KARS – BİR KAR MASALI

Uçsuz bucaksız bembeyaz boşluğa doğru yol alıyoruz…

Dümdüz ovalar kardan bir yorgan ile örtülmüş gibi…

Kar bulutları ile kaplanmış gökyüzü beyaz bir pamuk gibi, yer-gök ayırdedilemez şekilde birbirine karışmış…

Gözleri kamaştıran sürreal bir sonsuzluk duygusu içimize yayılıyor…

Kıvrıla kıvrıla ilerleyen daracık bir yolda, ara ara karşımıza çıkan ağaçlar, elektrik direkleri, bir minibüs veya bir traktör, tek başına bir ağıl, bir ambar veya bir çiftlik, veya birkaç evlik ufacık bir köy beyazın hakimiyetinden bizi sıyıranlar.

Yoksa bu ovaları kaplayan kar sessizliği, dinginliği ve yoğunluğu ile herşeyi yenmiş.

Sevgili dostum Ercan’ın dediği gibi aslında Kars yollarında kendimizi Fargo filminin içindeymişiz gibi hissediyoruz.

Ve doğasının el değmemiş güzelliği, tarihinin zenginliği, mimarisinin anlattığı çeşit çeşit hikayeleri, dans eden pamuk gibi kristal karları, saf, temiz kalpli, güzleryüzlü, misafirperver insanları ile bizi büyülüyor Kars.

   IMG_6336

İçimdeki Kars Sevdası

Anneanne ve dedemin, askerlik görevi sebebi ile yıllarını geçirdiği ve çocukluğumdan beri dinlediğim macera dolu Şark hikayeleri ile başladı Kars merakım. Ardından Orhan Pamuk’un Kar romanı ve de Reha Erdem’in Kosmos filmi ile daha da gizemli bir sevdaya dönüştü.

Paylaşılamayan kıymetli toprakları nice savaşlar, anlaşmalar, kahramanlıklar ve paşalar görmüş, dağları, ovaları ve vadilerinde nice maceralar barındırmış kadim şehir Kars’ı sonunda ziyaret etme şansı bulabildim.

Sarıkamış’ta 3 sene subay görevi ile yaşayan Dedem ve Anneanemin hikayeleri kulaklarımda çınladı hep. Karda mahsur kalıp, şehre ulaşmak için ahşap kayaklar veya at üstündeki maceraları, -30 derece soğukta, Rusların inşaa ettiği binalardaki ‘peç’ sobalar ile nasıl ısındıkları, Şark treni ile 36 saatte Ankara’ya yapılan yolculukları, Kazım Karabekir ile hatıralar, Allahuekber dağlarında şehit olanların hüzünlü hikayeleri, kar kazının, peynririn balın lezzeti, ilkbaharda çiçekler ile bezenen tarlaların güzelliği…

Adım adım gezerken Kars’ı, gencecik dedem ve anneannemin bu hatırları adeta gözümde canlandı. Ve ailemin kalbindeki özel değerini an be an yaşattı bana Kars…

kars

Bir Kar Masalı

Karlar altındaki pamuk gibi Kars’a gökyüzünden ilk bakışta kalbiniz çarpmaya başlıyor. pilot şehre bir övgü sunmak ister gibi uçağımızı bir o yana bir bu yana yatırıyor ve manzaraların tadına varıyoruz. Sanki bembeyaz bir yorgan, ovaların, tepelerin, ufacık köylerin ve şehrin uykuya yatırmış ve üzerini örtmüş.

Tepede masmavi bir gökyüzü ve güneş karların üzerinde parlarken Kars’a ilk adımımızı atıyoruz.

3 gün boyunca, kendisi de Kars doğumlu olan, Anadolu medeniyetleri, kültürü ve tasavvuf uzmanı yazar Ali Canip Olgunlu, bizi yörenin her köşesinde adım adım gezdiriyor. Memleketini ondan iyi anlatacak başka birisini düşünemiyorum zaten. Muhteşem bir hikaye anlatıcısı olan Ali Canip, gönülden misafirperverliği ve engin bilgileri ile, Kars’ın tarihi, mimarisi, etnik ve kültürel hazineleri, yöre mit ve efsanelerini paylaşarak eşsiz hatıralar ve deneyimler yaşamamızı sağlıyor.

kars2

Kars’ı neden mi bu kadar çok sevdim? Sebep çok…

Kar ile örtülmüş sokaklarında, nefis binaların göz kamaştıran taş işçiliğini hayranlıkla seyrederek ilerleyip, On İki Havariler Kilisesi, Kars Kalesi, Hamam ve Taş Köprüyü izleyerek tarihte masalsı bir yolculuk yapmak…

Yeniçeri Vadisinde derenin ve ağaçların üzerinde pamuk pamuk birikmiş karlar arasında, kendimizi pamuktan bir ‘Alice Harikalar Diyarında’ hissetmek…

Civar bölgeleri keşfetmek için yollara döküldüğümüzde, sanki uçsuz bucaksız bembeyaz sayfaların önümüzde açıldığını hissetmek…

Kars ovaları kardan dev bir yorgan ile örtülmüş, yer gök birbirine karışmış iken beyazın sonsuzluk duygusunun içimizi kaplaması….

Kars yakınlarındaki tamamı donmuş Çıldır Gölü üzerinde atlı kızaklar ile koşturup, balıkçıların buzları kırarak açtıkları deliklerin peşine düşüp, gölün üzerinde karlarda yuvarlanıp coşarken içimizdeki çocuk ile buluşmak…

Bembeyaz karların arasında ‘binbir kiliseli kenti’ Ani’nin ihtişamına hayran kalmak, lapa lapa yağan kar ve etrafı kaplayan sis ile 1000 yıl öncesine mistik bir yolculuğa çıkmak…

Gökyüzünü turuncu, kızıl, pembe ve mora boyayan enfes gün batımında heyecandan nefesimizi tutmak…

Bu topraklardan gelmiş geçmiş en medeni ve insancıl kavim olan Molokanların hüzünlü hikayesini dinlerken, Terekemelerin mezar taşlarında gencecik bir kıza yazılmış ağıdı okurken veya Kazım Karabekir vagonuna binerken gözyaşlarımızı tutamamak…

Sefer Hoca ve maharetli ekibinin Kafkas dansları ile çocukluğuma dönüp, ilkokulda gece gündüz ekipçe folklor provalarımızı, ve ilk Kars gösterisi heyecanımızı hatırlamak…

Fotoğrafçılığa ve Kars’a gönül vermiş Murat Kaya’nın, dört mevsim boyunca, memleketinin, insanlarının, manzaralarının ve doğal yaşamının enfes kompozisyonlarda çektiği fotoğraflardan büyülenmek…

Her adımda hiç beklemediğiniz sürprizler ile karşılaşmak; ağaçlarda adeta birer sanat eser gibi donmuş sarkıtlar, soba üzerinde semaverde demlenen çaylar ve kızaran kestaneler, yanıbaşımızdan geçen süslü at arabaları, ellerinde kızaklar ile tepelere tırmanıp neşe ile kayan ve sizi görünce merakla ve gülüşerek yanımıza gelen çocuklar, Çıldır Gölü kıyısında dilek ağacını kaplamış rengarenk adak bezleri, sokakta yürürken bir ağaçtan diğerine konarak bize eşlik eden kargalar…

Gece bir anda başlayan kar heyecanı ile kendimizi dışarı attığımızda, sonsuz sessizliğin hakim olduğu sokaklarda, süzüle süzüle yağan karlara rağmen tepede dolunayı görünce düştüğümüz hayret…

Sırf yöresel lezzetleri için ayrı bir geziyi hak ediyor Kars… Çeşitli yöresel otlar ile yapılmış nefis çorbaların, yumuşacık lezzetli eti ile kaz tandırın, mercimekli, patatesli el yapımı eriştenin, buzda rakı eşliğinde kızarmış sazan balığının, kars gravyerinin, lif lif çeçil peynirinin, nefis karakovan balı yanında kaymağın, varla yok arası hafiflikte leziz tereyağının, peynirlerinin tadı hala damağımda.

Gözlerinin içi pırıl pırıl parlayan, güleryüzlü, içten, medeni, iyi niyetli, hoş sohbetli dost insanları, Kars’ı sevmek için başlı başına bir sebep…  Kars sokaklarını tek başıma keşfederken kendisini kibarca tanıştırıp, güleryüzü ile bana eşlik edip, kent sevgisi ile çevreyi tanıtan Belediye görevlisi Tekin Avşar… Gece gündüz, yürüyüşte, otobüste, yemekte, otelde, canla başla sürekli bize yardımcı olan Tarım İktisat Üniversite son sınıf öğrencisi Polat… Cheltikov otelde bizi yedirip, içirip, karnımız tok, sırtımız pek olsun diye rahat ettirmek için canla başla çalışan misafirperver ekip… Meşhur Kars gravyerinin tadına bakmak için girdiğimiz mandıra dükkanlarında, ‘abla bol bol ye’ diye hiç gocunmadan kocaman parçalar kesen, iki dakikada pideli, bal, kaymak, tereyağlı sofra kuran, çay, soda ne istersek ikram eden geniş gönüllü esnaf… Sokaklarda, restoranlarda, müzelerde, dükkanlarda, göl kenarında, köylerde rastladığımız güleryüzlü, yardımsever,saf, temiz, kalender, içten insanlar…

Karı bile özel Kars’ın. Sanki gökyüzünden ufak beyaz kristaller dans ederek aşağı süzülüyor, ve pamuk gibi biriken karlar heryerde ışıltı ile parlıyor. Havası kuru olduğu için karın kalitesi o kadar iyi ki, taze yağan karın arkasından bol karda Sarıkamışta kaymak, Alp’ler ile yarışacak bir deneyim sunuyor.

İşte manzaraları, ruhu, insanları ve lezzetleri pamuk gibi Kars sizi sarıp sarmalıyor ve tüm ‘soğukluğuna, uzaklığına ve sessizliğine’ rağmen kalbinizi ısıtıveriyor…

Her mevsim farklı renklere bürünen Kars’ı ilkbahar veya sonbaharda sarı, boz ve kızıl renkler eşliğinde tekrar ziyaret etmeyi diliyor, ve Ali Canip Olgunlu’nun Anadolu’ya övgüsü ile yazımı sonlandırmak istiyorum:

 

Anadolu deyince aklıma dört mevsim gelir,
Yarısı sarı ve yeşil, yarısı beyaz ve mavi…
Anadolu deyince aklıma mimari gelir,
Yarısı Selimiye yarısı Ayasofya…
Anadolu deyince aklıma Çınar ve Selvi gelir,
Yarısı serin yarısı sessiz…
Anadolu deyince aklıma Kale ve Kubbe gelir,
Yarısı Ani yarısı Harakan
Anadolu deyince aklıma Aşk gelir,
Yarısoı Yunus yarısı Mevlana…
Anadolu deyince aklıma Bir gelir,
Yarısı Sen, yarısı Ben…
Ali Canip Olgunlu…

Biz Kars ile tanıştıran Ali Canip’e ve Sacred Seven’a sonsuz teşekkürler.

 –

 

 

 

 

YOLCULUK TERAPİSİ KARS VE YÖRESİ YAZILARI

 

 

 

Zeynep Atılgan Boneval