MEKSİKA MACERASI I- YUCATAN YARIMADASI-TULUM – SEÇİL SAĞLAM

Tulum’a Geçiş

 

Miami’nin upuzun, beyaz kumlu sahillerinden sonra Tulum’un turkuaz deniziyle kontrast oluşturan muhteşem beyaz kumsallarına kavuşmak için yine de sabırsızdım. Maimi’de son gün fırtına ve yağmurla bozan hava, buradan doğru zamanda ayrıldığımı gösteriyordu. Sabah kahvaltısında otelin kahvaltı salonundan dışarıya bakınca saçları oradan oraya savrulan palmiyeleri görüyordum. Havaalanı için transfer aracı geldiğinde The Setai’nin otelin geneline sinmiş olan ancak en yoğun lobisinde hissedilen hoş kokusunu ve yağmurla birlikte nem oranı yükselen havayı arkamda bırakmıştım.

Amerikan Airlines ile Cancun’a uçmak bagaj sınırlaması dışında zahmetsizdi. Bu gibi uzun yolculuklarda mümkün olduğunca hafif olmanın gerekliliğinden söz etsem de hem yaz havasına uygun hem de sabah ve akşam serinliğini göz önünde bulundurduğum bavulumda bunu pek uygulayamamıştım. Yine de bavulum henüz 15 kg. civarlarındaydı ve havayolunun 20 kg. olan sınırını geçmemiştim:)=

Uçağa bindiğimde Türk Hava Yolları’nın kurallara uygun ve profesyonel görünümlü  hosteslerinin aksine aklımdan asla silinmeyecek ve son derece ilgimi çektiği için kaçınılmaz olarak yazıda kendine yer bulan bir hostes tiplemesiyle karşılaştım. Kafasında güneş gözlüğüyle karşıladı, sonra da uçuş boyunca gözlüğü kafasından çıkarma ihtiyacı duymadı:) Türk Hava Yolları’nı aratan, sadece gazlı içecekler ve meyve suyu gibi alternatifi az birkaç içeceğin ikram edildiği iki saatlik uçuşta, hostesin koluna sıraladığı takılara, servisi neredeyse gece ayakkabısı tarzındaki topuklu ayakkabısıyla yapmasına ve tabii ki kafasında unuttuğu! güneş gözlüğüne takılmadan edemedim. Bu detayların serviste sunulan içeceklerden daha eğlenceli olduğu kesin:)

Cancun Havalimanı’nda, Miami’den daha sıcak ve güneşli bir havanın yanı sıra hareketli bir kalabalık karşılıyor. Alanın dışına çıkar çıkmaz ellerinde isimlerin yazılı olduğu kağıtları tutan acenta çalışanları, şoförler, kendilerini karşılayacak ilgili kişiyi bulmaya çalışan turistlerle buluşunca otobüsler dolusu yolcu Cancun’a dağılacak. Beni bekleyen ise hemen çıkışta sağ tarafta yer alan ‘Ado’ otobüslerine yönelmek ve kalkacak ilk otobüse bilet alıp Tulum’a geçmek. Tulum’a birkaç kişiyle paylaşabileceğiniz ya da sadece sizin transferinizi yapacak minivan tarzında bir araç ya da araba kiralamak ta alternatifler arasında. Ancak otobüs en ucuz ulaşım şekli. Hem de Meksika’da otobüsle ulaşım rahat. Tulum, Meksika’nın turistik ve pahalı yerlerinden olduğu için orada yeterince para harcama olasılığını seyahatin belli giderlerinden kısarak dengeleme çabasındayım:)

Otobüs, Playa Del Carmen’e kadar gidiyor. Playa Del Carmen’de  indiğim mini otogardaki gişeden ilk sonraki otobüse bilet alıyorum. Tulum’a giden yaklaşık 2 saatlik uzun, yeşil yol huzur veriyor. Vardığımda akşam olmak üzere.

Kalacağım lokasyon için kararsız kaldığım Tulum’da, otobüsten inince taksi şoförüne, daha önce internetten bulduğum ve daha sabah Miami’den ayrılmadan önce internetten baktığımda hala odası olduğunu gördüğüm bir butik otelin adresini gösteriyorum. Tulum’da belli başlı iki alternatif bulunuyor, ya Alaçatı’da kalmak gibi ‘downtown’da kalmak ya da Çeşme Ilıca sahilinde konaklamak gibi sahil boyunca uzanan otellerden birinde konaklamak. Her ikisinin de farklı avantajları olmakla beraber, her ne kadar kaldığım Villa Geminis Boutique Hotel’den memnun kalsam da sahilde konaklamanın ve sabah okyanusun tazeliği ve kuş sesleri ile kalkmanın tazeleyici etkisi bambaşka.

Otele vardığımda gerçekten sadece bir oda kaldığını öğreniyorum. Sevimli avlusunun girişinde, porselen, renkli, büyük bir zürafa karşılıyor. Mini havuzun etrafına ve masaların üzerine mumlar yerleştirilmiş, mini havuzdan ufak bir su sesi duyuluyor. Ağaçlardan fenerler sarkıyor ve avlunun öbür ucunda iki şezlong görüyorum. Otelin odalarının her bir odasının farklı ressamın tablolarıyla (elbette replikalarıyla:) dekore edilmiş olması burayı gözüme kestirmiş olmamdaki en büyük etken. Frida temalı oda satılmış, bana kalan oda Gaughin.  Akşam yemeği için yakın bir adres sorduğumdaki tavsiye, El Asadero. Otelden 5-6 dakika yürüdükten sonra El Asadero’dayım. Tulum downtown’da bazı sokaklar, akşamın bu saatlerinde canlı. Ancak ilk izlenimim, gelişmekte olan bir sahil kasabasından öteye geçmiyor. Sıcak bir atmosfere sahip restoran, tıka basa dolu. Listeye adımı yazdırıp, kapının önünde beklemektense yarım saat turlamayı tercih ediyorum. Üst sokakta tortilla yapan salaş bir mekanda kadınların başında dikilip, yemekten önce bir tortilla yemenin fena fikir olmadığını ancak bir kelime bile İngilizce anlamadıklarını görünce nasıl sipariş vereceğimi düşünürken tam bir ciğerci kedisiyim. Üstelik vejetaryen olduğum için yanlış sipariş verme olasılığım daha yüksek:) Menüye bakarak hangi kelimenin neye karşılık geldiğini buluyorum, ‘Dos Quesadillas con queso’ diyorum ve kadınlar anlıyor. Evet, İspanyolca ilk siparişimi verdim, hem de ilk günden:) Ancak burada da sipariş sırası var ve ufacık bir quesadilla için bile epey bekliyorum. Quesadilla’yı yedikten sonra restorana dönüyorum, bu kadar oyalanmaya çoktan sıra gelmiş te geçmiş bile.. Neyse ki garson hemen bir yer ayarlıyor.

Menü et ağırlıklı olduğunda seçebileceğim en uygun ve ‘ilginç’ alternatif ‘Cactus Salad’. ‘Meksika’ya Hoşgeldim’ bence:) Kaktüs salatası gayet yerinde bir başlangıç diye düşünüyorum. Avrupa ve Amerikalı müşteri ağırlıklı bir profil var restoranda. Sonraki günlerde gezginlerin, uzun süreli kalıp burada çalışanların, ‘hippi style’ların genel olarak Avrupalı olduğunu görünce Meksika’nın sakin, kibar, eğlenceli ve hayatı kolaylaştıran insanlarının, renkli dünyası ve doğasının insanın içini açan atmosferinde tüm bu insanların alternatif bir hayat bulduklarını düşünüyorum.

Ertesi sabah kahvaltıya inerken ince montum ve sweatshirt’üm üzerimde. Sabah saatleri bir hayli serin. Bu halde bile ürperiyorum. ‘Acaba hava ilerleyen saatlerde nasıl olacak, bu havada denize girilir mi?’ endişelerim öğle saatlerinde denizin içinden mutlu bir ifadeyle kumsala bakarken buharlaşıp gidiyor. Öğleden sonra saatlerinde bulutlanan hava, akşam tekrar sabahki serinliğine yaklaşıyor. Bisikletle otele dönerken hava kararmak üzere. Yol boyunca devam eden bisiklet yolu Tulum’u, Meksika’yı bir kez daha takdir etmeme sebep oluyor. Dahası yola adım attığınız anda ya da bisikletinizin tekerleğini gördükleri anda duran sürücüler, Türkiye’deki kuralsızlıkları, yayanın değil, adeta sürücülerin önceliğinin olması gibi gerçekleri, Türkiye’de yaya olarak her an dikkatli ve tedbirli olmamız gerektiğini hatırlatıyor ve pek çoğumuzun ‘tehlikeli’ addettiği Meksika’nın bu medeniyeti şaşırtıyor.

Tulum’daki ikinci sabahın pürüzsüz gökyüzü sabah soğuğuna rağmen umut verici. Otelin sempatik bahçesinde kahve, yoğurt, meyve ile mini kahvaltı sonrası bisikleti sahile sürme zamanı:)

IMG_1972

Bu sabah ilk durak Tulum Antik Kalıntıları. Otel görevlisi kızın Antik Şehre sabah 10’dan önce gitmemin iyi olacağı, daha sonraki saatlerin çok kalabalık olduğu yönündeki tavsiyesine ilk sabahın verdiği genişlikle uymayıp, 10:30 gibi vardığım Antik Şehir’deki bilet sırasını ve otobüsler dolusu insanın akın akın kalıntılar ve otobüs parkı arasındaki uzun yolu yürüdüğünü görünce, bisikletin yönünü plaja doğru çevirip, bu tavsiyeyi ertesi sabah için uygulamaya karar veriyorum.

Ertesi gün dersimi almanın etkisiyle, 8:30’da bisikletin pedalı dönmeye başlıyor:) Kaldığım otele 15 dakika gibi bir mesafede yer alan ‘Tulum Ruins’e henüz kalabalıklar bastırmadan varmayı başarıyorum, sıra beklemeden biletimi alıp, deniz kenarına kurulmuş antik şehrin kalıntıları arasında dolaşmaya başlıyorum.

IMG_9456

Mavi gökyüzü, sahildeki yatık palmiyeler, hiç duymadığım kuşların sesleri, saba saatlerinin yenileyen ve taze enerjisi, antik şehrin kalıntılarının bu muhteşem manzara ve doğa içindeki atmosferi, herşey kusursuz. Antik şehrin hemen aşağısındaki plajda denize girenler çoğalmaya başlayıp, güneş daha yükselip yakmaya başlayınca buradan ayrılıp, bisikletimin götürdüğü yerlerde denize girmek niyetim.

Tulum o kadar harika ki, kilometrelerce devam eden, upuzun sahil şeridi boyunca istediğiniz yerde parkedip, o sırada denk gelen herhangi bir otelin önündeki bir ağaca ya da bisikletler için ayrılmış yere bisikletinizi bağlayıp, o noktadan denize girmek, hatta bulunduğunuz noktadaki otelin hamaklarına bir güzel kurulmak, şezlonglarına yayılmak, üzerine utanmadan wi-fi şifresini sormak serbest:) Tüm bunları yaparken bir kişi de gelip, ‘Oda numaranız kaç’ ya da ‘Bir şey içer misiniz?’ diye tepenizde dikilmiyor. Şaşkınlık, özgürlük, mutluluk, takdir, hayranlık.. Duyguların hepsi birbirine karışıyor:)

IMG_1869

Günü canım nerede isterse orada geçirmek, biraz daha pedal çevirip farklı kumsallara varmak, yeşil ve mavinin her tonuna bürünen o harika denizde, gökyüzünde süzülen nefis pastel mavi kuşlara bakıp hayata teşekkür etmek, sahilde Küba müzikleri yapan bir gruba dans ederek eşlik etmek.. Şimdi düşünüyorum da, ne güzel anlardı..

IMG_1864

Güneş batarken Hotel Diamente K’nin ahşap sandalyelerinden kayalıklar üzerinde süzülüp denize balık avlamak için pike yapan pelikanları, gün batımının tonlarını ve kayalıkların üzerindeki balıkçıyı izliyorum. Öyle ki, otele dönmek için en az yarım saat bisiklet kullanmam gerektiği ve bisikletin ışığı olmadığı gerçeği tamamen aklımdan çıkıyor. Hava iyice serinleyip te kalkmaya karar verdiğimde bunlar aklıma geliyor.

Telefonun ışığını hem yola hem de arkaya olacak şekilde dengeli bir şekilde tutmaya çalışarak ve bir ara ateşböcekleri dışında kimsenin olmadığı bir yolda ilerleyerek, ağaçların arasında varlıklarını hissettiğim gece hayvanlarını düşünerek ancak korkmayarak, sonunda otele vardığım Tulum akşamında yine aklımda kalan, ateşböceklerinin yoluma eşlik ettiği, ne kadar muhteşem bir evrende yaşıyor olduğumuz…

Maceranın devamı için;

MEKSİKA MACERASI II – CHICHEN ITZA & MERIDA

IMG_1863

 

Tulum Tavsiyeleri

Sahil Oteller

Azulik Eco Resort

Hotel Diamente K

Villa Pescoderes

Downtown Oteller

Villa Gemini Boutique Hotel

 

Restoranlar

Tulum Downtown

El Asadero (Et & şarap restoranı menüsünde birkaç vejetaryen alternatif te bulunuyor, bunlardan biri Kaktüs Salatası)

El Camello, Esnaf lokantası tarzında, yerel bir deneyim, yemekten önce masaya gelen nacholar, siyah fasulye püresi ve acı soslar iyi birer iştah açıcı.

Sahil Restoranlar

Cafe Gitano

Casa Banana

 

Seçil Sağlam