TORİNO İZLENİMLERİ


BAROK DELİKANLI

 

Tezatların şaşırtıcı ve ilham verici bir sentezi oldu benim için Torino.

 

Bir yandan 400 yaşında olgun bir Barok, diğer yandan dinamik ve cesur bir delikanlı Torino. Sanki geleneksel ve şık bir ustanın bedeninde, kıpır kıpır, yaratıcı ve çağdaş bir ruh nefes alıp veriyor. Aristokrat bir bedende, çalışkan bir işçinin ruhu barınıyor, çağdaş bir sanatçının nabzı atıyor.

 

Neden mi?… Şehirler ile ilk tanışmamda önce cinsiyetini ve kişiliğini çözmeye çalışırım, kadın mı erkek mi, genç mi olgun mu, tutucu mu açık görüşlü mü, girişken mi nazlı mı? Torino’nun bendeki ilk algısı maskülendi.

 

Şehir önce biraz mesafeli ve ihtiyatlı duruyorhemen beni içine almıyordu. Hatta benimle ilgilenmeyecek kadar kendisi ile meşguldü sanki.

 

 

 

Yarım asırlık tarihi binaları, gösterişli saray ve kiliseleri, geniş meydanları ile o kadar heybetliydi ki, zamanda asılı kalmış güçlü ve vakur bir soylu ile karşılaşmışım izlenimi veriyordu.

 

Arından yavaş yavaş kapılarını açıp el verdi bana. İç mekanlarında, kendinden beklenmeyecek modernlikte sıradışı sergiler, gösteriler, etkinlikler ve enstelasyonlar ile buluştum.

 

Mesela 167 metre yüksekliğindeki, 127 senelik Mole Antonielliana’nın hükmedici, çetin ve heybetli neo-klasik kütlesinin içinde, coşkulu ve oyuncu bir Sinema Müzesi  yer alıyor.

 

Ya da Venaria Sarayı’nın krallara yakışır iddialı çatısı altında, çarpıcı ve şaşırtıcı bir canlandırma ile karşılaştım. Sarayın heybetli ancak boş odalarını, Peter Greenaway’in çağdaş video enstelasyonları doldurmuştu. Yönetmen Peter Greenaway  üç yıl boyunca Savoy Hanedanın yaşam stilini ve geleneklerini inceleyerek, videolarındaki dialoglar, jest ve mimikler ve de kostümler ile o dönemi kişileştirmiş adeta. Özellikle Sarayın mutfak bölümündeki enstelasyon etkileyici.

 

Geleneksel ile çağdaş buluşmasının en çılgın ve cesur örneği şüphesiz Palazzo Madama’daki Robert Wilson sergisiydi. Palazzo Madama’nın damasko kumaşlar, kakmalı mobilyalar, soyluların portreleri ile kaplı 18.yy saray odalarında; Brad Pitt, Johnny Depp, Monaco Prensesi Caroline, Isabella Rossellini, Jeanne Moreau gibi ünlülerin yanı sıra, yaşamdan insanların ve de kapkara bir panter, kirpi, baykuş gibi hayvanların video portreleri adeta bir geçit töreni yapıyordu. Birbirine taban tabana zıt gibi gözüken geleneksel teknikler ile teknolojinin bu radikal içiçeliği, aslında çok şey söylüyordu. Yağlıboya resmin suskun durgunluğu ile videonun akışkan hareketliliğinin kaynaşmasına sahne olmayı başarıyordu. Renk, desen, şekil, biçim, tasvir, üslup algısını bozarak, adeta gerçeklik duygusunu şaşırtıyordu.

 

Ve Torino’da zaman geçirdikçe şöyle bir his oluştu içimde: Geçmişinin getirdiği zerafet, görgü ve olgunluğu sindirmeyi başaran Barok Torino’nun içinde, çağdaş bir delikanlı ruhu yaşıyordu. Ve de şehri iyice algılamak, nabzını tutabilmek, hakkını vermek, için hedefsiz ve sınırsız bir şekilde sokaklara vurup, akışa bıraktıktan sonra şehir beni içinde eritmeyi başardı. Nasıl mı?

 

Piazza della Consolata’da yer alan La Consolata kilisesinde şahit olduğum büyülü manzara sayesinde. Bu ufacık meydan Al Bicerin, Caffe Confetteria, cici bir osteria ve de otantik bir eczaneye de ev sahipliği yapıyor. Önce çukulata, espresso ve süt katmanlarından oluşan Torino’nun meşhur kahvesi Bicerin’in yaratıcısı Al Bicerin’de oturdum ve bir espresso içtim ve sonra kiliseye girdim.

 

Kilisenin içinde önce gümüş kalpler dikkatimi çekti, duvarlara asılmış veya sunağa konmuş bu kapler kilise sakinlerinin şükran göstergesi olarak bağışlanmış. Ardından en uca kadar ilerlediğimde, sağda günah çıkartılan köşeyi görünce gözlerime inanamadım. Tüm duvarlar yüzlerce resim ve çizim ile doluydu. Yüzlerce yıldır insanlar, hastalık, kaza, savaş gibi ciddi felaketlerden kendilerini ya da yakınlarını kurtardığına inandıkları Aziz Consolata’ya şükranlarını iletmek için resimler yapıp bu kilisenin duvarlarına asıyormuş.

 

Başlarından geçen olayların tasvir edildiği  ve üzerinde tarihler olan bu resimleri görünce, her birimizin yaşantısının ne kadar pamuk ipliğine bağlı olduğunu ve de günlük hayatta bunu ne kadar unuttuğumuzu hatırladım. Yüzlerce insanın umudu ve minneti gözlerimin önümde  bana bakıyordu, tüylerim adeta diken diken oldu. Bu gizli kalmış sessiz, huzurlu köşede, yapayalnız dururken, resimlerdeki insanların inancı iliklerime kadar işledi, ve de tek başıma olmadığımı hissettim.

 

 

 

 

 

Daha detaylı bilgi isteyenler için ise vu vu vu turismotorino.org  (İtalyanlar www yerine -gerçekten- vu vu vu diyor :www.turismotorino.org/index.aspx )

 

 

 

Yazının başına dönmek için tıklayınız

 

 Zeynep Atilgan Boneval

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir