KORFU (CORFU) ADASI

Korfu şüphesiz Yunan adaları arasında bugüne kadar gördüğüm en yeşil ada. İyon denizinde en kuzey Yunan adası olan Korfu, yüzlerce yıllık dev zeytin ağaçları, selviler, çamlar, okaliptüsler ile gerçeken de tüm Yunan adaları içinde en yeşil ve en geniş flora & faunaya sahip ada imiş.

Yerçekimi kanunlarına aykırı bir şekilde tepelerden denize kadar dimdik inen bu dev ağaçlar gerçekten de şaşırtıcı bir manzara sunuyor. Neredeyse araba yoluna geçit vermeyecek kadar dik bir eğimde kayalardan nasıl fışkırdıklarına ve yaşam bulup büyüdüklerine hayret ediyorsunuz. Deniz boyunca kıvrıla kıvrıla ilerleyen tepelerin arasına sıkışmış irili ufaklı koyları denizden seyrettiğinizde, lacivert deniz, koyu yeşil ormanlar ve masmavi gökyüzü ile olağanüstü bir doğa buluşmasına şahit oluyorsunuz. Zaten karadan gittiğiniz daracık virajlı yollarda ağaçlardan aşağıdaki denizi ve koylardaki minik köyleri görmeniz mümkün değil.

Adanın en güzel manzaralarına nazır konumlanmış bu zeytinler ve selviler, sanki Korfu’nun en çok keyfini sürenler.  Geçit vermeyen yollarda en güzel deniz manzarasını izleyenler, kesintisiz bir şekilde meltemin, deniz kokularının, sessizliğin, sakinliğin keyfini en çok yaşayabilenler onlar.

Çünkü Korfu tüm doğal güzelliklerine rağmen hem karmaşa içinde olan hem de karmaşık duygular yaşatan bir ada.

İngiltere, Almanya, Rusya, İtalya gibi Avrupa ülkelerinden arka arkaya inen uçak seferleri, adaya bitmek bilmeyen turist kafileleri taşıyor. Otobüslerle adanın dört bir yanına dağılan turistlere hizmet etmek üzere herşey dahil tatil köyleri sahilleri doldurmuş, pizza, makarna, hamburger, Hint ve Uzak Doğu fast food lokantaları liman ve kasaba sokaklarında dizilmiş, eğlence odaklı plajlar ve barlar yüksek sesli müzik yapıyor. Yani otantik bir Yunan kimliği, ada huzuru ve ruhu bulmak pek mümkün değil Korfu’da. Diğer adalardan alıştığımız Yunan doğallığı, sadeliği ve basitliği, kitlesel turizm ile ucuz ve avam bir kimliksizliğe dönüşmüş.

Adanın kurtarılmış bölgeleri var elbette. Yüksek dağların denize dimdik indiği kuzeydoğu kısmı, arabalara bile zar zor geçit verdiği için, tepelere tünemiş muhteşem manzaralara nazır villalar ve deniz kıyısında ufacık balıkçı köyleri ile turist kafilelerine de geçit vermemiş. Zaten bu bölgeye İngilizler ‘Kensington on Sea’ diyor, çünkü bölgenin çoğu İngilizlerin ultra lüks villaları ile dolu.

Adanın ortasında batıda yer alan Paleokastritsa sahilleri de deninze dimdik inen tepelerin arasında arabaların bile ulaşamadığı koyları ile nispeten bakir kalmayı başarmış bir bölge.

Korfu’nun doğasına, mimarisine ve mutfağına Venedikliler damgasını vurmuş. 1386’dan 1797’ye kadar adaya hükmeden Venedik’liler, 1623’de zeytin ekilmesi için adalılara teşvikde bulunmuşlar. Çok nadir budandığı için bildiğimiz zeytin ağaçlarına göre çok daha uzun ve büyük olan bu yabani zeytinler sayesinde ada dev bir zeytinliğe dönüşmüş. Venedik mimari etkisini görmek için – her ne kadar turist kafileleri ile kalabalık olsa da- Kerkyra yani Korfu eski şehrini ziyaret etmeye değer.

Arnavutkaldırımlı daracık labirent sokaklarındaki pastel renkli tarihi taş evleri, muhteşem manzaralar sunan eski ve yeni kalesi ile görülmeye değer bir hazine.  Kantounia ismi verilen bu daracık sokaklar ve geçitler, pastel renkli taş binaları, pencereden pencereye uzanan iplerindeki çamaşırları, renk renk ahşap kepenkleri, minik Juliet balkonlarından sarkan sardunyaları, muhteşem ahşap kapıları, ufacık meydanındaki minik kiliseleri ile saatlerce kaybolmak isteyeceğiniz keyifli bir labirent.

Eski şehrin bir ucunda 13-15. Yüzyıllar arasında inşaa edilmiş Palaio Frourio, yani eski kale, diğer ucunda ise 1576-1589 arasında inşaa edilmiş Neo Frourio, yani yeni kale yer alıyor. İkisi de ziyaret edilebiliyor ve tepelerinden nefis eski şehir, Korfu koyu ve karşıda yer alan Arnavutluk sahilleri manzaraları sunuyor.

Ada Venedik’lilerden sonra 1797’de Fransızlar, Turkler ve Rusların, ardından tekrar Fransızların, 1814’de İngilizlerin himayesi altına girmiş. 1864’de Yunanlara devredilmiş. Dolayısı ile her kültürün izini görmek mümkün. Eski şehirden eski kaleye uzanan Spianadha isimli yürüyüş yolunun sonundaki Liston bölgesi, 1807’de Paris’teki rue de Rivoli’yi örnek alacak şekilde Fransızlar tarafından tasarlanmış.

Kafeler, dükkanlar ve restoranlar ile keyifli bir kemerli çarşı. Eski kalenin önünde bir kriket sahası yer alıyor. Bu da İngilizlerin etkisi. Edward Lear’ın resmettiği, Durrell kardeşler ve Henry Miller’ın yaşadığı ve yazdığı, Tennants, Mandelson, Rothschild’un muhteşem malikanelerini barındıran Korfu’yu İngilizler eskiden beri çok seviyor.

Adanın diğer iki kültürel hazinesi ise Mon Repos ve Achilleon sarayları. Eski şehrin hemen çıkışında yer alan Mon Repos, hem Yunan hem de İngiliz asillzadelerine ev sahipliği yapan bir saray. Bahçesinde 2 tapınak, bir plaj ve tarihi bir tiyatro yer alıyor. Biraz daha güneyde Gastouri köyünde yer alan Achilleon sarayı ise 1890’da Rokoko stilinde Avusturya’lı bir imparatoriçe tarafından inşaa ettirilmiş.

Korfu’da Yunanlı görmek istiyorsanız Perithea, Agios Markos, Spartilas, Epikepsi, Peroulades, Pagi gibi birkaç tarihi köyü ziyaret edebilirsiniz. Glyfada ise Yunan’lıların tercih ettiği favori plaj.

Adanın kuzeyinde yer alan Sidari’deki Canal D’Amour, denize doğru uzanmış kayaların oluşturduğu bir kanyon. Aslında gerçek bir doğa harikası, ancak turistler ile o kadar kalabalık ki, ziyaret ettiğinizde doğayı hissedemiyorsunuz.

Doğuda Benitses batıda Agios Gordis’ten aşağıya doğru uzanan adanın güney bölgesi ise neredeyse vahşi bir eğlence kulübüne dönüşmüş durumda. Uzak durmakta fayda var.

Eğer kalabalık, karmaşa ve gürültüden hoşlanmıyorsanız, Korfu’unun sunduğu güzellikleri yaşamak için ya tekneniz ile denizden keşfetmeniz, ya da kuzeydoğusunda Barbati ile Agios Stefanos arasındaki bölgede bir villa kiralayarak konaklamanızı tavsiye ederim. Ve eğer bu bölgede konaklıyorsanız, araç ile deli virajları dönmek, neredeyse hiç göremediğiniz tabelaları takip etmeye çalışarak dimdik yollardan koylara inerek karadan keşfetmek yerine, her koydan kiralayabileceğiniz 30-60 beygirlik ufak tekneler ile denizden koyların keyfini çıkarmanız çok daha mantıklı bir seçim.

 

Aynı durum Paleokastritsa kıyıları için de geçerli. Kıvrıla kıvrıla ilerleyen, araçlara geçit vermeyen ufacık koyları denizden keşfetmenin keyfi apayrı.

Adanın beğendiğimiz plajlarını, yeme-içme-konaklama ve alışveriş duraklarını el yapımı bir harita hazırlayıp üzerinde işaretledik. Haritamız yazının en altında yer alıyor.

 

Konaklama için villa kiralamak isterseniz www.cvvillas.com, www.villaplus.com, www.luxuryretreats.com, www.ionian-villas.co.ukwww.greekluxuryvillas.com, www.whitekeyvillas.com doğru adresler.

 

Ulaşım

Adaya ulaşım Atina üzerinden uçak seferleri ile mümkün.

 

 

 

Zeynep Atılgan Boneval