MARDİN ROTALARI VE REHBERİ

MARDİN VE CİVARI  ROTALARI

  • Mardin Müzesi / Mardin civarındaki ilk buluntular Paleolitik döneme (MÖ 45.000 – 10.000) ait yerleşik olmayan avcı toplulukların taş bıçak başları. Urartu, Asur, Sümer, Selçuklu ve Osmanlı dönemine ait heykel, silah, kap kaçak, sunak, seramik ve mezar taşlarının sergilendiği müzede tarih içindeki kültürel değişim ve gelişmeleri takip edebiliyorsunuz. Müzenin Etnografya bölümünde ise geleneksel yaşam sahneleri ve de el işlerini görebiliyorsunuz. En çok hoşuma giden müzenin ilkokul öğrencilerine ayırdığı özel bölüm oldu. Mini bir arkeolog eğitim alanı olan bölümde, Tas devrinden bugüne medeniyetlerin gelişimini temsili insan çizimleri üzerinden anlatıldıktan sonra, toprak altına gömülü antik objeleri bulup çıkartma teknikleri öğretiliyor. Öğrenciler objeleri temizlemeyi öğrenerek temsili bir mini müze ev haline getirilmiş bölümde sergiliyorlar. Ardından farklı tezgahlarda ebru, keçe ve sikke baskısı yapmayı öğrendikten sonra günün sonunda mini arkeologlar olarak tarihe sahip çıkmayı öğreniyorlar.
  • Sabancı Kent Müzesi / Etnoğrafya Müzesi niteliği taşıyan kent müzesinde ayrıca geçici sergiler için de bir alan yer alıyor, biz oradayken Ara Güler’in Türkiye fotoğrafları sergileniyordu. Eğer müzeyi akşamüstü kapanmadan önce ziyaret ederseniz ardından terasına çıkıp gün batımında uçsuz bucaksız ova manzaraları ve iki minare silüeti arasından sarı turuncu taş evleri ile Mardin teraslarını izleyebilirsiniz.
  • Ulu Camii / Artuklu Dönemi mimari örneklerinden, dilimli kubbesi ve minaresiyle Mardin’in sembolü olan Mardin Ulu Cami, orjinalinde iki minareye sahipmiş. Bugün ayakta kalan Doğu Minaresi üzerinde biri Hz. Muhammed’e adanmış 8 cennet kapısı deseni yer alıyor.
  • Her dinin bir arada barış içinde yaşadığı Mardin’de Müslüman mezhepleri arasındaki dayanışmayı bu camide görebiliyorsunuz: Hanefi, Şafi, Hanbeli ve Maliki mezheplerinden Müslümanlar Ulu Cami’de bir arada ibadet  ediyorlar.
  • Zinciriye Medresesi / Mardinin tepesinde kalenin altında yer alan Zinciriye Medresesi 1385 yılında Melik Necmeddin İsa Bin Muzaffer Davut Bin El Melik Salih tarafından yaptırılmıştır. Çift avlulu ve iki katlı medresenin girişindeki taş işlemeleri ve dilimli kubbeleri çok etkileyici Medresenin yüksekte kurulmasının amacı, rasathane olarak da kullanılmasıymış. İçindeki camide yer alan mihrapta ki renk renk taşlar ise ışık vurunca adeta bir renk cümbüşüne dönüşüyor.
  • Şehidiye Medresesi / Şehidiye medresesindeki minarenin etkileyici bir aşk hikayesi var. Caminin Süryani mimarı Lole bir Müslüman kızına aşık oluyor, ve Müslüman olma dileğini gerçekleştirebilmek için, içindeki büyük aşkı taşlara nakış gibi işleyerek, adeta bir sanat eseri olan bir minare ortaya çıkartır. Mezopotamya ovalarını izleyen bu minare aşkın sırrını taşır.
  • Hatuniye Medresesi (Sıtti Radviyye) / Artuklu hükümdarı Kutbettin İlgazi’nin annesi adına 12.yy’da inşaa edilen Sitraziye medresesi ve camisinin büyük ilgi odağı Hz. Muhammet’e ait olduğu kabul edilen ayak izi.
  • Kasımiye Medresesi / Mardin’in en önemli medresesi ise, şehrin güneybatısında yer alan, 700 yıllık bir geçmişe sahip, nakış gibi işlenmiş mükemmel taş mimarisi ile Kasımiye Medresesi. Astroloji, tıp ve dini eğitimlerin merkezi olan medresenin duvarlarında astronomi ve tıp bilimine ait simgeler hala duruyor. Medresenin yapımına Artukoğulları zamanında başlanmış, Akkoyunlu hükümdarı Cihangirin oğlu Sultan Kasım tarafından tamamlanmış. Tuğlu tonozlu revaklar ve yanlara doğru derin tonozlarla genişletilmiş tromp kubbeli Cami, revaklı avluda büyük eyvanın selsebilli kanallarda ortadaki havuza bağlanmıştır. İki teras üzerine iki katlı medrese, cami ve türbe ile birlikte külliye şeklindedir. Havuzlu avlu olan Selsebilli Eyvan, Kasımıye Medresesi’nde iklimlendirme, görsel ve mimari amaçlarla kullanılmasının yanında eğitim amaçlı da kullanılmış. Astronomi dersleri akşam havuz etrafında toplanılarak ve gökyüzünün su üzerindeki yansımasından faydalanılarak yapılmış. Ayrıca Selsebilli Eyvan tasavvufi bir betimlemeyi simgeliyor. Suyun duvardan çıktığı delik anne karnını ve doğumunu sembolize ediyor. Suyun ilk döküldüğü havuz bebeklik, ikinci döküldüğü havuz çocukluk dönemini simgeliyor. Sonrasında uzanan geniş kanal ise gençlik dönemini simgeliyor: sanki hiç akmıyormuş, sabit duruyormuş gibi görünen su, tıpkı zamanın durduğu, insanın hep genç kalacağını düşündüğü gençlik yıllarını andırıyor. Arından gelen dar kanal ise yetişkinlik dönemini simgeliyor, hızlı ve çalkantılı akan su yaşlandıkça zamanın ne kadar çabuk geçtiğini hatırlatıyor. Suyun döküldüğü havuz ise ölümle birlikte herkesin girdiği mahşer yerini simgeliyor. Havuzun üst kısmındaki çıkış cenneti, alt kısmındaki çıkış ise cehenneme gidenleri simgeliyor. Ve de her ne olursa olsun akan her suyun mezopotamya ovasına ulaştığı ve orada bir bitkiye can verdiği düşüncesi ile, ölen her canlının da bir şekilde ovada can bulacağına inanılmış. Kasımiye medresesinin güneş doğumundan batımına kadar tüm dersliklerin güneş ışığından faydalanabildiği orjinal bir mimarisi. Dersliklerin kapı girişleri ise çok alçak, sebebi ise din, ilim ve irfanın sembolü olan hocasının huzuruna giren öğrencinin, hürmetini gösterebilmesi için  başını eğmesini sağlamak.
  • Deyrul Zaferan Manastırı (Safranlar Manastırı) / Kökenleri Aramiler’e dayalı, Hristiyanlığı ilk kabul eden ve de Hz İsa’yı takip eden ilk kavim olan Süryaniler’in, aktif olarak ibadetlerini sürdürdüğü en büyük manastırlardan birisi Deyrül Zaferan. 5.yy’da inşaa edilen manastır, Süryaniler için çok büyük önem taşıyor. 630 yıl boyunca Süryani Ortodoks Patriklerine ev sahipliği yaparak, tüm dünyadaki Süryanilerin merkezi konumundaymış, 1932’de merkez Şam’a taşınmış, ancak hala Deyrül Zaferan en önemli dini merkezlerden birisi. Mardin’in 3 kilometre doğusunda yukarı Mezopotamya manzarasına hakim bu muhteşem manastırın içinde iki avlu, Mar Hananyo, Meryem Ana ve Mar Petrus kiliseleri, Azizler Evi ve ilk Güneş Tapınağı yer alıyor. Manastır, milattan önce Zerdüştler için Güneş Tapınağı, daha sonra da Romalılarca kale olarak kullanılan bir kompleks üzerine inşa edilmiş. Romalılar bölgeden çekilince Aziz Şleymun bazı azizlerin kemiklerini buraya getirterek kaleyi manastıra çevirmiş. Bu nedenle manastır, önceleri Mor Şleymun manastırı olarak biliniyormuş. Mardin ve Kefertüth Metropoliti Aziz Hananyo’nun 793 yılından başlayarak büyük bir tadilat yapmasından sonra manastır onun adıyla anılmış. 15. yüzyıldan sonra manastır etrafında yetişen zafaran (safran) bitkisi sebebiyle “safran manastırı” anlamına gelen Deyrul Zafaran adı verilmiş. Bu arada Aziz, Patrik, Rahip, Papaz farkını soruyorum Mesut’a. Patrik Ortodoks Kilisesinin başı olan kişinin ünvanıymış, arkasından gelen en önemli din büyüğü ise, bir bölgenin din işlerine başkanlık eden rahipler olan Metropolitlermiş. Deyrul Zafaran manastırı metropolit tarafından yönetiliyormuş. Rahipler manastırlarda ibadet ve eğitim yaşamlarını sürdüren, evlilik gibi her türlü nefsi istekten uzak yaşan din adamları. Evlenip çocuk sahibi olabilen papazlar ise halkın din işleri ile ilgilenip dini törenleri yönetiyormuş. Tabi ki Aziz en yüksek rütbeymiş, mucize gerçekleştiren rahipler Aziz ünvanı alıyormuş. Manastırın en enteresan yeri Güneş Tapınağı. MÖ 1000’ler inşaa edildiği tahmin edilen, düz tavan kilit sisteminin dünyadaki tek örneği olan, pagan güneş tapınağında, doğuya bakan küçük pencereden içeri giren güneşin ilk ışıkları ile ibadete başlayan insanlar, pencerenin hemen sağ yanındaki sunakta da güneşe kurban adıyorlarmış. Tapınağın en müthiş özelliği ise, tavanında hiçbir harç malzemesi olmayan, kilit sistemi ile içiçe geçen V taş blokların, üstünde yer alan 5000 tonluk bütün manastırı taşımasına rağmen, yaklaşık 3000 yıldır ayakta kalabilmesi. Manastır girişindeki çay bahçesinde safran, karanfil, tarçın ve çay birleşimi olan Zafaran çayı ya da Süryani kahvesi içebilir, hurmalı kurabiyenin tadına bakabilirsiniz.
  • Mardin Kalesi / Diğer bir ismi Kartal Yuvası olan Mardin kalesi, Subari, Sümer, Babil, Mitaniler, Asur, Pers, Roma, Bizans, Emevi, Abbasi, Hamdaniler, Selçuklular, Artuklu, Karakoyunlu, Akkoyunlu, Safaviler, Osmanlılar dönemlerini yaşamış çok önemli bir kale. 1 km. uzunluğunda, 30 ila 150 m. genişliğindeki kale, doğal kaya üzerine çok az eklentilerle müstahkem bir hale getirilmiş. Özel izin ile çıkılabilen kale, Mardin’in en güzel kuşbakışı manzarasına sahip.
  • Mor Behnam (Kırklar) Kilisesi (Şar) / Şar mahallesinde bulunan Mor Behnam (Kırklar) Kilisesi 5. yüzyılda inşaa edilmiş. Üç giriş kapısı, ince taş işçiliğine sahip mihrapları, dört yüz yıllık ahşap mihrap kapıları, 1500 yıllık kök boyası baskılı perdeleri, geniş avlusu içinde çan kulesi evi ve adeta dantel gibi işlenmiş taş oymacılığı örneklerinin yer aldığı divan ile göz alıcı bir mimari ve dekora sahip. 1170 yılında kırk şehitlere ait kemikler bu kiliseye getirildiği için Kırklar kilisesi olarak da anılan yapı, bugün Mardin Metropolitlik Kilisesi olarak hizmet veriyor.
  • Mardin’de diğer görülecek yerler: Süryani Okulu,  Mor Efrem Manastırı, Mort Şmuni Kilisesi, Mor Hananyo Kilisesi (Kubbeli Kilise), Kız Meslek Lisesi Kapısı,  Eski PTT Binası (Şahtana Ailesi Evi), Mungan Ailesi Evi, Firdevs Köşkü, Abdülkadir Paşa Konağı,  Tokmaklar Ailesi Evi, Şahkulubey Konağı, Revaklı Çarşı,  Kayseriyye (Bezestan), Yeni Kapı Hamamı, Kervansaray (Surur Hanı)

 

 

 

 

 

 

5 GÜNLÜK YUKARI MEZOPOTAMYA ROTASI ROTA

Gün 1: Öğleden sonra  İstanbul’dan Mardin havalimanına iniş, Mardin Kasımiye Medresesi ve Sabancı Müzesi gezisi, Sabancı Müzesi Terasından gün batımı, Cercis Murat Konağında akşam yemeği, Maridin Otel’de konaklama

Gün 2: Mardin’den Hasankeyf’e hareket, Hasankeyf antik şehri ve Zeynel Abdin türbesi gezisi, Hah (Anıtlı) Köyü Meryem Ana Manastırı ve Mor Sobo ziyareti,  Savur’da Abdullah Paşa Konağı ziyareti ve öğle yemeği, Midyat yolunda Deyr-ul Umur (Mor Gabriel) Manastırı ziyareti, Midyat Konukevi terasında gün batımı, Midyat Kasr-ı Nehroz’da konaklama

Gün 3: Midyat sokakları gezisi, Gelüşke Hanı, Gümüşçüler Çarşısı, Estel Hanı

Beyaz Su’da öğle yemeği, Dara Antik şehri ziyareti, Nusaybin’de Mor Yakup Manastırı ziyareti, Nusaybin Şırnak yolu üzerinde Tur Abidin Dağı yamacında Mor Evgin (Augen) Manastırı ziyareti, Midyat Kasr-ı Nehroz’da konaklama

Gün 4: Midyat’ın Altıntaş (Keferze) köyündeki İzozoel Kilisesi, Midyat’ın Güngören (Keferbe) Köyünde Mor Estafanos Kilisesi ziyareti, Mardin’e hareket, Antik Şarap Fabrikası ziyareti, Deyrul Zaferan Manastırı ziyareti, Mardin Müzesi ziyareti. Mardin’de gün batımı ve Şahin Tepesi Beşir’in yerinde akşam yemeği. Maridin Otel’de konaklama

Gün 5: Özel izin ile Mardin Kale’si ziyareti, Zinciriye Medresesi, Şehidiye medresesi, Kız Meslek Lisesi kapısı ve binası, Ulu Camii, Tokmakçılar Konağı, Kırklar Kilisesi, Bakırcılar Çarşısı, Revaklı Çarşısı gezileri…  akşamüzeri uçağı ile İstanbul’a dönüş.

 

 

 

MARDİN REHBERİ

 

OTELLER

 

Mardin

Room in Historical Stone House: Gerçek bir Mardin deneyimi istiyorsanız Emel & Can Bulgu’nun muhteşem mimarideki taş evindeki odada konaklamanızı tavsiye ederim. Çiftin ne kadar zevkli, evin dekorasyonun ne kadar özenli ve özgün olduğunu ancak konakladığınızda anlayabilirsiniz. www.airbnb.ca/rooms/2895906

Reyhani Kasrı: Mardin’in tarihi şehrinin kalbinde harika manzaralara nazır sade ve minimalist bir dekora sahip modern ve gelenekseli güzel harmanlayan yeni butik otel. 

İzala Otel: Mardin’e yeni eklenen İzala Otel, Mardin tarihi ve görsel değerlerine sahip çıkılarak nakış nakış işlenmiş Mardin taşından bir binada yine Mardin kültürünü yansıtan kök boyalı ahşap tavanlı odalarda tarih yolcucuğuna çıkartıyor misafirleriniz. 33 Standart oda, 2 Junıor Suite oda (Antik şehir Ve Mezopotamya Manzaralı)  3 Corner oda (Antik şehir, Mardin Kalesi ve  Mezopotamya Manzaralı) 3 Family Oda 3 Deluxe oda ve 1 Executive Oda ( Türk Hamamlı ) olarak tasarlanmış 45 odası var.

Gazi Konağı: 1600 yıllık bir geçmişin pek çok dönemine tanıklık etmiş masalsı siluetiyle, daha ilk bakışta, birbirinden gizemli öyküler anlatmayı vaat eder gibidir. Konağımızda tarihle bu günü bir arada yaşamanız mümkün. Tarihinin zenginliğini yansıtan şık mekanlarda konaklamanın farkını hissedecek, konagımızın birbirinden güzel teraslarında Mezopotamya ovası ve Mardin Kalesinin muhteşem görüntüsüne vakıf olacaksınız tarihi yapısı ve tüm doğallığı ile eşsiz bir konaklama imkânı ile zengin kâhvaltıyla başlayacağınız güne özel tatlarla devam edeceksiniz.

Maridin Otel: El emeği göz nuru bir otel olan Maridin Otel, Mezopotamya Ovaları ve Mardin teraslarına hakim muhteşem bir manzaraya sahip.  Otelin her odası özenle döşenmiş, kral dairesi ve süitleri ise otantik bir dekorasyona sahip. Kral dairesinin ayrı bir terası bulunuyor. En beğendiğim süitler Turabdin ve Firdevs. Otelin fiyat politikası ise çok düzgün, diğer oteller gibi çok yüksek fiyatlandırmaları yok. Ovaya bakan standart odalar da pırıl pırıl uygun fiyatlı birer alternatif.

İpekyolu Misafir Evi: Kadın Emeğini Değerlendirme Vakfı’nın “Yerel Kalkınmada Kadın Liderliğinin Güçlendirilmesi Projesi” kapsamında kurulmuş el emeği göz nuru bu şirin pansiyonun gelirleri  Mardin’in yoksul mahallelerinde yer alan, yılda 600 çocuğun faydalandığı, Kadın Çocuk Merkezlerine veriliyor. 

Tuğhan Otel: Taş duvarlar ile geleneksel bir mimari sunan Tughan Otel, Artuklu’da yer alıyor

 

Diğer Oteller

  • Erdoba Konakları (Özellikle Selçuklu Binası)
  • Tatlı Dede Konağı
  • Dara Konağı (biraz aşağıda yer alıyor)

 

 

 

RESTORANLAR

Akşam Yemeği Adresleri:

Cercis Murat Konağı / Birinci Cad. No:517 / 482 2136841

Geleneksel Mardin mutfağının en lezzetli örneklerini sunan Cercis Murat, Mardin’in olmazsa olmaz restoranı. Haftasonları fasıl heyeti ile yörenin ezgilerini, cümbüş, kanun ve davul eşliğinde dinleyebilir, içinizi kıpır kıpır yapan müziklere dayanamayıp kendinizi oynarken bulabilirsiniz.

Bağdadi Restoran / 1. Cad. Vali Adil Sok No:2

Geleneksel Mardin mufağına ait harika  mezeler ve etleri ile Cercis Murat Konağının  yeni rakibi çok başarılı.

Şahin Tepesi / İmam Hatip Lisesi üstü / 482 2125142

Eski kabadayı Beşir Abi’nin ova manzarasına hakim meyhanesinde, lokal lezzetler ve lokaller eşliğinde gerçek bir lokal deneyim yaşayacağınız kesin. Beşir Abi’nin duvarlardaki asılı özlü sözlerine dikkat! Yaşanmışlığın, görmüş geçirmişliği ermişliğini taşıyor bu sözlerin her biri. Eğer Mesut ile giderseniz  – ve sezonu ise – kendisinin temin edeceği domalan mantarı (trüf) ile size özel hazırlanacak türflü kavurma ve kebapları tadabilirsiniz.

 

 

Öğle Yemeği Adresleri

Kebapçı Rıdo – 1. Cadde No203’de yer alan Kebapçı Rıdo, bizce Mardin’in en iyi kebaplarını sunuyor.

Yusuf Usta – Mardin’in en hesaplı ve lezzetli kebapçısı Eski Mardin Çarşısının sonunda salaş bir bahçede yer alıyor. Yusuf Usta, kömür ateşinde acılı Adana, fıstık kebabı ve cevizli kebapları ile meşhur.

Bülent Usta – Çarşı içinde yer alan 4 sandalyeli ufacık bu esnaf kebapçısı lokallerin favorisi (Melek kıraathanesinde oturup, kebabı buraya getirtip, çayınızı içip gerçek bir lokal deneyim yaşayabilirsiniz)

 

Künefe Adresleri

Sadık Usta ve Selim Amca (kaburgacı ama künefesi süper)

 

 

ALIŞVERİŞ

Kahve ve Kuruyemişçi: Tacettin Yertüm’ün dükkanı ArtukBey, 1. Cadde İşbankası yanı, Kerdani kilisesi karşısı. İzin verin Tacettin Bey sizi güleryüzü ve güzel kahvesi ile ağırlasın, bademleri tattırsın. 7 kahveli özel karışımına ve de tarçınlı badem şekerine bayılacağınıza eminim.

Camaltı Şahmeran: Babussor Mahallesinde ressam Can Bulgu’nun olağanüstü şahmeranları

Sabun ve Elişleri: yöredeki hanımların el işlerine yer veren Nahıl, Medrese Mah. 1. Cadde, Reyhani Oteli karşısı No:25/A

Bakır, Cam altı, Şahmaran ve Hat işleri: Usta Ebu Burak’ın dükkanı Anatolia Present Shop: Sipahiler Çarşısı No:6

Kuyumcu ve Antikacı: Metin Ezilmez’in dükkanı Selçuk Kuyumcusu, 1. Cadde No:213

 

 

YÖRESEL LEZZETLER 

Arap ve Süryani etkileri Mardin Mutfağında kendisini gösteriyor. Osmanlı’nın Halep ilinin yemeklerinin yanı sıra çeşitli baharatlar ile lezzetlendirilmiş çorbalar, etler, tatlılar yörenin tatları arasında yer alıyor. Baharat Mardin mutfağında çok önemli bir yer tutuyor, Otaçağ’da İpek Yolu üzerinde bulunan Mardin’in, baharat yolunun yöreye kazandırdığı Tarçın, kişniş, mahlep, zencefil, pul biber, yenibahar ve sumak gibi tatların yanı sıra yeşil nohut ve kenger kökü gibi yöresel ot ve baharatlar tüm mezelerde ve yemeklerde kullanıyor. Ayrıca Mardin’de enteresan meyve-et ortaklığı lezzetleri tatmak mümkün.

 

Yörenin baharatları ile lezzetlendirilen lokal yemekleri:

  • yoğurtlu nohutlu etli çorba Lebeniyye,
  • haşlanmış içli köfte İkbebet,
  • kızarmış içli köfte Irok,
  • Süryani içli köftesi Kitel Raha,
  • tarçınlı kapalı lahmacun Sembuse,
  • ekşili erik yahnisi Alluciye
  • pekmezli erik tavası İncasiye,
  • ekşili bir nohut yemeği Hımmısiye,
  • işkembe dolması Kibe,
  • bol tarçınlı biber ve patlıcan dolmaları,
  • kuzu çevirme ve kaburga dolması,
  • yufkaya sarılı peynirli börek tatlısı Kahiyat,
  • şekerli pirinç peltesi Zerde,
  • Mahlep ağacı aşınarayak yetiştirilen Kiraz,
  • şekerle veya tarçınla kaplı, kavrulmuş taze badem şekeri Milebbes,
  • Müslüman ailelerin bayram ve mevlüt çöreği olan mahlep’li Kiliçe çöreği (Ortodoks Süryanilerin düğün ve taziyelerde pişirdiği Paskalya Çöreği ile neredeyse aynı lezzete farklı görüntüde)
  • Yabani fıstık Bıttım (aşılanınca Antep Fıstığı oluyor)

Bir lezzet varki tadı hala damağımda. Bize eşlik eden Mesut’un Suriye sınırından bulduğu Domalan mantarları (bir çeşit trüf) ile Beşir Abi’nin yeri Şahin Tepesinde özel pişirttiği trüflü kavurma ve de  trüflü kebap. Yurtdışında el değmez fiyatlara satılan trüfü, Mardin’de çok daha uygun fiyata bulabilme imkanınız var, ve de kebabın ince kıyım etine karıştırılan ince kıyım trüf, şişte pişince öyle lezzetli bir kıvama geliyorki, benim gibi et konusunda çok seçici olanlar bile parmaklarını yiyor.

 

 

 

YÖRENİN TÖREN GELENEKLERİ

Kutlama ve yas günleri toplum dinamiklerinin aynasıdır, bu yüzden gittiğim her yerde düğün geleneklerini sorarım, mümkünse bir düğüne gitmeye çalışırım… Mardin’de çok farklı kültürler içiçe olduğu için düğün seremonileri de biraz farklılık gösteriyor, ancak hepsinde yaşamın ‘biz’ merkezli olduğunu görüyorsunuz, bireyler değil aileler elveniyor aslında… Nasıl mı? Önce kız ve oğlan birbirini beğenir ya da aile birbirine uygun görür, bir tanışma yemeği için aileler bir araya gelir. Ardından isteme yemeğinde söz kesilir, hayırlara vesile olsun diye el fatiha okunur. Bu arada her gidiş geliş birkaç altın demektir, oğlanın ailesi altınları kızın ailesine sunar. Düğünde karar kılınca davetiye yerine kadın elbisesi veya erkek gömleğine yetecek kadar kumaş gönderilir. Hali vakti yerinde olan taki merasimi yapilmaz.Sırada adeta bir Halil İbrahim sofrasını andıran damadın yolunu açma yemeği vardır. Kızı oğlana helal etmek için imam nikahı kıyılır. Düğünden bir gün önce kız tarafı kına gecesini organize eder.

Damadı da işaretlemek için serçe parmağına kına yakılarak para bağlanır. Düğün günü gelir çatar, erkek dev bir çadır yapar, aşireti ağırlar, pişen koyun kuzu herkese dağıtılır, hayırlara vesile olması için mevlüt okunur. Düğün günü kornalar eşliğinde konvoy yapılır, kim evleniyor herkesin haberi olsun diye. Gelin düğün alanına geldiği an silahlar çekilir. Mertliği yiğitliği göstermek, kan davalıların gözünü korkutmak için. Düğün gecesi davul zurna çalınır halaylar çekilir. Bereket olsun, mutlulukla gelsin diye damat gelin için, içi şeker ve para dolu bir küp kırar Düğünde gelin ve damat çok fazla oynamaz, ancak yakınları kaldırırsa nazlı nazlı oynar… Hem nazar değmesin hem de ayıp olmasın diye.. Kız tarafı da çok fazla oynamaz, ‘Hem kızı verdin bir de üstüne halay mı çekeceksin’… Düğün alayının yarısından fazlası gittikten sonra ilerleyen saatlerde takı seremonisi başlar. Yeni çifte geleceklerini kurmaları için altınlar ve takılar takılır. Eve giderken bir küp su kırılır, yaşamları su gibi aziz ve temiz olsun diye. Bekaret hala önemli olduğu için gerdek gecesi önemlidir, damat kanlı çarşafı anneye gösterir. Düğünün 2.-3. günleri Sabahiye başlar. Kapılar açılır herkese çerez, çay ve şeker ikram edilir, hali vakti yerinde olamayıp düğüne gelememişler yeni evli çiftin evine tabak çanak gibi ev eşyaları hediye eder. Gelin de çorap, havlu, seccadiye hediye eder gelenlere. Kız tekrar babasının evine gider, birkaç gece orada kalır, damat yine hediyeler ile gelir ve kızı son ve kesin olarak alır. Ve de ‘Onlar ermiş muradına, biz çıkalım kerevetine’ hayat tekrar normale döner.

 

Süryanilerin cenaze ve taziye gelenekleri ise çok enteresan. Süryaniler için taziye evi kilisedir, her bireyin vaftiz suyu saklanir cenaze töreninde defnedilmeden önce cenazenin yüzüne sürülür, koro ilahiler okur, ziyaretçilere kutsal ekmek ve kahve ikram edilir. Defin töreninden sonra kilisede 3-4 gün taziyeler kabul edilir. Birkaç sene cenaze yakınları bayramları kutlamaz ancak Suriye Süryanilerin Yas Kaldırma Günü vardır, herkes cümbüş ve halay eşliğinde cenaze ailesini sevindirip evin yasına son verir, herkes gülmeden evden çıkılmaz.

Ezidiler de ise kişi başka yerde yaşasa bile, doğduğu köye defnedilir, birey böylece ‘ait olduğu yerin kucağına döner’. Ezidi din adamı olan  Pesimam cenaze için dualar eder, siyah kesilir, kurban kesilir, ağıtçı kadınlar ağıtlar yakar, taziyeleri 3-4 gün sürer, ve de ezidi aile o güne kadar gözyaşı dökmez, taziyeler bittikten sonra evine çekilnce yasını ve ağıtlarını akıtır.

 

Arap Kürtlerinde ise kadınlar saçlarını örük yapıp kökten keserler ve mezarın etrafına asarlar, ya da heybenin içine koyup mezar yakınına gömerler. Yası yürekten yaşadığını göstermek ve ölüyü onurlandırmak için en kıymetli varlıklarını feda ederek sunarlar.

 

 Zeynep Atılgan Boneval