LONDRA İZLENİM & ROTALAR

 

32 bölgeye ayrılmış 1.500 kilometerkarelik alanda, 8,5 milyon insanın yaşadığı Londra şaşırtıcı büyüklükte, muazzam yoğunlukta, birçok başşehir gibi çok katmanlı gerçek bir kosmopolit.

Dünyanın en önemli politik, kültürel, sanatsal ve sosyolojik buluşma noktalarından birisi olan şehirde, her ülkeden insan yaşıyor. Sokaklarda, dükkanlarda, iş yerlerinde Uzak Doğulu, Hintli, Balkan, ve İngilizler içiçe geçmiş durumda. Artık Londra’ya ‘İngiliz’ demek mümkün değil; çok uluslu, çok lisanlı, çok renkli küçük bir dünya haline gelmiş durumda şehir.

 

Eskiden bilge, tedbirli, ayakları yer basan olgun bir aristokrat beyefendi iken, yine bu ruhu korumaya devam ederek, muzip, çılgın, yaratıcı küçük çocukları olan bir aileye dönüştü Londra sanki.

 

Bu çok çeşitli kültürlerin doğurduğu sentez, Londra’yı heyecan verici kılıyor ve her seferinde ziyaretçilerini sürprizlerle ödüllendirmeyi başarıyor.  Eski ve yeninin harika bir karışımına sahip olan şehrin karmasında; modern, geleneksel, bohem, klasik, modern, trendy, ağır başlı, yeni nesil, ve olgun içiçe.

 

Avrupa şehirlerinin, Ortaçağ meydanında yer alan dini ve politik merkezi gücü yörüngesinde çemberlenerek büyüyen şehir düzenin aksine, yavaş yavaş gelişen özerk köylerin zaman içinde birleşmesinden oluşan bir yapısı var Londra’nın. 17yy’da kraliyetin av sahaları 19yy’da banliyölere, 20yy’da da ana şehrin parçalarına dönüşmüş. Bir şehir planına uygun düzenlenmediği için içiçe geçmiş küçük ve dar sokakları adeta keşfe açık bir yaya cenneti. Bu plansız ve iddiasız şehir gelişiminin sonucunda Londra’nın sadece bir merkezi yok, şehrin kalbi birçok yerde farklı bir ruhla atıyor.

 

Londra, klasikleşmiş büyük otellerinin yanı sıra, yeni açılan trendy butik otelleri ve şık ‘Bed&Breakfast’ları, yüzlerce sergi ve etkinliğe ev sahipliği yapan müze ve galerilerinin yanı sıra dönem dönem tüm şehri kapsayan tasarım ve sanat fuarları, dünyanın her mutfağına ait restoranları ve çılgın gece kulüpleri, hergün sahnelenen yüzlerce müzikal, opera, konser ve tiyatroları, geleneksel alışveriş merkezlerinin yanı sıra dünyaca ünlü markaların mağazaları ve özgün tasarımcı butikleri ile her tür zevke ve beğeniye sonsuz seçenek sunarak, misafirperverce kucak açıyor.

 

Londra’nın özünü bir seferde algılamak mümkün değil elbette. İlk seferde turist gibi hissettiğiniz Londra’da, daha sonraki seferlerde kendinizi sokaklara bırakıp, müzelere, müzikallere, parklara, mağazalara, restoranlara, kafelere, gastro-publara dalıp çıkmak, bu zamansız ve özgün şehrin ruhunu kavramak için birkaç kez Londra’yı yaşamak gerekiyor. Emin olun her gidişte Londra size yeni bir yüzünü sunacak ve beklentilerinizi fazlası ile karşılayacak.

 

 

LONDRA ROTALARI

Çok geniş bir alana yayılmış Londra’yı birkaç şehrin birleşimi olarak düşünmek mümkün. Batı, Kuzey, Doğu ve Güney bölgeleri içinde birçok farklı mahalleden oluşan şehirde her bölgenin ayrı bir kimliği ve tarzı var.

 

Bir örümcek ağı gibi Londra’nın yer altına örülmüş metro, şehrin her köşesini keşfetmek için en ideal ulaşım aracı. Metro veya şehirlilerin tabiri ile ‘Tube’u kullanmak isterseniz günlük veya haftalık Oyster kartlarını alabilirsiniz. Şehrin sembolü haline gelmiş çift katlı kırmızı otobüsler, siyah klasik otomobil taksiler ise notaljik ulaşım alternatifleri.

 

Londra’ya ilk kez giden turistler için Trafalgar Meydanı, Buckingham Sarayı, St Paul’s Katedrali çekim merkezler iken, Londra’yı ikiye bölen Thames Nehri civarındaki Tower Bridge Köprüsü ve yanıbaşında yükselen London Tower Kraliyet Sarayı, Big Ben Saat Kulesi, Westminister Katedrali, Parlamento Binası ve modern Londra’nın modern anıtı London Eye dönme dolabı şehrin diğer sembolleri.

 

Şehirde her bölgenin ayrı bir ruhu var;  City bir finansal merkez iken, West End kültürel bir çekim alanı,  SoHo kulüpleri ve pubları ile gece hayatını sevenlerin merkezi,  daha çok huzuru, sessizliği ve elegansı arayanların rotası ise South Kensington. Geleneksel ve yoğun İngiliz tarzını ve en keyifli alışverişi arayanlara Mayfair hitap ederken, East Central sanatın ve yaratıcılığın merkezi haline geldi. Bohem Notthing Hill nostaljik bir ruha sahip iken, trend belirleyici ve özgün bohemliğe sahip bölge Shoreditch.

 

Gerçekten de Londra’nın son dönemlerde en popüler bölgesi Doğu yakası. Eskiden işçi ve göçmen sınıfın yaşadığı Camden, Shoreditch, Bethnal Green ve Dalston mahalleleri, sanatçı, tasarımcı ve modacıların akınına uğrayarak yaratıcı ve hip bir kimliğe büründü.

 

 

 

 

Londra’nın yeni nesil mimari ve müze örnekleri

Londra’nın 21 yy’a kadar sahip olduğu klasik mimari ve müzecilik yaklaşımına, yeni yüzyılda bir yandan tüm heybeti ile yükselen mimari projeler, diğer yandan sanat, tasarım ve moda alanlarında eklenen taze, yeni ve canlı girişimler dinamizm kazandırdı.

 

Uzun yıllar ihmal edilmiş South Bank bölgesi, Londra’nın iyimser ve yüzü geleceğe dönük sembolleri ile çağdaş bir çehreye büründü.  Tate Modern, İngilizlerin çağdaş sanata olan tedbirli yaklaşımını kırarak, modern bir kültür merkezi haline geldi. Tate Modern binasına 2016 yılında eklenen 65 metre yüksekliğinde 10 katlı piramit şeklindeki yeni Switch House sergi alanı ise, dünyaca ünlü mimarlık firması Herzog & de Meuron’un imzasını taşıyor, ve Londra’nın sanat sahnesine taze kan aşılıyor.

 

Nehir kıyısındaki müzenin karşı kıyısında yükselen Julie Barkow ve David Marks tarafından tasarlanan London Eye ve Norman Foster tarafından tasarlanan GLA (Greater London Authority) binaları; kıvrımlı, teknolojik ve saydam tasarımları ile dinamizme, şeffaflığa, modernliğe ve de değişik ifade ve dışavurumlara açıklığı dile getiriyor adeta. Mimar Renzo Piano’nun camdan bir piramit şeklinde tasarladığı 310 metre yüksekliğindeki Avrupa’nın en yüksek gökdeleni olan The Shard binası büyük bir merakla bekleniyordu. Londra semalarına asaletle yükselen bu cesur mimari örneği 2013’te açıldı ve hemen Londra’nın yeni simgesi haline geldi. The Shard’ın içinde Shangri-La oteli, birçok lüks restoran, ofis, residans, mağaza ve 360 derece panoramik seyir terası yer alıyor.

 

Şehrin doğusunda yaratılan yeni Olimpik Park, stadyumu, basket ve tenis sahaları, koşu parkurları, havuzları ile sadece dev bir Olimpiyat Spor Merkezi değil, ağaçları, parkları, çimenlik alanları, çiçek bahçeleri ve nehir kenarı yürüyüş alanları ile, Avrupa metropolleri arasındaki en büyük yeşil alan haline geldi. Olimpik Park’ta yer alan Zaha Hadid tasarımlı Aquatics Center ve Anish Kapoor ve Cecil Balmond’un Babil kulesinden esinlenerek tasarladığı, 115mt yüksekliğinde Arcelor Mittal Orbit gözlem kulesi, Londra’nın yeni tasarım harikaları.

 

Londra’nın modernleşme hareketi, geleneksel müze ve kültür sanat merkezlerine de yansıdı: British Museum binasının 19yy mimarisi, orjinaline uygun restore edilirken, iç avlusunun üzerine yerleştirilen Norman Foster’ın cam kubbeli gölgeliği çağdaş bir dokunuş kazandırdı. Royal Opera House yenilendi, genişletidi ve modernleştirildi. Somerset House birçok önemli sanat koleksiyonu eklenerek yeniden yaratıldı. Marylbone’da yer alan harika porselen, mobilya ve Rokoko eserlere ev sahipliği yapan Wallace Collection, Rick Mather’in tasarladığı atrium ile genişletildi. Picadilly’deki Hauser & Wirth Galerisi artık klasik mimari ile çağdaş sanatı buluşturuyor. Eskiden sadece koşu ve piknik alanı olan Hyde Park bile artık çağdaş sanatçıların enstelasyonlarına ev sahipliği yapıyor.

 

 

 

 

Londra’da Tasarım Rüzgarı – Frieze Fuarı

Dünyanın en önemli çağdaş sanat fuarlarından birisi olarak görülen Frieze Çağdaş Sanat Festivali, her yıl Ekim ayında gerçekleşiyor. Londra’da Regent’s Park’ta dünyanın seçkin sanatçılarının eserlerinin sergilendiği fuarda yüzlerce sanat galerisi yer alıyor.  Her sene en güncel ve heyecanlı sanat işlerini sergileyen fuar sırasında Fireze Film, Sculpture Park, Frieze Talks ve Frieze Projects gibi uydu etkinlikler de yer alıyor.  Frieze Fuarı ile eş zamanlı gerçekleşen Frieze Masters sanat tarihine ve ustalara çağdaş bir mercekten bakış sağlayan bir kardeş fuar. Frieze Masters, antikalar, Asya el sanat işleri, el yazmaları, Ortaçağ ve Modern dönem eserleri, eski ustlalar, 19. Yüzyıl fotoğraf, heykel ve resimleri gibi dünyanın farklı yerlerinden binlerce yıllık sanat eserlerini keşfetmek ve satın almak için önemli bir fırsat sunuyor. Kuzey Londra’da Frieze rüzgarı eserken, Mayfair da soylu ve zarif bir sanat sahnesine dönüşüyor. Frieze ile aynı tarihlerde önemli koleksiyonerlerin ilgi gösterdiği dünyanın en köklü ve ünlü galerilerinin katıldığı PAD London sanat & tasarım fuarı Berkeley Meydanında gerçekleşiyor.

 

 

 

 

LONDRA İLK KEZ GİDENLER İÇİN ÖNERİLER

  • Londra’nın mihenk taşları: Trafalgar Meydanı, Buckingham Palace, Big Ben, St Paul’s Katedrali.
  • Londra’yı ikiye bölen Thames Nehri civarındaki Tower Bridge ve yanıbaşında yükselen London Tower kraliyet sarayı, Big Ben saat kulesi, Westminister Katedrali, ve Parlamento Binası ve modern Londra’nın modern anıtı London Eye dönme dolabı şehrin diğer sembolleri.
  • Londra’nın bohem havasını solumak için Notthing Hill’de Portobello Sokağı ve Carnaby Caddesi yürümeye değer.
  • Sanat merkalıları için ise Cork Street ve de Broadway Market’ten başlayarak Vyner Street’e Regent’s Canal’ı yürümek doğru rotalar.
  • Antika severler için Camden Passage’deki antikacı dükkanları, klasik İngiliz tarzını görmek için ise Brompton Cross’daki dükkanlar önerilir.
  • Hem Shoreditch hem de Pimlico ve Elizabeth Street, sürekli açılan kafeler, mağazalar, restoranlar ve sanat galerileri ile Londra’nın en yeni “in” bölgeleri.
  • Londra’nın en güzel manzarası ise Waterloo Bridge üzerinden.

 

 

 

 

MÜZE ve SANAT GALERİLERİ

  • Tate Modern, Bankside, SE1 / İngilizlerin çağdaş sanata olan tedbirli yaklaşımını kırarak, modern bir kültür merkezi haline gelmesini sağlayan Tate Modern, Thames nehri kıyısında eski bir elekrik santralininin dünyaca ünlü mimarlık firması Herzog & de Meuron tarafından dev bir müzeye dönüştürülmesi sonucu, şehrin modern ve çağdaş sanatın nabzını tutan çekim merkezi haline geldi. Geniş koleksiyonu ve dönemsel sergilerinin yanı sıra, Tate Modern binasına 2016 yılında eklenen 65 metre yüksekliğinde 10 katlı piramit şeklindeki yeni Switch House sergi alanı ise, yine Herzog & de Meuron’un imzasını taşıyor, ve Londra’nın sanat sahnesine taze kan aşılıyor.
  • Tate Britain, Millbank, SW1 / İngiliz sanatının 500 yıllık dönemine ait geniş bir koleksiyona sahip Tate Britain, tema, akım ve sanatçılara göre düzenlenen kalıcı ve dönemsel sergilere ev sahipliği yapıyor.
  • The National Galley, Trafalgar Square, WC2 / Trafalgar Meydanındaki göz alıcı tarihi bina, 13. – 19. Yüzyıllar arası batı Avrupa sanatına ait dünyaca ünlü sanatçıların eserlerini segiliyor. Sanatçı ve akımlara odaklanan dönemsel sergiler de gerçekleşiyor.
  • British Museum, Great Russell Street, WC1 / Dünya’nın en eski müzesi olan British Museum dev sütunlar üzerinde yükselen tarihi bir binada yer alıyor. Cam kubbeli giriş bölümünde yer alan Reading Room kütüphanesi, zamanında Oscar Wilde, Mahatma Gandhi, Karl Marx, George Bernard Shaw gibi efsanevi isimlerin ziyaret ettiği bir kütüphane. Müze Orta Doğu, Antik Mısır ve Sudan, Yunan ve Roma Antikaları, İslam Eserleri, Japon ve Doğu Antikaları, Etnogrofya, Tarih Öncesi, Avrupa, Madalya ve Paralar, Baskı ve Çizimler gibi farklı galerilerden oluşuyor.
  • Natural History Museum, Cromwell Road, South Kensington / Doğal Tarih Müzesi koleksiyonundaki 70 milyon parça yaşam ve yerbilim örnekleri beş ana kategoride sergileniyor: Botanik, Entomoloji, Mineraloji, Paleontoloji ve Zooloji. Dönemsel olarak fotoğraf sergilerine de ev sahipliği yapan müzenin, adeta bir katedrali andıran süslü mimarili tonozlu salonundaki dev Diplodocus örneği ve dinozor iskeletleri sergisi çocuklarla ziyaret etmek için ideal.
  • Victoria & Albert Museum, Cromwell Road / Dünyanın farklı medeniyetleri ve kültürlerinden 3000 yıllık geniş bir döneme ait eserleri sergileyen ihtişamlı bina, İngiliz mobilyaları koleksiyonu, metal, moda, mücevher ve kitap tasarımı koleksiyonları, ve dönemsel özel sergi ve organizasyonları ile şehrin en ilgi çekici müzelerinden.
  • Royal Academy of Arts, Burlington House, Picadilly /1768’den beri William Blake, Sandra Blow gibi sanatçıları yetiştiren, İngiltere’nin en köklü sanat kurumu olan akademi, dünyaca ünlü sanatçılara ait kalıcı ve dönemsel sergilere ev sahipliği yapıyor.
  • Somerset House, Strand, Temple / Thames nehri kıyısında yer alan Neoklasik bina, sergi alanları, sanat akademisi, galeriler, kütüphane, çok geniş bir koleksiyon ve dönemsel sergilere ev sahipliği yapan bir sanat kompleksi. Avlusu kışın paten, yazın da konser alanına dönüşüyor.
  • Barbican Center, Silk Street, Barbican / Sanat galerileri, konser, tiyatro ve sinema salonları, kütüphaneden oluşan bu Kuzey Londra sanat merkezi, performansları ve sergileri ile takip edilmeye değer bir hazine.
  • Serpentine Gallery, Kensington Garderns, Knightsbridge / Modern sanat deyince şehirde akla gelen ilk galerilerden birisi olan Serpentine, Hyde Park’ın Kensington Bahçeleri içinde çağdaş sanata ait çok çarpıcı ve etkileyici sergilere ev sahipliği yapıyor.
  • White Cube Gallery, 25-26 Manson’s Yard, St. James ve 48 Hoxton Square / Damien Hirst, Tracy Emin gibi sıradışı ve cesur İngiliz sanatçıların ilk destekçilerinden olan White Cube, marjinal eserler görmek isteyenler için ideal bir adres.
  • Design Museum, 28 Shad Thames / Modadan mimariye, grafikten mobilya tarasımına birçok farklı alanda dönemsel sergilere ev sahipliği yapan tasarım müzesi.
  • The Wallace Collection, Hertford House, Manchester Square
  • Sotheby’s, 34 New Bond Street
  • Aubin Cinema, 64-66 Redchurch Street
  • Everyman Cinema, 203 Haverstock Hill & 5 Holly Bush Vale

 

 

 

 

Londra Parkları

Londra şehrinin göbeğindeki dev parklarda yapacağınız yürüyüşler ile dört mevsimin doğadaki yansımalarına şahit olabiliyorsunuz. Londra Parklarını müze & mahalle & sokak keşifleri ve alışveriş rotalarınız ile birleştirip gün içerisinde kendiniz için şehir & sanat & doğa ilhamı dengesi sağlayabilirsiniz:

  • Şehrin ortasında yer yer alan Hyde Park yürüyüşü, Knightsbridge ve Sloane sokakları veya Oxford Caddesi keşifleri ile birleştirilebilir. 2.5 kilometre uzunluğunda 1.5 kilometre uzunluğundaki Hyde Park Londra’nın akciğeri. Westminster Abbey rahiplerinden 1536’da Kral 8. Henry tarafından geyik avı için alınan park, 1600’larda halka açılmış. Londra’nın en eski kayık göleti olan ve çeşit çeşit ördekler, kazlar, su tavukları, dalgıç kuşları, kuğulara ev sahipliği yapan Serpentine, Hyde Park’ın güneyinde yer alıyor. Serpentine Gallery ise çağdaş sanatın çarpıcı örneklerine ev sahipliği yapıyor. İki yüzyıldır toplu gösterilerin ve protestoların alanı olarak da bilinen Hyde Park’ta, 1872’de politik ve dini vaazlar verenler için Speakers’ Corner köşesi yapılmış ve hala yarı çılgınların konuşmalarını dinleyebiliyorsunuz. Yürüyüş, koşu, paten, kaykay, bisiklet ve at binicileri için alanları olan parkta Mayıs Ekim arası elektrikli golf arabaları olan Liberty Drives ile dolaşabiliyorsunuz. Park Lane tarafinda Aldford Street North Gate kapısına yakın Joy of Life fountain yazın serinlemek isteyenlere ev sahipliği yapıyor.
  • Şehrin ortasında yer alan Kensington Gardens yürüyüşü, Nothing Hill semti veya Natural History Müzesi keşifleri ile birleştirilebilir. Eskiden Kensington Sarayı’nın bahçeleri olan Kensington Gardens, Hyde Park’ın batısında yer alıyor. 111 hektarlık alana yayılan parkını Kensington Sarayı, Albert Memorial, Royal Albert Hall, Serpentine Galerisi gibi soylu binalar çevreliyor ve 900 yıllık bir ağaç kökü olan Elfin Oak da Kensington bahçelerinde yer alıyor.
  • Şehrin güney batısında yer alan St James Park yürüyüşü, Royal Academy ve National Gallery Müzeleri Picadilly ve Leichester meydanları, Bond caddesi keşifleri veya London Eye, South Bank ve Tate Modern ziyareti ile birleştirilebilir. St James’s Sarayının misafirleri için tasarlanan St James’s Park’ın içindeki gölet kuğu, kaz, ördek, pelikan gibi onlarca çeşit kuşa ev sahipliği yapıyor. Her gün öğleden sonra 2.30 ve 3 arası beslenirken görebileceğiniz pelikanları Rus elçisi Kral 2. Charles’a hediye etmiş. Göletin üzerinde yer alan köprüden Buckingham Sarayı’nın ve Green Park manzalarını seyretmek mümkün. Parkın kuzeyinde yer alan, Buckingham Sarayını Trafalgar meydanı ile birleştiren Mall, Kral II. Charles’ın erken dönem kriket oyunu olan ‘paille-maille’ alanıymış. St James’s Parkının güneyinde Wellington Barracks’ta Guards Museum; doğusunda ise Horse Guards Household Cavalry Museum yer alıyor.
  • Kuzey’de yer alan Regent’s Park yürüyüşü, Marylebone semti ve Madam Tussaud müzesi keşfi ile birleştirilebilir: Londra’nın kuzeybatısında 166 hektarlık alana yayılmış Regent’s Park, eskiden Kral 8. Henry’nin av alanıymış. Sadece kraliyet mensubu soyluların girebildiği park, 1845’de halka açılmış. Içinde Londra Hayvanat Bahçesi, Londra Açık Hava Tiyatrosu, kayık gezintileri yapılan göleti, 400 çeşit 30.000’den fazla gülün yer aldığı Kraliçe bahçeleri, futbol ve kriket oyun sahaları, tenis kortları, Regent’s koleji, manzaralara nazır Garden Café gibi birçok kafe ve ağaç ev oyun alanı (Hanover Kapısına yakın) yer alıyor.
  • Şehrin güneyinde yer alan Battersea Park yürüyüşü, Kings Road ve Chelsea semti keşifleri ile birleştirilebilir. Londra’nın güneyinde Thames nehri boyunca uzanan Battersea Park, 83 hektarlık bir alana yayılmış yemyeşil bir park. 1858’de halka açılan parkta küçük bir hayvanat bahçesi, kayıkla gezinti yapılan gölet, konser alanı, tenis kortları, koşu parkuru, footbal sahası ve açık hava spor eğitim alanı, sergi, konser ve fuarlara ev sahipliği yapan Battersea Evolution, Pump House galerisi, King’s Road Cricket kulübü ve London Peace Pagodası yer alıyor.

 

 

  • Nasıl Gidilir?

Lufthansa Hava Yolları ile 186 USD’den başlayan fiyatlar ile İstanbul-Londra uçuşları hakkında bilgi almak için:  www.lufthansa.com/fly/ucuz_ucuslar-istanbul-londra

 

 

  • YOLCULUK TERAPİSİ LONDRA YAZILARI

 

 

 

Zeynep Atılgan Boneval

London-3