SEVİLA – ENDÜLÜS İZLENİM&ROTALAR

ENDÜLÜS’ÜN YILDIZI

 

Guadalquivir Nehri boyunca uzanan Endülüs’ün başkenti Sevila, İspanya’nın şüphesiz en parlak, canlı ve renkli şehri. Aynı anda hem Arap, Osmanlı ve Kuzey Afrika, hem de Gotik, Barok ve Rönesans izlerini taşıyan, mimarinin, formların, renklerin, lezzetlerin ve dokuların tezat buluşmalarını size yaşatan bu gösterişli şehir her daim neşeli.

 

Beyaza boyalı labirent gibi sokaklar, Arap mirası konaklar, zarif bahçe ve avlular, süslü saraylar, 17yy kolonyal mimaride binalar, arenalar ve çeşmeler, art-nouveau oteller, narenciye kokulu meydanlar, ışıl ışıl parklar, dev bulvarlarda rengarenk at arabaları, boğa güreşçileri, flamenko dansçıları, şakırtılı maracaslar, şenlikler, fiestalar, siestalar ve boğa güreşleri… hepsi bu ufacık şehirde bir arada! Sevila’nın bu gizemli mozaiği asırlar boyu birçok sanatçıya ilham kaynağı olmuş, Cervantes Don Kişot’u Seville Hapishanesi’nde yazmış. Şehir Carmen, Don Giovanni, Fidelio, Don Juan ve Figaro gibi operalarına setlik yapmış.

 

Sevila’nın tarihi o kadar eskiye gidiyor ki, biçok efsane buradan doğmuş. Sevila halkı tarafından benimsenmiş söylem ise: “Herkül tarafından büyütüldüm, Julius Caesar tarafından yapılan yüksek surlar ve kuleler ile kuvvetlendirildim, cennetin kralı Garcia Perez de Vargas tarafından yeniden fethedildim.’’

 

 

Efsaneye göre Sevila’nın kuruluşu, babasının intikamını almak için bu topraklara gelen Herkül’e ithaf ediliyor. Kökleri Guadalquivir Nehri’nin ağzında M.Ö. 1-6. yüzyıllarda varolmuş Tartessian medeniyeti ile bağlantılı olan Sevila, zaman içerisinde Yunanlılar, Finikeliler, Kartacalılar tarafından fethedilmiş. İlk yerleşimin başlangıcından itibaren Guadalquivir Nehri sayesinde Atlantik okyanusu ile Endülüs’ün iç bölgeleri arasında ticareti sağlayan önemli bir nehir limanı olarak değer bulmuş. Bu sebeple şehrin fetihleri hiç bitmemiş.

 

Ardından Roma İmparatorluğu’nun yönetimi altına girmiş, ve Julius Sezar tarafından yüksek surlar ile çevrelenmiş, Iulia Romula Hispalis adını almış. La Macarena bölgesinde hala Sezar’ın inşaa ettirdiği surların kalıntılarına rastlamak mümkün. 700 yıl sonra M.S. 712 yılında bu sefer Araplar şehri fethetmiş ve şehir Ishbiliya adını almış. 500 yıl boyunca Endülüs Emevi Devleti’nin Müslüman yönetimi altında, saraylar, hükümet binaları, camiler ve hamamlar inşa edilmiş. Kuzey Afrika ve Arap mimarisinin ince estetiği şehirde yer alan Giralda kulesinde ve Alcazar’da hala görülüyor.

 

1248’de Kral Fernando III taradınfan yeniden fethedilen Endülüs Hristiyan yönetimi altına girmiş. Zalim Kral Pedro döneminde kente şaaşalı binalar ve Alcazar’ın bahçelerine bugünkü kraliyet sarayı inşaa edilmiş. İspanyollar yönetiminde iken “Boğalar Şehri” ismini alan Sevila, tarihinin en parlak devrini İspanya ve Amerika arasındaki ticaretin İber Yarımadası’ndaki en önemli liman kenti olarak Amerika’nın keşfini izleyen dönemde yaşamış.

 

Don Juan efsanesinin, Velázquez, Murillo ve Valdés Leal gibi ressamların, Martínez Montañés gibi heykeltıraşların doğduğu şehir olan Sevila, 17. yüzyılda sanatsal ihtişamın ve zenginliğin yaşandığı bir döneme sahne olmuş.

 

Bugün Güney İspanya’nın kültür, sanat ve ekonomi merkezi olan Sevila’nın her sokak, meydan ve binasında, şehri dönem dönem yönetmiş kültürlerin izlerine rastlamak, ve de canlı bir kültür mozaiğini deneyimlemek mümkün. Nefes kesen mimarisi, birbirinden lezziz tapasları ve tatlı sherry şarabı, cesur Flamenko ezgileri ve dansı ile bu şehir, kesinlikle ziyaretçilerinin kalplerini, hayal gücünü ve midesini fethediyor.

 

Gerçekten Sevila’da iken geleneksel İspanyol ve Endülüs lezzetleri ile hiç bitmeyen ziyafetler size bekliyor. Ancak bu şehirde şık ve resmi restoranlar yerine, tapas (taze ve küçük atıştırmalıklar) barları ön planda. Serrano jambonu, Gazpacho çorbası, Pinchos etleri, tatlı ve yüksek alkollü sherry şarabı ve de taze ve local malzemeler ile hazırlanmış tapaslar Sevila’da tadına bakılması gerekenler arasında. Tapas kültürü Sevila’nın kanına o kadar işlemiş ki, akşam üstü bir Tapas Bar’dan diğerine akmayı tarif eden bir fiil geliştirmişler: ‘tapear’.

 



NE ZAMAN GİDİLİR?

Sevila’yı ziyaret için en uygun aylar Nisan-Temmuz ve Eylül-Kasım arası. Şehir Nisan ayında birbiri ile tezat oluşturan iki önemli etkinliğe ev sahipliği yapıyor. Nisan başında kutlanan Semana Santa kutsal haftasında, Katolik inançlarını kutlamak üzere başörtülü kadınlar ve ellerinde ikonlar taşıyan erkekler geçit törenleri ve şölenler gerçekleştiriyorlar. Nisan sonunda ise La Feria de Abril Festivalinde, şehir renkli kıyafetlerin, geleneksel dansların, boğa güreşlerinin ve at arabası gösterilerinin cümbüşüne şahit oluyor. Guadalqivir nehri üzerine yerleştirilen geniş mazgallar üzerine kurulan dev bir lunapark ise en büyük ilgi odağı oluyor. Gece ve gündüz tüm şehir buraya akın ediyor, canlı orkestralar flamenko çalıyor, sherry nehir gibi akıyor, atılgan jokeyler numaralarını gösteriyor.

 

 

Yolculuk Terapisi Endülüs Rehberleri:

 

 

 

SEVİLA ROTALARI

Düz topoğrafyası ile Sevila tam bir yaya cenneti, tüm şehri yürüyerek keşfetmeniz mümkün. Şehrinin en canlı meydanı şüphesiz Santa Cruz. Eski bir Musevi mahallesi olan Santa Cruz, flamenkonun doğduğu bölge. Alcázar’ın duvarlarıyla çevrili olan Barrio Santa Cruz, bükülen ağaçlı yolları, bembeyaz evleri ve çiçekli bahçeleriyle Sevila’nın en büyüleyici adresleri arasında yer alıyor. Santa Cruz, Endülüs Emevileri döneminde Yahudi’lerin yaşadığı bir merkezmiş. İspanya Krallığı’nın bölge yönetimini tekrar ele geçirmesinin ardından mahalledeki tüm sinagoglar kiliseye dönüştürülmüş. Bu tarihi mahallenin Calle Mateos Gago ve Calle Betis gibi dar sokaklarında dolaşıp, Judería’ dan Callejón del Agua’a geçerek, Los Venerables üzerindeki kafelerde kahve molası verebilirsiniz.

Eskiden çingene bölgesi olan Triana ise tapas barları ve Flamenko gösterileri ile ünlü. Daha modern bölge olan La Giralda’da yer alan Plaza del Salvador ve Calle Sierpes alışveriş için ise doğru adresler. 

  • Alcázar / Alcazar orjinal olarak 10.yy’da inşaa edilen kraliyet sarayı ve askeri kale, zaman içerisinde genişletilmiş. Efsaneye göre bir şair-kral olan Al-Mutamid Guadalquivir nehri kıyısında kendi kendine şiirlerini mırıldanarak yürürken şu dizeler ağzından dökülmüş, “Rüzgar suyu zincire vurdu …” bu sırada nehirde çamaşır yıkayan bir esir kadın bu dizeyi duymuş ve hiç tereddüt etmeden şöyle cevap vermiş ‘Eğer donmuş olsaydı, savaş için ne de güzel zırh olurdu’.  İsmi Itimad olan bu güzel ve zeki kadın, hemen kralı büyülemiş ve Mutamid Itimad’ın özgürlük hakkını satın alarak onunla evlenmiş ve bu saray onların mutluluğunun simgesi olmuş. İspanyollar tarafından fethedildiğinde, Alcazar ev sahipliği yaptığı Hristiyan krallar tarafından değişimlere uğramış. 1364-1366 yılları arasında Kral Pedro Alcazar’ın bahçesine Mudéjars stili (Hristiyan yönetimi zamanında kalmalarına izin verilmiş Araplar) göz kamaştırıcı bir saray ekletmiş. Bugün Alcazar’da geriye kalan tek saray Kral Pedro tarafından yaptırılan bina. Ancak Puerta del León kapısından girerek, Alcazar’ın harikulade bahçelerinde gezinmek ve Arap, Endülüs ve Hristiyan stillerinin harmanı olan saray kalıntılarını görmek çok keyifli.
  • Sevilla Katedrali / 12yy’da Almohad Ulu Camii yerine güç, güven ve refah göstergesi olarak inşaa edilen Katedral, Hristiyanlığın Müslümanlığa meydan okuması olmuş. ’’Öyle büyük bir kilise yapacağız ki görenler deli olduğumuz düşünecek’’ mottosu ile tasarlanan ve 1401 ila 1519 yılları arasında inşaa edilen kilise, Avrupa’nın en büyük 3. Gothik ve Barok Kilisesi ve dünyanın en geniş mihrabına ev sahipliği yapıyor. UNESCO’nun Dünya Kültürel Mirasları arasında katedralde yer alan 1400 heykellik koleksiyonu, 100 yılda bitirilen mihrabı, portakal ağaçlarıyla süslü avlusu ve Kolomb’un anıt mezarı görülmeye değer.
  • Giralda Kulesi / Şimdi Sevila Katedralinin çan kulesi olarak işlev gören Giralda, bir zamanlar eski bir minare ve rasathane olarak İslam inancının en önemli sembolü imiş. Ardından eklenen bölümler ise İspanyol Rönesans mimarisi etkisi taşımış. 97.5 metre yükseklikteki bu kulenin içine, ezanı okuyacak müezzinin at üzerinde çıkabileceği için dar ve yüksek eğimli bir rampa yapılmış. Hala bu rampayı takip ederek tırmanılabiliyor, ve bugün kulenin tepesinde Hristiyan inancını temsil eden ‘El Giraldillo’ heykeli yer alıyor. Kulenin en tepesinde aynı zamanda şehrin de sembolü haline gelmiş bir rüzgar gülü var.
  • Altın Kule – Torre del Oroa / Nehrin üzerinde yer alan, 13yy’dan kalma bu gözlem kulesi, antik şehir duvarlarının bir parçası olarak inşaa edilmiş. İsmini kaplandığı altın renkli çinilerden almış bu bina ayrıca sömürgelerden getirilen değerli cevherlerin özellikle de altının muhafazası için kullanılmış. Şimdi denizcilik müzesine ev sahipliği yapıyor.
  • Güzel Sanatlar Müzesi – Museo de Bellas Artes / Eski bir rahibe manastır olan bu görkemli bina 1612’de mimar Juan de Oviedo tarafından inşaa edilmiş. 3 farklı veranda etrafına inşaa edilen bina, Seville’e özgü çiniler ile bezenmiş. Şimdi İspanya’nın ikinci önemli güzel sanatlar müzesine ev sahipliği yapıyor, müzede Ortaçağdan Modern döneme kadar, Bartolome, Esteban Murillo, Juan de Vales Leal and Francisco de Zurbaran gibi İspanyon ustaların resim ve heykel etkileyici koleksiyonu yer alıyor.
  • Çağdaş Sanat Müzesi – Centro Andaluz De Arte Contemporaneo, Monasterio de la Cartuja de Santa María de Las Cuevas, Avda. Américo Vespucio 2 / Sıra dışı bir güzelliğe ve sakinliğe sahip olan eski manastır binasında yer alan (Monasterio de la Cartuja de Santa María de Las Cuevas) çağdaş sanatın Endülüs merkezi. Galeri, İspanyol ve Güney Amerika sanatçılarının ilginç sergilerinin yanı sıra uluslararası sanatçıların da sergilerini de yer veriliyor
  • Maria Luisa Parkı / Prenses Maria Luisa’ya ithafen, nehrin kenarında yer alan sarayın bahçesine yapılan park, 1929 gerçekleştirilen Expo’ya ev sahipliği yapmış. Döneminin izlerini taşıyan Arkeoloji Müzesi, Sanat ve Kostüm Müzesi gibi binalar ve İspanyol Meydanı bu Expo için inşaa edilmiş. Ünlü Endülüs seramiklerinin çok güzel örneklerini bu park içerisinde bulmak mümkün.
  • El Alamillo Köprüsü ve Guadalquivir Nehri /Atlantik Okyanusu’ndan 100 kilometre içeriye girerek Sevila’ya ulaşan Guadalquivir Nehri sayesinde şehir, yeni dünyanın keşfi ile bulunan ganimetlerin güvenli limanı ve ülkeye dağıtım merkezi olmuş. Bu sebeple 16.-17yy arasında Avrupa’nın en önemli limanı olarak altın çağını yaşamış. Çok geniş bir nehir olan Guadalquivir, zaten ismini Arapça ‘Kebir-Geniş’ kelimesinden alıyor. Nehir kenarında 1992’de gerçekleştirilen Expo92 fuarı sebebiyle inşaa edilen dev sergi alanı ve ünlü mimar Santiago Calatrava’nın yaptığı mimarlık şaheseri köprü bu nehir üzerinde yer alıyor. Kristof Kolomb’un Amerika’yı keşfinin 500. yılını kutlamak üzere Sevila’da gerçekleştirilen Expo 92, 100 ülkenin katıldığı 1992 Dünya Fuarı, Gemicilik, Keşif, Doğa, Çevre ve 15yy temaları altında 5 pavyon’dan oluşan 215 hektar alana yayılmış ve 41 milyon kişi tarafından ziyaret edilmiş. Bu fuar sebebiyle şehre eklenen modern mimarideki binalar, şehrin modern ve dinamik imajını güçlendirmiş.
  • La Giralda / Sevila’nın kuzeyinde yer alan ticaret ve alışveriş merkezi La Giralda bölgesi’nde Renaissance Ayuntamiento (belediye binası), Calle Sierpes (şehrin en ünlü alışveriş bulvarı) ve Plaza del Salvador görülmeye değer.
  • Real Fabrica de Tabacos / Avrupa’nın en büyük fabrikası Real Fabrica de Tabacos (Tütün Fabrikası) 18. yüzyılda inşaa edilmiş. Bugün Sevila Üniversitesi olarak kullanılan bu kompleks, şimdi opera ve tiyatro gösterilerine ev sahipliği yapıyor.
  • Italica / Sevila’ya 9 km uzaklıktaki Santiponce köyünde bulunan Roma şehir kalıntılarındaki tiyatro ve mozaikler görülmeye değer.
  • Aire de Seville Arabic Baths, Calle Aire 15 / Santa Cruz bölgesinde daracık bir sokak arasına gizlenmiş bu hamam, 16yy’da Hintli bir vali tarafından yaptırılan geniş kemerli yüksek kubbeli bir saray içinde yer alıyor. Farklı bölmeler içerisinde yer alan geniş banyolar antika fenerler ile aydınlatılıyor.
  • No 8Do / Başka bir efsanevi kral Alfonso X şehre yeni bir parola – motto kazandırmış. Yönetimi sırasında çıkan bir isyanda kendisine destek veren Seville halkının ‘Beni terk etmedi’ “No madeja do” söylevi somut bir imgeye dönüşmüş. NO8DO işareti belediye görevlilerinin şapkalarından, anıtlara, otobüslerden taksilere, kaldırım taşlarından Kristof Kolomb’un mezarına kadar her yerde görülüyor.
  • Boğa Güreşi Arenası – Real Maestranza Plaza De Toros /Boğa güreşlerini sevmeseniz bile ‘Boğalar Şehri’ Sevila, Madrid’ten sonra İspanya’nın en önemli boğa güreşi merkezi. Ünlü arenası Real Maestranza Plaza De Toros (Calle Adriano 37) ve hemen yanında yer alan boğa güreşi tarihi müzesi görülmeye değer. Boğa güreşleri ise 16 Nisan’dan itibaren başlayıp, Eylül sonuna kadar devam ediyor.
  • Flamenko Müzesi: Museo del Baile Flamenco, Calle Manuel Rojas Marcos 3
  • Mimari ve Avlu: Real Alcazar, Plaza Patio de Banderas
  • Mimari ve Avlu: Casa de Pilatos, Plaza de Pilatos 1

 

 

 

 

 

Yazının başına dönmek için tıklayınız

Zeynep Atılgan Boneval

1 comment

  1. Pingback: Yolculuk Terapisi | Yolculuk Terapisi

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir