olarak bilinirken, adada daha rafine deneyimler yaşanabileceğini öngörerek Sobe’yi hayata geçiren çift, hem tarihi bir taş ev deneyimiyle Cunda’nın geçmişine saygı duruşu sergileyip, hem de adada yaşam kültürü yüksek misafirlere hitap edecek yeni deneyimlere imkan tanıdılar. Öncelikle Sobe’nin, enfes bir estetik ve zarafet duygusu vardı. Modern ve tarihi öyle ferahlıkla bir araya getirmiş ki, taş dokuyu çok dengeli yaşatıyordu . Ne odalarda ne de otelin ortak alanlarında ‘üstünüze üstünüze gelen taşlar’ veya kasvetli, karanlık bir duygu hissetmiyordunuz.
Şimdi bunların hepsi Lena otelde aynen devam ediyor. Çünkü Lena, öncülü olan Sobe otelin yarattığı ortama, geliştirdiği konaklama deneyimine ve misafirleriyle kurduğu ilişkiye saygı duruşu sergileyerek, herşeyi aynen devam ettiriyor. Sobe’nin ağırlama elçisi Sevgi Hanım, kahvaltıların ve lezzetlerin üstadı Filiz Hanım, temizliğin ustası Hürriyet hanım ve ekibin tamamı, yine büyük bir misafirperverlikle Lena otelde devam ediyor. Sadece Ömür & Suat Terzi çifti emekli oldular gibi düşünün.

Hele öyle bir kahvaltısı var ki uyanmak için can atıyorsunuz. Nefis kokuları takip ederek, sabah ışığının içeri süzüldüğü salona ulaşıyorsunuz, ev yapımı reçeller, çörekler, kurabiyeler, kekler, yerel zeytin ve peynirlerle bezenmiş, lezzet dolu son derece zarif bir sofra sizi büyülüyor. Siz bu enfes lezzetleri tabağınıza alıp, yemyeşil bahçeye çıkıp masanıza oturduğunuza, sofranıza yeni pişmiş sıcacık kedi dili eklenirken sorulan ‘yumurtanızı nasıl alırdınız? sorusu, ‘tüm bunları nasıl yiyeceğim?’ diye sizi düşündürse de, Filiz Hanım’ın maharetli ellerinden çıkan herşey öyle lezzetli ki, tadına doyum olmuyor kahvaltının.
Otelin güleryüzlü ve misafirperver yöneticisi Sevgi Hanım, maharetli ellerinden muhteşem lezzetler çıkan Filiz Hanım, oteli her daim pırıl pırıl tertemiz tutan Hürriyet Hanım’ın varlığı ile, Lena aynı Sobe gibi olağanüstü bir hizmet anlayışı sergilemeye devam ediyor.

Doğa dostu olabilmek için hem özenli, hem de düşünceli ufak detaylar da var Lena’da; tek kullanımlık plastikleri engellemek için nefis kokulu sabun ve şampuanlarını özel ürettirip sabunluklara doldurarak, havlu ve nevresimlerin daha az sıklıkta değişmesini teşvik ederek, gezegeni korumaya çalışıyorlar.
Tüm yıl boyu açık olan Sobe, bulunduğu beldeye dört mevsim değer katan bir işletme olduğu için kalbimizi çok fethetmişti. Lena’da aynı şekilde bu uygulamayı devam ettirerek 12 ay misafirlerini ağırlıyor.
Tarihe saygıyla, titizlikle ve muhteşem bir estetik zevkle restore edilmiş Lena’nın, özenli hizmetiyle, Cunda’daki huzur ve mutluluk kapınız olacağına emin olabilirsiniz.
Sobe otelin güzel hikayesini yazımdan silmeye kıyamadığım için burada yer veriyorum: İnşaat mühendisi Ömür Hanım ve gemi inşaat mühendisi Suat Bey, mesleklerini profesyönel olarak icra ettikten sonra, hizmet sektörüne 1990’larda başlamış bir çift. 1994 yılında İTÜ Maçka Sosyal Tesisleri Havuzbaşı restoranı işletmesini alarak, geliştirdikleri farklı konsept ve yeni yönetim anlayışıyla İTÜ öğrenci, mezun, ve ziyaretçilerinin keyifle buluştuğu bir adres yaratmış ve 2020 yılına kadar yaşatmışlardı. 2000’lerin başında yeni bir turizm girişimi yaratmak isteyen çift, Suat Bey’in babası vakıf zeytinlikler bölge müdürüyken çocukluğunu geçirdiği, ilkokulu okuduğu Ayvalık ve Cunda’ya gelip, adanın sakinliğine, doğasına, oksijen dolu tertemiz havasına aşık olmuşlar. Önce yaşamak için bir ev alıp, ardından da butik bir otel olarak inşa edebilecekleri tarihi bina arayışına girmişler. Tarihi bir taş depo ve imalathane olan yıkık köşe binayı alıp, 7 odalı bir misafir konaklama tesisi yaratmak için kolları sıvamışlar. Cunda’da tarihi binalar SIT koruma statürüsünde olduğu için projelendirme ve inşaat 3 sene süren titiz ve özenli bir çalışma süreciyle geliştirilmiş. Binanın taş duvarları eski planlarındaki original haline göre inşa edilip, içi hem tarihi dokuyu yaşatacak, hem de modern bir gezginin ihtiyaçlarına cevap verecek şekilde projelendirilmiş. Mimar proje ve uygulamayı Sema & Nüzhet Ak çifti üstlense de Erzi çifti her detay ile ilgilenip, birlikte binayı ilmek ilmek işlemişler. Ve ortaya nefis bir dış ve iç mimaride konuk evi çıkmış.

Şimdi bu muhteşem binada, konukları evinde gibi hissettirme geleneğini, Lena Otel devam ettiriyor.
Özetle Cunda’nın ara sokaklarında 19. yüzyıldan kalma tarihi bir taş binanın restorasyonu ve eklenen modern dokunuşlar ile, 7 odalı mutlu, zarif, ve romantik bir otel olan eski Sobe yeni Lena, adanın bir cennet köşesi.
Mola Otel, Cunda’nın merkezine ve plajına sadece birkaç dakikalık yürüme mesafesinde olan ancak bir yandan da kalabalık ve gürültüden uzak gizli bir vaha Mola. Bölgenin mimarisine uygun tamamen doğa dostu malzemelerle yapılan binası, Tulya Madra’nın imzasını taşıyan zevkli, modern ve ferah Deluxe ve Suite odaları, geniş ve yemyeşil avlusu, harika bir serinleme havuzu, yörenin en taze ve doğal ürünleriyle hazırlanan açık büfe Ege kahvaltısı, Cunda değirmeni formunda tasarlanmış deniz manzaralı barı, adayı keşfetmek için kullanabileceğiniz bisikletleri, uzman ellerden rahatlatıcı masaj terapileri ile adanın en donanımlı ve lüks oteli. Bir tasarım oteli andıran Mola otel, konfor, keyif ve modernlik arayanlar için ideal.

Moshinos Otel, 17 sene önceki ilk Cunda seyahatlerimizde kaldığımız Moshinos’un sahibesi Seda Hanım pırıl pırıl mavi gözlerinde dinginliği yakaladığınız sade ve duru bir hanım. Cunda’ya çok eskiden gönül verenlerden. Eski bir Rum evini özenle yeniden inşaa ederek, antika vazolar, aynalar ve objeler ile bezemiş, kapılara astığı mor renkli kurutulmuş çiçekler ile şenlendirmiş, huzurlu bir ev ortamı yaratmış. Kahvaltısı dört dörtlük, çalışanları güleryüzlü ve misafirperver, lokasyonu adanın en güzel sokakları olan Tumbalı ve Cumhuriyet sokaklarının kesişimine çok yakın, yani otantik bir Cunda deneyimi için ideal. Otelin dışı pembe begonvillerle kaplanmış. Üst kat odalarında kilise tavalarında gördüğümüz çapraz tonozun harika bir mimari uygulaması yapılmış, ferah yüksek tavanı, taş banyosu, fistan perdeleri ile içinizi açıyor… En hoşuma giden tarafı ise otelin girişindeki yuvarlak sehpanın yanıbaşındaki iki koltuk… Akşamüstü ev yapımı otlu peynirli kurabiyeleri ve taze demli çayınızı alıp, koltuğa yerleşip gelen geçeni seyredebiliyorsunuz. Cam içine oturacak yaşı ve boyutu geçtiğim için, çoçukluk anılarıma denk gelen bu deneyim beni çok mutlu kıldı. İsmini adanın eski adlarından birisi olan, Rumca ‘hoş kokulu’ anlamına gelen Moshinos’dan alıyor. Seda Hanım ile akşam yemeği için sohbet ettiğimizde, yazın kalabalıkların akın ettiği restoranlarda servisin aksayabildiğini, biraz kalender olmak gerektiğini söylüyor bize. Uzun zamandır duymamıştım bu kelimeyi, tam da adalı ruhunu yansıtıyor. Cunda’ya çok eskiden gönül veren Seda Hanım, eski bir Rum evini özenle yeniden inşaa ederek, antika vazolar, aynalar ve objeler ile bezemiş, kapılara astığı mor renkli kurutulmuş çiçekler ile şenlendirmiş, huzurlu bir ev ortamı yaratmış. Kahvaltısı dört dörtlük, çalışanları güleryüzlü ve misafirperver, lokasyonu adanın en güzel sokakları olan Tumbalı ve Cumhuriyet sokaklarının kesişimine çok yakın. Huzuru, dinginliği ve ruhunuza işleyen detayları ile otantik bir Cunda deneyimi için ideal.
- Yundantik Cunda Konakları, Geniş bir bahçeye bakan dört farklı taş evden oluşan 14 odalı otel Cunda’nın en eski ve iyi otellerinden. Cunda’yı daha tarihi, geleneksel bir atmosferde deneyimlemek isteyenler için güzel bir alternatif.
- Cunda Qara Otel ve Kali Mola Otel /Plaj gezdiğim kadarıyla beğendiğim, denemek istediğim oteller.
- Kapya Cunda, 1923 Ekim ayında Midilli’nin Kapya (Yunanca Kapi) köyünden Cunda’ya yerleşen ailenin 1998 yılında kapılarını misafirlerine konuk evi olarak açtığı harika bir hikaye burası. Logosunda yer alan ‘Kapı Tokmağı’ ise dışarıdan gelen herkese, her saat kapılarının açık olduğunu ve Cunda’da da bir evleri olduğunu hatırlatmak için seçilmiiş. Evlerinden ayrılıp denizin karşı kıyısına geçmiş bir ailenin çocukları olan aile, Cunda adasına ve otele gelen hiç kimse kendini yabancı hissetmesin diye, dışarıdan gelen herkesle evini paylaşmayı meslek edinmiş. Tarihi evde yer alan odaların hepsinde yer alan banyo dolaplarından yataklara kadar tüm mobilya ve objeler Ayvalık’ın zanaatkarlarının elinden çıkan harika işler. Sabah uyandığınızda ilk iş suya atlamayı sevenlerdenseniz havuzu harika bir fırsat sunuyor, ayrıca Cunda sokaklarında dolaştıktan sonra havuz başında sakinliğin tadını çıkarmak da çok keyifli.
- Cunda Battalos: Cunda’da sahile yürüme mesafesinde bahçe içinde, minik ancak zevkli, sakin, huzurlu, tertemiz bir küçük otel. Sadece leziz ve zengin kahvaltısı için bile konaklamaya değer.
- Ziya Bey Konağı, Tarihi Cumhuriyet Fırını sokağında yer alan, 150 yıllık tarihi binaların, Cunda’nın tarihi dokusunun ve yaşamını yansıtacak şekilde restore edilmesiyle ortaya çıkmış güzel bir Cunda oteli. Eski adıyla Kuleli Konukevi, antikalar, yatak başları, berjerler ile adanın yaşanmışlıkları, ruhu, dokusunu yansıtan, geleneksel bir konak atmosferi sunuyor. Gerçekten adanın en keyifli konaklama noktalarından birisi.
- Begonvilla Evleri, Tepe bir mahallede yer alan bahçe içindeki muhteşem restorasyonlu 2 taş evin özenli dekorasyonu, bahçesi ve manzarası gerçekten çok keyifli.
- Vrodi Otel, geniş bahçesinde tarihi taş binası ile rustik tarzda tatlı bir butik otel. Yazın bahçesinde Kakule ve Soul Kitchen gibi markaların ‘pop up’ mağazaları açılıyor.
- Kuleli Konak Pansiyon, Başka bir tipik Rum evi, tepesindeki tarihi kuleden manzarası harika.
- Nisi Otel, Taksiyarhis Kilisesine bakan kocaman bahçesi çeşit çeşit çiçekler, bitkiler ve ağaçlar ile bezenmiş. Dekorasyonu daha geleneksel olan Nisi, nispeten büyük otel hissiyatı yaşamak isteyenler için ideal.
- İna Cunda ArtOtel, eski Rum evi restorasyonu ile hayata geçirilmiş çok hoş bir sanat oteli
- Ayışığı Otel, Alibeyhan Otel, Güle Butik Otel, Siyah Lale Otel, Ekatonisos Pansiyon ise yine eski Rum evi restorasyonu ile hayata geçirilmiş şirin mi şirin daha uygun fiyatlı alternatifler.
Cunda Koy ve Tepelerinde Yer Alan Oteller
Ortunç Club
Adanın en güzel koyu olan Ortunç’ta yer alan bu otel, çam ve zeytinlerin arasında kaybolarak birkaç gün inzivaya çekilmek ve deniz keyfi yapmak isteyenler için ideal.
Bıyıklı’nın Yeri
Pateriça 1 köyünde yer alan köy evi, Cunda Adası’nın gözlerden uzak bir koyunda, manastırlarla çevrili bir tabiat parkında denize çok yakın bir mesafede sade bir pansiyon atmosferinde konaklama adresi.

LEZZET ALIŞVERİŞLERİNİZ İÇİN:
- Saltık, Ayvalık’a has sepet peyniri, tulum peyniri ve koyun yoğurduğunun yanı sıra akşam üzerleri 3 – 3.5 gibi taze çıkan koyun sütünden yapılan taze lor peyniri bulabileceğiniz nefis mandıra dükkanı.
- Thomas Kesebir Zeytincilik‘ten zeytinyağları, zeytinler, sabunlar, çam fıstıkları, ballar, kantaron yağı ve mevsiminde vakumlu torbalarda enginarı 3 kuşak bir arada Ayvalık’ın lezzet temsilcisi olan Kesebir’den almanızı tavsiye ederiz. (Belediye Cad. No:3, Cunda)
- Tarla Kuşu Gurmeko, Mithatpaşa Mah. Hükümet Caddesi No:14A / Zeytin, Zeytin Yağı, Sabun, Organik çam fıstığı, bal gibi yerel üreticilerin el emeği göz nuru ürünlerini satan dükkan, lokal ekonomisine katkıda bulunurken, sağlıklı, ekolojik ve sanatla dolu bir yaşamı desteklemeyi prensip edinmiş.
- Evliyazade Zeytin & Zeytinyağı butiği 1886 yılında Evliyazade Şakir Efendi tarafından kurulan Evliyazade zeytinyağı fabrikası, Edremit’te kurulan ilk Türk fabrikası. Şimdi Evliyazade Necati Bey’in torunları, Edremit Evliyazade fabrikası, Havran Fahri Bey fabrikası ve Ayvalık Ertemler fabrikası gibi üç köklü geleneğin varisleri olarak, aileye ait zeytinliklerden mahsulü özenle toplayıp, dedelerinden gelen zeytinyağı üretimini devam ettiriyor. Erken ve olgun hasat zeytinyağ çeşitleri, siyah, kırma ve çizik yeşil ve pembe zeytinleri ve de zeytinyağı sabunları alabilirsiniz.
- Cunda Taş Fırın‘ın tarihi taş fırınından çıkan nefis lezzette ekşi mayalı ekmeğinin tadına mutlaka bakmanızı öneririz. Doğal mayalı ekmek uzun süre dayandığı için evinize de alabilirsiniz.
- Has Ada Zeytinyağı Butiği, zeytinyağı ve sabun, şampuan, güneş yağı, losyon, yoğun bakım kremi, el kremi ve çeşitli iyileştirici kremler gibi zeytinyağı türevleri cenneti.
- Pateriça Ada Mandırası ve Cunda Mandırası çeşit çeşit peynir sunuyor: Kelle peyniri, köy peyniri, tulum ve lor peynirleri
- Vino Şarap Evi, Itır, yabanmersini, reyhan, karabaşotu, cadıkazanı, kuşburnu, zencefil, pomela, kiraz gibi çeşit çeşit ev yapımı likörler bulabilirsiniz.
- Cunda Bakkalı: 1886’dan beri dalından lezzetleri sunan bakkal & manav arabası
- Lor Kurabiyesi: Karadeniz Pastanesi’nin lor peynirli kurabiyesi

SANAT & ALIŞVERiŞ
- Atölye Patika, Namık Kemal Mahallesi, Selamet Caddesi No:9 / Sabun ve Seramik: Adada Rumlar zamanında zeytinyağından sabun üretilirmiş bu geleneği devam ettiren Atölye Patika’da enfes seramik ve ahşap işleri de var. Atölye Patika, doğal ve yalın yaşam kültürünü amaçlayan ve destekleyen çok yönlü bir sanat ve zanaat atölyesi. Maharetlerini, tutkularını ve tecrübelerini paylaşmak isteyen sanatçı, zanaatkar, müzisyen, yazar, otacı, simyacıların atölyelerini düzenleyen bir paylaşım alanı. Ayrıca Patika toprak ananın sunduklarına saygılı ve minnettar bir anlayış ile, sürdürülebilir ve kendi kendine yeten çevre dostu sistemler geliştirme etkinlikleri düzenleniyor Kurucusu Seramik sanatçısı Emine Boyner Kürşat ve eşi zeytinci Ali Kürşat hem seramik, hem de budanmış zeytin ağaç kollarından ahşap objeler yapımı üzerine atölyeler, kağıt ve sabun yapımı atölyeleri veriyorlar. Cunda’nın tarihi sokaklarında muhteşem bir eski taş Rum binasında yer alan, yaz-kış açık atölyeye mutlaka uğrayın, seramikler, ahşap el işi sofarlık objeler, el yapımı bitkisel sabunlar, aromatik ve şifa niyetine otlar, el yapımı kağıt defterler kalbinizi fethedecek.
- Heves Berksu Seramik Atölyesi ve Dükkanı, Cumhuriyet Cad. 32A /Seramik sanatçısı Heves Berksu’nun kendi adını taşıyan mini minnacık atölyesinde, hem kendi tasarladığı zarif, yalın, zevkli seramik ve porselenlere bir göz atıp satın alabilir, hem de Pazartesi ve Çarşamba günleri porselen ve seramik atölyelerine katılabilirsiniz. Yaz kış açık.

- Serracota el yapımı tasarım seramikler.
- Pina Dükkan: el yapımı tasarım çantalar
- Cundass Sanat Evi, Sevgi Cad. no: 122 / El yapımı taş, heykel, ağaç yakma, su kabağı eserleri ile çok keyifli bir el sanatları ve sanat durağı.
- Little Buddhart Galerisi, Cumhuriyet Caddesi no 17/ Kasım 2014 ‘te Cunda Adası’nda yaşayan Fotoğraf Sanatçısı Emine Berkan, Floret Desaban ile birlikte Ada’ya ilk sanat galerisini kazandırmış. Galeri ismini yakın çevresinde Küçük Buddha (Little Budhha) diye tanınan Emine Berkan’dan ismini alıyor. Emine Berkan ve Gülgün Haksal’ın çalışmalarının bulunduğu artshop ile özgün Ayvalık hediyelikleri sunan mekânda, Resim, heykel, fotoğraf, seramik, vitray sergileri, work shoplar, film gösterimleri de gerçekleşiyor.
- Sokak Kedisi, Zafer Sk. No:6 / Sokak Kedisi, kapıdan içeri adımınızı atar atmaz sizi doğal, ferah ve mis kokulu bir dünyaya taşıyor. Nefis bir tarihi taş binanın içinde yer alan dükkan, mis gibi kokuları, adeta bir renk kartelasını andıran muhteşem renkleri, yumuşacık doğal dokuları, fonda çalan sakin müziği ile tüm duyularınızı okşuyor. %100 Türk üretimi sunan dükkan, Buldan ev tekstil ürünleri, şallar, havlular, peştemaller, bornozlar, tünikler, elbiseler, bürümcükler, yastık kılıfları, nevresim takımları, sabunlar, losyonlar, Ege’nin mis kokan Ayvalık Özgün zeytinleri ve zeytinyağları, Carbaline ev kokuları, el yapımı seramikler, mazisi yüz yıllarla ölçülen ağaçlardan sofra aksesuarları ve mobilyaları ile adeta bir harikalar diyarı.
- Gazo Cunda, Zafer Sok / kendini ‘el işi tezgahı’ diye tanımlayan minicik dükkan, her biri Gamze Dinçer’in el emeği göz nuru el işi örtüler, seramikler, çantalar, resimler sergiliyor
- Niva, Ayvalık Cd. No:1 / Kardeş işletmesi Aniva’nın hemen yanı başında yer alan Niva yaz ve plaj tasarım kıyafetleri, aksesuarları satıyor.
- Allı Pullu, Cunda Çarşı Caddesi 12 , Cunda / Kuzey Ege Bölgesi Dağ köylerinde yaşayan Yörklerin giyim tarzından esinlenerek ve sandıklardan çıkan eski oya, Yemeni ve kanaviçe gibi malzemeler kullanılarak tamamı elde yapılan bez bebekler ve aksesuarlar bulunmakta.
- Anatolian Arts, Atatürk Cad. No: 63 / Organik boyalarla el boyaması hediyelik eşya, aksesuar ve dekoratif ürünler.
- Obsession, Cunda Eski Yol Son Durak karşısı / Tamamı el yapımı ahşap dekoratif malzemeler.
- Gümüş Koleksiyon, Gümüş ve renk renk doğal taş takılar.

CUNDA’DA DENİZ KEYFİ, TEKNE VE PLAJLAR
Ege denizinin masmavi sularına alışmış kişiler için Cunda’nın sığ denizi çok muhteşem gelmiyor. Bence bu adada en güzel deniz keyfi denizden tekne ile yapılıyor.
Plajlar
- Sobe Plaj – Pateriça 2. köy
Cunda merkezde yer alan, adaınn ilk butik oteli olan Sobe otelin (bugün Lena Otel olarak hizmet veriyor) kurucuları Ömür Hanım ve Suat Bey, Cunda adasında denize girme imkanın kısıtlı olması sebebiyle, otelin açılmasından 2 sene sonra, Cunda’nın Pateriça koyunda, denizin kıyısında içinde kilise yıkıntılarının olan 3 dönümlük bir araziyi uzun ve zorlu uğraşlar sonucu satın alarak, Sobe Plaj’ı hayata geçirmişler. Sobe oteli Lena otele devrettiler ancak Sobe plaj hala Ömür hanım ekibi ile yönetimini üstlendiği ve harikalar yarattığı bir plaj. Pateriça koyunda, zeytin ve nar ağaçlarının gölgesinde, nefis lezzetler eşliğinde denizin tadını çıkarmak isteyenler için gerçek bir doğa cenneti. Rezervasyon ile çok kısıtlı sayıda plaj misafiri aldığı için her zaman ferah bir deneyim sunuyor ve mutlaka önceden rezervasyon yaptırmak gerekiyor. Plaj Mayıs ve Eylül sonu arasında açık.
- Mola Beach – Mola Oteli plajı, dışarıdan ücretli girişi mevcut.
- Kesebir Beach
- Mina’s Beach
- Ortunç Otel Plajı – Ortunç Koyu
- Bıyıklı’nın Yeri – Pateriça Köyü
- Ada Camping Halk Plajı – Ortunç Koyu
- Alibey Kulüp – Üçkuyular
- Çataltepe Halk Plajı
Denizden Cunda:
Tekne kiralayarak veya tekne turuna katırlarak; Cunda Adası’nın batı yakasındaki Pınar Ada, Yellice Adası ve Kara Ada etrafındaki koyları ziyaret edip Akvaryum Koyu ve Yeşil Koy’da denize girmek, Yalancı Boğaz’dan geçmek ve turunuz sırasında Rahibe Okulu’nu, Güler Sabancı ve Cem Boyner evlerini de denizden görmek, Cunda’da en keyifli deniz günü rotası.
- AYVALIK İZLENİMLERİ www.yolculukterapisi.com/ayvalik
- AYVALIK HAKKINDA HERŞEY: Doğası, Tarihi, Mimarisi, Kültürü, Mutfağı, Takvimi www.yolculukterapisi.com/ayvaliktarihimimarisimutfagi
- AYVALIK ROTALARI 1: Tarihi Ayvalık Kasabası 2 Günlük Yürüyüş Keşifleri www.yolculukterapisi.com/ayvalikrota1
- AYVALIK ROTALARI 2: Çamlık, Küçükköy, Altınova, Sarmısaklı, Bardavut, Şeytan Sofrası www.yolculukterapisi.com/ayvalikrota2
- AYVALIK ROTALARI 3: Ayvalık Zeytin Köyleri, Aura Bağları, Kozak Köyleri, Madra Dağları ve bağları www.yolculukterapisi.com/ayvalikrota3
- AYVALIK LEZZET DURAKLARI REHBERİ: www.yolculukterapisi.com/ayvaliklezzetduraklari
- AYVALIK OTELLERİ www.yolculukterapisi.com/ayvalikoteller
- CUNDA İZLENİM VE ROTALARI www.yolculukterapisi.com/cunda
- CUNDA OTEL, RESTORAN, PLAJ REHBERİ www.yolculukterapisi.com/cundarehber
- BERGAMA ANTİK KENTİ VE KASABASI www.yolculukterapisi.com/bergama
Zeynep Atılgan Boneval
- ŞU ANDA KAPALI! Cunda Despot Evi: Cunda izlenimleri yazımda bahsettiğim gibi Cunda demek benim çocukluğum demek. Cunda sahilinde yürürken hep büyük bir hayranlıkla baktığım bir taş bina vardı. Yarısı yıkılmış olsa da mimari heybetini hemen hissettiriyor ve barındırdığı hikayeleri tahmin edebiliyordunuz. Arşivimde harabe halinin bir kaç fotoğrafı olan bu ev beni çok etkilerdi ve terk edilmiş olması hüzünle kaplardı içimi. 2017 yılındaki ziyaretimde restore edildiğini görüp bu kıymetli tarihi eserin hayata döneceğini öğrenince çok mutlu olmuştum.

- 2019 yılında Despot Evi nefis bir otel olarak kapılarını misafirlerine açtı ve konaklama şansım oldu. Hem aslına uygun şekilde özenle, titizlikle, incelikle restore ettirerek bu tarihi binayı adeta ‘yaşayan bir sanat eseri’ gibi Cunda’ya kazandırdıkları için, hem de hikayesine sahip çıkarak bizlerle buluşturduğu için İsmail Polat’a ve KHG mimarlığın sahibesi Işıl Gençoğlu hanımefendiye büyük saygı ve şükran duydum. Despot Evi’nin hikayesi oldukça ilginç: 1862’de Yunanistan’ın devlet olduğu gün Rum halkının sevinçten verdiği bağışlarla, Yunan egemenliği altındaki doğum yeri olan Cunda’ya gelen din adamı yani “Despot”, 1862 yılında Despot Evi olarak bilinen binayı inşa ettirmiş. Yani aslında simgesel bir yapı. 1877’de Despot’un ölümünden sonra, Osmanlı Devleti, Despot Evi’ni Sine Kilisesi’nden satın alarak Hükümet Binası olarak kullanmaya başlamış. 1921’de “Öksüzler Yurdu” olarak kullanılmaya başlanan yapı, Kurtuluş savaşının kazanılmasıyla mübadele ile gelen Türkler tarafından hem ilkokul hem de öksüzler yurdu olarak hizmet vermeye devam etmiş. Bu görkemli bina birkaç farklı Yeşilçam filmine setlik yapmış olsa da 1980’lerde öksüzler yurdu yeni binasına taşınınca Despot Evi terkedilmiş, metruk hale gelmiş, ve yıllar içerisinde depremler, yangınlar, yağmalamalar geçirerek özgün yapıya yapılan uyumsuz müdahalelerle deformasyona uğramış. 2015 yılında Kültür Bakanlığı’ndan kiralanmasıyla; restorasyon süreci başlamış ve tarihi simgesel yapı özgün dokusuna sadık kalınarak otel ve restoran olarak Cunda’ya yeniden kazandırılmış.

- Cunda sahilinde yer alan bu enfes otel, adeta bir zaman tünelinin içine giriyormuşsunuz gibi Cunda tarihine tanıklık etmenizi sağlıyor. Tabi çok şık bir dekorasyon, ince ince düşünülmüş detaylar, ve kusursuz bir servis ile. Ana binanın kapısından girer girmez sizi karşılayan yüksek tavanlı hol ve yükselen merdiven, size binanın haşmetini hemen hissettiriyor. Antika bir ahşap dolabın içinde sergilenen kazılardan çıkan eski fotoğraflar, mektuplar, belgeler, binanın geçmişini günümüze taşıyor.

- Hepsi orjinalin haline sadık kalarak restore edilen odaların dekorasyonu, binanın ruhunu yansıtan ve yaşatan klasik bir şıklığın ve ince bir zevkin ürünü. Bir yandan da odalarda modern bir gezgin konforu, keyfi ve rahatlığı için herşey düşünülmüş. Gramofon şeklinde hoparlörler, ayna içi gizli televizyon gibi tarihi bina ile bütünlük içerisindeki zarif detaylar çok özenli. İçinde hamamı, saunası, buhar odası, masaj odaları, spor salonu olan son derece şık ve geniş Yunda Spa’da kendinizi bir Spa ve arınma otelinde hissedeceğiniz her türlü donanım ve servis mevcut.
- Otelin bahçesinde denize ve ihtişamlı binaya nazır enfes bir havuz yer alıyor. Özel budanmış zeytinleri, selvileri, bitki ve çiçekleri ile havuz başı çok huzurlu ve keyifli bir atmosfer sunuyor.
- Bahçeden geçerek ulaştığınız hem kahvaltıların servis edildiği hem de 12 ay boyunca dünya mutfağından seçkiler ve de rakı, balık, meze çeşitleri sunan denize nazır 1862 restoranın konumu, manzarası, lezzetleri, servisi son derece özenli. Restoran, ismini binanın inşaa tarihinden alarak, giriş kapısındaki Cunda Rum mimarisine özgü renkli camları kullanarak ve alt kata inen tüm duvarı kaplayan tarihi Cunda evleri kapılarından oluşan muhteşem fotoğraf kolajı ile Cunda tarihine bir övgü ve saygı duruşu sergiliyor.

- Eğer Cunda’da iken deniz keyfi yapmak isterseniz Despot Evinin misafirlere özel bir Salmaner teknesi var. Ve ücret karşılığı denizden Cunda koylarını keşfedip, masmavi tertemiz sularda denize girebiliyorsunuz.
- Otelin karşılamasından servisine spasından otoparkın tüm ekibi çok kibar, güleryüzlü, ve misafirperver.
- Despot evi 12 ay boyunca misafirlerini ağırlıyor, ve yazları yoga ve açık hava sineması, sonbahar ve kışları Zeytin hasadı şenlikleri, ilkbahar ve sonbaharda Detox haftasonları gibi mevsimine göre değişen harika etkinlikler sunuyor.

- Despot Evinin en beğendiğimiz odaları:
- Despot Suit: Despot’un üst kattaki yatak odası bir suit olarak hizmet veriyor. Despot burada yaşarken pencerenin tam karşısındaki Tavuk Adasında yaşayan ailesine bakar ve onların sağlığını takip edermiş. Orjinaline sadık kalınarak restore edilen odanın camlarından gerçekten enfes bir manzara var.
- King Suit: Despot Suit’in hemen altında yer alan King suit’in ağaçlar arasından denizi gören geniş balkonu ise insana kendini bir dönem filminde hissettiriyor.
- Premium Suit: Despot Suitin iki yanında yer alan ve zamanında Despot’un çalışma ve yaşam odası olan bölümlerin ikisi de deniz manzaralı suitlere dönüştürülmüş.
- Antik Suit: Alt katta yer alan, şömineli ve havuza kapısı açılan tek oda olan Antik Suit ise başka bir keyifli oda.
Belki otele girerken yanı başındaki cami sizi ses konusunda tedirgin edebilir. Ancak oldu da sabah ezanına uyandınız, benim bugüne kadar duyduğum şiir gibi okunan bir ezan idi.
Kısacası Despot Evinde. Denize nazır havuzunda serinleyip, Spa’sı keyif yapıp, 1862 Restoranında yemek yiyip, Salmaner teknesi ile denizden Cunda koylarını keşfedebileceğiniz lüks bir konaklama deneyimi sunuyor Despot Evi.
Despot evini hayata döndüren herkese Cunda adasına ve tarihine kazandırdıkları değer ve gösterdikleri özen için teşekkür ederiz. İyi ki böyle kıymetli ve gurur verici bir eser yaratmışlar.

Pingback: Yolculuk Terapisi | Yolculuk Terapisi