PARİS İZLENİM VE ROTALARI

 

Paris içinde binlerce çeşitliliği ve tarzı barındırabilecek dehaya sahip, modası hiçbir zaman geçmeyecek yegâne şehir.

 

Modernlik kaygısı taşımadan cevherlerini değişik şekillerde sahneye koyabilmeyi ve kendisini ziyaret edenleri her seferinde yeni bir yüzü veya rolü ile etkilemeyi başarıyor.

 

Sanatın, aşkın ve gastronominin başkenti Paris, yaşlandıkça güzelleşen bir kadın gibi: Bir yandan nostaljik bir romantik, bir yandan sofistike, bohem ve artistik, bir yandan göz kamaştırıcı ve cazibeli, bir yandan da orijinal, yenilikçi ve trendy. Ve de her zaman zarif, şık ve elegan.
Size bir gün içerisinde milyonlarca farklı duyguyu yaşatabiliyor; sabaha karşı düşünceli, buğulu ve masalsı, öğle vakti canlı, dinamik ve enerjik, alacakaranlıkta arzulu, istekli, özlemli, geceleri ise çarpıcı ve baştan çıkartıcı. Herkesi tatmin etmeye yetecek cömertlikte bir şehir.

 

Bir yandan dünyanın en değerli sanat eserlerine ev sahipliği yapıyor, bir yandan kendisi yaşayan bir başyapıt.

 

Paris dünyaca ünlü müze ve sarayları, dev meydanları, geniş caddeleri, keyifli sokakları, her köşe başında dünyaca ünlü moda evleri, meşhur kafeleri, gurme restoranları, şık butikleri, her gün yeni eklenen mekanları ile daima keşfedilmeye açık bir şehir.

 

Şehrin muhteşem manzarasını hayranlıkla izlemek ve Paris’in farklı saatlerde büründüğü atmosferi gözlemlemek için ise 3 yolunuz var: Paris’in en yüksek noktası Eyfel Kulesi’ne, en yüksek tepesi Sacre Cour Bazilikasına veya en yüksek gökdeleni Montparnasse’a çıkmak.

 

Avrupa’nın asil ve artistik başkenti, son yüzyılda en çok ziyaret edilen şehirlerin başında geldi. Bir dönem turist akınlarından yorulan şehir, servis görevlileri ve mekanlar, gidenlere hafif köhneleşmiş ortamlarda isteksiz hizmet ile zor zamanlar yaşatabiliyordu. Güler yüz ve tatlı dil az karşılaşılan tavırlar haline gelmişti. Ancak Michelin yıldızlı restoranların beyaz eldiven ve takım elbiseli garsonları tarafından, bembeyaz masa örtülü, gümüş çatal bıçaklı, porselen takımlı, kristal kadehli resmi ortamlarında kaliteli hizmet ile ağırlanabiliyordunuz. Ve bu deneyimin bedeli çok yüksekti.

 

Ancak işler son 10 yılda epey değişti, fırınlar, pastaneler, deneysel restoranlar, yaratıcı mekanlar şehre yepyeni bakış açıları ve taze kan aşıladı.  Michelin yıldızını iade eden ünlü şefler bistro kültürünü yeniden tanımlayarak, gösterişsiz ve sade ortamlarda lezzet odaklı uygun fiyatlı bistronomi akımını başlattılar. Bu trende uyum sağlayan dünyaca ünlü Michelin yıldızlı şefler rahat ve samimi ortamlarda mütevazi fiyatlı yeni brasserie’ler açtılar. Soslara dayalı epey ağır Fransız mutfağı kendisini daha rahat ve doğal ortamlarda ayakları yere basacak şekilde hafifleterek yeniden tanımlamaya başladı. Jilet gibi şefler yerine hırpani ve doğal görünümlü genç ve cesur şeflerin yeni nesil restoranları, şehrin yeme-içme sahnesinin yıldızları oldu. Ekolojiye ve yerel üreticiye saygılı, taze ve organik ürünler kullanan sağlıklı lezzet kavramı restoran menülerine yansıdı. Eski restoranlar bu değişime ayak uydurabilmek için silkelenip ortam ve hizmet anlayışlarını yenilediler. İtalyan, Orta Doğulu, Asyalı şefler Fransız hegemonyasını kırarak isimlerini duyurdular. Ve Paris gastronomi sahnesi dönüşüm geçirerek dinamik bir kimlik kazandı.

 

Paris’te çok lüks ve büyük otellerde çok yüksek, orta sınıf otellerde de yine pahalı fiyatlara konaklayabiliyordunuz. Uygun fiyatlı oteller daracık odaları ve köhne ortamları ile ödediğinizin karşılığını veremiyordu. Şehrin gastronomi sahnesinde esen değişim rüzgarı otelleri de etkisi altına aldı. Modern tasarımlı ve uygun fiyatlı birçok küçük butik otel açıldı. En büyüğünden en küçüğüne oteller, modern gezginin ihityaçlarına göre hizmet anlayışları ve sundukları deneyimi revize etmeye başladı.

 

Ve eskiden Paris’in sadece birkaç bölgesi gözde iken, şimdi yeni açılan mahalle otelleri, bistro, restoran ve butikleri ile her bölgesi farklı bir cazibe ve çekim merkezi haline geldi.

 

 

 

 

 

BÖLGE BÖLGE PARİS ROTALARI

 

KOZMOPOLİT CHAMPS ELYSEES

Champs Elysees bölgesi, Paris’in cazibesini yansıtan en ünlü bölgesi. Arc de Triomphe’un bulunduğu Etoile (diğer adı ile Charles-de-Gaulle) Meydanı’ndan başlayan, Concorde Meydanı’nda son bulan, sağlı sollu 19. Yüzyıldan kalma binalar ile bezenmiş, dünyanın en ünlü caddesi Champs Elysees, şehrin en aristokrat ve muhteşem bulvarı. Champs Elysees Bastille Günü, Yeni yıl Arifesi gibi özel günlerde ışıl ışıl renklere bürünüp, büyüleyici ulusal geçitlere ev sahipliği yapıyor. Hem lüks hem de düşük bütçeli turistlere hitap eden mağazaların yan yana dizildiği bulvar, eski ihtişamını kaybetmesine rağmen, Louis Vuitton’un muhteşem mağazasının açılışı, ve de görkemli sokak aydınlatması ile yavaş yavaş önemini geri kazandı. Bölgenin mihenk taşları ise: Arc de Triomphe anıtı, Concorde Meydanında Luxor Obeliski, George V ve Montaigne Avenue caddeleri üzerindeki dünyaca ünlü moda evleri, yürüyüş mesafesindeki Eyfel Kulesi, President Wilson caddesi üzerindeki Palais de Tokyo modern sanat müzesi, Grand Palais, Petit Palais ve Elysees Sarayları.

Eyfel Kulesinin çaprazında yer alan Paris Akvaryumu ise (5 Ave albert de Mun) çocuklarla ziyaret etmek için ideal bir nokta.

Çağdaş sanat ve mimari severler için kaçırılmaması gereken şehrin yeni şaheseri ise Frank Ghery imzalı Foundation Louis Vuitton sanat ve kültür merkezi.

Dünyaca ünlenmiş fırın & pastanesi Laduree (75 Avenue de Champs Elysees)’nin renk renk ve çeşit çeşit makaronlarını tatmak, Le Bristol otel’de yer alan Epicure (112 Rue Faubourg Saint) restoranda, 3 Michelin yıldızlı şef Eric Frechon’un yaratıcı ve gurme lezzetlerini tatmak, ve Ritz otel içinde yer alan tarihi bir bar olan Bar Hemingway (15 Place Vendome)’de bir aperatif içmek birer Paris klasiği.

 

 

ROMANTİK MONTMARTE

Paris’in en yüksek bölgesi olan Montmartre ‘sanatçılar tepesi’ olarak da biliniyor. Bu bölgenin arnavut kaldırımlı sokakları ve ufacık meydanları gündüz sokak ressamları, sanatçılar, müzisyenler, ve sahaflar ile cıvıl cıvıl. Akşamları da Moulin Rouge meraklıları ile doluyor. Ancak Montmartre’ın en güzel zamanı şüphesiz gün batımı, tüm Paris’i doya doya seyredebileceğiniz bir manzara sunuyor.

Montmarte aslında yüzyıllar boyu rüzgârgülleri, sazdan kulübeler ve üzüm bağlarıyla dolu sessiz bir kasabaymış. St. Denis ve diğer Hıristiyan rahiplerinin M.S. 250 yılında Romalılar tarafından başlarının kesildiği yöre ismini bu çok çalkantılı bir tarihinden alıyormuş. 1860 yılında şehrin en yüksek noktası olarak Paris’in bir parçası haline gelmiş, ancak Baron Haussmann’ın yeniliklerine aldırmadan kasaba karakterini hep korumuş. Renoir’in, Toulouse-Lautrec’in, Utrillo’nun, Modigliani’nin ve Picasso’nun işlerine ilham kaynağı olan Montmarte’a, 1880’lerden itibaren sanatçılar yerleşmeye ve bohem yaşam tarzını yaşatmaya başlamışlar Montmarte’ın üst sokakları bugün hala kasabaya has büyüsünü ve romantik havası koruyor ve hala genç sanatçıların ve yeni nesil moda tasarımcılarının doğduğu bölge.

Montmartre’ın en tepesinde bulunan Sacre-Coeur Bazilikası’nın devasa beyaz kubbesi, Paris’in hemen her yerinden görülüyor. Parlak beyaz mermer taşlardan inşaa edilmiş muhteşem yapı, 1914 yılında katliamcıların günahlarının affedilmesi için yapılmış bir kilise. İçendeki dev mozaikler çok etkileyici. Tüm şehri ayaklar altına alan Sacre Coeur’e tırmanıp, panaromik manzaranın keyfini mutlaka sürün. Sonra 3. Dalga kahve evi KB Café (53 Avenue Trudaine)’de bir kahve molası verip, Abbesses, Tertre, Willette meydanlarını dolaşıp, Merguez & Pastrami (57 Rue Rodier) kırmızı lahabalı pastırmalı sandöviçleri ile hızlı bir öğlen yemeği yiyip, son zamanların en gözde restoranlarından birisi olan Ito (2-4 Rue Pierre Fontaine)’da otantik Japon lezzetlerinin tadına varıp, Dirty Dick (10 rue Frochot) veya Le Glass (7 rue Frochot)’da kokteyller içebilirsiniz.

 

 

SANAT SEVER LOUVRE ve CİVARI

Paris’in kalbi sayılabilecek bölgeye damgasını vuran çekim merkezi, dünyanın en geniş sanat ve antika koleksiyonuna ev sahipliği yapan şehrin amblemi haline gelmiş Louvre Müzesi. Paris’in coğrafi merkezi Louvre, 1190 yılında İngilizlere karşı bir hisar olarak inşa edilmiş. Yüzyıllar içinde imparator ve hükümdarlar tarafından renovasyonlar ve eklemeler geçirerek, büyük bir kraliyet sarayına dönüşmüş. 1793 yılında, Fransız Devrimi’nden sonra kraliyet koleksiyonunun kamuya sergilendiği bir sergi alanına, Napolyan tarafından da müzeye çevrilmiş. Daha sonra cam ve çelik ile modern mimariyi entegre eden ünlü dev piramit eklenmiş. Louvre ile Concorde meydanı arasında yer alan Tuileries Bahçeleri ise birçok farklı müze barındıran tarihi köşkleriyle Louvre’un bir uzantısı. Bunlardan en önemlisi Monet’nin Nilüferlerini sergileyen Musee de l’Orangerie.

Gösterişli Place Vendome, kuzeydeki Palais Royal Kraliyet Sarayı gibi mihenk taşları ile bu bölge, Fransız hükümdarların ihtişamlı hayatları ve zenginliğini yansıtıyor. Bölgedeki diğer önemli müze ve galeriler ise Museum of Decorative Arts, Jeu de Paume, Galerie Vivenne, Galerie Colbert. Opera ve bale performansları için Beaux Art stili Palais Garnier (8 rue Scribe)’ın programını takip edin. Jardin de Tuileries Bahçeleri ise ağaçların altında göl kıyısında yürüyüş yapmak için ideal.

Gözde bir bistro olan Claus (14 rue Jean Jacques Rousseau)’da gurme bir kahvaltı yapıp, dünyanın moda trendlerini belirleyen ünlü konsept mağaza Colette (213 Rue St Honore)’de son tasarımlara göz gezdirip, Telescope (5 Rue Villedo)’da bir kahve molası verip, kapısında kuyruklar olan bistro & şarap barı Frenchie (9 Rue du Nil)’de veya kokteylleri ve Kore kanatları ünlenen Hero (289 Rue St. Denis)’da öğle yemeği yiyebilirsiniz. Sokaklar, müze ve sarayları keşfettikten sonra, Michelin yıldızlı Yam’Tcha (121 Rue St. Honore)’da gurme bir akşam yemeği ardından, Mabel (58 Rue d’Aboukir) veya efsanevi Harry’s New York Bar (5 Rue Daunou)’da bir içki içip, ardından ünlü yönetmen David Lynch’in Mulholland Drive filminden esinlenerek dekore edilen popüler gece kulübü Silencio’da (142 Rue Montmartre) dans edebilrisiniz.

 

 

 

BOHEM MARAIS

Paris’in muhtemelen en büyüleyici, en özgün bölgesi olan Marais. Bölgenin güzelliği ve hassas karakteri, farklı kültür ve tarzları uyum içinde harmanlamasından geliyor. Demir işlerle süslenmiş harika mimarideki binaları ile romantik dar sokakları, Marais’nin büyüsünü veren diğer özellkler. Eskinin zarafetini yansıtan 17.yüzyıl bina ve konakları, 1960’larda uzmanlıkla restore edilmiş, ve şimdi bu binalar çağdaş sanat, kültür, tasarım ve modayı sergileyen müze ve butiklerle yeniden yaşam bulmuş. Aynı zamanda eski Yahudi mahallesindeki ve diğer etnik semtlerdeki küçük esnaflar özgün kimliklerini koruyarak kapitalizme karşı direniyorlar. Gay kültürünün duyarlılığı, renkli modası, entellektüel birikimi, bölgeye ayrı bir canlılık katıyor. Galeriler, yeni orijinal tasarımcılar, kitapçılar, butikler ve sergi alanları rue Vieille-du-Temple, rue Debelleyme, rue Charlot, rue des Rosiers, rue du-Roi-de-Sicilie, Rue du Temple, Rue de la Verrerie, Rue des Archives, Rue de Franc Bourgeois ve Rue Ste-Croix-de-la-Bretonnerie gibi sokakları dolduruyor. Marais’de ‘Café ve Bistro’ kültürü de çok güçlü.

 

Hotel De Ville Bölgesi: Bu bölge iki tezat estetiği bir arada barındırıyor. Gösterişli mermerleri ve küçük kuleleri ile Hotel de Ville belediye binasının haşmetli endamı ve tarihi zenginliğine karşılık, halk arasında Beaubourg olarak bilinen Centre Georges Pompidou Merkezi’nin farklı renklere bürünmüş borular, iskeleler ve kanalları ile çok yönlü, işlevsel, modern mimarisi. Bölge heyecan verici karakteri ve değişime hevesli enerjik ruhu, ilgi çekici başka binaları, müze, bar, kafe ve dükkânları ile kalabalıkları cezbediyor.

 

Marais bölgesinde iken diğer ziyareti hak eden duraklar ise Picasso’nun Mavi ve Kubist dönemleri arasındaki en geniş koleksiyonuna ev sahipliği yapan Picasso Müzesi (5 Rue de Thorigny), Vosges ve Chatelet meydanları, Fontaine de Stravinsky çeşmesi, Sens, Sully, Rohan, Soubise otellerinin binaları, Victor Hugo evi, Cognacq-Jay, Arts et Metiers, Poupee ve Carnavalet müzeleri, La Galerie d’Architecture Mimari galerisi.  Sen nehri kıyısındaki gotik Notre Dame Katedral’i de yürüme mesafesinde.

Fragments (76 Rue des Tournelles) kahveleri, Bontemps Patisserie (57 rue de Bretagne) çilekli çöreği, Maison Plisson (93 Moulevard Beaumarchais) taze gurme brioche’ları ile Marais’nin en güzel sabah durakları.

Öğle yemeğinde muhteşem Paris manzaraları görmek için Centre Pompidou’nun terasındaki Georges’a, lokaller ile birlikte olmak için Petit Fer à Cheval (30 Rue Vieille du Temple)’e, ya da şık ve gurme bir öğle yemeği için Chez Benoit (20 Rue Saint-Martin)’ya uğrayın. Galeriler, yeni orijinal tasarımcılar, kitapçılar, butikler ve sergi alanlarını keşfetmek için Vieille-du-Temple, Debelleyme, Charlot, Rosiers, Roi-de-Sicilie, Temple, Verrerie, Archives, Franc Bourgeois ve Ste-Croix-de-la-Bretonnerie sokaklarını adım adım dolaşın. Mahallenin en trendy noktalarından birisi olan konsept mağaza Comptoir 18-20 (20 Rue des Archives), kitapçı ve galerisi Ofr (20 Rue dupetit Thouars) ise meraklıları için birer cevher. Bir aperatif için ise adresler Candelaria (52 Rue de Saintogne) veya Little Red Door (60 Rue Charlot) Akşam barda oturup rahat bir yemek için Le Mary Celeste (1 Rue Commines), Brasserie lezzetleri için Le Progres (1 rue de Bretagne) ve Fas mutfağı için 404 (69 Rue des Graviliers) doğru adresler.

 

 

Hazır Marais bölgesindeyken Les Halles ve Bastille civarını da gezebilirsiniz:

 

Les Halles Bölgesi: Les Halles bir zamanlar, güzel cam ve dökme demirden köşklerinin altında kurulan çiftçiler pazarıymış. Emilie Zola onu “Paris’in çanı” olarak isimlendirdiğinde, yiyecek pazarını kastetmiş, ama bu tanım aynı şekilde bölgede ikamet eden nahoş ve “alternatif” kahramanlara da uygulanmış. Köşkler 1969 yılında tahrip edilmiş ve daha sonra Halles Pazar yeri, yeraltı çarşısı ve ulaşım merkezi ile yer değiştirmiş. Sokakları hala melez bir insan topluluğu dolduruyor. Les Halles’de bir sürü dikkat çekici yeni adresler var: Pazar Yeri’nin kuzeyindeki modern Montorgueil bölgesinde küçük sokaklarla çevrili Rue Tiquetonne ve Rue Etienne Marcel, romantik kafeleri, bistro şarap barları ve tatlı butikleri ile tıka basa doluyor.

 

Bastille: Uzun bir süre Fransız Devrimi sırasında mahkumlar ile dolup taşan Paris’in dillere düşmüş hapishanesine ev sahipliği yapan, ayrıca Paris’in ikinci büyük operası Bastille’in iddialı prodüksüyonları ile operasverlerin uğrak bölgesi, şimdi yeme içme sahnesine katılan taze kanlar ile canlanıyor.  Michelin yıldızlı Septime (80 Rue de Charonne) burayı mesken seçtiğinde şehirliler epey şaşırmış. Şef Bertrand Grébaut ‘un mevsimlik taze mahsüller ile yarattığı gurme lezzetlerden oluşan 30 Euroluk öğle yemeği gerçek bir gastronomi fırsatı sunuyor. Yan kapıda yer alan Clamato (80 Rue de Charonne) ise ton tataki gibi harika deniz mahsülleri ile başka bir yıldız. Daha basit ve sade bir yemek isteyenler için Da Vito Pizzeria ( 5 Rue Sedaine) nın pizza ve İtalyan lezzetleri harika. Caz müziği eşliğinde kokteyller için ise adres Moonshiner (5 rue Sedaine)

 

 

ENTELLEKTÜEL ST. GERMAIN

St-Germain Paris’li sanatçıların, yazarların buluşma merkezi kafeleri ile şehrin en entellektüel bohem semtiydi. Cafe de Flore ve Les Deux Magots, Sartre, Simone de Beauvoir ve Camus’nın varoluşçu felsefe sohbetlerine, mahallenin barları Verlaine ve Rimbaud’un coşkulu dizelerine ev sahipliği yapmışlardı. St-Germain hala Fransız entellektüelleri ve yayımcılık endüstrisinin merkezinde kalıyor, fakat artık semtin yazar ve sanatçılarının hali vakti yerinde. Artık müzeler, sanat galerileri, son teknoloji iç mekân tasarımlarına sahip gösteri ve performans merkezleri, moda tasarımcılarının şık ve sanatsal butikleri, zarif sokakların idaresini almış durumda.

Ecole des Beaux Arts bütün muhiti ve hatta Paris’i sanatsal ilhamı ile etkisi altında bırakan dünyaca ünlü bir enstitü.  Bölgede iken ziyarete değecek en önemli iki nokta: ünlü Fransız heykeltraşa adanmış harika bahçelerle çevrili Musee Rodin (79 Rue de Varenne) ve dünyanın en büyük empresyonist ve post empresyonist resim koleksiyonuna ev sahipliği yapan Musee D’Orsay (1 Rue de la Legion Honneur) Ayrıca Delacroix, Zadkine, Maillol, Foundation Dina Vierny, Foundation Cartier müzeleri, Galerie 54 ve Lagerfeld Galerileri, Luxemburg sarayı ve bahçeleri, Medici çeşmesini ziyaret edebilirsiniz.

Sabah adresiniz Cafe de Flore, Les Deux Magots, Brasserie Lipp gibi Paris’in efsanevi kafelerinden birisi olacaktır. Saint Germain’de dolaşırken mutlaka keşfetmeniz gereken duraklar ise: 1951’den beri ayakta olan, genç yazarlara kucak açması ile ünlü İngiliz kitapevi Shakespeare and Company (37 rue de la Bucherie), 3 katlı kapalı yemek pazarı La Grande Epicerie de Paris (38 rue de Sevres), ünlü Fransız markası Hermes’in etkileyici dekora sahip butiği (38 rue de Sevres) Öğle yemeğinde Parizyen bir deneyim için bistro atmosferindeki Café de la Nouvelle Mairie (9 rue des Fosses St Jacques) veya muhteşem et lezzetleri ile Le Christine (1 Rue Christine) doğru adresler. Akşam aperatif veya kokteyl içmek için Sartre ve Beauvoir’in de müdavimleri olduğu 1930’lardan kalma Le Rosebud (11B rue Delambre)’a gidin. Gurme deneyim arayanlar için akşam yemeği adresleri: Şef Alain Passard 3 Michelin yıldızlı restoranı L’Arpege (84 rue de Varenne) veya gurme Normandiya lezzetleri sunan David Toutain (84 rue Surcouf)..

 

Rue du Bac: Sen nehrinin sol yakasında St-Germain aristokrat kimliğini yansıtan, lüks tasarım ve modanın adresi Rue du Bac, ve D’Orsay Müzesi’nin etrafını çevreleyen bölge, Philippe Starck, Andree Putman ve Christian Biecher gibi tasarımcıların imzalarını taşıyan binaları, iç açıcı avlularıyla tarihi konakları, Hotel Matignon’daki başbakanlık konutu gibi hem sanatsal hem de diplomatik bir profil sunuyor.

 

Latin Quarter: 12. Yüzyılda Paris’in ilk üniversitesinin kurulduğu ve şehre ilmin yayıldığı bölge Latin Quarter. Iki farklı uçta yer alan, harikulade birer botanik harikaları olan yemyeşil Luxembourg ve Plantes Bahçeleriyle çevrili bölge, özellikle gençliğin heyecanı ve enerjisi ile dolup taşan St. Michel Bulvarında, öğrenci ve yeni bohemlere ev sahipliği yapıyor. Bölgede yer alan ‘Mosquée’ise 1920li yıllarda 1. Dünya Savaşı’nda ölen Kuzey Afrikalı’ların anısına inşa edilmiş bir camii. Daha kuzeyde, resmedilmeye değer bir rıhtım ve hemen bitişiğinde de modern ve yeni bir üniversite kompleksi bulunmakta. Sanat ve kültürel çalışmaların önemli bir merkezi olarak Institut du Monde Arabe enstitüsü, Jean Nouvel’in İslami-Fransız mimarilerini ileri teknoloji ve çağdaş tasarım ile harmanladığı orjinal bir bina.

 

 

 

MONTPARNASSE

Bir zamanlar Picasso, Leger, Soutine, Braque, Modigliani, Chagall, Zadkine ve Man Ray gibi meşhur sanatçıların ve Gertrude Stein, Henry Miller ve Ezra Poun gibi yazarların yaşadığı Montparnasse, II. dünya savaşı arasında çağdaşlığın, yaratıcılığın ve entelektüelliğin sembolüydü. Ancak bölge 1970’lerde trajik kentsel dönüşüm politikaları ile büyük bir değişime uğradı. Hala, 20. Yüzyıl’ın kültürel ve sanatsal figürlerinin izinde ziyaret etmeye değer bir bölge olan Montparnasse’da, Paris’in ilk gökdeleni olan Tour Montparnasse’a çıkıp, tüm Paris’i ayaklarınız altında izleyebilirsiniz.

Ayrıca bölgede iken Musee du Monparnasse, Fondation Henri Cartier-Bresson ve Fondation Cartier pour l’Art Contemporain müzelerini ziyaret edebilirsiniz.

 

 

 

MADELEINE / OPERA

19.Yüzyıl’da Baron Haussmann Paris’e damgasını vurarak, bir Ortaçağ kasabasından modern bir şehre dönüştürdü. Paris’e ışıltılı ve ferah bir hava katan ve dünyanın en güzel şehirlerinden birisine dönüştüren geniş, açık bulvarlar yarattı. 1789 ve 1848 yıllarında yollar, havalandırma, su ve kanalizasyon şebekeleri gibi alt yapılar genişleterek yeniledi. Baron Haussmann’ın bu olağanüstü kent planlamasını en iyi hissettiğiniz bölgeler hareketli sokakları ile Madeleine ve Opera çevresi. Bölgenin simgelerinin başında hem dış hem de iç mimarisi ile göz alıcı Palais Garnier Operası geliyor. Akşamüzeri gün batımından sonra ışıklar yandığında Opera binası daha da büyülü bir hale bürünüyor. Geniş bulvarları her daim kıpır kıpır canlı ve kalabalık olan bölgede iken, Gustave Moreau, Jacquemart André, Nissim de Camondo, Mairie du 9e ve Vie Romantique müzelerini gezebilirsiniz.

 

 

PIGALLE

Toulouse-Lautrec’nin çizdiği posterlerde ölümsüzleşmiş Pigalle genel evleri, erotik kabareleri, striptiz kulüplerini herkes bilir. Pigalle’in bu meşhur kabareleri, yenilenen Mouline Rouge, Divan Japonais ve Le Chant Noir gibi dans salonlarında sahneleniyor.

 

PARİS’İN YÜKSELEN SEMTLERİ VE ADRESLER

OBERKAMPF  (11.bölge)

Şehrin canlanan gastronomi sahnesi ile yükselen semtlerinden birisi olan Oberkampf, Place de la Republic meydanı ve Saint Martin kanalı gibi ikonik simgelere ev sahipliği yapıyor:

  • Clown Bar, 114 Rue Amelot, Şef Atsumi Sota’nın Fransız füzyon lezzetleri
  • Porte 12, 12 rue des Messagerie, Şef Andre Chiang’ın füzyon lezzetleri
  • Le Servan, 32 Rue saint Maur, Tatiana Levha’nın gurme bistro lezzetleri
  • Le Syndicat, 51 rue du Faubourg St Denis, Kokteyl Bar

 

SOPI (9th Arr.)
19 yy’dan beri Parisin ‘red-light’ yani seks bölgesi olan SoPi (South of Pigalle), son 10 yılda bohem burjuvaların ve de sanatçıların akını ile vintage butikler, sanat galerileri, hip restoranlar ile çekici bir mahalle haline geldi:

  • Fransız Mutfağı:Petrelle, 34 Rue Petrelle
    Şarap & Fransız Tapaları : Les 36 Corneil, 36 Rue de Rochechouart
    Hint mutfağı: Kastoori, 4 Place Gustave Toudouze,
    Pastane: Arnaud Delmontel, 39 Rue Martyrs
    Kahve: Kooka Boora, 62 rue des Martyrs
    Bar & Lounge: Le Carmen, 34 Rue Duperre
    Bar: Le Mansart, 1 Rue Mansart
    Musée de la Vie Romantique, 16 Rue Chaptal
    Musée Gustave Moreau, 14 Rue de La Rochefoucauld

 

PASSY (16th Arr.)
17.yy’da şarap bağları ile imparatorun mola yeri, 18.yy’da mineral su kaynakları ile soyluların durağı, 19.yy’da ise aristokratların balolarının ev sahibi Passy, Paris’in gizli lüks hayatının adresi olmuş. Ve de Belle Epoque Bulvarlarının şıklığı ile zenginlerin gözdesi olmaya devam ediyor:

  • Pastane:Aux Merveilleux de Fred, 29 Rue de l’Annonciation
  • Deniz Mahsülleri Restoranı:La Maree Passy, 71 Ave Paul Doumer
  • Deniz Mahsülleri Restoranı:Huitres et Saumon de Passy, 17 Rue de l’Annonciation
  • Fransız Mutfağı:La Chaumette, 7 Rue Gros
  • Bar:La Gare, 19 Chaussee de la Muette
  • Şarap Barı:Le Mozart, 12 Ave de Mozart
  • Bar & Kulüp:Aero Hotel, 3 Place de Passy
  • Maison de Maria Callas:36 Ave Georges Mandel
  • Maison de Balzac:47 Rue Raynouard
  • Musee du Vin,5 Square Charles Dickens
  • Maison de la Radio,116 Ave du President Kennedy
  • Pazar Yeri:Rue Bois le Vent

 

 

BATIGNOLLES (8 – 17th Arr. arası)
8. ve 17. bölgeler arasında yer alan Batignolles, 1860’a kadar Paris’ten ayrı bir kırsal köy iken, 3. Napolyon tarafından Paris’e katılmış. Paris’in işçi ve esnafın yerleşim bölgesi olan bölgesi, son 10 yılda yeni jenerasyon reklam, medya ve tasarım camiası ve de genç profesyonellerin yaşadığı, şık restoran ve butikler ile dolmaya başlayan, çekici bir mahalle haline geldi:

  • Fırın & Pastane:Lecureuil, 96 Rue de Levis
  • Makaron:Acide Macaron, 72 Rue Legendre
  • Kafe:Le Tout Petit, 73 Place Felix Lobligeois
  • Bistro:Bistro des Dames, 18 Rue des Dames
  • Et & Şarap:Fabrique 4, 17 Rue Brochant
  • Şarap Barı:Caves Populaires, 22 Rue des Dames
  • Bar:Point Bar, 31 Rue de Batignolles
  • Rest & Lounge & Kulüp:Le Bloc, 21 Rue Brochant
  • Pazar Yeri:Marche Biologique des Batignolles, Blvd de Batignolles (Cumartesi sabah)

 

 

PARİS’İN MEŞHUR KÖPRÜLERİ – YÜRYÜŞ ROTASI

Paris’i ‘Rive Gauche – Sol Yaka’ ve ‘Rive Droite- Sağ Yaka’ olarak ikiye bölen Sen nehrinin üzerinde yüzlerce yıl önce inşaa edilmiş köprüler, şehrin mihenk taşları. Şehrin bir yakasından diğerine farklı bir köprüden mekik dokuyarak, Sen nehri boyunca yürümek, harika manzaralar sunan, uzun ve keyifli bir yürüyüş rotası.

1578 yılında inşaa edilmiş ve sadece tamir görerek hala ayakta durmayı başaran Pont Neuf Köprüsü, üzerindeki IV. Henri’nin at üzerindeki heykeli ile halka ilk defa bir heykeli sergileyen köprü. Pont Neuf Köprüsü bugün romantizm ve evlilik teklifleri ile özdeşleşmiş. Görmeye değer başka bir köprü ise, Paris’ en geniş köprüsü olan, Belle Epoque stilindeki III. Alexandre Köprüsü. Köprünün iki başında 17 metrelik sütunlar üzerinde bulunan dört Pegasus heykeli, sanatı, ticareti, bilimi ve endüstriyi temsil ediyor. Sanatçılar köprüsü Pont Des Arts’da bir Paris klasiği. Aşık çiftlerin taktığı renk renk kilitleri ile bezenmiş köprü Aşıklar köprüsü olarak da anılıyor. Köprünün yakınlarında Sen nehri üzerinde Notre Dame Kilisesi ihtişamı ile yükselirken biraz ilerisinde de tüm Parisliler’in buluşma noktası olan Saint Michel Çeşmesi yer alıyor.

 

 

 

PARİS KÜLTÜR & SANAT ROTALARI

Eiffel Kulesi, Notre-Dame Kilisesi, Sacre Coeur Bazilikası, Saint-Louis Adası, Palais Garnier, Versailles, l’ Hotel de Ville, Vosges gibi sarayları ilk kez gidenler için ziyaret edilmeye değer klasikler arasında yer alıyor.

 

Louvre Müzesi: Dünyanın en önemli tarihi sanat koleksiyonuna ev sahipliği yapan Louvre, önce bir kale olarak inşa edilmiş, I. François zamanında Rönesans stili bir yapıya dönüşmüş. Ardından krallar ve imparatorlar tarafından sürekli genişletilmiş ve yüzyıllarca Paris’in de en büyük kraliyet sarayı olmuş. 1793 yılında devrimciler sanat koleksiyonunu halka açmış, ve ardından Napolyon tarafından müzeye dönüştürülmüş. 1989 yılında müzeye ünlü cam piramit eklenmiş. Yılda yaklaşık 10 Milyon kişinin ziyaret ettiği, 3 kanattan oluşan müzede, Fransız, İtalyan, Flemenk tablo ve heykelleri, Antik Mısır ve Yunan eserleri, Doğu ve İslam Sanatına ait 35.000’e yakın önemli eser sergileniyor. Aslında müzeyi hakkını vererek gezmek için iki –üç gün ayırmak gerekiyor. Müzede görülmeye değer en önemli eserler ise: Leonardo Da Vinci’nin Mona Lisa Tablosu, Jan Vermeer’in Dantelci Kız tablosu, Michelangelo’nun İki Köle heykeli, Milo Venüsü, Marly Atları, Medusa’nın Salı, Perrault Sıra Sütunları ve de müzenin ana giriş kısmını oluşturan 21 metre yükseklikte cam ve paslanmaz çelikten Cam Piramit’in kendisi. Louvre’un bahçesinde Cafe Marly’de kahvaltı yapıp, müzeyi gezdikten sonra, Le Grand Vefour’da öğle yemeği yiyip, Louvre’un hemen karşısında yer alan Paris’in en eski alışveriş pasajında Marc Jacobs, Didier Ludot, Rick Owens, Pierre Hardy gibi butikleri ziyaret edebilirsiniz.

 

Musee d’Orsay: Saint Germain’deki Musee Dorsay, Paris’in vazgeçilmez bir klasiği. 1900 yılında inşaa edilmiş Gare D’Orsay tren garından dönüştürülen müze, Degas, Renoir, Monet, Manet, Cezanne, Van Gogh, Sisley gibi ustaların, empresyonist ve post-empresyonist akımlarını temsil eden şaheserlerine ev sahipliği yapıyor. 2011 yılında inanılmaz bir renovasyon geçirerek sergi deneyimini yeni bir boyuta taşıyan müze, müthiş koleksiyonu ile mutlaka görülmesi gereken bir cevher. Müzeyi ziyaret ettikten sonra Saint Germain’de daracık sokaklara dalıp, rengarenk ve küçük butiklerle bezenmiş Saint Placide ve Saint Sulpice boyunca yürüyün.  Café Flore’de bir kahve için, muhteşem et lezzetleri ile tam bir Parisien et lokantası Christine Restauran’da öğle veya akşam yemeği yiyin.

 

Center Pompidou: Mutlaka çağdaş sanat müzesi ve şehrin en büyük kütüphanelerinden birisi olan Center Pompidou’ yu gezin. 1970’lerde çok da gözde olmayan Marais bölgesinde inşaa edilen, Renzo Piano ve Richard Rogers tarafından tasarlanmış bu cesur ve orjinal mimarideki bina, Paris’in çehresini bozduğu için önce şehirliler tarafından epey öfke toplamış ve protesto edilmiş. Çağdaş mimarinin önemli örneklerinden birisi olan Pompidou binası, başarılı ve etkileyici modern ve çağdaş sanat eserleri ile zamanla kendini şehirlilere ve ziyaretçilerine sevdirerek, vazgeçilmezlerin başında yer almış. Üst katındaki Georges’da muhteşem Paris manzaralarına nazır bir kahve için, alt katındaki muazzam büyüklükteki kitapçıda kitap ve dergileri karıştırıp, arkasından Marais’nin Rue du Temple, Rue de la Verrerie, Rue des Archives, Rue Vieille du Temple, Rue de Franc Bourgeois, Rue des Rossiers gibi muhteşem sokaklarını gezin. Ya lokaller ile birlikte Petit Fer à Cheval’de öğle yemeği yiyin. Ya da şık bir öğle yemeği için Chez Benoit’ya uğrayın.

 

Fondation Louis Vuitton, Bois de Boulogne, 8 Avenue du Mahatma Gandhi, 16. Bölge / LVMH grubu tarafından, yemyeşil orman ve bahçelerin yanı başında, mimar Frank Ghery imzası taşıyan, başlı başına bir heykel olan görkemli kültür ve sanat merkezi, 2014’te açıldı. Grand Palais’nin çelik ve cam tavanlı konstrüksiyonundan esinlenerek tasarlanan çağdaş yapı, yeşillikler içinden fışkıran fütüristik görüntüsüyle çevresiyle son derece uyumlu. Frank Gehry’nin dehası sayesinde bu nefis mimariyi üç boyutlu bir deneyim olarak yaşıyorsunuz. Farklı katlara yayılmış 11 galeriden oluşan müzenin kalıcı sergisinde, Olafur Eliasson, Sarah Morris, Thomas Schütte gibi sanatçıların eserlerinin yer aldığı Bernard Arnault’un inanılmaz sanat koleksiyonu sergileniyor. Ancak esas yıldızlar sürekli değişen dönemsel sergiler. Binanın terasında, hem orjinal çatı mimarisini, hem de Bois de Boulogne, La Défense, Eyfel Kulesi ve Montparnasse’a uzanan manzaralarını görülebilirsiniz. Foundation Louis Vuitton’da Auditorium’da konser programları da düzenleniyor. Gitmişken müze restoranı  Le Frank’ta öğle yemeği yiyip, ardından başlı başına bir sanat eseri olan binanın etrafını dolaşıp, binanın çevresini saran havuzun sularına yansımasını izleyin.

 

Musee du quai Branly, 37 quai Branly 7. Bölge / Sen nehrinin yanıbaşında, Jean Nouvel tarafından tasarlanmış orjinal mimarideki müze 2006 yılında açılmış. Afrika, Asya, Amerika ve Okyanusya gibi dünyanın dört bir köşesinden gelen 300.000’den fazla esere ev sahipliği yapan dev müzenin hem sergileri hem de ünlü Fransız bahçeci Gilles Clement’in yarattığı dev dikey bahçesi görülmeye değer.

 

Musee de l’Orangerie, Tuileries bahçeleri içinde yer alan müze, hem Claude Monet’nin etkileyici 8 adet nilüfer tablosuna hem de Renoir, Matisse, Modigliani ve Cezanne gibi ustaların az ama öze eserlerine ev sahipliği yapıyor.

 

Le Grand Palais, 3 avenue General Eisenhower, 8.bölge / Beaux Arts mimari stilini temsil eden dev çelik konstrüksiyon, hastane ve karagah olarak kullanıldıktan sonra büyük bir sanat kompleksine dönüştürülmüş.

 

Palais de Tokyo, 13 Avenue de President Wilson, 16.bögle/ 22bin metrekarelik alana yayılmış müze Avrupa’nın en büyük çağdaş sanat müzelerinden birisi.

 

Les Arts Decoratifs, 107 rue de Rivoli, 1. Bölge / Napolyon tarafından Louvre müzesinin uzantısı olarak kurulan müze, dekoratif sanata ait 150.000’den fazla eserden oluşan koleksiyon ile dünyanın en önemlisi.

 

Fondation Cartier (261 boulevard Raspail, 14.bölge) Mimar Jean Nouvel tarafından tasarlanan Fondation Cartier, dünyanın dört bir köşesinden önemli çağdaş sanat eserlerine, fotoğraf sergilerine ve video-art gösterilerine ev sahipliği yapıyor

 

Musee d’Art Moderne, 11 Avenue du President Wilson, 16.bölge / Picasso’dan Dubuffet’e uzanan öz ve önemli bir çağdaş sanat koleksiyonuna ev sahipliği yapıyor.

 

Musee Maillol, 61 rue Grenelle, 7.bölge/ Kandinsky, Cezanne, Rousseau, Matisse gibi modern sanatın önemli ressamlarının eserlerine ev sahipliği yapan müzede, harika dönemsel sergiler de gerçekleşiyor.

 

Musee National Gustave Moreau (14 rue de la Rochefoucauld) 72 yaşında ölen sanatçı Gustav Moreau’nun kendi elleriyle yarattığı müzede, hem ilk dönemde sembolist resimlerini hem de ikinci dönem modern soyut eserlerini görebilirsiniz.

 

Musee des Arts d’Afrique et d’Oceanie (293 avenue Daumesnil) Afrika ve Pasifik kabilelerine ait etnik sanat koleksiyonunu görebileceğiniz müzenin alt katında ayrıca tropikal balık ve timsahların olduğu büyük bir akvaryum bulunuyor.

 

Philarmonie de Paris, Cité de la musique, 221 Avenue Jean Jaurès, 19. Bölge / Dünyaca ünlü mimar Jean Nouvel imzalı Paris Filarmoni Müzik Salonu, sahnenin etrafında 360 derece konumlanan oturum tasarımı ile seyircilerin müziğe dokunmalarına imkan tanıyor adeta. 390 milyon Euro’ya mal olan proje, uzay gemisini andıran ışıltılı ve futuristik mimarisi ile göz alıcı ve etkilyeyici bir yapı. Senfoni konseri dinlemek için ideal bir adres.

 

 

ŞEHİR DIŞI ROTALAR

  • Van Gogh, Daubigny ve Cézanne gibi ressamların resmettikleri Auvers-sur-Oise
  • 19. yüzyıldan beri sanat çevrelerinin popüler mekanı olan Barbizon kasabası
  • Fransız kral ve aristokratların favorisi Fontainebleau Kalesi

 

 

 

 

  • Nasıl Gidilir?

Lufthansa Hava Yolları ile 184 USD’den başlayan fiyatlar ile İstanbul-Paris uçuşları hakkında bilgi almak için:  www.lufthansa.com/fly/ucuz_ucuslar-istanbul-paris

 

 

 

 

 

Yazının başına dönmek için tıklayınız
Zeynep Atılgan Boneval

1 comment

  1. Pingback: Yolculuk Terapisi | Yolculuk Terapisi

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir