Divriği Ulu Cami ve Sivas Keşifleri

 

Divriği Ulu Cami ve Darüşşifası

Hayatımda gördüğüm en muhteşem ve etkileyici taş işçiliği Divriği Ulu Cami ve Darüşşifasında oldu.

Cami, Anadolu’nun Elhamra’sı olarak anılıyor. Geçmişte Alhambra Sarayını ’yı ziyaret etme şansını bulmuş birisi olarak, Divriği Ulu Camisindeki süslemelerin yoğunluğu, orijinalliği ve anlattığı hikayelerle Divriği dünyada başka örneği olmayan bir şaheser.

Divriği Ulu Cami ve Darüşşifası, nakış gibi işlenmiş sonsuz figür ve sembolüyle, taşın zarafete dönüşmüş hali adeta.

Bu camiyi çok özgün ve tek kılan birçok özelliği var:

  • Yapı Anadolu Selçuklu döneminde bitişik nizamda yapılmış, bir kadın ile erkeğin yaptırdığı tek eser ve mimarı şahın yapmış olduğu tek eser.
  • Taş işlemeciliği sanatının doruk noktası olan bu bezemeler, ilk bakışta göze simetrik gibi gözüküyor, ancak her biri farklı. Bu asimetrik binlerce motifin asla birbirini tekrar etmiyor. İşin en güzeli, bunlar sadece birer figür değil, hepsi bir hikaye anlatıyor.
  • Aralarında üslup birliği olmayan dört kapının süslemeleri de birbirinden farklı ve hepsi eşsiz bezemelerle göz kamaştırıyor.

  • Mimarı Ahlatlı Hürrem Şah’ın tek eseri olan yapı, bütün üslupları birleştirerek zengin bir bezeme şekli oluşturmuş, kozmik, inanç, somut ve soyut, simgesel ve stilize motifler, figür, amblem, gölge oyunlarını Divriği taç kapılarına işlemiş.
  • Nakış gibi işlenmiş süslemelerle, iç dünyayı öne çıkaran, somuttan soyuta ve bireysellikten evrenselliğe geçişli bir anlatım var.
  • Anadolu ve yakın Asya’nın tüm medeniyetlerinden izler taşıyan camide hem Selçukluların avlulu planı, hem de Emevi planını bir arada görmek mümkün.
  • Yapı, Barok ve Gotik mimari özelliklerini bir arada taşıyor. İşin enteresan tarafı, Darüşşifa kapısı üzerindeki klasik gotik tasarım Avrupa sanatındaki gotik ve barok sanatından 50 yıl evvelle tarihleniyor. 1250 de Avrupa da ortaya çıkan olan klasik gotik, 1228 de bu yapıda uygulanmış.
  • Selçuklu dönemi için küçük sayılabilecek bir yapı olmasına karşın, altı sanatçısı ile dikkat çekiyor.
  • Caminin iki kapısında yılın belirli zaman ve saatlerinde düşen güneş ışığıyla ayakta Kur’an okuyan bir adam ve namaz kılan kadına benzeyen gölgeler düşüyor.
  • UNESCO Dünya Mirası listesinde yer alan bu muhteşem eser, hem tarihi, hem mimari ve estetik, hem de kültürel açıdan gerçek bir hazine. (1985 yılında UNESCO Dünya Mirası listesine giren Divriği Ulu Cami ve Darüşşifası, Türkiye’den bu listeye ilk giren yapı.)

Anadolu’nun Alhambra’sı olarak da bilinen Divriği Ulu Camii, şüphesiz Divriği denince akla ilk gelen. Dünyada başka örneği olmayan, mimarının tek eseri ve neredeyse Anadolu ve yakın Asya’nın tüm medeniyetlerinden izler taşıyan ayrıca UNESCO Dünya Mirası listesinde yer alan bu muhteşem eser, hem tarihi, hem mimari ve estetik, hem de kültürel açıdan gerçek bir hazine.

Bin yıllık Anadolu İslam medeniyetinin taş kubbeli mücevheri olan Sivas Divriği Ulu Cami ve Darüşşifası, taşa işlenmiş sonsuz figür ve sembolle, taşın zarafete ve hikayelere dönüşmüş hali.

Taş işlemeciliği sanatının doruk noktası olan bezemeler, ilk bakıldığında simetrik sanılsa da, her biri farklı ve tek. İşin en güzeli ise sadece figür olmakla kalmıyor, her biri farklı bir ezoterik hikaye anlatıyor.

Cami 1228–29 yıllarında Mengücekli beyi Ahmed Şah tarafından; Dârüşşifa ise aynı tarihte, Ahmed Şah’ın eşi ve Erzincan beyi Fahreddin Behramşah’ın kızı olan Turan Melek tarafından Ahlatlı Muğis oğlu Hürrem Şah adlı bir mimara yaptırılmış.

Yapı Anadolu Selçuklu döneminde bitişik nizamda yapılmış, bir kadın ile erkeğin yaptırdığı tek eser ve mimarı Ahlatlı Hürrem şahın yapmış olduğu tek eser olarak tarihe geçmiş.

Divriği Ulu Camii ve Darüşşifası olarak bilinen bu yapı topluluğu, cami, darüşşifa, türbe, mahkeme, sundurma, namazgâh, aşhane, konuk evi, musalla, kuyu ve sebilden oluşan büyük bir külliyeymiş. Günümüze sadece cami, darüşşifa ve türbe gelmiş.

Darüşşifa caminin güney duvarına dayanmış. Orta bölümü bir ışıklık kubbesiyle örtülmüş, girişle birlikte dört eyvandan oluşuyor. Türbe ise Darüşşifanın kuzeydoğu köşesinde yer alıyor.

Bu camide hem Selçukluların avlulu plan tipi, hem de Emevi plan tipini bir arada görmek mümkün.

İşte hem plan tipi hem de süsleme olarak eşi benzeri olmayan bir eser.

Aralarında üslup birliği olmayan üç kapının süslemeleri birbirinden farklıdır.

İki başlı kartal motifini de içeren süslemeler son derece görkemli ve barok karakterlidir. Batı kapısında Alaaddin Keykubad’ın arması olan çift başlı kartal ile Ahmet Şahın arması doğan motifi bir arada bulunuyor.

Hürrem Şah’ın tek eseri olan Divriği Ulucami ve Darüşşifa’ da bütün üslupları birleştirerek zengin bir bezeme şekli oluşturmuş, kozmik, inanç, somut ve soyut, simgesel ve stilize motifler, figür, amblem, gölge oyunlarını Divriği taç kapılarına işlemiş.

Yapı, Barok ve Gotik mimari özelliklerini bir arada taşıyor. İşin enteresan tarafı, Darüşşifa kapısı üzerindeki klasik gotik tasarım Avrupa sanatındaki gotik ve barok sanatından 50 yıl evvelle tarihleniyor. 1250 de Avrupa da ortaya çıkan olan klasik gotik, 1228 de bu yapıda uygulanmış.

Bu yapının başka bir özelliği ise, iç dünyanın öne çıkarılması, somuttan soyuta giden bir anlatım ve bireysellikten, evrenselliğe geçiş noktası olması

Divriği Ulu cami ve Darüşşifası Süslemeleri

Taşa işlenmiş nakışlar, kâinattaki varlıkların taşa işlenerek gözler önüne serilmesi adeta. Her bir kapıdaki motifler simetrik olarak görünse de asimetrik motiflerden oluşuyor ve detayları birbirinden farklı. Yapıda binlerce motif var ve asla birbirini tekrar etmiyor. Kâinattaki varlıklardan yola çıkarak, sembollerle ve anlatılan hikayelerle, ‘Allah birdir tektir ve tek olanı sever’ manası taşa nakşetmiş. Taşlardaki motiflerin işlemesi bittikten sonra yağmurun suyunu çekmesin diye atkuyruğu ve devetüyüyle tüm eserin yüzünü fırçalamış.

Bugün kirişleme izleri kalmış olan ahşap hünkar mahfili Anadolu’daki en erken örneklerden birisi. Abanoz ağacından minber, kabartma sülus yazı kuşakları ve yıldız motifleri büyük bir özenle yapılmış.  Yapının taşkın barok karakterli ve iri palmetlerle bezeli mihrabı da önemli bölümlerinden birisi.

    

Caminin doğu cephesindeki pencerenin (eski şah mahfili kapısı) üzerinde Ahlatlı nakkaş Ahmed, minberde Tiflisli İbrahim oğlu Ahmed ve hattat Mehmed, caminin güney duvarındaki âyet şeridi üzerinde Mehmed oğlu Ahmed’in adları yazılı.

Divriği Ulu Cami ve Dârüşşifası, Selçuklu dönemi içinde küçük sayılabilecek yapı topluluklarından biri olmasına karşın, altı sanatçısı ile dikkat çekiyor. Bu bağlamda yapı topluluğu, hem Selçuklular hem de Mengücekliler’de ekip çalışması anlayışı ve gücünün varlığını gösteren önemli bir örnek.

Caminin giriş kapısına ikindi güneşi düştüğü zaman gölgelerden oluşmuş, ayakta duran, yandan bir erkek silüeti ve önünde de dikdörtgen bir beliriyor. Bu gölgeler Kur’an okuyan bir adama benzetiliyor.

Evliya Çelebi bu eser için şöyle demiş: “Üstad, mermer bu camiye öyle emek sarf edip, kapı ve duvarları öyle nakış bukalemun eylemiş ki, methinde diller kısır, kalem kırıktır.”

Sanat tarihçiler ve mimarlar tarafından teyit edildiği üzere, böyle mükemmel, üç boyutlu, detaylı geometrik sembol, stil ve bezemeler dünyada hiç bir yerde yok. Tüm motifler örneklerinin aksine asimetrik. Ve her karede binlerce taş işlemeli farklı bir motif var. Usta devamlı tekrardan kaçınarak kendisini yenilemiş. Hiç bir motife bağımlı kalmamış. Tek ortak nokta her bir motifte Allah’ın birliğinin vurgulanması.

Divriği Ulu Cami ve Darüşşifası’nın dört kapısı var: Taç Tapısı, Kuzey Taç Kapı, Batı Taç Kapı ve Şah Mahfili Taç Kapısı.

Her biri birbirinden farklı, eşsiz bezemelerle göz kamaştıran bir mimari, mühendislik ve süsleme harikası.

1985 yılında UNESCO Dünya Mirası listesine giren Divriği Ulu Cami ve Darüşşifası, Türkiye’den bu listeye ilk giren yapı.

Divriği Camisi ve Şifahanesi’nin bezemelerine ve anlamlarına dair daha detaylı bilgi almak isteyenler, veya Divriği’ye gittiklerinde, okuyarak sembolleri tek tek takip etmek isteyenler için Kifayet ÖZKUL tarafından hazırlanmış SİVAS DİVRİĞİ ULU CAMİ VE DARÜŞŞİFASI BEZEMELERİ araştırma yazısına, yazımın en sonunda yer verdim.

Divriği’de başka neler görülebilir?

  • Konaklar mahallesinde zamanın durduğu sokaklarda dolaşın. Kimisi yenilenmiş ancak çoğu harabe halinde olan görkemli konakların mimarisi ve ahşap minareli cami sizi geçmişe götürecek.

  • Geçmişte Nuri Demirağ’ın ailesine ait olan Mühürzade Konağını ziyaret edin. (ne yazık ki salon ve tüm odalarına yerleştirilen plastik masa ve sandalyelerle güzelim tarihi ev otantik ruhunu kaybetmiş)
  • Ayrıca halk ozanı Ali Kızıltuğ Müzesini ziyaret edin.

  • Divriğili kadınların öncülüğünde yeniden canlandırılan eski Divriği çarşısının özgün niteliklerini yansıtan Hüma Hatun Sokağı’nın gezip ve yerel bir lokantada iç pilavı andıran etli üzümlü Divriği Pilavının tadına bakın. Ardından yerel bal kaymak ile çayınızı yudumlayın
  • Divriği Cam Terası’ndan Çaltı Vadisi ve Divriği Kalesi panoramasını izleyin.

 

SİVAS

Atatürk ve Kongre Müzesi

 

 

Sivas’ın en değerli hazinesi: “Türk Milletinin Kurtuluşunu Hazırlayan Kararların Verildiği” tarihî yapı, Millî Mücadele karargâhı olarak kullanılmış, Atatürk ve Kongre Müzesi binası.

Sivas Kongresi’nin 4- 11 Eylül 1919 tarihinde burada toplandığı, 108 gün Mustafa Kemal Paşa’nın evi olan bina, Heyet-i Temsiliye’nin Ankara’ya gitmesinden sonra Astsubay Okulu, Sivas Lisesi, Kongre Lisesi, Atatürk Kongre ve Etnografya Müzesi olarak hizmet vermiş. 2016 yılında restore edilerek Atatürk ve Kongre Müzesi adıyla hizmet vermeye başlamış.

Müze içerisinde Sivas Kongresi öncesi tarihi gelişmeler, güvenliğin sağlandığı oda, Mustafa Kemal Paşa’nın hayatı, çok sayıda haberleşmenin yapıldığı telgraf odası, Sivas Kongresi ile ilgili tutanakların yer aldığı salon, merkezi Sivas’ta kurulmuş olan Anadolu Kadınları Müdafaa-i Vatan Cemiyeti’ne ait belge ve bilgilerin yer aldığı oda, kongre delegelerinin ülkenin nerelerinden, hangi araçlarla Sivas’a geldiklerini gösteren çalışmanın ve Sivas’ta tarihe şahitlik eden bina ve mekanların yer aldığı salon,   İrade-i Milliye Gazetesi’nin basıldığı matbaa makinası ve bu gazeteye ait nüshaların sergilendiği oda ve Atatürk’ün konakladığı oda yer alıyor.

 

Gök Medrese

Minarelerindeki ve duvarlarındaki çinilerin turkuaz renginden ismini alan Medrese, gerçekten çok etkileyici.

Anadolu Selçuklu Devleti’nde III. Gıyâseddin Keyhüsrev döneminde, 1271 yılında, Rum Selçuklu veziri Sahip Ata Fahreddin Ali’nin[3] dini bir vakfı olarak, mimar Kaluyan el-Konevî tarafından inşa edilmiş.

En görkemli bölümü, çifte minareli taç kapısı ve kapının üzerindeki süslemeleri. Süslemelerde 9 tür hayvan başı, yıldız ve hayat ağacı motifi yer alıyor. Yontma kalker taşından minarelerin uzunluğu 25 metre. Üzengi taşlarının üzerindeki süslemede koç, tilki, boğa, ördek, at, kuş, aslan, yılan ve fil olmak üzere dokuz adet hayvan başı figürü yer alıyor, ve kimi araştırmacılar bu figürlerin 12 Hayvanlı Türk Takvimi ile bağlantılı olduğunu düşünüyor.

Plastik sanatın şaheserlerinden olan mermer taç kapıdaki ışık gölge oyunu çok etkileyici. Sırlı tuğla ve mavi çini işçilikli tuğla örgülü minareler de eklenince taç kapı gerçekten görkemli bir hal alıyor.

Minare kaidelerinden aşağı doğru inen mermer yüzeyde büyük boyutlarda geometrik, yazı ve bitkisel motifler simetrik işlenmiş.

Gök Medrese açık avlulu dört eyvan şemasının uygulandığı ve eskiden iki katlı olduğu düşünülen bir medrese.

Medreseye girişte sağda, ahşap minberi sonradan eklenen bir mescit bulunuyor. Çini ile kaplı, üzerinde Ayet-el Kürsi yazılı mihrabın büyük bir kısmı günümüze kadar gelebilmiş. Üçgenlerle kubbeye geçişin sağlandığı mescidin kubbesi ve etekleri de çini işlemeli.

Girişin solundaki kare planlı kubbeli oda ise Dar-ül Hadis bölümü.

Üzeri açık dikdörtgen planlı iç avlunun ortasında mermer taşları hala duran bir havuzu var ve bu havuz Anadolu’da bilinen en büyük Selçuklu havuzu. 22 köşeli poligon plana sahip.

Avlunun kuzey ve güneyinde altı sütun üzerine inşa edilmiş bir revak kısmı yer alıyor.

Bu revakların gerisinde küçük kapılardan hücrelere giriliyor.

Doğu yönündeki ana eyvanı yıkılmış yerine mevcut taş ve kitabelerle bir duvar örülmüş.

Kuzey ve güneydeki yan eyvanların içi çini işlemelerle süslüdü.

Gök Medresinin inşaası dönemi; ilhanlı Devleti (Moğol) ve Anadolu Selçuklu devleti arasında kültürel ve siyasal mücadelenin yaşandığı dönemiymiş. Gök Medrese ve Çifte Minareli Medrese işte bu mücadelenin somut delilleriymiş.  Sahib Ata Fahreddin Ali, mimari alanda da Selçuklular adına hem dönemin üslubunu gözetmiş hem de geleneksel değerleri özenle sürdürmüş.

Medrese 1934-1967 yılları arasında müze olarak kullanılmış. 1978 yılında ilk önemli restorasyon ve kazı çalışması yapılmış.

Çifte Minareli Medrese

Selçuklu döneminin en anıtsal yapılarından biri olan Çifte Minareli Medrese, ne yazık ki en çok tahribata ve yıkıma uğramış yapılardan da birisi. Günümüzde yalnızca önyüzü ayakta kalabilmiş. 1960’lı yıllarda yapılan araştırma kazısı sonucuna göre medrese; açık avlulu, dört eyvanlı, iki katlı anıtsal bir yapı. Köşe kulelerinden sonra medreseye bitişik güney yönünde daha önceki dönemlere ait bir imaret veya zaviye olduğu, kuzey yönünde ise medrese bünyesi içerisinde bir hamamın olabileceğinin izleri var.

Şifaiye Medresesi

Selçuklu Sultanı I. İzzeddin Keykâvus tarafından 1217 yılında şifahâne olarak yaptırılmış. Dört eyvanlı olan medresenin bir eyvanı türbe haline getirilmiş. Darüşşifa dikdörtgen planlı, tek katlı kesme taştan yapılmış.

Buruciye Medresesi 

Selçuklular zamanının ileri gelenlerinden Muzaffer Burucerdi tarafından 1271 yılında Sivas merkezde yaptırılmış.

 

Sivas ve ilçelerinde yer alan tarihi yapılar (5 Konak, 6 Cami, 4 Medrese, 3 Köprü, 5 Han, 4 Hamam, 2 Türbe, 3  Kaplıca, 12 Müze) ve de 4 idari yapı, 11 park, 4 anı evine dair detaylı bilgiler için https://sivas.bel.tr/yapilar linkine girebilirsiniz.

 

 

 

SİVAS DİVRİĞİ ULU CAMİ VE DARÜŞŞİFASI BEZEMELERİ – Kifayet ÖZKUL

Darüşşifa Taç Kapı

Darüşşifa Taç Kapısı Orta Asya Türk-Batı geleneğine göre inşa edilmiştir. Doğu-Batı doğrultusunda dikdörtgen planlı ve kesme taşlarla yapılmıştır. Kapalı avlulu 3 eyvanlıdır, batı ve güney kanadı çift katlıdır (Resim 2). Darüşşifa Kapısı şifahanenin giriş kapısıdır. Ana eyvan yıldız tonozludur (Resim 4). Avlu bezemeli sütunlar ve çift yönlü kemer atılımıyla artı biçiminde 9 bölüme ayrılmıştır. Merkezinde sekizgen bir havuzun bulunduğu orta bölümün üzeri iki yanda beşik tonoz kollarının ortadaki köşe taşlı sekizgen kasnakla birleştiği, camlı demir doğrama bir külahla örtülüdür. Diğer birimlerin örtü sistemini sivri, yarım çapraz ve yıldız tonozlar oluşturmuştur. Şifahane taç kapısının üst kısmında, iç alınlıkta 22 tane beşgen yıldız vardır. Eserin banilerinin 22. kuşaktan Peygamberimizin torunu olması hasebiyle yapılmıştır ve ayrıca Selçukluyu temsil eden logodur. Denge sütunları 3 adet olarak, cami kısmına 2 tane, şifahane kısmına 1 tane yapılmıştır. Pencereyi ortadan bölen sütun, denge sütunudur. Alttan ve üstten mıknatıs sistemi ile kendi kendine dönmesi sağlanmıştır, sekizgen silindirik sütun 1939 Erzincan depremine kadar dönerken, depremden sonra dönmemiştir. Denge sütununun sağ ve sol kısımlarındaki hilaller içerisinde “Süleyman mührü” olarak nitelendirilmiş olan altıgen yıldızlar yerleştirilmiştir. İçerde duvarda bulunan zaman yelpazesinde de dışarıdan içeriye gün ışıklarının yansımasında saat görevi olarak da kullanılmaktadır. Pencerenin sağ ve solundaki mühürler Süleyman mührüdür. Mührü çevreleyen hilal İslamiyet’in simgesidir. Ortasında motiflerle haç işareti işlenmiştir, bu şekilde din fark etmeksizin herkese açık bir şifahane olduğunu ifade etmektedir. Pencerenin alt kısmında sülüs yazı ile yazılmış 3 satır kitabede; “Emare emir verdi Allah’ın rahmetine muhtaç, turan aciz ve zayıf kul, Fahrettin Behram şahın kızı Turan Melek tarafından bu şifa yurdunun yapılması 626 hicri aylarının birinde emir verildi, Allah saltanatını daim etsin” yazmaktadır (Ülgen, 1962, s.93). Sağ tarafta kadın başı, sol tarafta erkek başı bulunmaktadır. Başlardan biri güneşi, diğeri de ayı temsil etmektedir. Ayrıca erkek-kadın ayrımı olmadan şifahaneye herkesin girebileceğine de işaret etmektedir. Darüşşifanın batı cephesini silmeli sivri kemerlerle sınırlandırılmış olan “Gotik” portalde, hem caminin batı kapısında olduğu gibi yüzeysel, hem de kuzey kapısındaki gibi yüzeyden taşan geometrik desenler bulunur. Portalin kuzey altta, iki yandaki silmeli üçgenlerle sınırlandırılmış yüzeyde, iki insan figürü bulunmaktadır, Batıdaki cepheden gösterilmiş kadın figürü ile diğeri yandan gösterilmiş erkek figürü yapı külliyesinin banilerini temsil etmektedir (Durukan 1998, s.20).

Şifahane içerisinde 1 aydınlatma fenerli kubbe ve 4 ana adet sütun üzerine bulunmaktadır. Bu sütunlardan 2 sütün sekizgendir, 2 tanesi daireseldir. Sekizgen sütunlardan birinin baş kısmında kufi ALLAH diğerinde kufi MUHAMMED yazmaktadır. Yuvarlak sütunlar geometrik desenlerle bezenmiştir. Refakatçı odalarının üzerlerinde rüzgârgülleri yapılmıştır. Biri iç bükey, biri dış bükeydir. Akıl hastaları tedaviden sonra bu güllere baktırılır, eğer hasta birbirinin aynısı der ise tedaviye devam ettirilmektedir. Sanatsal ve mimari anlamda baş mimar taşı taşa giydirmiş ve kilit taşı sistemi ile binayı inşa etmiştir. Büyük eyvanın tonozunun dünyada eşi ve benzeri yoktur, orta göbek noktası helezonik kilit taşı ile yapılmıştır ve çok parçalıdır. Girinti ve çıkıntılarla birbirine geçmeli olarak yapılmıştır. Büyük Eyvanın ortasındaki dairelerin bir noktasından bakınca sol tarafa diğer noktasından bakınca sağ tarafa dönme şekli görülmektedir. Bu tonoza tasavvufi olarak bakınca Allahtan geldik yine Allaha döneceğiz anlamına gelmektedir. Sağ tarafında o noktasından açılmış olan yelpaze iç bükey iken, karsısındaki yelpaze dış bükeydir ve ikisi ortada birleştirilince bir bütünü oluşturarak alandaki sesin akustiğini ayarlamaktadır. Tam karşıda 21 bölüme ayrılmış, yelpaze şeklinde gün dönümünü belirleyen bir motif bulunmaktadır. Yelpazenin ortasında ve alt kısmında eczacıların kullandığı iki yılan motifi bulunmaktadır. Eseri yapan Hürrem Şah oldukça mütevazı bir baş mimardır. İsmini cami ve şifahane kısmında basit bir şekilde yazmıştır. Eğer bu eser yıkılırsa ya tonozlardan ya da kemer başlarından yıkılır, yıkılma esnasın ilk evvel kendi adı yere düşsün istemiştir. “Eğer yaptığım bu bina 100 sene evvel yıkılacaksa evvela benim adım yere düşsün ben yıkılayım demiştir”. Ve bir duada bulunmuştur: ”Yarabbi benim naçizane meydana getirmiş olduğum bu eser kıyameti görsün” demiştir. Aynı dönemde akıl ve sinir hastaları diğer ülkelerde yakılırken, bizim medeniyetimizde bu büyük eyvanda kuran okunarak ve su ile akıl hastaları tedavi edilmiştir. Üst katta 2 doktor odası bulunmaktadır hastalar çıkamasın diye merdivenler dik ve küt yapılmıştır. Hasta odaları birinde bas diğerinde tiz seslerinin çıkışlarına göre tasarlanmıştır. Şifahanede bulunan kabir odasında 16 sanduka bulunmaktadır. Batıda, girişte ilk sıradaki firuze sırlı tuğlalarla kaplı olanı Turan Melek’e, orta sıradaki altıgen firuze sırlı çinilerle kaplı olan Ahmed Şah’ a aittir (Durukan 1998, s.20). Kapısının üzerinde tabuta benzeyen bir motif bulunmaktadır, tabutun üst kapağı ve altında terazi bulunmaktadır. Kefelerinde kalpler tartılmaktadır, orta denge çubuğunda ters oturtulmuş ve yukarı bakmaktadır. Tasavvufi olarak açıklamasında “Biz bu dünyadan göçüp gittik, sizlerde göçeceksiniz, ahiret âlemine götüreceğimiz şeyler kalplerimiz içindekiler yani amellerimizdir. Kul hata yapar beser şaşar ama teraziye dikkat eder ve kalbiniz her daim Allah ile birlikte olursunuz korkmayın” der. Peygamberin bir hadisi Şerifi devreye girer: “Allah sizin şekil ve şimallerinize bakmaz, kalbinize ve kalp içindekilere bakar.”

 

Batı Kapı (Çarşı Kapı, Çıkış Kapısı, Gölgeli Kapı)

Bu kapıya, Çarşı Kapı, Çıkış Kapısı, Gölgeli Kapı gibi isimlerinin yanı sıra, son zamanlarda Tekstil Kapı da denmektedir. Sebebi ise kilimi, seccadeyi, kumaşı duvara asmış gibi bir görüntü ve İnce zarif bir işçilikte dantel gibi dokusu olmasıdır. 15 Mayıs – 15 Eylül arası kapıda ikindiden 45 dakika önce namaza kılan ve kuran okuyan gölge belirmektedir. Tam tepeden dışarı çıkıntılı olan taş kilit taşıdır, bütün taşların ana noktasıdır. Ucunda demir kanca bulunan taş aydınlatma fenerlerinin kullanılması amacıyla yapılmıştır. Alt kısmında laleler işlenmiştir, lale motifleri çok sayıda ve farklı şekillerde kullanılmıştır. Tasavvufta Allah’ı temsil etmektedir, tek bir soğandan tek bir bitki olarak yetişir ve bu haliyle tekliği ifade eder. Aynı zamanda, Allah lafzı ile lale kelimesi, ebced hesabında rakamsal değer olan 66’ya tekabül etmektedir (Sağlık-Han,s.40). Lalelerin alt kısmında 6 küre taşı vardır, içleri kırılmıştır. Ancak ecdad taşın kırılması ihtimaline taş içine taş yerleştirmiştir, dünya üzerinde bir tek Divriği de yapılmıştır. Üç satırlık kitabesinde; “Şeyhin Şah oğlu Süleyman Şah oğlu Ahmet Şah Allah’ın affınamuhtaç aciz kul adaletli melik bu caminin yapılışını 1228 yılında emretti. Allah mülkünü daim etsin” demektedir (Ülgen, 1962, s.94). Kapının her iki tarafında denge sütunları vardır. Üzerlerindeki oklar istikametinde elle çevrilebilmektedir. Sağ tarafında ALLAH sol tarafında yatık ALLAH yazısı yazılmıştır. Kapının sol tarafında bulunan çift başlı kartal Selçukluların sembolüdür. Gücü, kuvveti özgürlüğü temsil eder, 180 derece dönen başlarını düşünürsek çift başlı olması doğu ve batının hâkimi olarak ifade edilmektedir. Boynu bükük olan doğan figürü Mengüceklerin sembolüdür. Başı mütevazılıkla Selçukluya eğiktir, fakat bir pençesi yukardadır, anlamı ise boynumuz eğiktir, lakin adalet ve haksızlık karsısında sessiz kalamayız demektedir

https://www.youtube.com/watch?v=Iy8vMZFTBOI

 

Cennet Kapısı (Kale Kapı, Cümle Kapı, Kıble Kapı, Kuzey Taç Kapı)

Cennet Kapısı; camiye girişin ana kapısıdır. Kapıda senenin belirli zamanlarında kadın figürü ortaya çıkmaktadır. Kapının yüzeyinde cennet ve cennet katmanları anlatılmış, Kuran-ı Kerim’de adı geçen cennet nimetleri taşa nakşedilmiştir. Motifler arasında Selçuklunun sembolü sekizgen yıldız motifler bulunmaktadır. Sağ taraf çıkıntılı taş üzerine kabartma olarak yapılmış yıldız bordüründe “Sultanın egemenliği adaleti sonsuz olsun” yazmaktadır. Sol tarafında da ayet olarak, “Allah’u la ilahe illa hüvel hayyul kayyum”yazmaktadır. Kapının üzerinde geometrik taş işlemede, yapı kurulmadan evvel 50 metre aşağıya yapılan hamam sisteminin planı bulunmaktadır. Kapının sağ ve sol yan duvarlarında, altında vazosu olan ve Elif gibi dimdik duran sarmaşık motifli hayat ağacı işlenmiştir. Hamamın planı bulunan motifin üzerinde, ördek ve balıkçı kuşu motifi yapılmıştır. Rivayetlere göre “Allah bu hayvanlara gidin dünyada toprak bulun demiş, balıkçı kuşu torak yok demiş ördekgagasında toprak ile gelmiş, Allah ördeğe havada karada denizde yaşa demiş” ödüllendirmiştir. Kapının her iki yanında birbirine benzer gibi görünse de asimetrik olarak hayat ağacı güneş diski motifi bulunmaktadır, sonsuzluğu ifade eder, zaman ve mekân sınırlanması yapılmaz ise sonsuzluğa kadar gider demektedir. Cennet kapı, ahiret âleminin taşa somutlaştırılmış şeklidir. Tepede Selçuklu hükümdarı Alâeddin Keykubad için, “Sultanın Muazzama halifenin yardımcısı adaletin keskin kılıcı Alâeddin Keykubad” yazmaktadır. Zarafetin en güzel örneklerinden biri olan gerdanlık motifleri de taşa işlenmiştir. Dini ve fenni ilimleri dahi taşa işlemişlerdir, hangi sanatı öğrenirseniz öğrenin, işin içine inanç olunca bambaşka noktaya gelmektedir. Altta ateş yanan kazanlar, Selçuklu da bolluk ve bereket simgesidir. Aynı zamanda üzerinde bomboş bırakılmış sütunlar kazanlardan yukarı devam etmektedir. Bu kadar güzelliğin içinde kötülüğe yer yoktur, Cennet dopdolu, cehennem bomboştur denilmek istenmiştir. Kazanın üzerinde alev motifleri de bulunmaktadır. Kazanın altında kaz ve sonsuzluk işareti yapmışlardır. Kapının hemen üzerinde büyük motifin altında sağ ve sol da aynı yöne bakan ALLAH yazısı bulunmaktadır. Kapının sol tarafında dış kısımdaki dairesel sütunun üzerindeki yıldızlar içinde organlar nakşedilmiştir. En tepede ters taş sistemi vardır, kapının önünde konuşulan ses içeri girmesin diye yapılmıştır. Evliya çelebi seyahatnamesinde “Onu anlatmak için kalemler kırık, diller kısır kalmıştır” demiştir. Muhiddin Arabi Hz :“Arifler duygularını anlatamazlar, sembollerle ifade ederler” demiştir.7 5 ana parçadan oluşan ve botanik bir bahçe içerisinde yerleştirilen kitabede “ Süleyman Şah oğlu Ahmet Şah Allah’ın affına muhtaç aciz kul 626 hicri aylarının birinde bu caminin yapılmasını emretti” yazmaktadır. Ahmet Şah ile Hürrem şah camiyi yapmalarında ki ana gayeyi İki motifle dile gelmiştir. Kitabe de iki elifin ortasına bir gül motifi yapılmıştır, En son motifte gagası yere kuyruğu havada bülbül motifi yapılmıştır. Gül peygamberimizin simgesi, bülbül ilahi aşkın simgesidir. Biz bu camiyi bu eseri güle ve bülbüle olan aşkımızdan yapmışızdır. Bize bunu yaptıran ALLAH ve RESULÜNE olan aşktır, demişlerdir.

Şah Kapısı (Hünkâr Kapı)

Şah kapısı; yapının dördüncü kapısıdır, klasik Selçuklu üslubunda yapılmıştır. (Resim 49). Şah mahfiline açılan ve doğu kısmında yer alan kapı bu kapı, sadece Allah’ın huzuruna eğilerek girerim mantığı ile padişahın kendi boyundan küçük olarak yapılmıştır. O dönemde suikastlar olabileceği düşüncesi ile de ekstra olarak yapılan kapıdan içeriye önde Binanın banisi Ahmet Şah, ardında baş mimar Ahlatlı Hürrem Şah, yardımcıları Ahmet nakkaş el hilati, Ahmet b. ibrahim et-tiflisi Ahmet bin Muhammed girerek hünkar mahfilinde buluşmaktadırlar. Ahmet şah namazını buradaki şah mahfilinde kılmış, sohbetleri burada dinlemiştir (Resim 50). Ariflerin kulluk bilinciyle camiye eğilerek girmesi ile tevazuları ortaya çıkmaktadır. Kitabesinde: “Mülk kahhar ve tek olan Allaha aittir” yazmaktadır. (Ülgen, 1962, s.94).

Minare

İki ustanın yegâne ortak tek eseridir. Doğu seferinden birinde Kanuni Sultan Süleyman burada namaz kılmıştır. Namazdan sonra viran olmuş minareyi görünce emir vererek minarenin restore edilmesini emretmiştir. Mimar Sinan ile Ahlatlı Hürrem şah asırlar sonra bu minarede buluşmuşlardır. Caminin kuzey batı köşesinde silindirik gövdeli tek şerefeli kesme taş minarenin üzerinde; “Merhum Padişah Sultan Süleyman Han oğlu Muzaffer Melik, Sultan Süleyman Şah zamanında Allah’ın fazlıyla bu seddin inşasına çalışıldı tarafından tarih 930” yazmaktadır (Ülgen, 1962, s.94),

https://www.youtube.com/watch?v=2-OeEvGyEwM

 

Caminin İç Kısmı

Kıble camiden içeriye girişte tam karşıdadır, camiye girenler kıbleye sırtını dönerek çıkmasın diye yan kapıdan yani Batı kapısından çıkışı sağlamışlardır. Caminin iç mekânında 23 tonoz vardır, 16 sütun üzerine oturtulmuştur. Bunlardan 7 tanesi orijinaldir, ince olanlardır. Kalın olanlar ise Kanuni Sultan Süleyman tarafından Mimar Sinan’a güçlendirme yaptırılmıştır. Mukarnaslı ana kubbe geometri ve mimari anlamda tektir. Üzerindeki süslemelerde demir oksitten yapılmıştır. Caminin iç mekânı sadedir. İç kısmında muhteşem bir mihrap bulunmaktadır. İmamın ve cemaatin göz hizasının altına hiçbir şey işlenmemiştir. Mihrabın sol tarafında 2 yaprak arasında rükû da duran kuş figürü, solda 2 yaprak arasında secde de kuş figürü bulunmaktadır. Sağ ve solda kabarmış kalp motifleri bulunmaktadır. Mihrap üst kısmında 3 kademeli ve 3 boyutlu işleme yapılmıştır. 3. Boyuta el girmektedir. Merhalede ters kalpler ve içi boş kalpler ve bir sonraki merhalede birleşen ve içi dolu kalpler yapılmıştır. En üst Merhalede 2 yatay Elif ortasında Lale ve altında da hilal yapılmıştır 2 Elif ve 1 lale ebced hesabında ALLAH kelimesine denk gelmektedir. Mihrap üzerindeki kalplerde İçi boş olan kalpler Allahtan uzaklaşınca kalbinin boşalacağını, içi dolu olanların ise Allaha yakınlaşınca kalbinin huzurla dolu olacağını ifade etmektedir. Mihrabın üzerindeki kubbede 4 adet küçük pencere vardır, 3 tanesi tan ağarırken ilk gün ışıklarını içeriye sabahyıldızı seklinde ulaştıran küçük pencerelerdir, sol taraftan şifahanesindeki türbelere acılan pencereden ise içeri su sesi gelmektedir. Minber, dikine konulmuş abanoz ağacından 12 senede yapılmıştır (Resim 61). Minberin ustası farklıdır. İbrahim oğlu Ahmet, Tiflislidir. Üzerindeki bütün işlemelerde 4 stil kullanılmıştır. 2 yüzeyde 57’şer tane beşgen yıldız bulunmaktadır, 114 sayısına tekâmül eder ve Kuranı kerim sure sayısına eşittir. Tahta çivi kullanılmıştır. Birbirine geçtiği en mukavemetin artırılması noktasında metal çivi kullanmış, başını da çiçek şekline getirmiştir. Minberde 3 kitabe 18 ayeti kerime ve hadisi şerif olmak üzere 21 kabartma metin mevcuttur. Minberi üstünde eski Kâbe örtüsü içerisine sarılı peygamber efendimizin sakalı şerifi bulunmaktadır. Minberin ustası Tiflisli Ahmet ismini mihrap tarafındaki 12gen yıldıza işlemiştir. Kitabesinde “bu cami Ahmet Şah tarafından Tiflisli İbrahim oğlu Ahmet’e yaptırılmıştır” yazmaktadır (Ülgen 1962, s. 96) Divriği Ulu Caminin yapılışına ve donanımına hâkim olan minber, taç kapıların, mihrabın, kubbelerin, tonozların görkeminde Ahmet Şahın dindar bir İslam Hükümdarı olduğunu vurgulamaktadır (Sakaoğlu, 2017, s.317).

İç mekânda 3 adet sandık vardır. 2 tanesi emanet sandıkları, Selçuklu insanı şehrin dışına giderken ziynet eşyalarını oraya bırakır, geri döndüklerinde de el değmemiş şekilde o sandıklardan alırlarmış. Diğer sandık sadaka taşıdır. Sadaka vermek isteyen sadakasını bırakır, ihtiyaç sahibi ise ihtiyacı kadar alır gidermiş. Tavan orijinal de açılır kapanırmış, altında da kar kuyusu bulunmaktadır. Kışın açılır, karın yağması sağlanır ve kar kuyusunda bekletilir ve caminin serinliğine serinlik katmak için kullanılırmış. Ahşap eşya o dönemde içerde daha fazla olduğu için onların nem oranını fizyolojik olarak o biriken kar karsılarmış. Camini içeri girişte diğer kapı Cennet Kapısının iç giriş kapısında sarkıtlar vardır. Camiye giren cemaatin üzerine Allah’ın rahmetinin sağanak sağanak yağacağı anlamındadır. Ayrıca içerde okunan Kuranı Kerimin sesini dışarı vermektedir. Kırmızı oksitle bir mızrak bir de meşale resmi vardır. Mızrak gücü, meşale ilmi temsil eder. Bu kapıdan giren kim olursa olsun kapıda bırakacak içeri girecek demektir. Camiye giren herkes eşittir.

Caminin tepesinde deniz yıldız şeklinde süsleme vardır ve uçlarında lale motifi bulunmaktadır Daha birçok motifin ve deseninin anlamları bulunamamakla birlikte sırları da çözülememiştir. Birçok bitkisel desenin içerisinde ya da incelendiğinde desenin kendisinde hayvansal motiflerin gizlendiği görülmektedir. İçerde var olan birçok halı, malzeme vs. çalınmıştır. Minberin kapısı da çalınmakla birlikte geri getirilmiştir fakat monte edilse de yerine tam oturtulamamıştır.

Zamana karşı direnen bu yapı, 800 yıllık bir geçmişten seslenen, muhteşem yapıları, zengin kültürü ve sanat anlayışı olan Mengücekoğullarını temsil etmektedir (Sakaoğlu, 2017)