QUİTO: VOLKANLARIN ARASINDA YAŞAYAN ÇILGINLARIN ŞEHRİ

Ekvator’un başkenti Quito, dünyada eşi benzeri zor bulunur bir konumda yer alıyor. Çevresi volkanlar ile sarılı, geçit vermeyen daracık bir tepe vadisinde yer alan şehir, yükselip alçalan tepeler arasında gizlenmiş kayıp bir şehir gibi. Pichincha volkanın doğusunda 35 kilometre uzunluğunda ve 4 km genişliğinde ince uzun bir platoda yer alan şehir dünyanın en yüksek ikinci başkenti (Birincisi La Paz).

IMG_9139

Fonda Pichinca volkanı, alçalıp yükselen Quito sokaklarında yanyana dizilmiş kolonyal stildeki binalar, çiçekler tırmanıp inerken, zamanda bir ‘roller coaster’ yolculuğu yapıyor gibi hissediyorsunuz. Ve nereden bakarsanız bakın El Panecillo tepesinde sizi izleyen kanatlı Meryem Ana heykelinin size göz kulak olduğunu fark ediyorsunuz. Quito Amerika’daki diğer kolonyal şehirlere göre çok daha fazla süslü kilise, görkemli manastır ve zengin mimari sunuyor.

 

MÜCEVHER GİBİ İŞLENMİŞ ŞEHİR

3.yüzyılda Amerikalı yerli kabilesi Shyris Quitu’ların başşehri olan Quito, 15. Yüzyılda Inca İmparatorluğunun kuzey başkenti olmuş ve de 16. yüzyılda İspanyol fethinden sonra önemini korumaya devam etmiş. İki yüzyıl boyunca İspanyol mimarlar getirilerek şehre dev kiliseler, manastırlar, kolonyal konaklar ve malikaneler yapılarak adeta bir mücevher gibi işlenmiş. Ve şehrin mimarisi, kiliselerindeki resimler, heykeller, süslemeler ve altın işçiliği o kadar iyi korunmuş ki, Quito 1978’de Amerika’da ilk UNESCO dünya kültür mirası listesine giren şehir olmuş. Ve Quito’nun eski şehri Amerika’nın en büyük, en iyi korunmuş ve restore edilmiş tarihi şehri olarak sayılıyor.

DSC_0536

Ekvator Kolonyal Sanatı, Avrupa’nın Barok ve Rokoko stili ile yerlilerin mestizo etkilerini harmanlayan, epey oymalı kakmalı süslü bir tarza sahip. Daha önceden de bir sanat şehri olan Quito’ya gelen İspanyollar Incaları ve diğer yerlileri Hristiyanlığa alıştırabilmek için resim ve heykel okulları kurup eğitmiş. Ve Latin dünyasında Quitena Okulu, yetenekli sanatçıları ve eserleri ile ünlü hale gelmiş. Şehirde bu okula ait birçok bina süslemesi görmek mümkün. Ancak en göz alıcısı: La Compania de Jesus kilisesi. Amerika’nın en zengin kilisesi olarak kabul edilen La Compania de Jesus’da Vatikan’da Bernini’nin eseri olan sütunların kopyası 6 solomonic sütun yer alıyor. 1605’te yapılan ön cephede yer alan melekler, çiçekler, güneş, kalp gibi taş oyma süslemeler ise Hristiyan dini öğeleri ile yerli motiflerini harmanlıyor. Kilisenin asıl görkemi kapıdan içeri girdiğinizde kendisini gösteriyor. Altın yapraklar ile kaplı duvarlar, Fas motifli altın kubbe tavanlar, dantel gibi işlenmiş altın mihrab, Barok kürsü, mimber ve şapel… Nereye bakacağınızı, hangi detayı inceleyeceğinizi şaşırıyorsunuz. Sanki göz alıcı parlaklıkta biraz arabesk kutsal bir dünyaya adım atmışsınız gibi hissediyorsunuz. Quitena Okulu’nun en iyi eseri sayılan bu barok ve rokoko karışımı ihtişamlı kilisede 1 ton altın kullanılmış.

DSC_0515

Quito yerlilerinin Incalardan farkı en önemli tanrılarının Ay olması, Güneş ve Toprak ana (pachamama) daha sonra geliyor. Bu üç tanrı, binaların lokasyonlarında, mimarinin hizalanışında, dini motiflerde ve süslemelerde kendisini gösteriyor. Kapıların üzerinde gördüğünüz ay, güneş ve yıldız motiflerinin her birinin binlerce yıl öncesine dayanan hikayesi var.

 

DSC_0579

ASTRONOMİ UZMANI YERLİLER

Quito binlerce yıl öncesinden beri bilge kavimlere ev sahipliği yapmış. Incalardan önce Quito’da yaşayan Shyris’ler Incalara göre çok daha organize bir uygarlıkmış, ancak sayıca az oldukları ve savaşçı olmadıkları için şehri kaybetmişler. Yapılan kazılarda MÖ 1500lere ait arkeolojik yerleşimlerde her şeyin kış, ilkbahar, yaz ve sonbahar ekinokslarını işaret edecek şekilde inşaa edildiği ortaya çıkarmış. O dönemdeki yerliler çağdaşlarından çok daha önce güneş bilgisine sahipmiş. Şehrin orjinal ismi Quitsato, yani ‘dünyanın ortası’. Ekvator kuşağının yüksek dağlardan geçtiği tek ülke Ekvator. Dünyanın geriye kalanında bu kuşak ya yoğun tropik ormanlara ya da okyanusa denk geliyor. İnca öncesi uygarlıklar için Quito’nun etrafında yer alan yüksek Pichincha, Antisana ve Cayambe volkan dağları güneşin hareketlerini anlamak için doğal bir fon, şehrin yükseklerde kurulmuş olması ise doğal bir rasathane görevi görmüş ve yerliler inanılmaz bir astroloji bilgisine erişmişler. Güneş saatini yapmış, ekinoksları hesaplamış, meridyenleri keşfetmişler ve 1000 yıl önce dünyanın merkezi olduklarının farkındalarmış. İşte bu yüzden şehrin yerli dilince ismi ‘dünyanın ortası’.

IMG_9133

2.8oo metre yüksekliğindeki Quito dünyanın en yüksek ikinci başşehri. Bu sebeple gün boyu şehirde dört mevsimi yaşayabiliyorsunuz. Serin güneşli bir ilkbahar sabahına uyanıp, kavurucu yaz güneşinde öğleyi, bulutlanan akşamüstü başlayan yağmur ile soğuyan geceyi aynı günde yaşamak mümkün.

 

KAKAO CENNETİ

Ekvatorlular dünyanın en iyi çukalatlarının içinde yer alan kakao çekirdekleri ve de kendi ürettikleri çukulataları ile gurur duyuyorlar. Ülkede en son yapılan kazılarda MÖ 5500 yılına ait içinde kakao izlerine rastlanan çömlekler bulunmuş. Bu da Ekvator’u dünyanın en eski kakao uzmanı yapıyor. Zaten Afrika’da kakao keşfedilene kadar (1920) dünyanın kakao çekirdeğinin %80’ini Ekvator sağlıyormuş.

 

Ekvatorun farklı bölgelerinde yetiştirilen bir meyve olan kakaonun nasıl zorlu bir süreçten geçerek el emeği göz nuru işlendiğini izlemek, gerçekten çukulata yapımının bir sanat olduğunu anlama yardımcı oldu. Aynen üzümün şaraba dönüşüm hikayesi gibi bir durum söz konusu. Dünyaca ünlü çukulata uzman ve eleştirmenlerine göre Ekvator’a özel Arriba kakaosu çok kompleks ve doygun bir profile sahip. Yetiştiği bölgeye göre çiçeksi, baharatlı, böğürtlen ve frenk üzümü ve ceviz aromalı olabiliyor.

DSC_0599

Dünyanın en ünlü çikolata markalarının içinde çoğunlukla Ekvator kakaosu var (özellikle Amedei Cru – Tuscany muhteşem bir çikolata) ve son 5 yıldır Ekvator kendi markalarını en tepeye yerleştirmeyi başarıyor. Organik ve en kaliteli ürünleri üreten Pacari benim favorim oldu. Ekvator’un kakao yetiştiriciliğinde izlediği sosyal sorumluk politikaları ise başka takdir ettiğim bir yön oldu. Afrikanın tersine Ekvator’da sadece küçük aile tarlalarında, çocuk ve köle işçi çalıştırmadan, dürüst ticaret ve doğru insan hakları koşularında Kakao yetiştirilip işleniyor.

 

El yapımı çikolata hazırlanışını izlemek ise başlı başına bir zevk. Sürekli değişen sıcaklıklardaki mermerin üzerine yayılıp karıştırılıp aktarılan çikolata yavaş yavaş donuyor ve bu tazecik ev yapımı çikolatanın lezzetine doyum olmuyor.

DSC_0559

DAĞLAR ARASINA SIKIŞMIŞ QUİTO

Ekvator’un ekonomisi petrol bulunduktan sonra epey iyileşmiş, ayrıca tüm dünyaya muz, kakao çekirdeği ve gül ihraç ediyor. Ancak gelir dağılımı eşitsiziliği ve yolsuzluk bu ülkede de büyük bir problem. Quito’da fiyatlar çok ucuz ve sokaklar satıcılar ile dolu.

 

Quito’nun çok ciddi bir trafik problemi var. Eski şehrin sokaklarında dolaşırken araçların kornalarına ve kırmızı fren lambalarına alışmanız gerekiyor. Eski şehri gezmek için en iyi zaman Pazar günleri, çünkü meydanın civarı trafiğe kapatılıyor, ve de rahat rahat sokaklarda dolaşıp gürültüsüz bir şekilde zamanda kaybolmanızı sağlayan mimariyi izleyebiliyorsunuz.

DSC_0511

O kadar dağlık ki şehrin genişlemesi farklı tepeler üzerine yeni semtler inşaa ederek olmuş bu sebeple eski şehirden yeni şehre ve ekvator çizgisinin yer aldığı bölüme ulaşmak 1 saat sürebiliyor. En zorlu yolculuk ise havalimanı gidiş gelişleri. Havalimanını şehre bağlayan uzun yolda nehir üzerinden geçiş 1970’lerden kalma tek yönlü tek bir köprüden yapılıyor. Bu sebeple havalimanı yolculuğu 1.5 – 2 saat sürebiliyor.

 

Quito’nun 3000 metre yüksekliğinde oluşu yükseklik hastalığını tetikleyebiliyor. Basınçtan dolayı başınız ağrıyabilir, nefesiniz kesilebilir ve çabuk yorulabilirsiniz. Bol su içmek, yavaş hareket etmek ve dinlenmek gerekiyor. Zor durumda olanlar için oksijen takviyesi faydalı olabilir.

 

DSC_0504

 

Ne Zaman Gidilir?

Quito ve And Dağların’ı ziyaret için en uygun zaman nispeten kuru sezon olan Haziran – Ekim arası.

 

 

YOLCULUK TERAPİSİ EKVATOR YAZILARI

ZEYNEP ATILGAN BONEVAL

DSC_0633