MİDYAT İZLENİM,ROTA VE REHBERİ

Asur metinlerinde ‘Yatuların ülkesi – Matiatu’ ismi ile geçen Midyat’ın bilinen tarihi MÖ 2000’lere dayanıyor.  Dünyanın en eski yerleşim bölgesi olan verimli Yukarı Mezopotamya bölgesinde yer aldığı için, tarih boyunca Sümerler, Asurlar, Urartular, Makedonyalılar, Persler ve Romalılar gibi birçok uygarlığın egemenliğinde yaşamış bir şehir Midyat. Romalılar döneminde ismi Matiate, Türk Cumhuriyeti döneminde ise Midyat ismini almış. Çoğunluk nüfusu Hristiyan Süryanilerin oluşturduğu, bu sebeple taş işçiliğinin en mükemmel örneklerine şahit olduğunuz şehir Midyat.

 

Düz ayak bir şehir olan Midyat, labirent gibi daracık sokaklarında yanyana dizilmiş taş evleri ile huzur verici, şiir gibi bir atmosfere sahip.  Bozulmamış mimarisi adım adım keşfedilebiliyor. Sessiz ve sakin sokaklarında, genelde tek başınıza dolaşırken, ince ve zarif taş süslemeleri ve de ahşap ustalığı kapıların her detayını sindire sindire seyredebiliyorsunuz. Ara ara ip atlayan kızlara, abbaraları kale tutmuş top oynayan oğlanlara, okula yetişen kendilerinden ağır sırtçantalı çocuklara, kapı önüne çömelmiş teyzelere, kıraathane yolcusu amcalara rastlıyorsunuz. Ara ara horoz ve kuş sesleri veya kilise çanları eşlik ediyor size.

 

Midyat’ın en ünlü mekanı Midyat Konukevi, çocuklar kolunuzdan çekiştirip ‘seni dizinin çekildiği yere götüreyim mi?’ ya da ‘Konağı mı arıyorsunuz?’ diye sorarlarsa şaşırmayın, Sıla dizisinin çekildiği bu konak adeta Midyat’ın sembolü haline gelmiş. Eskiden Hristiyan bir aileye ait konak, daha sonra devlete bağışlanmış, şimdi ise tüm turistlerin ilgi odağı… Sarı kalker taşından inşaa edilmiş konağın taş süslemeleri gerçekten çok güzel, kalker taşı ilk taş ocağından çıkartıldığına yumuşak ve işlenebilir olduğu için ustalar dantel gibi işleyebiliyorlarmış, ardından zamanla sertleşip sağlamlaşıyormuş. İşte bu yüzden yüzlerce yıllık taş oyma ve işlemeleri hiç bozulmadan günümüze kadar gelebilmiş. Ancak konağın asıl özelliği terası. Gün batımında, göz alabildiğine uzanan ıssız ve huzurlu bir ova, sarıdan kızıla çalan evler, kilise çan kuleleri ve cami minareleri eşliğindeki Midyat manzarasına doyum olmuyor.

 

Midyat’ta da evler Mardin’de olduğu gibi sadece taş. Ve de birbirine saygılı (gölgeleri birbiri üzerine düşmeyecek, yüksekliği birbirini engellemeyecek şekilde) inşaa edilmiş. Tarihi evlerin genelde tavanları çapraz tonozlu, iki katlı (alt kat ağıl ve kiler, üst kat yaşam ve uyku alanı olacak şekilde). Hala sokaklarda yürürken alt katların ağıl  olduğunu görmek insanı şaşırtıyor. Midyat evlerinin Mardin evlerinden bir farkı var. Mardin evlerinin hepsinde, kıbleye bakan güney cephede mihrabı andıran nişler varken, Midyat evlerinde bu nişler Hıristiyanlar’ın kıblesi sayılan doğuda yer alıyor. Midyat’ın asıl nüfusunun Süryani olduğunun başka bir göstergesi.

 

Midyat ve yakınlarında Mor Abraham, Mor Gabriel, Mor Sobo gibi isimler taşıyan bir çok manastır ve kilise yer alıyor. ‘Mor’ Süryanice Aziz demek, yani mucize gerçekleştirmiş rahiplerin aldığı ünvan.

 

Çarşıda dolaşırken çok güzel gümüş işlerine ve telkari örneklerine rastlıyorsunuz, bölgenin önemli bir geçim kaynaklarından. Tel gibi incecik gümüşü kıvıra kıvıra işleyen telkari ustaları, Midyat’ın en saygın işine sahip.

 

Tabi ki bu diyarların en güzel oteli Kasr-ı Nehroz’da kalmak da başka büyük bir şansımızdı. Bugüne kadar Türkiye’de gördüğüm en özenli, en uyumlu ve en başarılı restorasyon projesi olan Kasr-ı Nehroz, geleneksel doku ile modern beklentileri tam kıvamında buluşturan gerçek bir zanaat eseri. Taşın güleryüzle, avluların mis gibi lezzetler ile, el emeği göz nuru otantik dekorasyonun misafirperverlik ile buluştuğu bu otelin hikayesi de çok etkileyici. Bir Süryani şehri olan Midyat, Müslümanlar ile anlaşmazlıkların olduğu 1700’lerde kendilerini koruması için Nehroz ailesini davet ediyor şehre. Ve şehrin en güzel binalarından olan çift burçlu Kasr-ı Nehroz’u hediye ediyorlar aileye. Süryanilere kol kanat geren Nehroz ailesinin tarihi binası, bugün Mezopotamya ziyaretçilerine kol kanat geriyor ve ev sahipliği yapıyor. Gecelerin mutlak sessizliğinde, itina ve zevkle döşenmiş odamızda, tertemiz yatağımızda bebekler gibi huzurla uyuyup, horozların sesleri ile pırıl pırıl masmavi gökyüzüne ve taptaze bir havaya uyandık. Avlusunda yörenin en meşhur ustalarından birisi olan Nusaybinli Sadık Usta’nın kenger ve sebze çorbası, yeşil elma ve çağlalı zeytinyağlıları, tahinli semizotu, kuzu kol ve kaburga dolması, kavunlu ve hurmalı incir tatlısı, sütlaç gibi yöresel tarifler ile deneysel yaratıcı dokunuşların buluştuğu birbirinden güzel lezzetlerin tadına vardık…. Tabi otelin müdürü Kaya Bey’in spesiyali alabalık carpaccio’nun da tadı damağımızda kaldı. Ayrıca yöre kadınlarının el işlerini modern tasarımlar ile buluşturan ufacık dükkanı Nevi, kucak dolusu hatıra ve hediyeler ile dönmenize vesile oldu.

 

 

 

 

 

MİDYAT VE CİVARI ROTALARI

  • Midyat’ta yer alan Midyat Konuk Evi , Gelüşke Hanı, Gümüşçüler Çarşısı, Estel Hanı’nın yanı sıra Midyat civarında görülecek çok güzel manastır ve kiliseler var.
  • Deyr-ul Umur (Mor Gabriel) Manastırı / Midyat’ın 18 km. doğusunda, 16 dönüm arazide, Savurlu Mor Samuel tarafından M.S. 397′de inşaa edilmeye başlanmış manastır, dünyanın yaşayan ilk beş manastırından birisi olan Süryaniler için çok büyük önem taşıyor. 615 – 1049 yılları arasında Metropolitlik merkezi olarak görev görmüş. Manastırda lahitlerin yer aldığı Meryem Ana Kilisesi, Resuller Kilisesi, Kırk Şehit Kilisesi, Mor Gabriel Mabedi, Kral kızı Teodara’nın Mor Gabriel tarafından iyileştirilmesi sebebiyle Teodara Kubbesi, MS.512 yılında Kral Anastas tarafından yaptırılan büyük Mabet yer alıyor. Görkemli mimari örnekleriyle efsanavi bir abide niteliğini taşıyor. Burada Süryani rahiplerin sandalyeye oturur ve de doğuya bakar vaziyette gömüldüğünü öğreniyorum.
  • Meryem Ana Manastırı / Hah (Anıtlı) köyünün güneyinde bulunan Meryem Ana Kilisesi günümüzde eşine az rastlanan kiliselerden biridir. 5. yy. dan kalma olduğu tahmin edilen kilisenin kare planı ve merkezi kubbesi ve çapraz nefi ile civar manastır kiliseleri ile benzer bir yapı taşıyor. Ancak oturma yerleri bulunan bir opsisle, karşılıklı okuyan iki koroyu barındıracak genişlikte, cemaate kapalı bir nef, yöre kiliselerinde hiç rastlanmayan bir özellik taşıyor. Kilisenin bir zamanlar metropolitlik merkezliğini üstlenen HAH’ta metropolitin manastır erkanına ayrıldığına inanılıyor. Süslü kemerleri, kemerlerin üzerinde yükseldiği akantus yaprakları ve girlandlarla bezenmiş başlıkları ile zarif bir taş işçiliği örneği. Efsaneye göre kilisenin kuruluşu Hz. İsa’nın doğumuna (1.yy.) dayanmakta, Yahudiye ülkesinde,bir kralın doğumunu muştuladığına inandıkları parlak yıldızın izini süren on iki kral,doğudan yola çıkarlar. Hah Kralı Hanna’ya vardıklarında içlerinden üçünü Kudüs’e yollarlar. Üç Kral yeni doğan çocuğu bulup ona hediyeler sunarlar. Kendilerine anı olarak verilen çocuk bezini Hah’a getirdiklerinde 12 kral arasında paylaşmak isteseler de bez parçalanamaz, yakıp külünü aralarında paylaşmaya karar verirler. Aleve atılan bez on iki altın madalyaya dönüşür. Bu mucizeye tanık olduklarında Tanrı Anası adına sonsuza kadar ayakta kalacak bir anıt kurmaya karar veriler.
  • Hah köyünde yer alan 5.yy’a ait Mor Sobo kilisesi kalıntıları ise dönemin görkemini algılamak için ziyarete değer.
  • İzozoel Kilisesi / Midyat’ın Altıntaş (Keferze) köyünde bulunan bu kilise, köyün kuzeyindeki en yüksek noktaya yerleşmiştir. Kilisenin görkemli konumunu vurgulayan çan kulesi Midyat’taki taş işçiliği ve işlemeciliğinin en güzel örneklerinden birisidir.
  • Mor Estafanos Kilisesi / Midyat’ın Güngören (Keferbe) Köyünde yer almaktadır.

 

 

 

5 GÜNLÜK ROTA

Gün 1: Öğleden sonra İstanbul’dan Mardin havalimanına iniş, Mardin Kasımiye Medresesi ve Sabancı Müzesi gezisi, Sabancı Müzesi Terasından gün batımı, Cercis Murat Konağında akşam yemeği, Maridin Otel’de konaklama

Gün 2: Mardin’den Hasankeyf’e hareket, Hasankeyf antik şehri ve Zeynel Abdin türbesi gezisi, Hah (Anıtlı) Köyü Meryem Ana Manastırı ve Mor Sobo ziyareti,  Savur’da Abdullah Paşa Konağı ziyareti ve öğle yemeği, Midyat yolunda Deyr-ul Umur (Mor Gabriel) Manastırı ziyareti, Midyat Konukevi terasında gün batımı, Midyat Kasr-ı Nehroz’da konaklama

Gün 3: Midyat sokakları gezisi, Gelüşke Hanı, Gümüşçüler Çarşısı, Estel Hanı

Beyaz Su’da öğle yemeği, Dara Antik şehri ziyareti, Nusaybin’de Mor Yakup Manastırı ziyareti, Nusaybin Şırnak yolu üzerinde Tur Abidin Dağı yamacında Mor Evgin (Augen) Manastırı ziyareti, Midyat Kasr-ı Nehroz’da konaklama

Gün 4: Midyat’ın Altıntaş (Keferze) köyündeki İzozoel Kilisesi, Midyat’ın Güngören (Keferbe) Köyünde Mor Estafanos Kilisesi ziyareti, Mardin’e hareket, Antik Şarap Fabrikası ziyareti, Deyrul Zaferan Manastırı ziyareti, Mardin Müzesi ziyareti. Mardin’de gün batımı ve Şahin Tepesi Beşir’in yerinde akşam yemeği. Maridin Otel’de konaklama

Gün 5: Özel izin ile Mardin Kale’si ziyareti, Zinciriye Medresesi, Şehidiye medresesi, Kız Meslek Lisesi kapısı ve binası, Ulu Camii, Tokmakçılar Konağı, Kırklar Kilisesi, Bakırcılar Çarşısı, Revaklı Çarşısı gezileri… akşamüzeri uçağı ile İstanbul’a dönüş.

 

 

 

MİDYAT REHBERİ

OTELLER

Kasr-ı Nehroz / Bu diyarların şüphesiz en güzel oteli Kasr-ı Nehroz.  Türkiye’de gördüğüm en özenli, en uyumlu ve en başarılı restorasyon projesi olan Kasr-I Nehroz, geleneksel doku ile modern beklentileri tam kıvamında buluşturan gerçek bir zanaat eseri.

Shmayaa ise başka bir şık alternatif

 

 

RESTORANLAR

Kasr-ı Nehroz – Sadık Usta’nın yöre mutfağından gurme lezzetleri

Cihan – tencere yemeği – yeni Midyat
Köşebaşı Kebapçısı – kebap – yeni Midyat
Saray Lokantası –  esnaf lokantası + döner kebap – yeni Midyat

Şamdan – pide, lahmacun, sembuse – yeni Midyat

 

YÖRESEL LEZZETLER 

Arap ve Süryani etkileri Mardin Mutfağında kendisini gösteriyor. Osmanlı’nın Halep ilinin yemeklerinin yanı sıra çeşitli baharatlar ile lezzetlendirilmiş çorbalar, etler, tatlılar yörenin tatları arasında yer alıyor. Baharat Mardin mutfağında çok önemli bir yer tutuyor, Otaçağ’da İpek Yolu üzerinde bulunan Mardin’in, baharat yolunun yöreye kazandırdığı Tarçın, kişniş, mahlep, zencefil, pul biber, yenibahar ve sumak gibi tatların yanı sıra yeşil nohut ve kenger kökü gibi yöresel ot ve baharatlar tüm mezelerde ve yemeklerde kullanıyor. Ayrıca Mardin’de enteresan meyve-et ortaklığı lezzetleri tatmak mümkün.

Yörenin baharatları ile lezzetlendirilen lokal yemekleri:

  • yoğurtlu nohutlu etli çorba Lebeniyye,
  • haşlanmış içli köfte İkbebet,
  • kızarmış içli köfte Irok,
  • Süryani içli köftesi Kitel Raha,
  • tarçınlı kapalı lahmacun Sembuse,
  • ekşili erik yahnisi Alluciye
  • pekmezli erik tavası İncasiye,
  • ekşili bir nohut yemeği Hımmısiye,
  • işkembe dolması Kibe,
  • bol tarçınlı biber ve patlıcan dolmaları,
  • kuzu çevirme ve kaburga dolması,
  • yufkaya sarılı peynirli börek tatlısı Kahiyat,
  • şekerli pirinç peltesi Zerde,
  • Mahlep ağacı aşınarayak yetiştirilen Kiraz,
  • şekerle veya tarçınla kaplı, kavrulmuş taze badem şekeri Milebbes,
  • Müslüman ailelerin bayram ve mevlüt çöreği olan mahlep’li Kiliçe çöreği (Ortodoks Süryanilerin düğün ve taziyelerde pişirdiği Paskalya Çöreği ile neredeyse aynı lezzete farklı görüntüde)
  • Yabani fıstık Bıttım (aşılanınca Antep Fıstığı oluyor)

Bir lezzet varki tadı hala damağımda. Bize eşlik eden Mesut’un Suriye sınırından bulduğu Domalan mantarları (bir çeşit trüf) ile Beşir Abi’nin yeri Şahin Tepesinde özel pişirttiği trüflü kavurma ve de  trüflü kebap. Yurtdışında el değmez fiyatlara satılan trüfü, Mardin’de çok daha uygun fiyata bulabilme imkanınız var, ve de kebabın ince kıyım etine karıştırılan ince kıyım trüf, şişte pişince öyle lezzetli bir kıvama geliyorki, benim gibi et konusunda çok seçici olanlar bile parmaklarını yiyor.

 

 

YÖRENİN TÖREN GELENEKLERİ

Kutlama ve yas günleri toplum dinamiklerinin aynasıdır, bu yüzden gittiğim her yerde düğün geleneklerini sorarım, mümkünse bir düğüne gitmeye çalışırım… Mardin’de çok farklı kültürler içiçe olduğu için düğün seremonileri de biraz farklılık gösteriyor, ancak hepsinde yaşamın ‘biz’ merkezli olduğunu görüyorsunuz, bireyler değil aileler elveniyor aslında… Nasıl mı? Önce kız ve oğlan birbirini beğenir ya da aile birbirine uygun görür, bir tanışma yemeği için aileler bir araya gelir. Ardından isteme yemeğinde söz kesilir, hayırlara vesile olsun diye el fatiha okunur. Bu arada her gidiş geliş birkaç altın demektir, oğlanın ailesi altınları kızın ailesine sunar. Düğünde karar kılınca davetiye yerine kadın elbisesi veya erkek gömleğine yetecek kadar kumaş gönderilir. Hali vakti yerinde olan taki merasimi yapilmaz.Sırada adeta bir Halil İbrahim sofrasını andıran damadın yolunu açma yemeği vardır. Kızı oğlana helal etmek için imam nikahı kıyılır. Düğünden bir gün önce kız tarafı kına gecesini organize eder.

Damadı da işaretlemek için serçe parmağına kına yakılarak para bağlanır. Düğün günü gelir çatar, erkek dev bir çadır yapar, aşireti ağırlar, pişen koyun kuzu herkese dağıtılır, hayırlara vesile olması için mevlüt okunur. Düğün günü kornalar eşliğinde konvoy yapılır, kim evleniyor herkesin haberi olsun diye. Gelin düğün alanına geldiği an silahlar çekilir. Mertliği yiğitliği göstermek, kan davalıların gözünü korkutmak için. Düğün gecesi davul zurna çalınır halaylar çekilir. Bereket olsun, mutlulukla gelsin diye damat gelin için, içi şeker ve para dolu bir küp kırar Düğünde gelin ve damat çok fazla oynamaz, ancak yakınları kaldırırsa nazlı nazlı oynar… Hem nazar değmesin hem de ayıp olmasın diye.. Kız tarafı da çok fazla oynamaz, ‘Hem kızı verdin bir de üstüne halay mı çekeceksin’… Düğün alayının yarısından fazlası gittikten sonra ilerleyen saatlerde takı seremonisi başlar. Yeni çifte geleceklerini kurmaları için altınlar ve takılar takılır. Eve giderken bir küp su kırılır, yaşamları su gibi aziz ve temiz olsun diye. Bekaret hala önemli olduğu için gerdek gecesi önemlidir, damat kanlı çarşafı anneye gösterir. Düğünün 2.-3. günleri Sabahiye başlar. Kapılar açılır herkese çerez, çay ve şeker ikram edilir, hali vakti yerinde olamayıp düğüne gelememişler yeni evli çiftin evine tabak çanak gibi ev eşyaları hediye eder. Gelin de çorap, havlu, seccadiye hediye eder gelenlere. Kız tekrar babasının evine gider, birkaç gece orada kalır, damat yine hediyeler ile gelir ve kızı son ve kesin olarak alır. Ve de ‘Onlar ermiş muradına, biz çıkalım kerevetine’ hayat tekrar normale döner.

Süryanilerin cenaze ve taziye gelenekleri ise çok enteresan. Süryaniler için taziye evi kilisedir, her bireyin vaftiz suyu saklanir cenaze töreninde defnedilmeden önce cenazenin yüzüne sürülür, koro ilahiler okur, ziyaretçilere kutsal ekmek ve kahve ikram edilir. Defin töreninden sonra kilisede 3-4 gün taziyeler kabul edilir. Birkaç sene cenaze yakınları bayramları kutlamaz ancak Suriye Süryanilerin Yas Kaldırma Günü vardır, herkes cümbüş ve halay eşliğinde cenaze ailesini sevindirip evin yasına son verir, herkes gülmeden evden çıkılmaz.

Ezidiler de ise kişi başka yerde yaşasa bile, doğduğu köye defnedilir, birey böylece ‘ait olduğu yerin kucağına döner’. Ezidi din adamı olan  Pesimam cenaze için dualar eder, siyah kesilir, kurban kesilir, ağıtçı kadınlar ağıtlar yakar, taziyeleri 3-4 gün sürer, ve de ezidi aile o güne kadar gözyaşı dökmez, taziyeler bittikten sonra evine çekilnce yasını ve ağıtlarını akıtır.

Arap Kürtlerinde ise kadınlar saçlarını örük yapıp kökten keserler ve mezarın etrafına asarlar, ya da heybenin içine koyup mezar yakınına gömerler. Yası yürekten yaşadığını göstermek ve ölüyü onurlandırmak için en kıymetli varlıklarını feda ederek sunarlar.

 

Zeynep Atılgan Boneval