URLA KÖYLERİ – Uzunkuyu, Barbaros, Yağcılar, Demircili, Kuşçular, Bademler, Özbek

Yemyeşil ağaçlar, dev çamlar, tarihi zeytinler, bereketli ovalar arasında karşınıza birer cevher olarak çıkan Urla köyleri, bir yandan bozulmamış köy hayatını ve geleneklerini deneyimleyebildiğiniz, yerel lezzetleri tadabildiğiniz, hem de köylülerin beldelerine sahip çıkarak özgün bir şekilde farklılaşmayı başarma hikayelerine şahit olduğunuz keşif durakları.

 

 

UZUNKUYU KÖYÜ

İzmir Çeşme otobanında Zeytinler çıkışından çıktıktan sonra ilk karşınıza çıkan köy Zeytinler. Tarım ve küçükbaş hayvancılık ile uğraşmaya devam eden yaşlıca nüfusu ve balık çiftliklerinde çalışan gençleri ile taş evlerinde ve köy kıraathanesinde köy hayatını gözlemleyebileceğiniz, zeytinler ve çamlar arasında yemyeşil bir köy. Zeytinler’e 1 km uzaklıktaki Uzunkuyu Köyü da yemyeşil, tertemiz ufacık bir köy.  Uzunkuyu’da ziyarete değer nefis bir hazine var.

Dünyanın en büyük zeytinyağı müze kompleksi olan Köstem Zeytinyağı Müzesi, 1’e 1 ölçekte zeytinyağı üretimi ezme sistemlerini, orijinal yöntem ve malzemelerine sadık kalarak yeniden canlandıran ve ülkemizde binlerce yıllık zeytinyağı kültür ve geleneğine şahit olabileceğiniz dev bir teknoloji ve sanayi müzesi. Ortopedi ve Travmatoloji Uzmanı Doç. Dr. Levent Köstem ve eşi Güler Hanım tarafından kurulan müze, yıllar süren araştırma,  iz sürme, toplama, canlandırma emek ve çabaları ile gerçek bir adanmışlık hikayesi. Zeytin işliklerinde kullanılmış tarihi taşlar, tarihi fırınlar, burgu ezme makinaları, damacanalar, amforalar, el dikimi zeytin çuvalları, 3000 yıllık zeytinyağı kandili gibi özel parçaların toplanması için Ege bölgesini karış karış dolaşıp tek tek toplamışlar. MÖ 3000 yılına ait bir zeytin ezme, sıkma, süzme ve suyunu ayrıştırma sistemini orjinaline sadık kalarak taş ve ahşaptan inşaa etmişler.  Tarihi MÖ 39 bin yıllarına uzanan Türkiye’de en eski zeytinyağı üretimi bölgesi olan Urla ve Çeşme Yarımadası’nın, zeytincilik kültürünün ortaya çıkartma misyonu üstlenmişler.

Müzedeki en etkileyici an bin yaşındaki zeytin ağacı kökü ile karşılaştığınız an. Damarları ve kıvrımları ile toprağın ve tarihin şahidi olan bu hazineyi Levent Bey, Özbek köyünün tepelerinde bulmuş ve yanıp kül olmaktan kıl payı kurtarmış.

Bir yandan eğitim enstitüsü gibi çalışan, içinde bulunduğu yerel halka ve köylere faydalar sağlayan, 20 bin metrekarelik bir arazide, 5 bin 650 metrekare kapalı alana sahip müzede, zeytinyağı teknolojileri ile zeytin ve zeytinyağı kültürü bilgilendirme bölümleri, zeytinyağı fabrikası ve deposu, ahşap ve seramik atölyeleri, toplantı, çocuk oyun ve beceri salonları, sabun, hijyen ve temizlik müzesi, Köstem organik zeytin çiftliğinin  ve çevre köylerin yerel zeytin, zeytinyağı , şarap, peynir gibi ürünlerinin satıldığı dükkanı, ve tarihi dükkanlar yer alıyor.

Bahçesinde dikili 500 farklı ağaç türü ile müze bir yandan da doğa kültürlerinin geliştirilmesini amaçlayan bir arberatum işlevi görüyor. Ege bölgesi zeytin türleri yanı sıra tüm Anadolu zeytinciliği türlerinin yer aldığı bir zeytin bahçesi koleksiyonu da var. Çocuklara doğayı sevdirmek için tarım eğitimi bahçesi de mevcut.

 

Uzunkuyu’dan biraz ileride yolkenarında yeşillikler arasındaki Hanedan ise, nefis serpme kahvaltıları, Uzunkuyu kasabından etleri ve nefis ev yemekleri ile günün her saati bir yemek molası verebileceğiniz otantik bir lezzet durağı.

BİRGİ KÖYÜ

Eski İzmir yolundan Alaçatı’dan Urla’ya doğru giderken Birgi tabelasını görünce sola sapın. İzmir’in Urla ilçesine bağlı Birgi köyü az sayıda haneli ve nüfuslu, bakkalı ve kahvesi bile olmayan minicik bir köy.

Ancak yoldan devam ettiğinizde minik bir göletin kenarında konuşlanmış Çamlıgöl Kır Kahvesi‘ne ulaşacaksınız. İşte buranın kahvaltısı enfes. Sahibinin piyano çaldığı ise doğrudur. Göletin yanıbaşında ağaçların altında serin serin oturup leziz kahvaltının ve de şanslıysanız güzel tınıların keyfine varabilirsiniz.

BARBAROS KÖYÜ

Minicik ancak gelişirken özünü korumayı başaran, kadınların işlettiği ev lokantaları ve el işi dükkanları ile kadın emeğine sahip çıkan ve koruyan, ev vizyonu ve felsefesi ile şehirlere örnek olacak bir köy Barbaros.

“Köyümüzün sakinliğine zarar vermeden, doğal dokusunu bozmadan, gelenekleri canlandırmak, üretim gücümüzü ortaya koymak, kırsal yaşamın bize sunduğu nimetlerden ödün vermeden, sürdürülebilir kalkınmamızı sağlamak!” misyonu ile yola çıkan köylüler hem toprakla özdeşleşen geçmişlerini hem de imece geleneklerini yansıtmak ve yaşatmak için 2016’da ‘Oyuk Festivali’ yani korkuluk festivalini başlatmışlar.

Eylül ayında gerçekleşen festival için köylülerin hazırladığı korkuluklar sokaklarda geçit törenleri yapıyor. Kimisi süslü kimisi şakacı kimisi de ürkütücü bu korkuluklar festival sonrası ise köyün sokaklarında daimi olarak sergileniyor.

 

Barbaros Köyünde iken:

  • Köy girişindeki Emek, Kültür ve Sanat Evi’ni mutlaka ziyaret edin. Kurucusu Batuhan Bozkurt ile tanışıp, dünya çapında duyulmuş ‘taş mozaik’ resim tekniğini, tabloların hikayelerini, felsefelerini dinleyin, çılgın bir emek ürünü olan taş resimlerine bakıp, üzerlerinde ellerinizi gezdirin. Batuhan Bey’den ud eşliğinde bir şarkı dinleyip, aklınızdaki sayıyı ‘gözler kalbin ve aklın aynasıdır’ diyerek nasıl tahmin ettiğine şahit olun. Parkinson hastası olan Batuhan Bey, ülkemizin değerli sanatçılarından birisi.

  • Yine köyün girişinde eksi ilkokul binasında yer alan köy kütüphanesini ziyaret edin ve bir odasında sanatçı Gülfem Kesler’in boydan boya duvar resmini görün.
  • Bize göre Barbaros’un en güzel ev yemekleri yapan aile lokantası Ebruli. Çalkama, keşkek, patlıcanlı börek, kuru fasulye, pilav gibi taze pişen günlük lezzetlerin tadına varabilir, ya da sabah köy yumurtası, tereyağı, peynirleri ve zeytinleri ile hazırlanmış kahvaltısını tadabilirisiniz. Diğer güzel alternatifler ise köy meydanında yer alan ilk kadın emeği lokantası olan Çağdaş, yanındaki Delice ve Yıldız Kafe. Baharın Kahvesi isimli köy kahvesinde çay, kahve veya reyhan ve karadut şerbeti içebilirsiniz.

  • Barbaros Köyü’ne özgü şeylerden biri de ‘Çat Kapı Evleri’. Kapılarında bu ibareyi gördüğünüz evlerin kapısını çalarak, ufak bir ücret karşılığında yöreye özgü lezzetleri tadabiliyorsunuz. Katmer en meşhur lezzeti. Patlıcan balığı da Barbaros ile özdeşleşen lezzetler arasında ön sıralarda yer alıyor. Nisan ayında köye özgü Karabaşotu (Fransız lavantası) reçelini, kış aylarında ise yerel otlarla odun ateşinde ya da köy fırınında pişen çalkamayı tatmalısınız.
  • Köyün sokaklarında orijinal Oyuk – Korkuluk’lar ile tanışmak için yürürken, Kirli Çıkın el işi atölyesi ve Mimas Sanat Evi’ni ziyaret edebilir, elişi ve doğal lezzetler satan tezgahlardan alışveriş yapabilirsiniz.

YAĞCILAR KÖYÜ

‘Havası en güzel yer’ diye anılan, etrafı çam ormanları ve tarım arazileri ile çevrili, sadece iki sokaktan oluşan, tek kahvesi, tek bakkalı olan Yağcılar, ufacık bir köy. Ancak 2013 yılından beri dünya çapında harika bir sanat etkinliğine ev sahipliği yapıyor.

Doğanın içinde yer alan taş mimari harikası 6 odalı butik otel Urla Bağ Evi’nde düzenlenen Eski Ev-Yeni Sanat Uluslarası Plastik Sanatlar Sempozyumu, Ekim aylarında atölyeler, çalıştaylar, sergiler ile kırsal kesimi de içine dahil eden bir sanatsal ve sosyal proje.  ‘Eski’nin ‘Yeni’ ile uyumlanmasından, insanın içinde ve çevresinde yaşadığı hayata saygısından, içinden gelen özgürlüğe, özgünlüğe dönmesinden yola çıkarak başlayan etkinlik her sene farklı bir tema üzerinde fotoğraf, resim, heykel ve yerleştirme gibi farklı disiplinlerden sanatçıları ağırlıyor.

Urla Bağ Evi, bağ rotası yaparken de konaklamak için ideal bir nokta. Otelin hem restoranı hem de şarap tadım odası olan Uva, dilerseniz tek başına dilerseniz de nefis lezzetler eşliğinde yöre şaraplarını tadabileceğiniz harika bir bölüm.  Restoran Yağcılar Köyü’nün yerlisi Hediye Hanım’ın nefis Ege lezzetleri sunuluyor.

Yağcılar Köyünde yer alan Ayerya Rüzgarlı Vadi Çiftliği ise 12.000 zeytine, birçok meyve ağacına, Saanen keçileri ve kümes hayvanlarına ev sahipliği yapan dev bir organik tarım ve hayvancılık çiftliği. Ayerya Dükkan’da çiftliğin üretimi olan tamamen organik ve doğal sele ve çizme zeytin çeşitleri, natürel sızma zeytinyağı, sebze meyve, keçi sütü, sepet peyniri, yoğurdu, kanatlı hayvan ürünleri, salça, pekmez, ekşi, bal, üzüm, incir, ceviz, çam fıstığı tadabiliyor ve beğendiklerinizi alabiliyorsunuz. Ayrıca çiftliğin üretimi olan organik lavanta, orkide, sabunlar, temizlik ve kozmetik ürünleri de alabiliyorsunuz. Ayerya’nın bir de Eski Urla’da Arasta Çarşısında kendi mahsülleri ile yerel ürünleri harmanlayarak lezzetler sunduğu, ve de ürünlerini sattığı bir kafesi var.

DEMİRCİLİ KÖYÜ

Urla’ya 15 kilometre uzaklıktaki Demircili Köyü, çam ormanlarının eşlik ettiği kıvrımlı yollardan geçerek ulaştığınız, deniz manzaralarına nazır yeşil ve mavinin içiçe geçtiği tepelik bir alanda kurulmuş, oksijen dolu nefis bir köy. Hala çok az bilinen ve bakir olan köy, muhteşem koyları, ekstrem sporların yapılabileceği doğa sporları kulübü, tamamen organik yiyecekleri ile aslında gizli bir cevher.

Demircili Köyü yolu üzerinde yer alan Yörük Aile Evi yemyeşil bir ormanın içinde tamamen doğal ve yerel malzemeler ile hazırlanan müthiş kahvaltılar sunuyor. Altınköy sapağından 200 metre ileride yer alan Yörük Aile Evi, aile sıcaklığında bir atmosferde, klasik müzik eşliğinde, kendi ağıllarında beslenen keçilerin sütü, peyniri ve yoğurtları, bal kaymakları, reçel zeytinleri ve gözlemeleri ile damaklarınızda şenlik yaşatan bir yer. Özellikle çıtır tahinli gözlemesi tadılmaya değer.

Yörük Aile Evi’nden sonra Demircili Köyü’ne ilerleken Titus & Feronia tabelalarını göreceksiniz. 60 dönümlük bir orman arazisinde yer alan Titus & Feronia Motor ve Doğa Sporları Kulübü (TIMODOK) aklınıza gelebilecek bütün doğa sporlarını sunuyor size. Jip safari veya ‘buggy’ler ile arazi gezileri, paintball, ATV, dağ bisikleti, yapay kaya tırmanışı, kampçılık, trekking, outdoor eğitimi, takım çalışması odaklı piknik organizasyonu gibi macera ve adrenalin dolu aktivitelerden arzu ettiğinize katılabilirsiniz. Kulübün bir de kahvaltı veya yemek yiyebileceğiniz bir açık hava restoranı da bulunuyor. Ödüllü bardacık incirleri, zeytin ve şarapları denemeye değer.

Demircili köyünün aşağılarında ise pırıl pırıl denizi ile yeşil ve mavinin dostluğunu yaşatan nefis koyları var. Köyün üç koyu bulunuyor: Ada, Bodrum ve Demircili. Demircili Koyu, rengarenk çakıl taşları, pırıl pırıl deniz, geniş bir sahil, arkanızda yemyeşil bir orman ve şezlong şemsiyeler olan bir koy. Demircili Koyu’nun diğer tarafında yer alan Ada Koyu ise balıkçı teknelerinin salındığı, balıkadam adayları deneme dalışları yaptığı, sazlık gölgesinde şezlonglarda güneşlenebileceğiniz, denizin tadını çıkarabileceğiniz bir koy. Demircili Köyü’nün üçüncü koyu olan Bodrum Koyu aslında yörede Cevriye’nin Yeri diye biliniyor. Çünkü koya damgasını vuran Deniz Yıldızı Beach Club, Cevriye Hanım’ın kız kardeşi, annesi ve yeğenleriyle birlikte işlettiği çimenler çiçekler içinde bir plaj tesisi. Denizin hemen kenarında Airai Antik Kenti’ne ait hamam kalıntıları ise, tarihi bir hava estiriyor koyda. Demircili köyünün hemen batısında bulunan yarımada, binlerce yıllık Airai Antik Kenti’nin de izlerini taşıyor. Küçük patikalardan tepeye tırmanarak Antik Kent’e ait eski darphanenin kalıntılarını görebilirsiniz.

 

Dönüş yolunuzda yol kenarlarında tezgah açan köylülerden organik domates, biber satın alabilir ve yol kenarındaki çınar ve çam ağaçları gölgesinde gözlemesiyle ünlü Çınaraltı Restoran’da meşhur gözlemelerinin tadına bakabilir ve deresinde salınan kaplumbağa sürüsünü seyredebilirsiniz.

 

OVA KÖYÜ

Demircili’den Kuşçular köyüne giderken Ova Köyünde yer alan Atölye Kırmızı hem sanat galerisi hem atölye hem de kafe olan dünya tatlısı bir mekan. Heykel, resim, seramik, tiyatro, dans ve çocuk atölye çalışmaları sunuyor. Aynı köyde yer alan Cafe Marangoz’da kahvaltısı, kahveleri, makarnaları ile keyifli başka bir adres. Köylüler ile birlikte oturup çay kahve içmek isterseniz de Ova Kahve otantik bir adres.

KUŞÇULAR KÖYÜ

Evliya Çelebi’nin Seyahatnamesi’nde ‘Ya Helvacılar’da 7 dönüm üzüm bağım, ya da Azmak’ta bir teknem olsun’ diye bahsettiği köy: Kuşçular… 1990 öncesinde tütün tarlaları ile ünlenen Kuşçular’da tütün tarlaları tarihe karışmış olsa da yine tarım ile uğraşan köylülerin, doğal bir yaşam için şehirden buraya yerleşerek bağlar, at çiftlikleri, restoran ve kafeler açanların yaşadığı bir doğa cenneti.  Kuşçular Köyünde Seray ve Ozan Kumbasar çiftinin 2018’de açtığı Vino Locale (8037 Sok. No:3) Urla Bağ yoluna yakışır bir gastronomi durağı. Yemyeşil bir bahçe içinde yer alan binası taş dokunun doğallığını, zarif detaylar bezenmiş ince bir dekorasyon zevkini, yörenin misafirperverliği ve  samimiyetini yansıtırken, sürekli değişen menüde enginar, zeytin gibi yöreye özgü mahsüller ile hazırlanan lezzet harikaları yer alıyor.

BADEMLER KÖYÜ

Urla’dan Seferihisar yönünde yer alan Bademler Köyüeğitime, çevreye, spora, sağlığa, kültüre ve sanata verdiği önem ve değer ile şimdiye kadar gördüğüm en medeni köy.

Tiyatrosu, kütüphanesi, müzesi, kültür sanat derneği ve spor kulübü olan örnek köy halkının tamamı, okur yazar, aydın, çağdaş, katılımcı, duyarlı ve kadın erkek eşitliğine sahip çıkan bireylerden oluşuyor.

2012 yılında Türkiye’nin en temiz köyü seçilmiş Bademler’de çöpler her gün toplanıyor, geri dönüşüm için ayrıştırılıyor, sokakları yıkanıp pırıl pırıl yapılıyor.

Bir Alevi köyü olan Bademler, tüm dinleri ve mezhepleri kucaklıyor, Nevruz’u da Hıdırellez’i de, yılbaşını da, Keçi Gezdirme ve Derme Deşirme gibi seremonileri de coşku ile kutluyor. 1932 yılında Türkiye’nin ilk tiyatro girişimi olarak başlayan perde isimli tiyatro geleneği, tamamı köylülerden oluşan kadrosu ile köy yaşamının vazgeçilmezi olarak hala devam ediyor. Dayanışma ve komşuluk geleneklerini devam ettiren köyün göçü yok denecek kadar az.

Bademler Köyü yıllar önce dünya çapında çok önemli ve başarılı bir filme setlik yapmış. Necati Cumalı’nın tütün emekçilerinin mücadelesini anlatan eserinden uyarlanan, Metin Erksan tarafından yönetilen Susuz Yaz filmi, 1963 yılında Berlin Film Festivali’nde Altın Ayı Ödülüne layı görülmüş ve En İyi Yabancı Film dalında Oscar aday adayı olmuş.

Bademler Köyünde iken:

  • Köyün mihenk taşı olan Köy Tiyatro Binasını ziyaret edin. Eğer ilkbaharda ziyaret ediyorsanız her yıl Mayıs’ın ilk haftası kutlanan Bademler Tiyatro Şenliği’ne katılabilirsiniz. Şenlik hem Bademler Köy Tiyatrosu’nda gösteriler, hem de Azmak Koyu’nda gerçekleşen müsabakalar ve sanatsal etkinlikler ile kutlanıyor.

 

  • Pazar günleri köyün bir sokağında kurulan pazar mutlaka ziyarete değer. Sadece köylülerin mahsüllerine yer veren pazarda her tezgah’ın bir hikayesi var: Sevim Ertaş’ın oklavadan sıyırma tatlısı, asıta, keşkek, Arabın Hüseyin’in tarlasından sebzeler, Memeti’nin topladığı şifalı otlar, Mehmet Sever’in ev yapımı şarapları, Fatma Kaya ve Canan Karabacak’ın köye özgü godalak, çörek ve ev ekmekleri… Tam bir otantik pazar deneyimi sunuyor. Ev yapımı reçeller, salçalar, şerbetler, otlar, sebze meyveler, köy ekmeği, tatlılar, ahşap işleri satın almak için ideal bir Pazar.

  • Pazarın bir ucunda yer alan ve sadece Pazar günlerinde açık olan Şermin Anne’nin Yeri‘nde, odun ateşinde pişen patlıcanlıi otlu peynrili, kıymalı gözlemeler, ev yapımı ayran, limonata, çay ve kalbura bastı tatlısı ile keyfi yapabilirsiniz. Yine Pazar’ın sokağında yer alan Küçükağa Gözleme Evi’nde taze pişen çeşit çeşit gözlemeler yiyebilirsiniz. Köyün meydanında yer alan Ali’nin Yeri ise köftesi ile meşhur. Ufacık mekanın hep dolup taşıyor.

  • Arkeolog Dr. Musa Baran’ınköy meydanındaki evini dönüştürerek, Türkiye’nin ilk geleneksel çocuk oyuncakları müzesini yaratmış. Oyuncak Müzesi’nde, Bademler köyüne ait tarihi fotoğraflar ve belgeler de sergileniyor.
  • Bademler ayrıca yazları Matematik Çiftliği’ne ev sahipliği yapıyor. Matematik aşığı olan Tufan ve Handan Döleneken’in 2015’te başlattığı bu girişim, matematiğin yanına edebiyatı, müziği, etkinlik ve oyunları ekleyip ders dışında günlük yaşama uyarlandığı bir bilim yuvası. Buluşların (icatların) matematikle buluşmadan gerçekleşemeyeceğine inanan aile önce Şirince’deki Matematik Köyü’nü ziyaret edip, Ali Nesin ile bilgi alışverişi gerçekleştirmiş. Ardınan matematiği aktivitelerle, sanatla, sporla, doğayla iç içe harmanlayan bir yaz kampı kurgulamışlar. Piyanosunda resitaller verilen, matematiğin öykülerle uygulandığı, çocukların çiftliğin bahçesinde sebze ve meyve yetiştirmeyi, tamamen doğal yoğurt ve peynir yapmayı öğrendiği çiftliğin hedefi, Almanya’daki Matematikum, ABD’deki Mo Math Müzelerinin ardından dünyanın 3. Matematik Müzesini ülkemize kazandırmak.

ÖZBEK KÖYÜ

Osmanlı döneminde Özbekistan’dan göç eden Özbekler’den ismini alan Özbek Köyü, aslında zamanında Rumların ve Türklerin bir dönem huzurla birlikte yaşadığı bir köy. Köyün geçmişine ait belgeler 1950 yılında Urla Hükümet Konağı’nda çıkan bir yangında yok olmuş. Ancak 1000’li yıllara dayanan eski iki köprü, çeşme ve hamam kalıntıları ve cami bahçesindeki neredeyse 1000 yaşındaki servi ağacı geçmişin canlı kanıtları olarak ayakta. Sahil kenarındaki Özbek köyü, şimdi balıkçıları ve taş evleriyle ünlü bir balıkçı köyü.

Özbek Köyünde iken:

  • Balıkçı köyünün en keyifli deneyimi hafta sonları Akkum Limanı‘nda yapılan balık mezatı. Denizden taze tutulmuş Çipura, Sargoz, Levrek, Mercan, Mırmır, Kefal, Kaya, Barbun, Dil ve Karidesler açık arttırma ile sahiplerini bulurken heyecanlı anlar yaşanıyor.
  • Haftasonları kadınlar tarafından kurulan pazarı da ziyarete değer. Mevsimi ise nefis Urla enginarları, çeşit çeşit Ege otları, baharatlar, ev yapımı salça, reçel, erişte ve tarhana, zeytin, üzüm, köy ekmeklerini bulabileceğiniz pazarda, köye özgü Özbek Katmerive Yonga isimli hamur kızartmasını tatmanızı tavsiye ederiz. Eylül Ekim aylarında ilk yağan yağmurun ardından köy halkının tükettiği salyangozu da deneyebilirsiniz.
  • Turkuaz pırıl pırıl denizi, sarı kumsalı ile Akkum sahili köyün göz bebeği. Ayrıca yakınlarındaki Torasan, Maksut ve Eğri Liman bölgeleri görülmeye değer.
  • Özbek köyünün sahilinde, denizin üzerinde gün batımına nazır bir akşam yemeği günü sonlandırmak, nefis bir deneyim. Bizim favromiz denizin hemen üzerinde yer alan sade ancak leziz meze ve deniz mahsülleri sunan AnaksAgoras. Balıkçı barınağının önünde yer alan, 50 yıllık aile geleneğini sürdüren, nostaljik atmosferli Akın’ın Yeri artık epey ünlenmiş ve pahalılanmış olsa da hala güzel bir rakı & balık adresi.

Urla Bağ Rotası:

Bağlar arasında dolaşmak, şaraphaneler ve mahzenler gezmek, yörenin üzümlerinin nasıl harika şaraplara dönüştüğünü öğrenmek ve tatmak için Urla Bağ Yolu kaçırılmaz bir fırsat. Bir gece Urla Bağ Evinde konaklayıp, 5 farklı üretici (haritada yer alan Limantepe daha açılmadı) ziyaret ederek,  iki günlük harika bir gurme rota gerçekleştirebilirsiniz.

Roma İmparatorluğu döneminde Urla’nın şaraplarının tadı o kadar ünlüymüş ki, Roma İmparatoru Domitianus kıskançlığından Urla bağlarının yakılmasını emretmiş. Şaraplarına ve bağlarına kıyamayanlar imparatoru vazgeçirmeyi başarmışlar. Urla’nın bağları işte böyle meşhur köklere dayanıyor.

Yüzyıllarca uykuda olan Urla toprakları ve bağları son 20 yılda yeniden ekilerek hayata döndürüldü. Urla Şarapçılık, Urlice, MMG (Şatomet), Mozaik, USCA gibi şarap üreticilerinin arka arkaya sunduğu kaliteli şaraplar ile, Urla ülkemizin önemli şarap destinasyonunları arasına girdi bile. (Bağ rotasının haritasına ve detaylı bilgilerine http://www.urlabagyolu.net/adresinden ulaşabilirsiniz)

Bağ evi, konaklama ve lezzet durakları:

  • Reha ve Bilge Öğünlü’nün Urlice bağları ve şarap evi (Tel: 0232 754 16 67, urlice.com) ise tam bir butik keşif. Hem bağları gezip tadım yapabilir, hem de önceden arayarak öğle veya akşam yemeğinde odun fırında müthiş pizza ve domuz çevirme gibi lezzetler sunulan özel sofralarına dahil olabilirsiniz.
  • Sırtını tepeye yaslamış harika bir taş şaraphane, göz alabildiğince uzanan bağlar ve nefis bir mahzeni olan USCA, Kalelioğlu ve Şener ailelerinin el emeği göz nuru şaraplar üretiyor. Sonnet Cabernet Sauvignon & Merlot Reserve’in bir süredir büyük hayranıyız. Sonnet Syrah & Foça Karası’nı da epey beğeniyoruz.  (Tel: +90 232 759 00 99)
  • Şatomet şarapları ile bildiğimiz MMG Şarapçılık (Tel:  +90 232 776 63 66) ve İtalyan stili çok kaliteli ve rafine şaraplar üreten Mozaik Şarapçılık (Tel: +90 232 465 03 21) da harika bağlar arasında özenli butik üreticiler.
  • Urla tutkunu olan, Urla Şarapçılık ve Arboretumun sahipleri Sevda ve Can Ortabaş, Urla’da adeta bir vaha yaratmışlar.  Urla Şarapçılık (Tel: 0232 759 01 11, urlasarapcilik.com.tr) tesislerinde tadım yapabilir, misafirlerini ağırlamak için yaptıkları ufacık ancak inanılmaz zevkli 2 odalı otelde bağlara nazır odanızda konaklayabilirsiniz.
  • Urla Bağ Rotası’nın tam ortasında Yağcılar Köyü’nde doğanın içinde yer alan taş mimari harikası 6 odalı butik otel Urla Bağ Evi, bağ rotası yaparken konaklamak için ideal bir nokta. Otelin hem restoranı hem de şarap tadım odası olan Uva, dilerseniz tek başına dilerseniz de nefis lezzetler eşliğinde yöre şaraplarını tadabileceğiniz harika bir bölüm.  Yağcılar Köyü’nün yerlisi Hediye Hanım’ın nefis Ege lezzetleri sunuluyor.

Urla Sahillerinde Deniz Keyfi:

Urla’nın Sığacık körfezine bakan kıyısında nefis cennet koylar saklı. Özellikle Demircili Köyü sahilinde yer alan koylar ve Altınköy sahili denize girmek için harika bakir adresler. Bu koylarda birkaç restoran ve tesis de bulunuyor:

  • Demircili köyü sahilinde Deniz Yıldızı  restoranı ve plajı 
  • Demircili köyü sahilinde Melengeç restoranı ve plajı 
  • Demircili köyü sahilinde Komodor Muhtar İbrahim’in Yeri restoranı ve plajı 
  • Altınköy sahilinde Marika restoranı ve plajı 

 

Efes-Mimas Antik Yolu  – Çeşme  Yarımadası Yürüyüş ve Bisiklet Yolları
Efes – Mimas Yolu, yerleşimi sekiz bin yıl önceye giden İzmir yarımadasında, tarihin izini süren rotaların ortak adı. Yürüyüş ve bisiklet yolları ile geçilebilen parkurların yanı sıra zeytin ve bağ temalı rotaları meraklılarına sunuyor. Mavi rota ise kimliğini denizden alan coğrafyanın sınırlar ötesine açılan kapısı.

Selçuk, Menderes, Seferihisar, Güzelbahçe, Urla, Çeşme ve Karaburun ilçelerinden geçen Efes (Selçuk) – Mimas (Karaburun) Yolu, bu güzergâhtaki tüm doğal, tarihi ve kültürel birikimi içeriyor. İzmir Büyükşehir Belediyesi’nin organize ettiği profesyonel dağcı ve yürüyüşçüler, bisikletçiler, zeytinciler ve bağcıların gönüllü çabalarıyla oluşturulan rotalar kapsamında; ulaşım olanakları, coğrafi veriler, konaklama mekânları, mola ve kamp alanları, sağlık tesisleri, tarihi ve doğal değerler, kerteriz noktaları gibi bilgiler haritalara işlendi. Uluslararası standartlara uygun olarak işaretlenen rotalara yol levhaları yerleştirildi.

Yarımada’da bin yıllar öncesinden bugüne taşınan kadim İyonya uygarlığından Osmanlı eserlerine kadar tüm tarihi birikim, İzmir’de ilk kez yürüyüş ve bisiklet rotalarına dönüştürüldü. Rotaların ana omurgasını oluşturan İyonya uygarlığının 6 kenti, Efes – Mimas Yolu’nda yer alıyor:

Ephesus (Efes-Selçuk), Kolophon (Değirmendere-Menderes), Lebedos (Ürkmez-Seferihisar), Teos (Sığacık-Seferihisar), Klazomenai (İskele-Urla) ve Erythrai’dir (Ildırı-Çeşme), bir diğer İyon kenti Phokaia (Foça) ise, mavi rota aracılığıyla Karaburun’dan Yarımada’ya bağlanıyor.

Yarımada Gezi Rotaları’nın temelini oluşturan Efes – Mimas Yolu, ziyaretçilerine bölgeyi yaşayarak öğrenme imkânı sunuyor. Rotaların yolları; pırıl pırıl plajlar, orman kampları, günübirlik turizm bölgeleri, kazı alanları ve ören yerleri, müzeler, zeytinlikler ve işlikler, bağlar; köy pansiyonları, yöresel lezzetlerle tatlanan mekânlar, pazaryerleri, şenlik ve festivaller ile kesişiyor.

  • Yürüyüş yolu: Toplam 709 km uzunluğunda 49 parkurdan oluşan yürüyüş yolu, antik Efes kentinde Artemis Tapınağı’nın önünden başlıyor; mitolojik adı Mimas olan Karaburun’da sona eriyor. Yarımada Projesi alanındaki altı antik İyon kentini ve diğer tarihi alanları birbirine bağlayan yürüyüş yolu, İzmir Büyükşehir Belediyesi’nin organize ettiği dağcılık kulüp ve derneklerine bağlı gönüllü yürüyüşçüler tarafından belirlendi. Yürüyüşçülerin güzergâh üzerinde GPS cihazlarıyla belirlediği kamp alanları, su kaynakları, görülmeye değer tarihi ve doğal miras haritalara işlendi.
  • Bisiklet yolu: Kent içindeki 40 kilometrelik kıyı şeridine kesintisiz bisiklet yolu yapımını sürdüren, bisiklet kiralama sistemi Bisim istasyonlarını kuran İzmir Büyükşehir Belediyesi, bu çalışmalarını Yarımada bisiklet rotaları ile bütünleştiriyor. Belediye bir yandan da kenti, Avrupa Bisiklet Ağı’na (EuroVelo) entegre etme çalışmalarını sürdürüyor. Avrupa Bisikletliler Federasyonu’nun (ECF) yönettiği 70 bin kilometrelik EuroVelo’nun 14 rotası bulunuyor. Üyelik gerçekleştiğinde Avrupa bisiklet yolları deniz yoluyla Çeşme’den Yarımada’ya bağlanacak; İzmir’deki bitiş noktası ise antik Efes kenti olacak.
    İzmir Büyükşehir Belediyesi’nin organizasyonu ile odak noktasında bisiklet olan dört dernek ve topluluk, Çeşme Limanı – Artemis Tapınağı arasındaki rotaları belirledi. 15 parkurdan oluşan toplam 773 kilometrelik bisiklet yolunun, 3 parkurdan oluşan 190 kilometrelik bölümü, EuroVelo standartlarına uygun olarak saptandı. Güzergâh üzerinde sörf okulları, kaplıcalar, plajlar, doğal güzellikler gibi nirengi noktaları yer alıyor.
  • Zeytin yolu: Dünyadaki ilk modern zeytinyağı işliği, Urla’daki Klazomenai antik kentinde yer alıyor. Yarımada’nın en karakteristik ürünü zeytinin Yarımada’daki yolculuğu tematik gezi güzergâhlarımızdan birini oluşturuyor. Güzelbahçe, Çeşme,  Seferihisar, Menderes ve Selçuk ilçelerinden geçen rota, Zeytince Derneği temsilcilerinin alanda yaptığı çalışmalar sonucunda oluşturuldu. Güzergâh üzerindeki anıt zeytin ağaçları, zeytinyağı işlikleri, su kaynakları, zeytinyağı fabrikaları, manzara / seyir terasları, zeytin ezme yerleri, zeytinyağı yapımında kullanılan taşlar, kamp yerleri, kuyular, yel değirmenleri ve su değirmenleri tespit edildi. Rota, İzmir’in üye olduğu “Dünya Gurme Kentler Ağı”na (DELICE) bağlanıyor. İzmir Büyükşehir Belediyesi ve İzmir Ticaret Odası ortaklığıyla Ocak 2015’te gerçekleşen üyelik yoluyla İzmir ve dolayısıyla Yarımada bölgesi,  gastronomi turizmi rotasına dâhil oldu.
  • Bağ yolu: Çeşme’deAnadolu’nun bilinen ilk şaraphanesine sahip Yarımada, tarihinden aldığı güçle bugünün bağ rotasını oluşturuyor. Toplam 151 km’lik rotası ile Selçuk, Seferihisar, Menderes, Urla, Karaburun ve Çeşme’deki bağları kapsıyor. Bağ Yolu’nun European Wine Cities (Avrupa Şarap Kentleri) gibi ağlara bağlanmasına yönelik çalışmalar yapılıyor.
  • Mavi rota: Hedefimiz, tarihin usta denizcileri İyonların izinden giderek Foça, Sakız ve Sisam ile Yarımada arasında bağlantı kurmak. Plajlar, deniz sporları, kamp alanları, balıkçı barınakları ve olta balıkçılığına dair sunduğumuz bilgiler ile deniz turizmini destekliyoruz. Ege Üniversitesi desteğiyle Dalyanköy, Ürkmez, Gümüldür ve Pamucak’ta uygulanan yapay resif projeleriyle; kıyı balıkçılığını desteklemeyi, biyolojik çeşitliliği artırmayı, sportif balıkçılık ve dalış turizmi için yeni alanlar yaratmayı amaçlıyoruz. Yarımada’nın plaj envanterini hazırlıyoruz. Plajların mavi bayrak ve sertifikası, yüzme suyu, su sporları, plaj sporları, cankurtaran ve kablosuz internet hizmeti gibi özellikleri, bu envanterde yer alıyor. Mavi rotayı, İzmir Büyükşehir Belediyesi’nin kent içi deniz ulaşımı ile entegre ediyoruz.
  • http://rota.yarimadaizmir.com

 

 

Zeynep Atılgan Boneval

 

YOLCULUK TERAPİSİ ALAÇATI, ÇEŞME YARIMADASI ve CİVAR BÖLGE YAZILARI