NAPOLİ- SEÇİL SAĞLAM İZLENİMLERİ İLE

Beş Duyuyu Canlandıran Napoli

Napoli, neredeyse her biri birer ‘Citta Slow’ adayı kendi ritmindeki İtalyan şehir veya kasabaları gibi sakin ve zamanın ağır aksak ilerlediği bir deneyim sunamayacak kadar kıpır kıpır, hareketli bir İtalyan.

Her daim İtalyan aksanının tüm baskın ve hareketli vurgularını taşıyan bir hızda ve ritmde akan günlük hayatının içine dahil olmanız kaçınılmaz.

Napoli’nin kendisini anlatmaya ya da gönlünüzü hoş tutmaya sabrı yoktur. Olduğu gibidir, zaten bir hayli yorgundur ve beğenilmeyi, hele takdir edilmeyi hiç mi hiç beklemez. İltifat etseniz kayıtsız kalır, sevmeseniz umursamaz, hayran kalsanız fark etmez.

Tüm bu umarsızlıklarının yanı sıra, bir yandan her gittiğinizde kaldığınız yerden devam ettiğiniz bir arkadaşınızın samimiyetini de taşır.

Napoli’nin Floransa, Milano ya da Roma gibi gözünüze sokulmayan iddiasızlığı ve umarsızlığı onu son derece özel kılan özelliklerinin başında gelir.

 

Yüzyıllar boyunca şehre hareket katmış olan Napoli limanının canlılığı, Capri, Ischia gibi rüya adalara kısacık bir zaman diliminde ulaşabilecek olduğunuzu bilmek, harika bir haftasonu için hemen bir saat mesafede yer alan Sorrento, romantik Positano ve her dönemeçte nefes kesici manzaralarıyla aklınızı başınızdan almaya aday Amalfi kıyılarıyla Napoli, diğer şehirlere bu özellikleriyle uzaktan hava atar. Onun umarsızlığı biraz da bu kendine güveninden kaynaklanır.

DSC00030

Napoli’ye ilk gelişim değil. Ancak her defasında muhteşem Vezüv dağının varlığı ve görkemine bakıp kalıyorum, Pompei ve Herculaneum’da zamanın donup kalmış izleri aklıma geldikçe şaşıyorum. Dantel gibi işlenmiş muhteşem kıyıları, yediğim sulu ve lezzetli mozzarellalar, gerçek İtalyan pizzalarının kıvamı ve sokakların atmosferik havası ise kendini zaman zaman hatırlatıyor.

DSC00048

 

Napoli’yle ilk tanışmam bundan birkaç sene önce sıcak bir temmuz günündeydi.

O yıl, Napoli seferlerine yeni başlamış olan Türk Hava Yolları ile uçakta neşelerinden şüphe duyulmayacak İtalyan grubun, güneylilere özgü yüksek sesli konuşma ve kahkahaları eşliğinde Napoli havaalanına inmiştik.

Daha İstanbul’dan ayrılmadan içeceğim espresso’ların, limon kokulu sokakların, muhteşem makarna ve pizzaların, ev yapımı şarap ve limoncello’ların merkezine gittiğimi, baş döndürücü bu kokular ve lezzetlerle dolu bir hafta geçireceğimi düşündükçe zevkten dört köşe oluyordum. Yanılmadım.

Şehre vardığımda öğle saatleriydi. Dükkanlar siesta saatleri itibariyle kapalı olduğundan çalışanlar ve şehrin çocukları sahil boyunca kayalıkların üzerinden denize giriyorlardı.

Dükkanlar yeni yeni açılmaya başlıyordu, sokaklar canlıydı, her yönden gelen motorsikletler, alışveriş yapmaya başlayan, ‘gelato’larda dondurma sırası bekleyen, bar’larda ayaküstü espresso’larını içen Napoliten’lerle dolmaya başlamıştı. Napoli bana ‘sıcak’ bir karşılama yapmıştı.

Sonraki günler Capri, Sorrento, Amalfi, Positano gibi şahane kıyılar ve kasabalarda günleri devirmekle geçti. ‘Dolce Vita’ bir haftaydı ve Napoli’nin tüm bu güzelliklere bir taş atımı mesafede olan konum itibariyle çok şanslı olduğunu düşünmüştüm.

DSC00502

İkinci buluşmamız, ilk defa o kadar sert bir espresso içtiğim Piazza Trieste’de konumlanan Gambrinus’ta o sert kahveyle Napoli’ye ‘ciao’ diyerek başlıyor. Gambrinus, şehrin medarı iftarı pastanelerinden. Daima kalabalık, hareketli. Üstelik burası şehirle haşır neşir olmanın ilk adımı olarak iyi bir başlangıç.

IMG_5126

IMG_4872

İtalyanlar gibi barda, ayakta içtiğim espresso’dan sonra hemen yan kapıdan çıktığım sokakta Leopoldo’dan bir çeşit kraker olan nefis bademli ‘tarallini’lerden bir kağıda sardırıp Via Toledo boyunca bu nefis lezzet damağımda kendine yer bulurken yürüyorum.

IMG_4882

Sağ tarafta kolaylıkla Milano’da olduğum hissine kapılmama sebep olan Galleria Umberto’nun görkemli tavanını görüyorum.

DSC00091

Zamanın sıkı’ eşlikçisi ‘Spanish Quarter (İspanyol Mahallesi), binalar arasında gerilen iplerden sarkan çamaşırlarıyla, caddenin sol tarafında kalan dar ve uzun sokaklarıyla bir görünüp bir kayboluyor. Apartmanlardan sadece çamaşırlar sarkmıyor, sarkan sepetleri görürseniz şaşırmayın. Bizde neredeyse yok olan bu alışkanlık Napoli’de devam ediyor.

DSC00310

Bu arada Spanish Quarter’ın ‘çılgın’ bir adresi var. ‘Da Nennella’, Napolili bir ailenin üyelerinin mutfaktaki hallerine tanıklık etmek isteyenleri tatmin edici nitelikte. Bağırış çağırış servis yapan, müşteriyle şakalaşan garsonlar, yaptıkları esprilerin hedefi olmak ya da bu ‘teatral’ ortamın içinde bulunmak için bu adresi bulan turistler, cezbedici esnaf lokantası fiyatından dolayı şehrin yerlileri, herkes burada. Kapının üzerinde sarkan sepete bahşiş atarsanız asıl kıyamet o zaman kopuyor. Salaş ortamın en sıra dışı ve tuhaf detayıysa klozet şeklinde bir kabın içinde gelen meyveler. Restoranın çıkış noktası ise, İkinci Dünya Savaşı’nda bu dükkanda askerlere dağıtmak için yemek yapan büyükannelerinin geleneğini ucuz, lezzetli yemekler yaparak torunlarının sürdürüyor olmaları.

Müşteriler azalınca aşçının mutfaktan taşan İtalyanca şarkılarına denk gelirseniz bu deneyim tamamlanmış demektir.

Napoli’yi keşfetmeye sahil şeridi olan Partenepeo boyunca yürüyerek, denizin üzerine inşa edilmiş Castel Dell’Ovo (Yumurta Kalesi) ile de başlayabilirsiniz. Denizin üzerine inşa edilmiş bu kaleyi efsaneye göre kalenin altındaki bir yumurta kaleyi ayakta tutuyor.

DSC00044

Kalenin üst kısımlarına çıktığınızda Akdeniz ve Vezüv Dağı’nın heybetli görüntüsü muazzam. Kaleden sonra ayaküstü espresso’larını içen Napoliten’ler, her yönden gelen motosikletler, alışveriş yapanlar, ‘gelato’larda dondurma sırası bekleyen İtalyanlar ile canlı Via Chiaia caddesi’nde yürüyün.

Sahili kesen sokakları geçip, Piazza Vittoria’dan yukarıya doğru yürüdüğünüzde, ünlü İtalyan markalarının sıralandığı caddenin sonundaki Aslanlı Meydan’a (Piazza Dei Martiri) varacaksınız. Bu aslanlar, Napoli’nin 2. Dünya Savaşı’ndan sonra tekrar gücüne kavuşmasını temsil ediyorlar. Via Chiaia’yı bitirip sağa dönünce ise Royal Palace tam karşınızda. Royal Palace’ın yanından yürüyerek az ilerdeki 1279 tarihinde yapılan Nuova Kalesi’ni (Castel Nuovo) görebilirsiniz.

DSC00293

Bir rivayete göre, devrin kralı, kalenin çevresini kaplayan suların timsahlarla doldurulmasını istemiş. Kalenin hemen yanındaki metro istasyonu çalışmaları sebebiyle kazı yapıldığında timsah iskeletlerine rastlanması gerçeklik payı taşıdığını doğruluyor gibi.

Via Toledo, alışveriş odaklı bir cadde. Yüzlerinde, şehrin genelinde en fazla hissedilen duygu olan ‘yaşanmışlığa’ dair izleri taşıyan binalar bulunuyor olsa da butikler ve mağazaların sayıca fazla olması yaşanmışlığı bir nebze gölgede bırakıyor. Bunun için Centro Storico’ya (Tarihi Bölge) doğru yönümü değiştiriyorum. Centro Storico’daki meydanda, karşılıklı iki heybetli kilise karşılıyor. Bu büyük meydanın, aniden darlaşan sokaklarında cüsseli yapılarına rağmen birbirine oldukça yakın konumlanan binaların üzerimde yarattığı his, görmüş geçirmişlik.

DSC01165

Centro Storico’nun ister istemez turistik bir tarafı da var elbette, hediyelik eşya satan dükkanların kuşattığı bir caddede yürüyor olsam da görkemli kapıları açık olan binaların avlularına bakmak için sık sık duruyorum. Bu arada bu kapılar her zaman açık değil. Denk gelirseniz içeriye göz atmakta fayda var.

DSC00361

Daha ‘derin’ bir Napoli keşfi için diğer sokakta bulunan Napoli Sotterranea’ya (Yeraltı Şehri) dönüyorum. Şehir altında yer alan bu şehir, daha önce Napoli’de yaşanmış hayatlara yeni bir bakış açısı kazandırıyor. Nemli ve karanlık yer altı şehrinden çıkışta ödülüm Matteo’da kızarmış pizza. ‘Pizzanın anavatanı’nda nefis Napolitan pizzalara alternatif olarak bir de bu lezzeti denemek gerekiyor. Yine de bu keşif sonrası, tercihim klasik Napolitan pizzalardan yana olacak. Bu arada Napoli’de nefis bir dernek var; ‘Gerçek Pizza Derneği’. Çizgi film tadında, gülümseten bir isme sahip bu derneğin dünya çapında sertifika verdiği 500’den fazla restoran bulunuyor. Dernek üyeleri bu restoranların ‘gerçek’ Napoli pizzası yapıp yapmadıklarını denetlemek için yılda iki defa kontrole gidiyor, bu ülke, Napoli’den binlerce kilometre ötedeki Brezilya bile olsa. Napolitan pizzanın orijinal yapımından ve malzemelerinden asla ödün vermeyen dernek, bu restoranlar olması gereken standardın altına düşmüşse sertifikayı geri alma hakkına sahip. Napoli’de ‘gerçek’ Napolitan pizzanın doğduğu pizza fırınlarının peşine düşmek için üç, dört saatinizi bu lezzet ve bilgi dolu tura ayırabilir, Gianluca ile keyifli bir sohbet eşliğinde, turistik pizzacılar yerine, ‘gerçek’ pizzacıları turlayabilirsiniz. (www.pizzanapoletana.org)

DSC07543

Şehri daima uzaktan süzen Vezüv’le sık sık göz göze gelmek mümkün ancak Napoli’nin dolambaçlı yollarından tepelere çıktıkça heybetli haline bir defa daha hayran olmak ve tarihin en büyük volkanik patlamalarından birinin yaşandığı bu dağın eteklerinde yaşayan ‘çılgın’ Napolitanlara şaşmamak elde değil.

DSC07611

Her sene İtalyanların büyük bir merak ve heyecanla beklediği St. Gennaro mucizesinin bu sene de 19 Eylül’de St. Gennaro Kilisesi’nde Vezüv’ün Napoli’yi bu sene de lavlarından ve tüm felaketlerinden esirgemesi için St. Gennaro’nun kanının o minicik cam şişede akarak bir kez daha gerçekleştirmesini umuyorum.

Long live Naples!

Çok yaşa Napoli!

 

Kaçırmayın

Vezüv’ün tüm heybeti, bilinmezliği ve tekinsizliği ile öylece durup gözdağı vermesini ölümsüzleştirin.

Sophia Loren’in kasabası Pozzuoli’nin gün batımında pembeye dönen binalarının atmosferik etkisinin tadını çıkarın.

Museo Cappella Sansevero’daki muhteşem mermer heykellere hayran kalın.

Gambrinus’ta sert bir espresso için.

Gerçek Pizza Derneği ile şehrin en eski pizzacılarını turlayın.

Antik şehir Pompei ve Herculanium’a  mutlaka günübirlik gidin.

(http://www.visitercolano.com/en/)

Aşağıdaki görseller, antik şehir Herculaniumdan..

DSC07558

DSC07575

DSC07605

Seçil Sağlam