MİAMİ’DE HER DAİM BAHAR

 

Giriş

Türk Hava Yolları’nın Miami seferine başlaması bir anlamda hayatımı değiştirdi. Miami’nin arkasına eklediğim Meksika ve bir süredir akımda olan Guatemala, algılarımı tazeledi, bundan sonraki planlarımı şekillendirdi ve hayatımla ilgili yeni kararlar almama vesile oldu.

Miami’nin Meksika’ya yakın olmasından dolayı, Miami günlerimin arkasına renkli Meksika’yı ve sonrasında Guatemala’yı ekleyebileceğim fikrini doğurdu.  Bunu sevinçle hayal etmeye başladıktan birkaç hafta sonra yollardaydım:) Ama önce aynı heyecanla oturup seyahati planlamaya başlamam gerekiyodu.

Yapılacak çok iş vardı. İstanbul- Miami- İstanbul ana uçuşu dışındaki diğer almam gereken uçuşların tarih ve fiyat kıyaslamalarına bakmaya, rotayı belirleyebilmek için öncelikli görmek istediğim yerleri belirlemeye, kimi yerlerden zaman ve mesafe sınırlamaları yüzünden vazgeçmeye, şehirlerle ilgili bilgileri okumaya ve nerede kaç gün kalınmalı gibi araştırmalar yapmaya ve 3 haftalık programı yavaş yavaş oturtmaya başladım.

Seyahat öncesi birkaç hafta tam bir ilişkiye dönüştü. İlişkinin ilk başındaki tutku ve sürekli onu düşünme halleri gibi… Söylediği ve söylediğin her sözü düşündüğün, garip bir mutluluk hali ama aynı zamanda kaybetme endişesi..Tuhaftır, ne zamandır bir seyahatle hele ki öncesinde böyle bir ilişki geliştirmemiştim:)

Kafamda uçuşan bilgilerle ve ‘acaba şöyle mi yapsaydım?’, ‘şu uçak fiyatına tekrar bakmalıyım’ gibi düşüncelerle dolu yatıyor ve aynı yoğunlukta kalkıyordum.

Daha önce pek çok yere gitmiş olmama rağmen sanırım Orta Amerika’ya ilk defa gidecek olmamın etkisiyle ve diğer seyahatlere göre daha fazla uçak, konaklama ve detay içermesi bakımından bu yolculuk bana farklı bir enerji verdi başından beri.

Döndüğümde yanılmadığımı, beni bu toprakları ve bu seyahatin boşuna heyecanlandırmadığını anladım.

IMG_1874

Miami, ilk gün beklediğimden serin karşılayınca bavuluma koyduklarımı gözden geçirmeden duramıyorum. Neyse ki güneşin cömert davrandığı öğle ve sonrası birkaç saat kemiklerimi ısıtmaya ve kış ortasında yazı yaşatmaya yetiyor. Yine de kış aylarında yapılacak seyahatlerde sabah ve akşamların olası serinliğini göz önünde bulundurarak biraz alternatifli kıyafetle gelmekte fayda var. Bir akşam taksiden otelin kapısında inmeme rağmen, içeriye girene kadar içimi titreten soğuk rüzgarı unutmam mümkün değil.

Varışta son derece nazik bir karşılama ile Miami’nin en iyi otelleri arasında yer alan St. Regis’teyim. Otel, Miami günleri boyunca, neredeyse tüm duyularıma hitap eden ve mutluluk veren bir detaya sahip. O da aslında detay olmaktan çok öteye geçen, efsane kahvaltısı. Son derece özenli, lezzetli ve sağlıklı alternatiflerin servis edildiği kahvaltıda, çalışanların ilgisi bu tatları tamamlıyor. Kahvaltı öncesi sabah uyanınca gördüğüm ilk manzaranın nefis okyanus manzarası olması ise otelle ilgili aklımda kalan güzelliklerden biri.

IMG_1862 (1)

Ertesi sabah okyanus manzarasına uyanıp enfes bir kahvaltı yaptıktan sonra öğle saatlerine doğru ısınmaya başlayan havanın tadını çıkarmaya başlıyorum. Şehri keşfetmek için araba kiralamak ya da hayranlık uyandıracak kadar kullanışlı bir alternatif taksi uygulaması olan ‘Uber’i kullanmaya başlamak zaman kaybını önlemek açısından şart. İlk gün, şehrin büyüklüğü karşısında ulaşımı en uygun nasıl çözerim acemiliğinden (araba kiralamadığım için) Uber uygulamasını kullanana kadar bu zamana kadar yalnızca bir defa nasıl olduysa Milano’da kullandığım ve çok turistik bulduğumdan tercih etmediğim ‘hop on/hop off’ otobüslerden birine atlayıp şehri turlamaya başlıyorum. Bunu yapma sebebim de iki günlük hop on/off otobüs biletinin iki gün boyunca kullanacağım taksi fiyatından az olacağını hesap etmiş olmam:) Ancak ‘hop on/off’ otobüslerin duraklarında beklemekten sıkılınca aynı gün Uber uygulamasına şans vermem geç olmuyor.

Bu turistik otobüs biletine boşuna 40 Dolar verdiğimi, Uber uygulamasıyla, pek çok mesafenin, üstelik en az 20 dakika-yarım saat arası süren mesafelerin bile 8-10 Dolar’ı geçmediğini ve Türkiye’deki fiyatlarla alakası olmadığını görüyorum. İstanbul’da Uber, taksiye göre daha pahalıyken burada fiyatlar çok altında kalıyor. Üstelik çağırdığınız andan 2-3 dakika sonra gibi bir zaman sonra aracın dibinizde bitivermesi her defasında memnuniyetle karışık bir şaşkınlığa sebep oluyor:) Miami’de araba kiralamayanlara kesinlikle tavsiye ederim.

Ocak aynının bir öğle sonrasında ışıltılı bembeyaz kumların ardından okyanus göz kırpıyor. Ocean Drive’da ‘Happy Hour’ saati. Fazlaca boyalı duran kokteyllerden ısmarlamak yerine uzun, beyaz kumsala doğru yöneliyorum. Okyanus kıyısı, ruhu dinlendirmeye, ‘hiç kimse’ olmaya ve rüzgarın özgür çağrısına kapılmaya daha uygun.

IMG_1861

Barların ve kafelerin masalarını, önlerinde içlerine sulu boya karıştırılmış gibi abartılı renklerde ve Amerika’nın kendisi gibi devasa boyutta kokteyl bardakları bulunan, muhtemelen burada yaşayan değil, Miami kült’ünü yaşamak isteyen müşteriler doldurmuş. Miami Beach yazılı, hava sıcaklığını da gösteren saatte 70 Fahrenheit yazıyor. Bu da Miami için ideal bir sıcaklık demek.

Buranın atmosferini solumak, ‘görmek’, ‘görülmek’ isteyenler akşamüzeri içkilerini alıp Dj’lerin müzik yapmaya başladığı otellerin havuz başına ya da bir masaya ilişiyor.

Ocean Drive’ın hemen arka caddesinde yer alan ‘Diner’ ise Miami’nin diğer ‘kült’ adreslerinden. Gri, metalik ve son derece film karesi tadındaki kafe&restoran’ın kırmızı ‘kitch’ deri koltuklarına kurulup,  filmlerde karakterlerin garsona, ‘bize iki kahve ve omlet’ tonlamasıyla sipariş verip bu film karesini tamamlamak mümkün.

Ocean Drive’da fotoğraf karelerine çokça palmiye ve en az palmiyeler kadar dikkat çekici olan arabalar giriyor. Art Deco binaların önündeki Cadillac’lar, Porche’ler buranın imajını tamamlamakla kalmıyor, çoğu kişinin aklındaki Miami imgesinin de karşılığını veriyor.

IMG_1750

Sonsuza kadar uzanıyormuş gibi görünen geniş, beyaz kumsalda ilk sırada neden çok katlı otel ya da ‘residans’ların boy gösterdiği ise aklımın almadığı bir şehircilik. Oysa alçakgönüllü boyutlarda yapılmış, bahçeli evler, bu sahillere kuşkusuz daha çok yakışırdı.

Bu yanyana dizili binaların alamet-i farikaları, herkese ait olan plajdan otellerin bahçelerine ve sonra içlerine girilince anlaşılıyor. En ünlü otel zincirleri burada sıralanmış durumda. South Beach’te konumlanan ‘The Setai’, plajdan bakıldığında kendini iyi gizleyen bir mabed gibi. Otelin havalı beach bar’ından havuz başındaki lodge’lara doğru sızdığınızda ortamdaki havalı dokunuşları hemen hissediyorsunuz. Uzakdoğu detayları ve tonları hakim olan otelde havuz kısmında çalışan ekip de Uzakdoğu ağırlıklı. Zarif bir biçimde Tayland’lıların nezaketinde ellerini önlerinde birleştirerek selamlıyorlar. Lodge’larda havluların üzerine dev deniz kabukları ya da istiridyeler yerleştirilmiş.

IMG_1970

Oteli ana binaya bağlayan geçitte, Uzakdoğu esintisi çeşitli heykellerle devam ediyor. Bu geçitte bir de otelin spa’sı yer alıyor. Öğleden sonra sertleşen rüzgarın etkisiyle plajdan üşüyerek sığındığım spa’nın ısıtıcılı masaj yatakları ve rahat atmosferi kaslarımı gevşetmeye yetiyor. Miami’nin tadı, lüks otellerde salınmak ise ‘The Setai’, beklentileri yüksek bünyeleri tatmin edici detaylara ve ince bir zevki, konfor ve şıklıkla birleştiren sade bir atmosfere sahip.

IMG_1971

Miami günlerinin ‘olmazsa olmaz’ları arasında alışveriş yer alıyor. Trafiğe kapalı Lincoln Road’da çeşitli markaların mağazaları arasında turlarken, alışveriş molalarını güzelleştiren kafe ve restoranlar İtalyan mutfağı ağırlıklı olduğundan, makarna, pizza seven Türk damaklarını mutlu edecek nitelikte.

Açık havada alışveriş yapmak, yorulunca kafelerde soluklanmak, gelen geçene bakmak, kapalı alışveriş merkezlerinden çok daha iyi bir alternatif. Lincoln Road’daki mağazalarla yetinmeyenler ve alışverişte sınır tanımayanlar için St. Regis Bal Harbour Hotel’in hemen karşısında konumlanan Bal Harbour’ın, sıkıcı alışveriş merkezi konseptinden sıyrılan, mümkün olduğunca açık havada ve yeşillikle lüks mağazaları birleştiren ortamı bekliyor. Bal Harbour bölgesine gelmişken St. Regis’in restoranında yemek ya da barında takılmak ta bir alternatif.

Miami, sadece ‘star’ların sahip olduğu malikaneler, abartılı arabalar ve lüks mekanlar demek değil elbette. ‘Art Basel Miami’ her sene Miami’nin sanat damarlarını besliyor. Art Miami’ye denk gelmedim ancak şehrin sanatçı ruhlu ve bohem semti ‘Wynwood’ da, devasa graffiti’lerin, kahvecilerin, tasarım mağazalarının, sanat galerilerinin ve sokağın az da olsa tadını çıkardım. Bu bölge Miami seyahatinin, şimdiye kadar alışılagelmiş ‘Miami’ imajından farklı bir tat sunan kısmı.

IMG_1755

Hatta Wynwood’un hemen yakınında, akıllardaki Miami imajıyla tamamen zıt, ‘tehlikeli’ bir mahalleye ‘Wynwood Walls’u ararken benim gibi yanlışlıkla düşmemek için Wynwood’a mutlaka taksi ya da Uber kullanarak gidin. Wynwood’a gelmişken, Panther Coffee’nin kahvelerinden denemek, Wynwood Walls’un son derece ilham veren graffiti’lerinin önünde poz vermekse adetten.

Günü buradaki pub ya da restoranlardan birinde bitirmek te pekala mümkün ancak semt değiştirmek isterseniz hemen yakınındaki Midtown’da -çeşitli markaların meraklıysanız- biraz alışveriş yapıp, birbirinden farklı mutfağa sahip restoranlarda akşama devam edebilirsiniz. Daha ‘Amerikan’ bir alternatif ise, ayaküstü yemek için orijinal şubesi Washington’da bulunan ‘Five Guys’. Hamburgerleri meşhur fast food mekanın bir vejetaryen olarak, vejetaryen alternatifleri de bulunduğunu belirtmeden geçemedim.

Küba’ya bu kadar yaklaşmışken biraz Havana sokaklarının esintisini hissetmek için ‘Little Havana’ya gidip, her gün öğleden sonra başlayan canlı Küba müzik performansını dinleyip, Küba’da çok sevilen bir oyun olan ‘domino’ oynayanları izleyebilirsiniz.

 

Miami- Cancun uçuşu ve Tulum macerasının devamı için;

 http://www.yolculukterapisi.com/meksika-macerasi-i-yucatan-yarimadasi-tulum/

MEKSİKA MACERASI I- YUCATAN YARIMADASI-TULUM

Seçil Sağlam