TİRE KASABASI VE PAZARI

 

Tire tarihi, kültürü, nefis mimarideki camileri, hamamları, hanları, yüzlerce yıllık gelenekleri ve Tire köftesi, ot kavurması, karadutlu lor tatlısı gibi meşhur lezzetleri ve de memleketlerine tutkun kasabalıları ile yaşayan, gerçek ve cennet bir kasaba.

Güme dağlarının eteklerinden tepelerine doğru tırmanan Tire kasabası, daracık sokaklarındaki yüzlerce yıllık ağaçları, rengarenk taş ve ahşap cumbalı evleri, bahçelerde elma, portakal, mandi ve greytfurt ağaçları, sobaların borularından yükselen dumanlardan yayılan mis gibi yanan odun kokuları ile hemen kalbimizi fethetti.

 

Tarihi cami, hamam, medrese, hanları ve cumbalı evleri ile adeta bir açık hava müzesi gibi olan sokaklarında yürürken, tepelere doğru sıra sıra dizilmiş kalem selvileri ve aralarındaki köy evlerini gördükçe, işte burası da bir nevi Toskana diye hissettik.

Her yıl dünyanın en iyi restoranları arasında seçilen İspanya’nın Girona kasabasında yer alan El Celler de Can Roca restoranın sahibi olan şef kardeşler, Türkiye’yi ziyaret ettiğinde boşuna ’Türkiye’de bir restoran açsak, kesinlikle Tire’de olurdu’ dememişler. Tire’nin Gastronomik değeri gerçekten dünyaca biliniyor ve Gastro Turizmin çok önemli bir mihenk taşı.

 

NEDEN VE NASIL TİRE?

Haftasonu tarihi kasaba atmosferinde sakin ve sessiz bir tatil yapmak isteyenler için veya Salı günleri kurulan, dünyaca ünlü ve Türkiye’nin en büyük açık hava pazarı olan Tire Pazarı’nı ziyaret etmek isteyenler için gerçekten çok keyifli bir destinasyon Tire.

Izmir’e 90 km uzaklıktaki Tire kasabası harika bir kısa kaçamak rotası.

 

TİRE YOLCULUĞUMUZ

Biz bir kış sabahı Alaçatı’dan sisler arasında Subaru Outback’imize atlayıp Tire yolculuğumuza başladık. 2 saat süren 166 kilometre yolculuğumuz boyunca güneş sislerin arasından kendini göstermeye çalıştı ise de, yükseklerde kurulu Tire kasabasına varana kadar başarılı olamadı. Ancak ovalara, tarlalara ve yola katman katman yayılan sabah sisi, gizemli ve büyülü bir atmosfer yaratmıştı. Sislerin arasından yüzünü çıkarmaya çalışan güneş, güneşe uzanmaya çalışan dalların manzaralarını ve nemin mistik serinliği ve kokusunu içimize çektik yolda ara ara durup. Yolculuk boyunca uçsuz bucaksız tarlalar, ve fidanlıklar, yeşil yeşil otlar ve uykuya yatmış ağaçlar sağlı sollu dizilmişti.

Tire’ye vardığımızda ise sabah saat 10 idi, güneş pırıl pırıl parlıyordu ancak hava 5 derece idi. Bir kış günü olduğu için pazarın boş olabileceğini düşündük. Ancak arabamızı park etmek için pazarın kurulduğu alanların etrafını dört dönüp uzaklarda bir sokakta şans eseri park yeri bulup, ardından biribirini kesen labirent gibi sokaklarda kurulmuş tezgahların arasına kendimizi atınca anladık ki, Tire Pazarı gerçekten ünlü ve bereketli.

TİRE PAZARI

Tire Pazarında yok yok, ancak yiyecek içecek bölümü bizim için en heyecan verici idi.

600 yıldır Tire kasabasında kurulan, Türkiye’nin en büyük bu açık hava pazarı, sadece Türkiye çapında değil yurt dışında da ünlü. Tire halkı, civar köylerden, kasabalardan ve şehirlerden gelenleri, turistleri, restoran ve otel sahiplerinin yanı sıra Japon, İngiliz, Alman misafirleri de ağırlıyor.

Tire ve civarındaki 64 köyden gelen yaklaşık 1600 yerel üreticinin kurduğu pazarda, lokal yetiştirilen taze hasat edilmiş çeşit çeşit otlar, sebze, meyveler, yöresel üretilen peynirler, çökelekler, yoğurtlar, tereyağlar, zeytinler, zeytin yağları, sabunlar, çiçekler, ve el işi danteller, iğne oyalar, örtüler, kanaviçeler, yemeniler, basma kumaşlar, keçeler, nalınlar, urganlar ile hem mis kokular yayan, en taze lezzetleri sunan hem de çok renkli bir pazar deneyimi yaşıyorsunuz.

Yaz günlerinde Salı günleri kasabayı ve pazarı 50.000 kişinin ziyaret ettiği söyleniyor.  Biz ziyaret ettiğimiz çok daha sakindi tabii ki. Kalabalıktan bunalmamak, keyifle tüm tezgahları dolaşabilmeniz için, baharlarda ve kışın güneşli bir havada ziyaret etmenizi öneriyoruz.

Hangi sokaktan girdiğinizin bir önemi yok, birbirine paralel ve dik kesen sokakları mandalina, portakal, elma kokuları eşliğinde (her mevsimin kokusu farklıdır eminim) bir aşağı bir yukarı yürüdükçe, yörenin ünlü tulum, çökelek, beyaz peynirlerini ve yoğurdunu tattıkça, sebze meyvenin canlı renklerini ve de çintar veya istiridye mantarının en güzelini gördükçe, yanlış bir yola sapmanız mümkün değil zaten.

 

TARİHİ TİRE

Tabii ki Tire Pazarının Türkiye’nin en eski ve en büyük pazarlarından birisi olmasının tarihi ve kültürel sebepleri var.

 

Geçmişi çok gerilere uzanan Tire’de, 30 tarihi camive medrese, 4 hamam, 5 han, 5 türbe, 3 müze, 2 kütüphane ve 1 tane bedesten yer alıyor. Ülkenin en büyük 5 şehrinden sonra, en fazla tarihi eser Tire kasabasında yer alıyor.

 

Tire, Küçük Menderes ovasının verimli topraklarına nazır konumu ve harika doğası sayesinde, milattan önce 2000’lerden itibaren Hitit, Frigya, Lidya, Pers, Roma, Bizans, Aydınoğulları ve Osmanlı’ya ev sahipliği yapmış, zengin bir tarihi ve kültürel mirasa sahip bir kent.

 

ROMA VE BİZANS’TA TİRE

Efes’teki Artemis Tapınağı’ndan Tire’nin batı köylerini de içine alan ve Bozdağ’a dek ulaşan Artemis Tapınağı Kutsal Toprakları, yüzlerce yıl, Tire’ye bir kutsallık atfetmiş.

 

Roma dönemine dair arkeolojik kazılar ve zengin tarihi belgeler gösteriyor ki Tire coğrafyasında çok önemli yerleşim alanları ve tapınaklar yer almış. Ünlü Roma İmparatorları Jül Sezar, Augustos ve Trian’ın, Tire topraklarından bir bölümünü Artemis Tapınağı’na bağışlamışlar. (Tire Müzesi’nde bu tapınağa ait arkeolojik bulgular sergileniyor)

 

Ardından Bizans Döneminde de parlak dönemini sürdürmüş, Ortodoksluğun Halkedon ve Ayasofya Kilise Meclislerinde Tire etkin karar sahibi olarak önemini kanıtlamış.

Ünlü coğrafyacı Strabon, Tire’nin yaslandığı Güme Dağı’nın mabetler zenginliğinin yanı sıra iki dinin de kutsallığını simgeleyen üzüm bağlarıyla donandığını ve bu üzümlerden yapılan şaraplarının ününü anlatır. Bizans tarihçisi Pachmeres ise bu ünlü Ortodoks kentini ‘Keşişler Yöresi’ olarak anar.

 

AYDINOĞULLARI BEYLİĞİ VE OSMANLI’DA TİRE

1308 yılında Küçük Menderes yöresinde Aydınoğulları Beyligi’nin kurulması ile Tire hızlı bir gelişime başlamış. Ekonomik açıdan gelişen kente yeni mimari eserler ve folklorik değerler kazandırılmış.

1426 yılında Tire, Osmanlı İmparatorluğuna bağlanarak kurulan Aydın eyaletinin sancak başı olmuş. II. Murat ve Fatih Sultan Mehmet dönemlerinde eklenen mimari harikalar ile, Seyyah Evliya Çelebi tarafından ‘Şehr-i Muazzama’ ve Katip Çelebi tarafından ise ‘Eski Taht Şehri’ lakapları ile anılan, Osmanlının önemli bir kenti haline gelmiş.

15. ve 18. yüzyıllar arasında tarım ve ticaret ile iyice zenginleşerek altın dönemini yaşayan Tire’de bir darphane de yer alıyoruş. Bakır mangırlar ve gümüş akçelerin kesildiği bu darpahneden çıkan nakışlı mangırlar, para koleksiyoncuları ve müzeler için çok değerli.

 

TİRE’DE GEZİLECEK YERLER

Tire’de gerçekten nefis cami, hamam ve bedesten mimari örnekleri var. Eski Tire sokaklarında bir ileri bir geri yürürken, gökyüzüne uzanan nefis çinili ve mozaikli minareler, hamam kubbelerinde güneşten ışıl ışıl parlayan turkuaz camlar, hanların girişinde köylü amcaların sohbet tuttuğu kahvehaneler, bedestenlerin ihtişamlı kapıları ve kemerleri gözünüze çarpacak. Camilerin girişlerinde yer alan kubbelerin tavan süslemelerinin renk ve desenlerine hayran kalacaksınız. Tüm tarihi binaların girişinde, tarihi ve mimari açıklamalarının yer aldığı çok güzel tabelalar mevcut.

 

  • Tire’nin tarihi camilerinden Yeni Cami, Yahşi Bey, Karahasan, Paşa, Tahtakale, Ulu Cami ve Yalınayak Camisini, Ibni Melek Türbesini, Kaplan’a çıkarken solda yer alan Yavukluoğlu Külliyesi Medrese & Camisini görmenizi tavsiye ederiz. Gördüğümüz 10 farklı camiden en çok Yeni Cami’yi beğendik. 1579 yılında Yeniçeri Kethüdası Behram Bey tarafından inşa ettirilmiş ve Tire camileri içinde minaresi ve camisi kesme taşlardan yapılmış tek örnek imiş. Yeni Caminin harem ve cemaat yeri kubbelerindeki kalem işi süslemeleri gerçekten nefes kesici.

 

  • Tarihi hamamlarından Eski Yeni Hamam, Hekim Hamamı, Tahtakale Hamamı ve Yalınayak Hamamını ziyaret edip, faal olan Eski Yeni veya Yalınayak’ta hamam keyfi yapabilirsiniz.

  • Hanlarıyla ünlü Tire’de Ali Efe Hanı ve Çöplen Hanı, şu anda kullanılmaz birer harabe halinde olsalar bile girişinde ve içindeki kahvehanelerinde oturan köylü amcalar ile canlı bir görüntü sergiliyor.

  • Kutu Han ise orjinaline sadık kalarak restore edilmiş ancak biz gittiğimizde daha kiracısı olmadığı için, mimarisi çok güzel ancak içinde hayat olmayan bir han idi.

 

  • Tire merkezinde bulunan tarihi Tahtakale Çarşısı, ilk Osmanlı çarşı planı olma özelliğini taşıyor plânı. Halil Yahşi Bey tarafından uygulamaya konulmuş olup, 600 yıldır çalışmakta olan sekiz kubbeli Tahtakale bedesteni, dört yöne açılan kapıları ile şehrin yüzyıllar  boyu, ana çarşısı olmuş. 14 iç hücreli ve 32 dış dükkanında yörenin meşhur keçeleri, el dokumaları, oyalar, danteller, küpeler, ipekten örtüler satılıyor. Bedestenin restore edilmiş tarihi ana binasının İçinde ise resim ve fotoğraf sergileri düzenleniyor ve mimarisi görülmeye değer.

  • Cumhuriyet Meydanı Tire’nin en hareketli ve büyük meydanı. Gümüş Pala, Tahtakale, Fevzi Paşa caddeleri arasındaki sokaklar ise en eski evleri görmek için en doğru sokaklar.
  • Tire’de 500 yıldan uzun bir süredir Karambol Oyunu oynanıyor. El ile oynanan bir tür bilardo olan Karambol veya diğer adı ile Lek, İspanya’dan göç eden Museviler tarafından bölgeye kazandırılmış. Sağlamlığıyla bilinen Şimşir ağacından yapılan Meşe isimli toplarla oynanan oyunu şu anda Tire’de bilen yaşlı amcalardan sadece 200 kişi kalmış. Unutulmaya yüz tutmuş bu oyunu görmek için Alay Parkı’na bir göz atın.

  • Tire Müzesi: Alay Parkının hemen yanında yer alan Tire Müzesi arkeoloji ve etnografya bölümlerinden oluşuyor. Arkeoloji kısmına M.Ö. 3500 ile M.S. 1100 yıllarına ait heykeller, mezar taşları, mermer masa ayakları, mermer ve pişmiş toprak lahitler, cam eserler, pişmiş toprak yağ kandilleri, sikkeler, bronz yağ kandilleri ve gümüş sikkeler sergileniyor. Etnografya salonundaysa yazı takımları, erkek ve kadın ceketleri, karyola örtüleri, çeyiz sandıkları, nalınlar, hamam tasları, gümüş kadın ziynet eşyaları, Avrupa kökenli olup Osmanlı Dönemi’nde kullanılan seramikler, savaş aletleri, Çanakkale seramikleri, tablolar, halılar, kilimler ve vitray pencereler sergileniyor.
  • Müzenin hemen karşısında ise Osmanlı’nın ilk tıp kitabı yazarı Şanizade Ataullah Efendi’nin anıt mezarı yer alıyor.
  • Necip Paşa Kütüphanesi: 1827 yılında II.Mahmut dönemi devlet adamlarından Necip Paşa tarafından klasik Osmanlı mimarisi tarzında yaptırılmış tarihi kütüphanede, 12. yy’dan 20. yy’a kadar olan yüzlerce eşsiz yazma ve basma eser bulunuyor. Tarihi el yazması eserleri rutubetten korumak için yerden çok yüksek inşa edilmiş, ve bu sayede bu değerli eserler günümüze kadar gelebilmiş. Kubbeli salonu ve kapısı gerçekten muazzam

  • Derekahve Kanyonu ve Ayazma: Tire’ye 5 dakika uzaklıkta yemyeşil bir cennet olan Derekahve, tarihi bir ayazmaya ve dere kenarındaki kahve ve kahvaltı mekanlarına ev sahipliği yapıyor. Rumca su kaynağı ya da kuyu yanında kurulan küçük kilise anlamına gelen ayazma, Hristiyan inanışına göre burada akan suyun inandıkları aziz yada azizenin gözyaşlarını temsil ederek kutsal kabul ediliyor. 5. yüzyılda inşa edilmiş ilk taş ayazma olan Meryem Ana ayazması, 21 Mart ve 23 Eylül tarihlerindeki ekinoks günlerinde (20 Mart ve Ekim) , 3 penceresi ve kapısı açıldığında içeri yayılan ışık bir haç işareti oluşturması ile meşhur. Ayrıca Meryem Ana’nın bir dönem burada yaşadığına inanılıyor. Ayazma ile aynı binada ayrıca bir Şemsimescid yer alıyor.

 

 

 

Gerçekten Tire tarihi, kültürel ve mimari değerleri çok zengin olan, ve hem yerlisi hem de belediye tarafından bu geçmişe sahip çıkılan, dolayısı ile çok güzel korunana ve zamanda size nefis bir yolculuk yaptıran nadir beldelerden.

 

TİRE LEZZET DURAKLARI

 

Meşhur Tire köftesi, çeşit çeşit otlar ile hazırlanan mezeler, kavurma ve sebze yemekleri, karadutlu lor tatlısı ve tahinli muz ve süt ürünleri çok meşhur. Tarihi taş odun fırınları da hala yaşıyor Tire’nin nohutlu ve eksi mayalı ekmeklerin tadı gerçekten enfes.

 

 

  • Gastro Tire, Tire’nin tepelerinde yer alan Kaplan köyünde, Şef Serkan Çakır tarafından hayata geçirilmiş bir lezzet ve mutfak atölyesi ve restoran. Hem yörenin kendine has mahsüllerini ve yüzyıllardır devam eden lezzet geleneklerini tanıtmak, hem de harika yorumlar ekleyerek lezzet düşkünleri ile buluşturmak için nefis bir gastronomi durağı. Bir yandan da yörenin toprağına, mahsüllerine, mutfak kültürüne bir saygı duruşu sergileyen sosyal bir proje. Gastronomi turları 5-8 kişilik gruplar halinde Tire Pazarı gezileri, Şefika veya Ayten Teyzelerin tarlalarında tazecik otlarının hikayelerini dinleyerek ot toplama gezileri, Gastro Tire mutfağında yemek yapımı ve özel mutfak atölyesi gibi programlardan oluşuyor. Ayrıca Pazartesi’leri hariç her gün akşam yemekleri ve hafta sonları da öğle yemeklerinde, Tireli çiftçilerden, yerel tohum bahçelerinden alınan organik mahsüller ile ısırgan otlu lokma, karışık ot kavurması, beyaz göbek börülce salatası, yeşil elmalı kereviz ezme, turp otu, keşkek, erişteli mantar, kuzu etli sarımsak yemeği sunuluyor. Hem de öyle naif ve içten bir şekilde, atmosferde ve dil ile sunuluyor ki ruhunuz da besleniyor bu deneyimden. Şef Serkan Çakır’ın anlatımı ile kış aylarında Gastro Tire dinleyin bakın: Düşünsenize şehir merkezi ile Kaplan Köyü’nü birbirine bağlayan yolda, kıvrıla kıvrıla yukarıya doğru tırmanıyorsunuz, hava soğuk, belki yağmurlu… Olsun… 10 dakika sonra Gastro Tire’de olacağınızı biliyorsunuz. Arabanızı park edip soğuktan kaçarcasına hızlı adımlarla kendinizi kapıdan içeri atıyorsunuz. İçgüdüsel olarak hemen kuzineye doğru yaklaşıp ellerinizi uzatıp ısınmaya çalışıyorsunuz. Kuzinenin üzerinde bir tencere, hafif aralık kapağından buhar ve güzel bir koku süzülüyor. O tencerenin içinde, gelen misafirlerimizin içlerini ısıtmak için hazırladığımız “Köz Patlıcan Çorbası” olsa güzel olmaz mı? 😊’ Kış aylarında Gastro Tire’yi ziyaret ettiğinizde, sobanın üstünde köz patlıcan, kestaneli mantar, ısırgan, heybeli, bal kabağı çorbalarından birisini ve de müessesenin ikramı olan yörenin enfes kestanelerini tatma şansınız olacak. İşte Gastro Tire gastronomi meraklıları, ot aşıkları, yerel lezzet severler için böyle bir gizli cennet. 0507 745 73 72, www.gastrotire.com

 

  • Güme dağlarında tepede kurulmuş Kaplan köyünde yer alan başka bir restoran önerimiz daha var. Menderes ovası ve Tire kasabasını ayaklar altına seren, ot kavurması ve mezeleri ve de Tire köftesi ile meşhur olan Kaplan Dağ Restoran, geç öğle yemeği veya gün batımında akşam yemeği için harika bir geleneksel lezzet durağı.

  • Geleneksel bir kahvaltı arzu ediyorsanız Kuyu Kebapçısı Ali Usta’da, çorba ve tandırla güne başlayabilirsiniz.
  • Tire’ye özgü tak tak kebabı için ise doğru adres çarşı içindeki 100 yıllık Babaoğlu Tandırcısı. Burada ayrıca 1 saat kuyuda pişen leziz tandırın ve de tandır çorbasının tadına bakabilirsiniz.
  • Mezeler, ve Tire köftesi ile meşhur, tarihi meyhane ruhunu hala koruyan son kalelerden Lale Restoran tavsiyemiz.
  • Tulumba tatlısı, karadutlu lor veya dondurma için 1926’den beri hizmet veren Osman Efendi Tatlı Evi.
  • Tire’nin cenneti Derekahve’ye gidip doğa harikası bir ortamda huzur içinde keyifle bir bardak çay yudumlayın.
  • Tire’de iken yörenin köklü zeytinyağı fabrikası Avilo Zeytinyağı fabrikasından yağ alabilirsiniz.
  • Tire’nin meşhur peynirinden, ekmeğinden ve yoğurdundan alabilirsiniz. Bunun için en iyi adres Ömür Mandıra.
  • Tire Süt Kooperatifinin organik yoğurt, tereyağ, peynir, süt, ayran gibi süt ürünleri, ve köfte, sucuk, döner gibi et ürünleri de son derece güvenilir, kaliteli ve lezzetli.

 

 Zeynep Atılgan Boneval