TANZANYA’DA 4 MEVSİM, 4 COĞRAFYA

 

Öyle büyülü bir doğaya sahip ki Tanzanya, bir tatilde dört farklı coğrafyada dört farklı mevsimi ve beraberindeki macera duygularını yaşama şansı tanıdı bize. 10 gün içerisinde Zanzibar’da Mnemba adasında yazı, Ngorongoro Krateri’nde sonbaharı, Serengeti’de kışı, Lake Manyara’nın ormanlarında ilkbaharı yaşadık. Doğa harikaları ile bezenmiş bu ülke sizi sürekli sürprizlerle karşılıyor.

 

 IMG_4034

MNEMBA – ZANZİBAR’DA YAZ

İlk durağımız Zanzibar’a bağlı Mnemba adası. Turkuaz suları ile pırıl pırıl denizi, bembeyaz kumsalı ile rüya gibi bir ada olan Mnemba’da nasıl kendimizi yeniden doğmuş gibi hissettiğimizi Zanzibar yazımda okuyabilirsiniz.

 

İstanbul’da soğuk kış günlerinde karlı bir haftanın ardından gittiğimiz adada, yaz keyfini yaşadıktan sonra anakarada safari maceramıza doğru yolculuğumuz başladı. Tanzanya’nın tek zorluğu  farklı bölgelerine olan uçak bağlantılarının biraz zorlu olması. Ulaşım 12 kişilik küçük uçaklarla sağlanıyor, bağlantılar için merkez şehre uçup diğer uçağı beklemeniz, sonra dolmuş gibi birkaç kez inip kalkarak asıl pistinize inmeniz, ardından da gideceğiniz kampa 1-1.5 saat jip ile ulaşmanız gerekiyor.

 

IMG_3992 

NGORONGORO KRATERİ’NDE SONBAHAR

Mnemba’dan sabah 7’de hareket ettikten sonra, öğleden sonra 3.5 gibi Ngorongoro Parkının girişine ulaştık. Yol yorgunluğu hissimiz muhteşem krater manzarasını gördüğümüzde yerini büyük bir heyecana bıraktı. Ngorongoro, 260km2 genişliğindeki tabanı ve çevresini sarmalayan 600mt yüksekliğindeki çember tepeleri ile dünyanın en büyük bozulmamış kalderası. Ayaklarımızın altındaki yemyeşil alanın ortasındaki gölün üzerinde, masmavi gökyüzündeki pamuk gibi bulutların yansıması o kadar muhteşem bir derinlik hissi yaratıyordu ki, bir süre hayranlıkla manzaranın keyfini sürdük. Biraz serinlemiş tertemiz hava bizi ürperterek yaz rehavetinden çıkartıken, mutlak sessizlik içimize taze bir dinginlik duygusu yaydı. İşte bu manzara tüm yorgunluğa değer dedim.

 

Manzaraları izleyerek tepede yer alan otelimize doğru yol aldık, ve yarım saat sonra yaklaşık 10 yıldır hayalini kurduğum Ngorongoro Crater Lodge’a ulaştık.  Genelde Afrika temalı lodge’lara imza atan &beyond’un bu otelinde, her biri krater manzaralı odalarında; şömine başı berjer koltukları, tik kaplamaları, antika Afrika objeleri, banyonun ortasında yer alan kocaman küveti, şık avizeleri, dev vazolardaki taze gülleri ile romantik, zarif ve şık bir fantezi dünyasına adım atıyorsunuz. En enteresan olanı, çamurdan yapılmış, muz yaprakları ve otlar ile tavanı kapatılmış bir odaya girerken, içeride krallara layık bir asalet bulmayı hiç beklemiyor olmanız.  En büyük sürpriz ise yatak odası, banyo küveti ve tuvaleti dahil odanın her bölümünden muhteşem manzarayı görebiliyor olmanız.

DSC_0008

4 gün boyunca bizi rehberlik edecek olan Erick yolda bize krater hakkında biraz bilgi verdi. Eskiden dev bir yanardağ olan Ngorongoro’nun, yaklaşık 3 milyon yıl önce volkanik bir patlama sonrası tepesi içeri çöküyor ve bugünkü kaldera krater halini alıyor. Dünyanın en güzel vahşi yaşam barınaklarından birisisi olan, tepeler ile çepeçevrelenmiş dışarıya kapalı krater, 30binden fazla yerleşik hayvanı barındırıyor. Ayrıca kraterin tepelerindeki alanlar Masai’lerin de yaşam alanı olarak tahsis edilmiş. Kendi köylerini kuran Masailer, bu verimli topraklarda kendi sürülerini güderek geleneksel yaşamlarını devam ettiriyorlar.

 

Aslında Erick’te bir Masai. Çocukken köylerine gelen bir Fransız misyoner tarafından okutulma şansına kavuşunca, bu fırsatı iyi değerlendirerek azimle çalışmış ve  üniversiteyi bitirene kadar okumuş. Doğa bilimleri uzmanlığı yaparak safari rehberliğine başlamış, ve son 10 yıldır Afrika’nın en iyisi kabul edilen &beyond’un rehberlerinden birisi. Son derece zeki, bilgili, candan, esprili, güleryüzlü ve çalışkan bir genç olan Erick asıl bizi yaşını sorduğumuzda şaşırttı. En fazla 30 yaşında gösteren Erick 41 yaşındaymış. Bunun sırrını sorunca Afrika’da yaşamak dedi. 4 kardeş arasından neden birtek sen okula gittin diye sorduğumuzda, ‘babam en haylaz olan ben olduğum ve biraz disiplin kazanmam için beni yolladı’ dedi. Tabi ki başta ailenin umudu biraz disiplin kazanan çocuğun sürüleri otlatmak ve gütmek için geri gelmesiymiş. Ancak Erick o kadar azimle okumuş ki kendisini yeni bir dünya kurmuş. Masai erkekleri birkaç eş alarak kendilerine bir köy kuruyorlar, eşler yuvayı yapan, odunları toplayanlar iken nüfusu artan çocuklarda inek ve koyun sürülerini çekip çeviriyor. Gündüz oltatıp gece avlanan hayvanlardan korunmaları için köy evlerinin ortasındaki çevrili ağıla yerleştiriyor. Masailerin sermayeleri inekleri, genç erkek evleneceği zaman baba evlada birkaç öküz vererek bir aile kurmasını sağlıyor. Babadan oğula geçen geleneği Erick bozarak ilk maaşı ile babasına inek hediye etmiş, ayrıca tüm kardeşlerini okutarak rehber, öğretmen olmalarını sağlamış. Köklerini unutmuyor, ailesini ziyaret için sık sık köyüne gidiyor, ancak uzun zamandır ayrı kaldığı için gelenekleri yavaş yavaş unutuyor.

 DSC_0103

Akşam yemeğine giderken havanın iyice serinlediğini fark ettik, yaz günleri bitmişti. Hatta biz gelmeden az önce kesilen bahar yağmurları sabah bekleniyordu. &beyond’ların en güzel özelliklerinden birisi lokal içerikler ile uluslararası reçeteleri birleştirerek muhteşem lezzetler yaratmaları. Gecenin en güzel anı ise yıldızları izleme anı, etrefta hiçbir ışık olmadığı için pırıl pırıl parlayan takımyıldızlarını çıplak gözle görebiliyorsunuz ve gökkubbenin ihtişamını hayranlık ile izliyorsunuz. Hayvanlar özellikle yırtıcı olanları gece aktif oldukları için odamıza kendi başımıza gidemiyoruz. Bir korucu silahı ile bize eşlik ediyor, ve duyduğumuz hışırtılara doğru fenerini tuttuğunda bir sürü bufalonun 10 metre ötede otladığını görüyoruz. Ve işte vahşi dünyaya adım attık. Ertesi gün sabah 6’da safariye çıkacağımız için erkenden yatıp, ertesi günün heyecanı ile içimiz kıpır kıpır uykuya daldık.

IMG_4015

Sabah doğmak üzere olan güneşin bulutlara vuran pembeliğinin göldeki yansımasına uyandık.  bir korucumuz odamızdan jipe eşlik ederken, gece aslanların kamptan geçtiğini anlattı. Odanın sınırlarının dışına çıkmama kuralının önemini bir kez daha anladım. Bu arad ne kadar şanslı olduğumuzu öğrendik, gündüz beklenen yağmur sabaha karşı yağmış ve bitmişti, bulutlar dağılıyor ve pırıl pırıl bir gün bizi bekliyordu. Jipimizle kratere doğru inmeye başladık, havanın ayıltıcı serinliği ve mis gibi kokusu bizi kendimize hemen getirdi. Etraf daha tam aydınlanmamış olduğu için doğa tüm renkleri ile kendini sergiliyordu, tepelerin aralarına birikmiş sislerin arasından yükselen aksaya ağaçları yatay yaprakları ile yumuşak birer yatağı andıryordu.

 

DSC_0527

Kraterde tam 12 saatimizi geçirdik, bir dişi aslan ile bir erkek aslanı çifleşmeye hazırlanırken, iki dili aslanı doğum için kendine uygun bir yer ararken, iki farklı dişi aslanı da av ararken izleme şansını yakaladık. Zebralar, warthoglar(Afrika domuzu), bufalolar, gnular, filler, hippolar, deve kuşları, sırtlanlar, çakallar, baboonlar ve vervet maymunlar eland, hartebeest, waterbuck, Grant’s gazelle ve Thomson’s gazelle gibi antilopları çok yakından görme şansımız oldu. Ngorongoro’nun açkı ve düzlük alanlarında hayvanlar jiplere alıştığı için, normalde  diğer safari yörelerinde yaklaştığınızda kaçışırlerken, burada sakin sakin otlamaya devam ediyorlardı. Hatta utanmasalar kafalarını jipten içeri sokacaklar diye espri bile yaptık. Afrika’da görmeye alıştığımız  zürafaya rastlamayınca, Erick kraterin tabanında Zürafaların beslendiği Akasya ağaçları yer almadığı için Zürafa burada olmadığını söyledi. Ayrıca impala ve topide çok az bulunuyormuş. Ngorongoro milli parkı hayvan nüfusu, göç zamanı krateri çevreleyen dik tepelerden inmeyi başaran hayvanlar ile birz daha artıyormuş, ancak bu iniş çıkış zorlu olduğu için daha çok yerleşik hayvanların yaşam alanıymış. Yırtıcı hayvanlardan çita ve leoparlar da yer alıyormuş ancak görme şansı epey düşük.

DSC_0134

Krater gölü her sene buharlaşma sebebi ile tuzlu su gölü, bu sebeple hayvanlar su içmek için göle ulaşan ufak dereleri kullanıyor. Ancak tuzlu gölde yer alan planktonların keyfini flamingolar sürüyor. Gölün kıyısında binlerce pembe flamingoya rastlıyorsunuz.

Bizim için en keyifli anlardan birisi daha önce hiç görmediğimiz ‘black rhino’ gergedanlarını izleme şansını yakalamak oldu. Kraterde 30 adet olduğu tahmin edilen bu gergedanlar çok utangaç oldukları için görmek aslında pek mümkün değil, biz yaklaşık yarım saat anne yavru gergedanı otlarken izleme şansını yakaladık.

DSC_0122

Ve de günün sürprizi, kraterde çok zor görülen serval kedisini görmemizdi. Ufak bir çitaya benzeyen serval gerçekten çok estetik bir hayvan. Otların arasında yatarken burnuna çalınan bir koku ile avlanma moduna geçen hayvanın bir anda vucüt lisanının nasıl değiştiğine tanık olduk. Avını büyük bir dikkat ve sessizlikle takip eden serval sonunda amacına ulaştı ve avını yavruları ile paylaşmak üzere ağzında taşıyarak yanımızdan geçip gitti. Bu sahneye en çok Erick heyecanlandı, ‘gündüz vakti yırtıcı hayvanları görmek – hele avlanırken – neredeyse imkansız’ dedi. Şans bizden yanaymış.

Kahvaltımız ve öğle yemeğimiz için kaldığımız otelin mutfak ekibi sabah erkenden kutular hazırlamıştı. Kahvaltıyı tam aslanlara denk geldiğimiz için jipin içinden çıkmadan yedik. Öğle yemeğini de hippolrın yüzdüğü bir göletin kıyısında yer alan mola yerinde yedik. Hazır yemekler bile bu kadar mı lezzetli olur diye şaştık kaldık.

 

12 saatin ardından akşam 18:30’da kampa dönüş yolunda vahşi yaşam ve doğa ile tekrar buluşmuş olmanın verdiği mutluluk ve de bu kadar kısa bir sürede birçok farklı hayvanı izleme şansını yakaladığımız için şükran duyarak otele döndük.

 

DSC_0172 

LAKE MANYARA’DA İLKBAHAR

Ertesi gün safari yapa yapa Manyara Gölü Doğa Parkına doğru ilerledik. Safarinin en sevdiğim tarafı gözleriniz, kulaklarını açık tamamen çevrenize ve o ana odaklanıyor olmanız, ve de her an rastlayabileceğiniz bir hayvanın veya deneyimin ‘bekleyiş’ inin heyecanı ile sürekli tetikte olmanız. Ne geçmiş ve ne gelecek kalıyor. Kafanızdaki tüm günlük hayat dertleri, iş problemleri, yapılması gerekenler, ‘keşke’ler, ‘ama’lar silinip yerini şimdiki anın gerçekliğine bırakıyor.

İşte her yeni bir gün yeni bir maceradır diyerek yollara döküldük. Manyara Gölü Milli Parkı dimdik tepeler ile büyük bir göl arasındaki ormanlık alanda yer alıyor. Ağaçlara tırmanan aslanları ve geniş fil sürüleri ile ünlü bir park. Yola çıkmadan Erick bizi ağaçların sıklığı ve bitki örtüsünün yoğunluğu sebebi ile hayvanları görmenin zorluğu konusunda uyarmıştı, beklentimiz düşük umutlarımız yüksek gözlerimiz etrafı tarayarak ilerledik. Sadece manzaraların güzelliği, ara sıra burnumuza çalınan yasemin çiçeği kokusuna benzer kokular biz kendimizden almaya yetiyordu zaten.

İki gün boyunca Yaklaşık 50 irili ufaklı üyesi bulunan bir fil sürüsünü, ağaçlara tırmanırken birbirini itip çekerek oynayan ve de ağaçtan ağaca atlayan yaramaz baboonları, kayalık alanları tercih eden rengarenk gama kerkentelelerini, kulaklarının içinde çizgi desenler bulunan klipspringerları,  heyecandan iki ayağa üzerine yükselip şaşkın şaşkın bize bakan 20’ye yakın Mongoose(firavun faresi) ve de etrafta kaçışan bir sürü yavru warthog görme şansımız oldu.  Ağaça tırmanan aslanı görebilmek için epey uğraştık. Parkın doğası ağaçlık olduğu için normalde ağaçlara tırmanma özelliği olmayan aslanlar ortama uyum sağlayarak bu yetiyi geliştiriyormuş. Ancak bu sefer aslanlar bize görünmemeyi tercih etti. Lake Manyara’nın sürprizi ise anne filin arkasına saklanmış daha 1 aylık bile olmayan yavru fili izleme şansını yakalamımızdı.  Daha ayakta bile tam duramayan ufacık fil çocukluğumuzun çizgi film karakteri jumbo’yu andırıyordu, ve bu şirin hayvanı annesi ile oynaşırken ve de emzirmesi için memelerine ulaşmaya çalışırken sıcacık bir gülümseme ile seyrettik.

DSC_0331

Lake Manyara’nın bize sunduğu başka bir heyecan ise konakladığımız ağaç evimizdi. Çocukluğumdan beri hep bir ağaç evim olması hayalim vardı, tabi şehirde büyüyen bir çocuk olarak bu hayali gerçekleştirmem hiçbir zaman münkün olmamıştı. İşte ilk kez -kocaman bir çocuk olarak- hayalimi yaşama imkanı bulmuştum. Lake Manyara parkının içindeki tek lodge olan &beyond’un odaları dev yüzlerce yıllık dev maun ağaçların üzerine birer ağaç ev olarak yerleştirilmişti. Merdivenlerle çıktığımız odamıza adım attığımızda ikinci bir şok yaşadık, bir ağaç ev bu kadar mı şık olabilirdi? Ahşap zeminli, muz yaprağı tavanlı, terasında açık hava duşu, banyosunun ortasında küveti olan odanın içi Afirka temalı sehpa, koltuk, yatak ve objelerle süslenmişti. Çocuklar gibi sevinip hemen – baboonlar bize eşlik ederken- açık hava duşunun keyfini çıkardık. Camları sadece sinek telleri ile kapatılmış odada gece yatarken bol bol hayvan sesi duyacağımızı biliyorduk.  Daha sonra hazırlanıp yılbaşı yemeği için yemek alanına gitmek üzere korucumuzu bekledik.

DSC_0255

Yılbaşı akşamında ormanın ortasında çok büyük bir kutlama beklentimiz yoktu. Ancak yanılşmışız, kocaman bir ateşin yanında fenerler ve yüzlerce mum ile süslenmiş  büyülü bir masal ortamı yaratılmıştı. Tam kocaman bir masanın etrafında tüm misafirler (toplam 20 kişiydik zaten) oturup leziz yemeklerin tadına varmaya başlamıştık ki, Masai müzisyenleri ve dansçıları geceyi renklendirmeye başladı. Arından kamp çalışanlarının bir sene boyunca hazırlandığı yetenek yarışmasının jüriliğini yaptık. Şarkıları, dansları, esprileri ile tüm yaratıcılıklarını ve hünerlerini sergilediler. Normalde her gece 10’da yatarken yılbaşı akşamı 12’yi bulmamız hiç zor olmadı, aksine dünyanın unutulmuş bir köşesinde Afrikalı yerliler ile hep beraber dans ederek yeni yıla girdik.

 

 DSC_0005

SERENEGETİ’DE KIŞ

Yeni yıla kampımıza girmiş fillerin sesleri ile uyandık. Ve 2014’e doğanın içinde girmenin verdiği dinginlik ile yeni destinasyonumuz olan Serengeti’ye geçmeden önce 5 gün boyunca bizi gece gündüz ağırlayan rehberimiz Erick’e binlerce teşekkür ederek ve sarılarak ayrıldık. Serengeti sınırına 8 yıl önce Kenya’da Masai Mara safarmizde gelmiştik. Sınırın ötesine geçmek bugüne kısmetmiş. Serengeti aslında kilometrelerce uzanan uçsuz bucaksız düzlükleri ile ünlü.  14.800km2 lik alana yayılmış Serengeti Parkı dünyanın en büyük göçüne ev sahipliği yapan dev bir eko sistem. Bizim 3 günümüzü geçireceğimiz gideceğimiz Klein’s Camp ise Serengeti’nin kuzey bölgesinde Kuka tepelerinde yer alıyor. Tepelerin arasında yer alan vadilerden oluşan bu koruma parkı 10.000 hektarlık alanı kaplıyor. Masai yerleşim bölgesi olduğu için bu koruma alanını &beyond Masailerden kiralamış, bu demektir ki 3 gün boyunca en fazla 3 jip göreceğiz, ayrıca off road çıkabileceğiz, gece geç saatlere kadar safariye devam edebileceğiz.

 

Minik uçağımız ile iki kez inip kalktıktan sonra kampımıza yakın piste indik. Jipimiz çay kaveler ile bizi bekliyordu. Afrika’da hiçliğin ortasındaki havalimanı binası bile bulunmayan toprak piste inip hemen yola çıkabilme lüksüne flying safari deniyor. Büyük yüzölçümlerine sahip Afrika ülkelerinde zamanı iyi değerlendirebilmek için ideal bir çözüm.

DSC_06032

Klein’s Camp ‘kedi’leri ile ünlü. Bakalım neler göreceğiz derken havalimanınan çıkar çıkmaz yol kenarında yatan 3 aslan karşıladı bizi. Uzakta yağan şiddetli bir yağmuru görebiliyorduk, ve esintisi ile hava epey soğumuştu bile. Ya 3 gün boyunca yağmur yağarsa korkusu, kampımızı görünce yerini büyük bir rahatlamaya bıraktı. Kocaman bir vadiye bakan bir tepede konuşlanmış kampımızın manzara o kadar büyüleyiciydi ki, yağmur yağsa bile sadece orada oturarak aşağıdaki hayvanları izlemek mümkündü. Dalları ve yaprakları enine gelişmiş akasya ağaçları ve yemyeşil  otlarla kaplı vadi aslında daha iki hafta önce yeşermiş. Daha önce tamamı kızıl toprak ile kaplı vadide, geciken yağmurlar yüzünden eper kuraklık sorunu yaşanmış, ve de birçok Masai köylüsü hayvanlarını doyuramadığı için ineklerini kaybetmiş. Göç eden hayvanlar yağmurun peşinden daha aşağılara inmiş. Zaten amacımız göçü tekrar izlemek değildi. Göçü terkar izlemek için önümüzdeki senelerde Serengeti Under Canvas  ile geleceğiz. Taşınabili 6 çadırdan oluşan kamp, yıl boyunca göç rotasını takip ediyor. Botswanada yaşadığımız ve bayıldığımız bu deneyimin en çekici yanı, doğaya ve doğala en yakın safari biçimi oluşu. Doğanın ortasında vahşi yaşamla aranızda sadece bir kanvas kumaşı olduğunu bilerek uyumak ve her türlü sesi çadırınızın içindeymişsiniz gibi yaşamak gerçekten çok heyecan verici.

 DSC_0391

Klein’s Camp’te iken umudumuz özellikle aslanların yaşamına daha çok tanık olup yaşam biçimini biraz daha tanıyabilmek. Ve de umudumuz boşa çıkmıyor. Önce iki çitanın avladığı gnuyu nasıl yediğini izliyoruz, ardından dört dişi aslanın  kocaman bir Masai zürafasını avlamak için girişimlerde bulunduğunu izliyoruz. Gündüz erken saatte de gördüğümüz bu erkek zürafa yaralı olduğu için kolay bir hedef gibi gözüküyor. Oysa bacakları o kadar kuvvetli ki, ilk tekmesi ile aslanlar korkudan geri adım atıyor. Bir saat süren bu köşe kapmaca sonunda arzu ettiğimiz gibi zürafanın zaferi ile sonuçlanıyor. Rehberimiz ‘bu doğanın döngüsü, yapacak birşey yok’ desede yaralı bir hayvanın aslanlara yem olmasına gönlümüz razı olmuyor. Ertesi gün yine zürafayı gördümüzde ‘bir geceyi daha atlatmışsın, aferin sana’ diye tezahürat bile yapıyoruz.

DSC_0611

Gün batımında bir ateş etrafında içkilerimizi yudumlarken çok yakınlardan gelen aslan kükremeleri ile irkilerek arabaya koştuk, ve de bu sefer bir erkek üç dişi aslanı karanlıkta takip etme şansını yakaladık. İlk kez gece yırtıcı hayvanlar konusunda şansımız yaver gitmişti, aslanların sizi delip geçen sert bakışları gece kızıl feneri ile daha da bir korkutucu oluyormuş.

 

Günün en heyecanlı anı ise eşimin uzakta çalıların arasında gördüğü bir hayvanın ne olduğunu sorması ile yaşandı. Rehber ve iz sürücü dikkatle yaklaştığında çığlıklar atarak  eşime sarıldılar resmen. Gördüğümüz ‘pangolin’ isimli armadilloya benzeyen bir memeli hayvanmış. İnce uzun hayvan keratinden kabuklar ile kaplı bir enginara benziyor. Rehberimiz Seleou ‘ömrümde ilk kez görüyorum, bu hayvanı Afrika’da görmek o kadar zordur ki, aslan leopar her zaman görürsünüz, asıl şans bu nadir hayvanı görmek’ diyerek fotoğraf makinasına sarıldı. İlk defa bir rehber ve de iz sürücünün fotoğraf makinası çıkardığına şahit oluyorduk. Arabadan inip hayvanı incelemek için yaklaştığımızda önce kaplumbağa gibi kendisini kabuklarının içine gömdü, biz yaklaştıkça kendisini bir top haline getirdi. Daha sonra jipe tekrar bindik ve hayvanın tehlike olmadığımızı anlaması için bekleyip yürümesini izledik. Kampa döndüğümüzde tüm kamp personeli ve müdürleri arasında resmen pangolin görmemiz olay oldu ve hepsi tek tek gelip eşimi tebrik etti. Biz kedi peşinde koşarken, kedilere doymuş Afrikalılar tabi ki ender bulunan hayvanları daha da çok önemsiyor. Ertesi sabah fotoğraflar kampın websitesinde ve facebook sayfasında yüzlerde beğeni almıştı bile.

 DSC_04082

Sonuçta 3 gün boyunca 10 dakika hariç hiç yağmura yakalanmadan, epey serin ancak güneşli pırıl pırıl bir havada, gökyüzünün fosforlu masmavisi, taze otların fıstık yeşili, kayaların kızıl kahve renklerinin oluşturduğu renk cümbüşünün tadına vararak safari yaptık. Yağmur gece yağıyordu, sabah etrafı mis gibi toprak kokusu kaplıyordu, akaysa ağaçların püskül püskül yaprakları ve otların üzerindeki su damlacıkları parıl parıl parlarken, yağmurun doğanın nimeti olduğuna bizzat şahit oluyorduk. Tabi tam çita ararken, bir nehir geçişinde yağmurdan yumuşayan toprağa saplanan jipimizden inmek ve de ‘inşallah bu civarlarda değildir’ diye dua ederken bir gece önce yağan yağmura azıcık kızmadık değil. Neyse sonuçta yarım saat süren maceramızda kimseyi kaptırmamayı başardık.

 DSC_0589

Geriye kalan günlerde Klein’s Camp’in neden kediler ile ünlü olduğunu anladık, her gün zürafa, bufalo, impala gibi hayvanların yanı sıra günde 13 aslan 2 çita gördüğünüzde bu bölgenin kedi cenneti olduğuna inanıyorsunuz. Aslanların genci, yaşlısı, dişisi, erkeği ve birçok farklı halini görüp, aslana doymuş bir şekilde uçağımıza giderken, yolun hemen kıyısında kocaman bir kayanın üzerine oturmuş bir erkek aslanın bizi uğurlamak için geldiğini bile düşündük.

 DSC_0146 (2)

 

 

 

Notlar:

 DSC_0505

TANZANYA HAKKINDA

DOĞA HARİKASI TANZANYA

Safari denince ilk akla gelen ülkelerden birisi olan Tanzanya, dünyanın en büyük göçüne ev sahipliği yaptığı için ana kıtanın yeni cazibe merkezi. Afrika kıtasının en büyük gölleri, en yüksek dağı ve Hint Okyanusu’ndaki muhteşem kıyısı ile Tanzanya, doğanın kendisine en cömert davrandığı ülke. Tanzanya 945 bin kilometrekarelik yüzölçümüyle, dünyanın en büyük 31’inci ülkesi. 200.000 kilometrekarelik doğal parkları ile dünyanın 2. büyük koruma alanına sahip Tanzanya, Afrika’nın 7 doğa harikasından 3’üne ev sahipliği yapıyor; dünyanın en büyük göçünün yaşandığı Serengeti Milli Parkı, Afrika’nın çatısı olarak adlandırılan 5.895 metre ile en yüksek dağı olan Kilimanjaro, dünyanın km2 başına düşen en yoğun vahşi yaşamına sahip 3 milyon yıllık Ngorongoro Krateri. Ayrıca Afrika’nın en büyük gölü Lake Victoria, en derin gölü Lake Tanganyika, bembeyaz kumsalları turkuaz renkli denizi ile baharat adası Zanzibar’da Tanzanyanın diğer doğal harikaları. Sinemacılar bu doğal film platosunu kaçırmamışlar ve de ‘Benim Afrikam’, ‘Kilimanjaro’nun Karları’ ve ‘Çölde Çay’ filmleri için Tanzayayı mesken edinmişler.

 

KÜLTÜR KARMASI TANZANYA

145’den fazla yerel kabilenin hala yaşamaya devam ettiği Tanzanya farklı etnik kökenlere, farklı dinlere ve dillere ev sahipliği yapan bir kültür karması. Aslında Tanzanya, ana karadaki Tanganika ülkesi ve takım adalardan oluşan Zanzibar ülkesinin 1964’de birleşmesi sonucu kurulan bir birleşik cumhuriyetin ismi. İki ülkenin ilk hecelerinin sonuna ‘nia’ yani ‘niyet’ kelimesi eklenerek Tanzania ismini almış. 45 milyon nüfuslu ülkenin 1.3 milyonu Zanzibar’da yaşıyor. Ana karanın yüzde 35’i Müslüman, yüzde 35’i Hıristiyan, yüzde 30’u yerel dinlere inanıyorken, Zanzibar’ın %99’u Müslüman %1’i Hristiyan.

 

Tarih boyunca birçok kez istila edilen Tanganika, 1880-1919 yılları arasında Alman kolonisi, 1919-1961 yılları arasınd İngiliz kolonisi olmuş. 1961 yılında kendi bağımsızlığını ilan etmiş. Şiraz’dan gelen Persli göçmenler tarafından kurulan Zanzibar, Hint Okyanusu deniz ticareti yolu üzerindeki stratejik konumu sebebi ile ilkçağlarda Perslilerin deniz üssü, arından Arap deniz korsanların üssü iken 1500’lerde Portekizliler’in kolonisi haline gelmiş. 1698’de ise Umman Sultanlığı tarafından işgal edilen ülke, Arapların köle ticaret merkezi haline gelmiş. Bir dönem Umman krallığının merkezi olarak sultan’ın sarayına ev sahipliği yapmış. 1896 – 1963 yılları arasında İngiliz kolonisi olan ülke, 1963’de bağımsızlığına kavuşup 1964’de Tanganika ile birleşmiş.

 DSC_0348

SERENGETİ – DÜNYANIN EN BÜYÜK EKO SİSTEMİ VE GÖÇÜ

Tanzanya’da görmeniz gereken yerlerin başında Serengeti yer alıyor. ‘Sonsuz düzlük’ anlamına gelen Serengeti, 14.800 kilometrekarelik uçsuz bucaksız açık alanıyla, isminin hakkını veriyor. Afrika’nın en büyük doğal parkı olan Serengeti, barındırdığı yaklaşık üç milyon aslan, leopar, çita, fil, bufalo, su aygırı, gergedan, zürafa, zebra, antilop, ceylan gibi hayvanlar ile dünyanın en zengin doğal hayvan rezervine sahip. Dünyanın en büyük vahşi hayvan göçü burada gerçekleşiyor, yaklaşık iki milyon gnu (wildebeest), zebra ve antilop, taze ot bulmak amacıyla yağmuru takip ederek Serengeti Parkında (kimi zaman Kenya Masai Mara’ya çıkarak) göç ediyor. Bu göç sırasında çita, leopar, arslan ve timsahlar ise sürüleri en yakından takip edenler. Hayvanlar, marttan hazirana kadar Serengeti’nin düzlükleriyle Kenya’daki Masai Mara’nın sulak arazilerindeki yeşil otlaklar arasında yolculuk yapıyor. Kasım ayındaki kısa yağmur mevsiminin başlaması ile, Tanzanya’da bulunan Serengeti ve Ngorongoro Parkına geri dönüyor.

 

Göç Takvimi

2 milyona yakın gnu (wildebeest), zebra ve antilopun göçü Kasım-Aralık arasındaki kısa yağmurlar ile güney ve güneybatı Serengeti’nin taze otlaklarına doğru başlıyor. Aralık ortasından Mart’a kadar güney bölgeler ve Ngorongoro Parkı binlerce sürüye ev sahipliği yaparken çoğu hayvan bu dönemde doğum yapıyor. Mart sonu ve Nisan başı yağışlı sezon başladığında doğa yeniden canlanıyor, Hazirana kadar binlerce hayvan kuzeyde Seronera ve Grumeti Nehrine doğru yol alırken, Serengeti Milli parkı en etkileyici vahşi yaşam şovlarının sahnesi haline geliyor. Temmuz-Ağustos’ta yağmurlar azaldıkça gnu(wildebeest) ve zebra sürüleri, daha taze otların bulunduğu Masai Mara’ya ilerleyebilmek için Grumeti ve Mara nehrini geçebilmek için cesaret topluyor. Binlerce hayvan nehrin kıyısında arka arkaya yığılıp timsahlar ile dolu nehirden geçişin doğru anını yakalamaya çalışıyor. Ve yeteri kadar cesaret toplayan bir hayvanın suya atlaması ile binlercesi takip ediyor ve saatlerce süren bir geçit töreni yaşanıyor. Nehrin Kuzey Serengeti ve Masai Mara kıyılarından izlenebilen, ‘crossing’ diye adlandırılan bu geçiş sırasında yavru antilop ve zebraların timsahlar tarafından kapıldığı dramatik ve zorlu anlara şahit oluyorsunuz. Bir kez karşıya geçen hayvanlar Ağustos-Ekim ayları arasında Masai Mara’nın düzlüklerine yayılan hayvanlar için yine doğum zamanı. Kasım’da yağış almayan Masai Mara’nın taze otları yavaş yavaş tükendikçe, sürüler aşağıya doğru tekrar yol almaya başlıyor ve kısa yağmurların başladığı Kuzey Tanzanya’ya geçiyorlar.  Ancak bu aylarda yağmurlar ara ara olduğu için hayvanlar bölünerek göç ediyor ve yaz aylarının dramatik nehir geçişleri yaşanmıyor. Ardından Batı Serengeti (Loliondo) ve Güney Serengeti’ye yol alıyor hayvanlar. Bu göç her yıl kendisini saat yönünde tekrarlıyor.

 DSC_0342

NE ZAMAN GİTMELİ?

Tanzanya Ekvator’a çok yakın olduğu için hava genel olarak yıl boyu sıcak. Ancak sabah erken saatlerde ve geceleri serin ve soğuk olabiliyor. Mart, Nisan ve Mayıs aylarında yoğun yağış alan ülkede, Kasım ve Aralık aylarında da kısa yağışlar mevcut. Büyük Göçü takip etmek ve crossing görmek isteyenler için en güzel zaman Temmuz -Eylül arası. Deniz suyunun ortalama sıcaklığı ise 25 derece ve hiç 16 derecenin altına inmiyor. Bu sebeple Zanzibar Mart-Nisan hariç tüm yıl boyu ziyaret edilebilir.

 

& BEYOND İLE FAYDALI VE ANLAMLI SEYAHAT

Dünyamız kalabalıklaştıkça, yaşamımız hızlandıkça, hayatımız teknoloji ve koşuşturmaca ile dolup taştıkça, doğanın huzuruna ve sakinliğine ihtiyacımız giderek artıyor.  El değmemiş doğası ve büyüleyici vahşi yaşamı ile Afrika, şüphesiz doğa ile buluşmak için en doğru adres. Afrika doğallığı, sıcaklığı, misafirperverliği, enerjisi, çalgıları, şarkıları, dansları, ritüelleri, lezzetleri, gelenekleri ile tüm duyularınıza hitap eden çok geniş bir çeşitlilik sunuyor. Hele doğayı, biyolojik çeşitliliği ve kültürleri koruma ve geliştirme misyonu üstlenmiş &beyond gibi eko-turizm öncüleri ile seyahat ediyorsanız, gittiğiniz bölgenin korumasına katkıda bulunmanın iç huzurunu da yaşıyorsunuz. Afrika’da 16 ülkede, Hindistan, Bhutan ve Sri Lanka’da kişiye özel safari organizasyonları yapan ve de Afrika ve Asya’da 32 safari kampı sahibi olan &beyond, nesli tükenmekte olan hayvanların korunması ve üremesine katkıda bulunmaktan, yerel halkın eğitim ve yiyecek gibi ihtiyaçlarının sürdürülebilir şekilde karşılanması, kültürlerinin korunabilmesi için projelere yatırımlar yapan bir şirket. &beyond doğanın ortasında en güzel lokasyonlarda yer alan harika lodge ve kampları’ları, gurme lezzetleri, güleryüzlü ekibi, uzman rehber ve iz sürücüleri ile muhteşem bir misafirperverlik sunuyor. İşte bu yüzden Afrika seyahatlerimizde unutulmaz deneyimler için &beyond’u tercih ediyoruz. Far N’away Travel’a bizi &beyond ile tanıştırdığı için teşekkürler.

 

 

 DSC_0014 (2)

TANZANYA’ DA GÖRÜLECEK YERLER

Ngorongoro Krater

Gerçek bir doğa harikası! Dünyada görülmesi gereken 40 yer arasında yer alan, 3 milyon yıllık kraterin çapı 19 km. 600 metre derinlikteki kraterin üstü yemyeşil çimenle kaplı, dibinde ise büyükçe bir gölet var. Bu sulak alanda çoğu kez 25 bin memeli hayvan aynı anda barınıyor. Yeryüzündeki en büyük kaldera (volkanik çöküntü) olan Ngorongoro, dünyanın sekizinci harikası olarak gösteriliyor. Kraterin içi gündüz çok sıcak oluyor ancak geceleri ısı sıfırın altına düşebiliyor. Tedbirli giyinmekte fayda var! Antilop, zebra, gazel, bufalo, yaban domuzu, fil, nehir atları, pavian, aslan, leopar gibi onlarca hayvanı ve yüzlerce çeşit kuşu görebilirsiniz. Kraterin çevresinde konaklayabileceğiniz dört tane nefis lodge var.

 

Lake Manyara

Manyara gölünün batı kıyısında yer alan Manyara Gölü Ulusal Parkı, ağaçlara tırmanan aslanları ve büyük fil sürüleri ile ünlü. 330 kilometrekarelik park, diğer parklara göre küçük olmasına rağmen yüzlerce çeşit farklı hayvanı içinde barındırıyor. Göl kıyısını mesken tutmuş pembe flamingolara ve de 400 çeşit kuşa ev sahipliği yapan park, ayrıca bufalo, Masai zürafası, zebra, impala ve nadir leopar ve çitalar da barındırıyoru. Çoğunluğu orman ile kaplı parkın doğal bitki örtüsünü korumak adına off road safari yapılamıyor ve açıklık alanlar haricinde hayvanları fark etmek çok zor, keşif için yanınıza bir dürbün almanızda fayda var.

 

Zanzibar

Dünyanın en güzel 10 adası arasında gösterilen Zanzibar, bembeyaz kumsalları, turkuaz suları ve yıl boyu sıcak iklimi ile deniz güneş tatilinin ideal adresi. 30 adadan oluşan bir takımadalar ülkesi olan Zanzibar’ın en büyük adaları Unguja ve Pemba. Zanzibar baharat adası olarak da biliniyor, dünyanın en iyi baharatlarının burada yetiştiği söyleniyor. Unguja’da yer alan 19yy’dan kalma eski şehir ‘Stone Town’ UNESCO dünya mirasları arasında yer alıyor.  Uzun dönem Arap sömürgesi olduğu için bugün hala Zanzibar sokaklarında Arap kültürünün etkisi yoğun olarak hissediliyor. Nüfusun tamamı Müslüman. Birçok ara sokakta tarihi camilere rastlanıyor.

 

Tarangire

Tarangire Nehri ve Ulusal Parkı da ülkenin doğal güzelliklerinden biri. Serengeti’de dairesel olarak göç eden hayvanlar su ihtiyaçlarını karşılamak için bir süre burada kalıyor. Yırtıcı hayvanlar da yiyecek bulabilmek için burada avlanıyor. En güzel zamanı haziran ve ekim arası. Fil, zürafa, piton, antilop, leopar, su aygırları gibi hayvanları görebilir ve kuş gözlemciliği yapabilirsiniz.

 

Udzungwa

2 bin kilometrekarelik Udzungwa Ulusal Parkı, tam yürüyüş severlere göre! Parkın içinde küçük bir yağmur ormanı var. Fil, aslan, leopar, anlitop, su keçileri ve çeşitli maymunlarla kuşlara ev sahipliği yapıyor.

 

Arusha

137 kilometrekarelik Arusha Ulusal Parkı, Kilimanjaro Dağı’yla Meru Dağı arasında bulunuyor. Çok çeşitli bir bitki florasına ev sahipliği yapan Arusha’da güzel havalarda Kilimanjaro Dağı’nın zirvesini bile görmek mümkün. Parkta beyaz colobus maymunları, paviyanlar, filler, zürafalar, su aygırları, antiloplar ve çok sayıda vahşi köpek var. Bu parkta aslan yok ama şansınız varsa leoparlarla karşılaşabilirsiniz. Eğer dağcılığa ilginiz varsa Meru Dağı’na tırmanabilirsiniz.

 

Klimanjaro Dağı

İşte Afrika’nın tacı! 5 bin 895 metre yüksekliğindeki Kilimanjaro, kıtanın en yüksek dağı. 1987 yılında UNESCO tarafından Dünya Doğa Mirası ilan edildi. Dağ, dünyanın en büyük volkanlarından biri. Hava açıksa 160 km uzaklıktan bile görülebilir. Ekvator’a çok yakın olmasına rağmen zirvesinde hep kar var. Yoğun yağmurların yağdığı nisan ve mayıs ayları dışında, yılın her dönemi dağa çıkmak mümkün. İşin güzel yanı, Kilimanjaro’ya tırmanmak için dağcı olmanız gerekmiyor. Marangu Yolu, kondisyonu iyi olan herkesi Kilimanjaro’nun zirvesine götürüyor. Güzergah 85 km ve tırmanış yaklaşık beş gün sürüyor. Profesyonel dağcılar, zor koşullar sunan başka rotaları tercih ediyor.

 

Ruaha

Ruaha Ulusal Parkı, bölgenin el değmemiş yerlerinden biri. 12 bin 950 kilometrekarelik park, içinden dereler akan yüksek dağlarla çevrili. Düz ovalarda çeşit çeşit hayvanlara rastlayabilirsiniz. Park yine de en çok kuşseverleri tatmin edecek cinsten. Çünkü içinde tam 465 çeşit kuş yaşıyor. Park, yağmur zamanlarında ağaçların büyüyen yaprakları nedeniyle bir jungle’ı andırıyor. Parkın içinde konaklayabileceğiniz iki tane lodge var: Mwagusi Safari Camp ve Ruaha River Camp.

 

Lake Natron

Yüzlerce yıldır Masai yerlilerinin ülkesi olan bölge, tam heyecan arayanlara göre! Modern dünyanın hiçbir şekilde ulaşamadığı Lake Natron, milyonlarca kuşa ev sahipliği yapıyor. Ulaşımı çok zor olduğundan ve yabancıların kendi başlarına gitmesine olanak tanımadığından ulusal park kapsamında değil. Bölgede, ülkenin tek aktif volkanı Oldonyio Lengai de bulunuyor. Bu dağ, Masailer tarafından kutsal kabul ediliyor. Bazı yerlerde dağdan sızan lav bile görülebilir. Zirvenin manzarası mükemmel!
DSC_0042

 

 

 

TANZANYA’NIN EN GÜZEL LODGE VE KAMPLARI

Roving Bushtops: Tanzanta Serengeti’de tekerlekler üzerinde ultra lüks safari çadırı ve kampı Roving Bushtops insanı doğanın el değmemiş derinliklerine taşıyor. Büyük Göç ve nehir geçişlerinin doğru izleme noktası Serengeti’yi doğayla başbaşa yaşamak için en yeni eko-lüks adres.

&BEYOND Klein’s Camp, Serengeti

&BEYOND Grumeti Serengeti Tented Camp, Serengeti

&BEYOND Serengeti Under Canvas, Serengeti

Four Seasons Serengeti, Serengeti

Sasakwa Singita Grumeti Lodge, Serengeti

Singita Sabora Grumeti Tented Camp, Serengeti

Singita Serengeti House, Serengeti

Faru Faru Singita Grumeti River Lodge, Serengeti

Singita Explore Mobile Tented Camp, Serengeti

Singita Mara River Tented Camp, Serengeti

&BEYOND Ngorongo Crater Lodge, Ngorongoro Krateri

&BEYOND Lake Manyara Tree Lodge, Lake Manyara National Park

Chem Chem, Lake Manyara Tarangire National Park

Jongomero,  Ruaha National Park

Mwagusi Safari Camp, Ruaha National Park

Ruaha River Camp, Ruaha National Park

Kiba Point, Seleous Game Reserve

Selous Safari Camp, Seleous Game Reserve

Lukula Selous, Seleous Game Reserve

Beho Beho Safari Camp, Seleous Game Reserve

Sanctuary Saadani Safari Lodge, Saadani National Park

Mnemba Island Lodge, Mnemba, Zanzibar

The Residence Zanzibar, Kizimkazi, Zanzibar

Matemwe Retreat, Matemwe, Zanzibar

Fundu Lagoon, Pemba Island, Zanzibar

Baraza Resort & Spa, Zanzibar

Kilindi, Zanzibar

Essque Zalu, Zanzibar

Kigongoni Lodge, Arusha

Legendary Lodge, Arusha

Machweo Retreat, Arusha

Manyara Ranch Tented Camp, Arusha

Arusha Coffee Lodge, Arusha

Ngare Sero, Arusha

Onsea House, Arusha

River Trees, Arusha

Shangazi House, Arusha

Ndarakwai Camp, Arusha

Faru Faru, Arusha

The Oyster Bay, Dar Esselam

Hyatt Regency Hyatt Regency Dar es Salaam,

Kia Lodge, Kilimanjaro


 

SAFARİ İÇİN ÖNEMLİ NOTLAR :

*Safari için doğa’ya yakın renkli giysileri tercih ediniz. Kırmızı gibi, mavi, hatta beyaz ve parlak renklerinden kaçının. Yeşil, bej ve kahve renkler hayvanların dikkatini çekmeyen ve toza karşı ideal renklerdir.

*Akşam ve Sabah serinlikleri için sweatshirt, hırka, mont, atkı, eldiven tavsiye edilir.

*Mutlaka öğle saatlerinin yakıcı güneşi  için güneş gözlüğü, şapka, güneş kremi bulundurun.

*Hayvanları daha iyi gözlemeyebilmek için dürbün gerekli.

* Mutlaka yanınızda sivrisinek ilacı bulundurun

* Gitmeden Sarı humma aşısı yaptırmak lazım.

* Gitmeden önce Safari sırasında sürekli kullanmanız gereken sıtma ilacı için doktora danışın.

*Safarilerde sessizlik ve vahşi hayvanlara rastlanıldığı zamanlarda sakinlik mecburi olduğu için 7 yaşın altındaki çocuklar için tavsiye edilmiyor.

* Ara uçuşlar küçük uçaklar ile yapılıyor ve yumuşak valizde çok hafif bagaj kabul ediyorlar.

* Çadır kamplarda konaklamalarda bazen elektrik kesintisi sebebi ile el lambası faydalı oluyor.

 

 

AFRİKA YOLCULUK TERAPİSİ YAZILARI

 

 

Yazı & Fotoğraf: Zeynep Atılgan Boneval