TOKYO’DA SAKURA ZAMANI – ASLI GÖKSAN’IN GÖZÜNDEN

 

Aslı Göksan’a #EvdeKal günlerinde bizler ile paylaştığı iç açıcı fotoğraflar ve yazı için çok teşekkür ederiz 🙂

Tokyo’da Sakura Zamanı

 

Yaşadığımız zor günlerde kafamızı dağıtmanın şüphesiz en güzel yolu umut etmek, hayal kurmak ve gelecek güzel zamanlar için ümidimizi yitirmemek. Gelin şimdi hep beraber mis gibi kiraz çiçeklerinin açtığı, sokakların rengarenk yapraklarla dolduğu, cıvıl cıvıl bir şehir hayal edelim. Bir şehir düşünün ki; hayat hem yer altında varoluyor, hem gökyüzüne uzanıyor… İnsanları son derece medeni, gururlu, saygılı, temiz ve de disiplinli. Düzen bu şehrin eş anlamlısı. Yayalar, kırmızı ışıkta karşıdan karşıya geçmek için bile tek sıra halinde bekliyor. Bana ilginç gelen bir diğer detay ise; gördüğüm en temiz şehir olduğu halde hiç çöp tenekesine rastlamamızdı. Sebebi ise; çöp tenekesinin pis görüntüsü bile hoşlarına gitmiyormuş bu sebeple de çöplerini aldıkları kafe, restoran, mağaza vs. geri götürüyor ya da evlerine kadar yanlarında taşıyorlarmış. Burası akıl almaz bir metropol. Ve de dünyanın en pahalı şehri!

Tokyo’da gezmek için en makul ve pratik yol metro hattını kullanmak. İngilizce tabelaların da olduğu yeraltında saatlik ya da günlük kartlarla istediğiniz yere rahatlıkla ulaşabilirsiniz.

Mart sonu, Nisan başı olan dönem Tokyo’da ‘Sakura’ yani; kiraz çiçeklerinin tam zamanı. Her ne kadar insanlar şu sıralar evlerinden çıkmayıp bu güzelliğin tadını çıkaramıyor olsalar da; doğa hünerlerini sergilemeye ve insansız hava sahasının tadını çıkarmaya devam ediyor. Hava durumuna göre şekillenen ama genellikle Mart sonu Nisan başına tekabül eden bir periyot bu. Şehirde çiçekleri görebileceğiniz en güzel bahçenin Gyoe Park olduğunu söyleyebilirim. Onun dışında Ueno Park ve Imperial Garden (İmparatorluk sarayının bahçesi) diğer görmeye değer olan diğer bahçeler.

Sakuralar akıl almaz güzellikleriyle büyülerken, rüzgarın etkisiyle dalından kopup etrafta uçuşanlar ise bahar ayında kar yağıyormuşçasına bir etki yaratıyor.

 

Biraz şehrin mahallerinden bahsedecek olursam;

Harajuku mahallesi; Takesheda sokağıyla ünlü hip bir bölge. Takesheda; oldukça kalabalık ince ve uzun bir sokak. Uçuk kaçık giyinen, anime karakterleri gibi dolaşan kişilerle dolu. Kesinlikle görmeye değer!

 

Omenasanta: Ny’taki Soho’ya benzettiğimiz bir mahalle burası. Hediyelik eşya dükkanı Oriental Bazaar; Japon kültürüne ait bulabileceğiniz binimum hediyelik eşyanın satıldığı üç katlı bir mağaza. Buradan sake seti, chopstickler, kimonolar, yelpazeler ve aklınıza gelebilecek her türlü şeyi bulabilirsiniz. Omenasanta’da bir diğer önerim ise; Aoyama Flower Market. Yemek için değil ama atmosfer ve kahve için uğrayın.

Akihabara: Burası şehrin teknoloji mahallesi. Her yer anime oyuncakçıları ve oyun salonlarıyla dolu.

Ginza: Diğer bölgelere göre daha şık mağazaların bulunduğu alışveriş bölgesi. Birçok güzel restoran ve otel de bu bölge civarında konumlanmış durumda.

 

Shibuya: Times meydanını andıran renkli dev reklam panoları ile çevrelenmiş, kalabalık bir alışveriş bölgesi. Işıklardan aynı anda her seferinde 1000 ile 15.000 arasında kişi geçiyor.

Shinjuku Golden Gai: Dar sokakları, lokal barlar ve izakayalarla dolu olan bu samimi mahalle; akşamları içki içmek isteyenler için dolup taşıyor.

Diğer görülmesi gereken yer ise Japonya’nın en yüksek, dünyanın ise Burj Khalifa’dan sonra en yüksek ikinci binası olan Sky Tree. 634 metre yüksekliğe saniyeler içinde çıkmak ise paha biçilemez bir deneyim.

Benim gibi seyahatlerinizi gastronomik ağırlıklı yapmaktan hoşlanıyorsanız ve de Uzakdoğu mutfağı damak tadınıza hitap ediyorsa Tokyo sizin için bir cennet.

Tokyo’da sayısız restoran var ve son derece zengin bir yemek kültürüne sahipler. Bunların arasından seçim yapmak bir hayli zor olsa da, Sakura zamanının yoğunluğunu öngörerek rezervasyonlarımıza iki ay öncesinden başladık. Buna rağmen yer bulamadığımız birkaç tane restoran oldu, benden söylemesi.

Ama öncelikle gitmeden bilmeniz gereken mutfak terminolojilerinden bahsetmek istiyorum;

Ramen: Sebzeli japon eriştesi çorbasına verilen isim. En iyi Ramen için: Ramen Jiro.

Yakitori: Tavuğun her yerini şişte yanında sebze eşliğinde yemek için söyleniliyor.

Obanzai: Ev yemeği anlamına geliyor.

İzakaya: Tapas gibi düşünebilirsiniz. Ufak porsiyonlarda aparatif yiyecekler sunan barlara verilen isim.

Soba: Japon eriştesi çorbası.

Kaiseki: Şefin menüsü anlamına geliyor. Artarda gelen ufak ve rafine lezzetlerle 3 saatlik gurme bir deneyim yaşamak isteyenler tercih etmeli.

Udon: Buğday unundan elde edilen, et sulu erişte çorbası.

Tempura: Kızgın yağda pişirilen deniz mahsulleri ve sebzeler.

Jumbo: Yakiniku restoranı. Yani bir nevi kendin pişir kendin ye de diyebiliriz. Leziz et yemek için doğru adres.

Tempura Kondo ya da Tempura Fukamachi en iyi tempuracılardan…

 

Sushi Ookawara: Balık pazarından sabahın erken saatlerinde özenle seçilmiş taze deniz mahsulleriyle 8 kişilik restoranında konuklarını adeta evindeymiş gibi ağırlayan şef, eşiyle beraber ufak restoranında harikalar yaratıyor. Menü yok, şef ne verirse onu yiyorsunuz. Sushileri bizdeki gibi roll olarak düşünmeyin, orada her şey genelde çiğ ve sashimi şeklinde. Eğer ekstra bir yiyememe durumunuz yoksa mutlaka bu özel deneyimi yaşamalısınız.

Shima: Wagyu restoranı. Harika etler, leziz wagyu sandwich. Wagyu dana eti demek.

Tapas Moleculer Bar: Mandarin Oriental’in 38. Katında bulunan barda konumlandırılmış bu 8 kişilik Michelin yıldızlı restoran, şef Ngan Ping Chow ve ekibinin zekası ve usta ellerinden çıkıyor. Moleküler gastronominin en iyilerinden olan Tapas Moleculer Bar; emeğin bilimle buluşması olarak tasvir edebileceğimiz bir serüven ve gerçekten özel bir deneyim.

 

Sukiyabashi Jiro: Yıldızlı şefin ellerinden çıkan sushileri yemek için bir hayli öncesinden rezervasyon şart.

Sushi Saito: 3 Michelin yıldızlı restoran, keyifli anlatımlarıyla sıcak bir atmosferde gurme bir deneyim için.

 

Bilmeniz geren bazı önemli bilgiler:

Narita havalimanında her daim termal kameralarla izleniyorsunuz ve eğer ateşiniz varsa sağlık birimi bölümüne alınıyorsunuz. (corona virüsünden önce de durum böyleydi)

Mağazaların kabinlerine ayakkabıyla girilmiyor. Kapının önünde duran terlikleri giymeniz gerekiyor.

Bahşiş pek alışık oldukları bir durum değil. Genelde kabul etmek istemiyor ya da mahcup olup gereğinden fazla seviniyorlar.

Dil problemi çekebilirsiniz. Halk genellikle ilginizce bilmiyor, dolayısıyla otelinizden çıkmadan gideceğiniz yerin ya da restoranın adresini ve telefonunu mutlaka yazıp öyle çıkın.

Tokyo, 11 saatlik uçuşun ardından size büyülü bir dünyanın kapılarını açan, her sokağında ayrı bir merak uyandıran güçlü ve dinamik bir şehir. 4 gece 5 günün yeterli olacağı Tokyo’ya ilave olarak Kyoto’yu da ekleyerek seyahat sürenizi uzatabilirsiniz.

Umarım birkaç dakikalığına bile olsa yazım sizlere seneye bahar ayı için seyahat rotanızı hayal etmenize yardımcı olmuştur.

Sağlıkla kalın. Evde kalın!

Aslı Göksan