LAOS İZLENİM&ROTALAR


ASYA’NIN MİSTİK GİZİ

 

Sabah güneşinin ilk ışıkları, yavaş yavaş karanlığı aydınlatıyor…

 

Yol kenarında küçük iskemleleri üzerinde oturan yüzlerce ‘Lao’ ellerindeki kaplarda pişirdikleri ‘sticky rice’lar, meyve sepetleri ile bekliyor…

 

Az sonra tek tek manastırların çanları çalmaya başlıyor, ve yavaş yavaş safran renkli elbiseler içinde ip gibi tek sıra halinde dizilmiş, yalınayak yüzlerce Budist rahip, ellerinde kaseleri ile manastırlardan çıkarak yollara dökülüyor…

 

Rahipler teker teker yol boyunca dizilmiş halkın önünde duruyor, ve halkın sunduğu yiyecek bağışlarını ellerindeki bakır kaplara pay etmesini bekliyor…

 

Budist rahiplerin zekat toplama seremonisi o kadar sessiz yaşanıyor ki resmen tüm şehirde çıt çıkmıyor, sadece rahiplerin elbiselerinin hışırtısını duyabiliyorsunuz.

 

Yüzlerce rahip 1.5 saat boyunca tüm şehri dolaştıktan sonra manastırlarına dönüyor, yemeklerini yiyor ve ardından sabah ayinleri başlıyor.

 

Çiçekler içerisindeki manastırlarda hep bir ağızdan okunan duaların ve ilahilerin sesleri, havadaki yasemin ve tütsü kokularına karışarak tüm şehrin üzerinde yükseliyor.

ZAMANIN DONUP KALDIĞI ÜLKE: LAOS
Çin, Burma, Kamboçya arasındaki dağlar ile çevrelenen denize çıkışı olmayan bu ülke güneydoğu Asya’nın bir sırrı gibi gizli kalmış. Indochina döneminde Fransız sömürgesi olarak bir ‘siesta’ yeri olmuş, ardından da komünist bir ülke olarak yönetildiği için kendi içinde kapalı kalmış, resmen unutulmuş bir ülke.

 

Laos 14yy’da ‘Bir Milyon Fil ve Beyaz Şemsiyeler Krallığı’ döneminde görkemli bir Budist Krallığı imiş. 14yy’dan bu yana çok az bir değişim yaşadığı için sanki zamanda alıkoyulmuş gibi yavaş, rahat ve huzurlu temposunu koruyor ülke. Hatta insanda başka bir gezegendeymiş hissi uyandırıyor.

 

 

Ülkenin resmi adı “Laos P.D.R.” ( Laos People’s Democratic Republic). Ancak ülkeyi ziyaret edenler arasında isminin açılımı “Laos Please Don’t Rush” (lütfen acele etmeyin) olarak yorumlanıyor. Çünkü ülkede yavaş yaşam genel bir prensip. En çok duyduğunuz deyim ‘Koi Koi Bai’, yani ‘yavaş yavaş’.

 

Laos ne yazık ki dünyanın en fazla bombalanmış ülkesi. Vietnam Savaşına dahil olmamasına rağmen, Viet Kong gerillaları Laos’un doğu kısmını gizlice kullanarak Güney Vietnam’a silah kaçırdığı için ABD 1965-1973 arası 600bin kez bu ülkeyi bombalamış. Laos’ta kilometrekareye 10 ton bomba düşmüş. Yüz binlerce kişi ölmüş. 20 yıl öncesine kadar telefon ve internet’in bulunmadığı ülke halkına Amerika’lıların kim olduğunu açıklamak bile zor olmuş. Yaşadığı tüm acılara rağmen devamlı gülen ve yardımsever halkın huzuru ve içten yaklaşımı insanın içini ısıtıyor, ve heryerde servisin yavaş olmasına aldırmamanızı sağlıyor.

 

Halk tüm ülke boyunca uzanan Mekong Nehri kenarında kurulmuş şehir ve köylerde yaşıyor. Mekong nehri Lao’lar için kutsal çünkü nehir kıyısında yer alan yüzlerce köyün tek ulaşım yolu. Lao’ar için yiyeceğin, taşımanın ve haberleşmenin tek kaynağı. İstediği zaman bereket, istediği zaman felaket getiren bu nehre bir Ana Tanrıça olarak tapan Lao’lar ona ‘Mother River – Nehir Anamız’ diye hitap ediyor. Mekong boyunca yapılan bir gezi gerçekten size hangi zamanda olduğunuzu unutturuyor, hala eski geleneklerine göre yaşayan köy halklarının oluşturduğu kültür mozaiği insanı şaşırtıyor.

 

Fakat ülkenin 1989’da turizme açılması ve eski başkent Luang Prabang’ın yakın geçmişte Dünya Kültür Mirası olarak ilan edilmesi sonrası, turistler ve yabancı yatırımcılar akın akın gelmeye başlamış durumda. El değmemişlik ortamı hızla değişecek gibi duruyor. Ülkenin huzurlu, narin, kırılgan ve mistik yüzünü bozulmadan görmek isteyenlere tavsiyem biran evvel gitmeleri.

DAĞLAR ARASINDA GİZLİ BİR MASAL ŞEHRİ: LUANG PRABANG
Laos’un tapınak ve rahipleriyle ünlü Luang Prabang Budizm mistisizmi içinde yaşayan, sanki zamanda donup kalmış büyülü bir şehir.

 

Dağların arasında gizli kalmış, Mekong ve Nam Khan nehirlerinin kesiştiği noktada yer alan bir yarımada bulunan Luang Prabang Laos’un eski kraliyet baskenti. Yüzyıllar boyunca ülkenin kültürel, ruhani ve politik merkezi olan şehir hala gelenekselliğini koruyor. Budizm hala Luang Prabang’ın ana karakterini oluşturuyor. Dünyada hiçbiryerde halkın arasına karışmış bu kadar Budist rahip görmeniz mümkün değil. Yarım saat içerisinde 30 adet tapınak karşınıza çıkıyor.

 

UNESCO’nun yardım bütçesi ile restore edilen şehrin, kiremit çatıları, dekoratif kapıları ve parlak kırmızı boyalı onlarca Budist tapınak ve manastırı, ihtişamlı bambu çatılı geleneksel tik evleri, daracık sokaklarda dikme ayaklar üzerinde kurulu çatıları saz yaprakları ile eski köy evleri, 1920’lerde Fransızlar tarafından kolonyal mimaride yapılmış pastel sarı, turuncu, kırmızı, pembe renkli villalari ile masalsı bir mimarisi var. Pırıl pırıl sokaklarındaki yemyeşil ağaçları ve rengarenk çiçekleri, şehri iki taraftanda boydan boya çevreleyen nehir kıyısındaki heybetli Bodhi, kokonat ve palmiye ağaçları ile sanki bir ressamın elinden çıkmış büyülü bir resim gibi. Öyle düzenli ve mükemmel ki sanki gerçek değilmiş gibi hissi uyandırıyor.

 

Daha gün doğmadan hayata başlayan Luang Prabang’ın en enteresan geleneği Budist rahiplerin sabah zekat toplama seremonisi. Sabahın ilk ışıkları ile tüm Budist rahipler manastırlardan çıkarak yol boyunca dizilmiş halkın onlara sunduğu yiyecek bağışlarını topluyor. Ve rahipler 11’e kadar topladıkları yiyecekleri yedikten sonra gün boyu başka birşey yemiyorlar.

 

Biz de otelimizden aldığımız sepet ile sabah seremonisine katıldık, ve yol kenarında oturarak önümüzden sıra sıra geçen rahiplerin ellerindeki bakır kaplara haşlanmış pirinç ve meyve koyduk. Rahipleri manastıra kadar takip edip sabah ayinlerini dinledik, manastırlardan yayılan dualar içimizi sukünet ve şükran ile doldurdu. Dönüşte sakin akan nehrin kenarından ilerlerken nehirde avlanan balıkçıların panaromasını izledik, ve ardından lokal halkın kurduğu yiyecek pazarını ziyaret ettik. Daha saat 11’di ve yüzlerce insan görmemize rağmen tüm bunlar o kadar sessizlik içinde yaşanıyordu ki hayrete düştük.

LUANG PRABANG’DA GÜNÜN İKİ FARKLI YÜZÜ
Luang Prabang’da gün içinde iki farklı hayat yaşanıyor: Biri sabah kurulan pazardan meyve, ördek, balık, kızarmış tarla fare, gelincik, köstebek veya sincap (Lao’ların yeme alışkanlıkları kesinlikle bizden çok farklı!) alan aileler, nehir kenarında çamaşır yıkayan kadınlar, balık avlayan balıkçılar, petanque oynayan yaşlılar, bisikletleri ile işe gidenler, okula giden çocuklar, ve gün boyu her yerde rastladığınız rahipler ile yerli halkın yaşamı.

 

Diğeri de kolonyal mimarideki restore edilmiş villarda yer alan Frankafone kitapçılar, cafeler, sanat galerileri ve butikleri ziyaret eden turistler ve orada yaşayan yabancıların hayatı.

 

Luang Prabang’ın çevresindeki Hwong, Yao, Lahu, Akha, Thin Hong, Ban Xang Khong gibi eski kabilelerin yaşadığı köylerde ise, gelenekleri hiç bozulmamış bir yaşama tanık olma şansı var; her kabilenin kendine özgü giyim kuşamı, farklı ibadet ritüelleri, farklı desenleri, dokuma teknikleri mevcut, ve bu etnik farklılıklar tam bir kültür mozaiği sergiliyor.

 

7 yüzyıllık bir tarihi yansıtan şehir mucizevi biçimde bozulmamış, fakat şu anda turizmin ve yeniden yapılanmanın sonucu geleneğini kaybetmek gibi büyük tehditi altında. UNESCO tarafından Asya’da en iyi korunmuş şehir olarak ilan edilip, kültür mirası listesine alındığı 15 yıldan beri turistlerin, expatlerin ve yabancı yatırımcıların akınına uğrayan Luang Prabang’da yepyeni binalar eski tarihi binaların arasından mantar gibi çıkıyorlar. Genç bir Budist rahip ile yaptığımız sohbette artık cep telefonlarının, internetin hayatlarının  bir paçası olduğunu öğreniyoruz.

NE ZAMAN GİDİLİR?
Laos’u ziyaret için Kasım – Ocak arası en uygun aylar.

Laos otel, restoran ve alışveriş rehberi için: http://www.yolculukterapisi.com/laos-rehber-otelrestoranbaralisveris/

LUANG PRABANG ROTALARI:
• Eski Kraliyet Sarayı olan Ulusal Müze, Theravada Budizminin en önemli merkezi olan Tai-Lu mimarisinde yapılmış Wat Visoun Tapınağı, That Makmo tapınağı, 16. yüzyıldan kalma muhteşem duvar süslemeleri ve tasarımı ve Red Chapel’deki yatan Buda heykeli ile şehrin en güzel tapınaklarından Vat Xieng Thong Tapınağı, Sene, Aham ve Mai Tapınakları ziyaret etmek,
• Sabahları kurulan halkın et, sebze, meyve gibi taze yiyecekleri, çiçek ve teksil ürünlerini sergilediği rengrenk Phousi pazarı ve akşamları kurulan Laos’a özgü rengrenk şemsiyeler, ahşap işçilikleri, tekstil el ürünleri ve antikaların yer aldığı Hmong Pazarları ziyaret etmek,
• Mekong Nehri üzerinde yüzlerce Buddha heykelinin bulunduğu Pak Ou mağaralarını ziyaret etmek,
• Kuang Si Şelalelerini ziyaret etmek,
• Şehrin yakınlarında yer alan Hwong, Yao, Lahu Akha ve Thin Hong gibi eski kabilelerin yaşadığı köyleri ve elişi kağıt ürünlerinin yapıldığı Ban Xang Khong köyünü ziyaret etmek,
• Sabah 05:30’da Luand Prabang sokaklarında yürüyerek halktan yiyecek toplayan Budist rehberlere yiyecek verme seremonisine katılmak,
• Phousi Tepesindeki kutsal altın kaplama tapınak ve tapınağın bahçesinden güneşin batışında Luang Prabang’ın yüzlerce manastır ve tapınağını ve Mekong Nehri manzaralarını yukarıdan seyretmek,
• Nehir boyunca dizilmiş kafelerde pirinç şarabı olan Lao Lao’nun ya da ‘akrep ve kobra’ şarabının tadına bakmak.

 

BAŞKENT – VİENTİANE
Mekong Deltasının üzerinde kurulu Vientiane Laos’un bugünkü başkenti. Luang Prabang’dan daha büyük ve daha aceleci olmasına rağmen bu şehirde de önemli kültürel miraslar var; Ulusal Müze, Patuaxay Takı, Si Muang ve Si Saket tapınakları, Pha That Luang ve That Dam Stupaları ve içerisinde yüzlerce irili ufaklı Buddha heykeli barındıran Buddha Park görülmesi gerekenler arasında.

Zeynep Atılgan Boneval

 

Yazının başına dönmek için tıklayınız

1 comment

  1. Pingback: Yolculuk Terapisi | Yolculuk Terapisi

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir