İSTANBUL BİENALİ 2015

14’üncü İstanbul Bienali başladı!

 

‘Tuzlu Su’ temalı bienal bu sene şehrin dört bir köşesine yayılmış deneysel ve bütünsel bir deneyim sunuyor. Bienal 2015’de Karadeniz’deki Rumelifeneri’nden Yunan mitolojisinde Altın Post’u arayan İason önderliğindeki Argonotlar’ın geçtiği, sekiz bin beş yüz yıl önce bir su kanalı olarak açılmış dar ve kavisli bir fay hattı olan İstanbul Boğazı’na, oradan da Akdeniz’e doğru, Bizans İmparatorluğu’nun düşmanlarını sürgün ettiği ve Troçki’nin 1929’dan 1933 yılına kadar yaşadığı Büyükada’ya uzanıyor.

IMG_5911

Müzelerin yanı sıra günlük yaşamımızın içinde yer alan tekne, otopark, bahçe, dükkan, özel konut, depo, otel, tarihi bina, okul ve hamam gibi 36 farklı meslen tutan 14. İstanbul Bienali, kimi zaman ana kıtada kimi zaman adada, kimi zaman su üzerinde, zamana ve mekana özgü orjinal deneyimler yaşatıyor.

İKSV tarafından düzenlenen, küratörlüğünü Amerikalı sanatçı Carolyn Christov-Bakargiev’in yaptığı, 7 kıtadan 87 sanatçının 1500 üzerindeki eserini sergileyen 14. istanbul bienalinin bu seneki kavramsal çerçevesi ‘Tuzlu Su’.

 

Dünyayı şiirsel ve politik olarak şekillendiren ve dönüştüren gözle görünür veya görünmez dalgaların, frekansların, akıntı ve yoğunlukları ele alan eserleri seçen küratör sergi hakkında: ‘sanat aracılığı ile yas tutuyor, hatırlıyor, kınıyor, iyileşmeye çalışıyor, ve formdan yeşeren yaşama sıçrıyoruz’ diyor…

Çağdaş eserler ve performansların yanı sıra, Tuz Gölü dalgakıranından toplanan kristaller, okyanus bilimi tarihi ve incelemeleri, sualtı arkeolojisi, Art Nouveau, nörobilim, fizik, matematik ve teosofi tarihinden yapıtların da yer aldığı geniş bir yelpazeye ev sahipliği yapıyor bienal.

IMG_5842

Bankalar Caddesinden, Şişli’ye, Kadıköy’den Büyükada’ya, tarihi İstanbul’dan Rumeli Fenerine şehrin farkı köşelerine yayılmış bu nefes kesici organizasyon dört güne yayılmış yürüyüş rotaları ile İstanbul ile yeni bir dialog kurmayı ve şehri farklı bir göz ile yeniden keşfetmeyi mümkün kılıyor!

14.İstanbul Bienali’nde, İstanbul Modern, ARTER, Özel İtalyan Lisesi ve Galata Özel Rum İlköğretim Okulu karma sergilere ev sahipliği yaparken, diğer tüm mekânlarda tek sanatçı ya da sanatçı topluluklarının işleri yer alıyor.

 

 

 

 

1.GÜN: BÜYÜKADA – KADIKÖY ROTASI

Büyükada’da büyülenmeye hazır mısınız? Adeta kendi içinde küçük bir bienal olan Büyükada sergileri, 14. İstanbul Bienali’nin hiç tartışmasız en ilginç, en iddialı bölümü..Troçki’nin denizden gelen misafirleri ise Büyükada’nın en etkileyici çalışması.

IMG_5871

Troçki’nin Evi

Troçki’nin 1929-1933 yılları arasında sürgünde iken Büyükada’da yaşadığı tahmin evin sahilinde, sanatçı Aran Villar Rojas’ın yerleştirdiği  hayvan heykelleri, bienalin en unutulmaz ve anlamlı eserleri.

IMG_5877

 

Denizin üzerinde Troçki’nin evine bakarak adeta yüzercesine duran, birebir ölçülerde zürafa, gergedan, geyik, goril, bizon, at ve köpek kombinasyonları, Troçki’nin misafirleri gibi.  ‘Tüm Annelerin En Güzeli’ ismini taşıyan enstelasyonda birbirleriniz kucaklarında, sırtlarında, yanlarında taşıyan hayvanlar sanki Troçki’nin hayali dostları gibi.

IMG_5875

Sanatçı bu dev heykelleri Kartal’da bir atölyede yaptıktan sonra, büyük gemiler ile adaya taşınmış. Üzerlerindeki ağlar, karpuzlar, ahşap dalları ile insanın denizde attığı tüm pislikleri de sırtlarında taşıyan hayvanlar, kendi topraklarını ve yaşama haklarını talep etmek için denizden bir çıkartma yapıyor gibiler. Ve sanki Troçki boş pencerelerden birine çıkıp bu hayvanları köşke buyur ediverecekmiş gibi hissediyorsunuz.

 

 

 

IMG_5885

Bienalin küratörü Carolyn Christov-Bakargiev, Orhan Pamuk’un gösterdiği Troçki Evi’yle ilk karşılaştığında “Sanki bir felaketten sonra hayat yeniden başlamış gibi” diye düşünmüş ve burası bienal’in ilk mekânı olmuş.

IMG_5887

Küratör neden bu enstelasyonu yerleştirmek için Troçki’nin evini uygun gördüğünü ‘bu ev gibi bu hayvanlarında hayatı yok oluş eşiğinde, ucubeye dönmüş ev yaşam hakkı tanımaz isek bu hayvanların da deneyimleyeceği zavallı sonu hatırlatıyor’ şeklinde açıklıyor.

IMG_5889

Hakikaten öyle. Sadece dört duvarı kalmış otlarla kaplanmış köşkün büyük bahçesinden deniz kıyısına daracık bir demir kapıdan geçerek varıyorsunuz. Birdenbire karşınıza çıkan mahlukat, sizi fantastik bir hikayeye, zamansız bir âleme taşıyor. ‘Tuzlu Su’nun içinden çıkan beyaz polyester hayvan heykellerinin üstünde duran diğer hayali yaratıkların her biri ise ölmüş başka hayvan ve bitkilerin kalıntılarından yapılmış.

IMG_5907

Yani katman katman anlam dolu, bakması çok etkileyici, bulunduğu mekânla mükemmel uyum sağlayan, İstanbul bienalleri tarihinin muhtemelen en unutulmaz işlerinden biri ‘Tüm Annelerin En Güzeli’ adlı bu iş.

 

ada (2)

Splendid Palas

Mimar Kaludi Laskaris’in Art Nouveau akımından esinlenerek tasarladığı, 1908-1911 tarihlerinde inşaa edilen Splendid Palas otelinin beş odası ve avlusu da bienale ayrılmış durumda. Sanatçı William Kentridge’in Troçki ilhamlı video ve ses enstalasyonu ‘Ah, İçli Makine’ özellikle görülmeye değer.

IMG_5781

1920’lerin İstanbul’una, Troçki’nin yaşamı ve karakterien göndermeler yapan bu videoda, bir odanın penceresinde nutuk atan Troçki’nin yavaş yavaş tuzlu suya battığı sahneyi görmenizi tavsiye ediyoruz.

 

Kaptan Paşa Deniz Otobüsü

1997 yılından beri hizmet veren Kaptan Paşa Deniz Otobüsü, bienal süresince iskelede bağlı bir sergi mekanı olacak. Sanatçı Marcos Lutyens, deniz otobüsünün içinde, merkezinde bir tekne iskeletinin yattığı hayali bir mekân tasarlayarak, adeta masalsı ve rüya gibi bir ortam yaratmış.

IMG_5939

Feribottaki hipnoz seansına katılmanızı tavsiye ediyoruz. Feribotun arka güvertesindeki Pınar Yolaş’ın ‘suyun kalbi’ de çok etkileyici bir iş. Boğazın, denizlerin kirliliğine, insanların gezegen üzerindeki etkisine dikkat çekmek isteyen Yoldaş, Boğaz’ın suyunu gemiye pompalıyor ve bunu yapay bir dolaşım sistemi ile görünür kılıyor

IMG_5941

Rizzo Palas

Diğer bir bieanal mekanı olan Rizzo Palas 19. yüzyılda özel konut olarak inşa edilmiş, 1961’de Rum Hastanesi Vakfı tarafından satın alınarak 2010 yılına kadar pansiyon olarak hizmet vermiş görkemli bir ahşap köşk. Rizzo Palas’da yer alan Ed Atkins’in ‘Hıslayan’ adlı videosu, kendi küçücük odasında kıvranıp dururken ‘yer yarılıp da içine giren’ bir adamı anlatıyor. Nerdeyse ‘yıkıldı yıkılacak’ ahşap binada bir zamanlar pansiyon olarak kullanılan odalarındaki dağınıklık, videoyla çok özdeş bir ilişki kuruyor.

 

Mizzi Köşkü

Venedik saraylarına benzeyen Mizzi Köşkü ise 19. Yüzyıla ait eşsiz mimaride bir köşk.

IMG_5837

1894 depreminden sonra İtalyan mimar Raimondo D’Aronco tarafından restore edilmiş. Mizzi Köşkü’nde bir batığa ait  fotoğraflar sonar sesi eşliğinde sunuluyor.

IMG_5846

Çankaya Caddesi No:57
Troçki Evi’ne giderken Çankaya Caddesi’nde, 1907-1908 yıllarında Ermeni bir tüccarın kızları için inşa ettiği, Troçki’nin sürgünde olduğu dönemde kısa bir süre yaşadığı tahmin edilen ve son zamanlarda Türkiye’de dizi çekimleri için kullanılan Çankaya 57 Yanaros Köşkünde, Daria Martin’in ‘Eşikte’ video ve salon düzenlemesi yer alıyor. Mekânın popüler kültürle ilişkisine selam gönderen karakalem Meryem Uzerli resmi de bir köşede yer alıyor.

 

Büyükada’dan ayrılmadan önce son bienal mekanı olan Halk Kütüphanesi’ni ziyaret edebilirsiniz.

Büyükada’da başka neler mi yapılır? Ada izlenim ve rotalarımızı www.yolculukterapisi.com/buyukada/ yazımızda, Ada’nın en güzel yeme-içme–yüzme-konaklama adres & önerilerimizi ise www.yolculukterapisi.com/buyukadarehberi/ yazımızda okuyabilirsiniz.

 

 

Ardından Kadıköy’e vapuruna binip karşıya geçtikten sonra, yürüyerek Kadıköy Yeldeğirmeni mahallesinde soluğu alın. Bienal sergi alanlarından birisi olan ve Tunca Subaşı & Çağrı Saray Atölyesi’ni gezin. Akşamüstünü ettiniz büyük ihtimal ile,  Moda’da güzel bir kahve, tatlı veya yemek molasına ne derseniz?  Önerdiğimiz adresler için: http://www.yolculukterapisi.com/moda-rehberi/

 

 

 

Stitched Panorama

2.GÜN: GALATA – ŞİŞHANE – BEYOĞLU ROTASI

Karaköy’e çıkan Kemeraltı Caddesi’ndeki neo-klasik mimaride Galata Özel Rum İlköğretim Okulu, İstanbul Modern’den sonra bienalin klasikleşmiş ana mekânlarından birisi. Kahire doğumlu sanatçı Anna Boghiguian’ın çarpıcı heykelsi enstalasyonu ‘Tuz Tüccarları’, okulun giriş katındaki salona yayılmış durumda. Tekne parçaları, eski yelkenler, resimler, çizimler, ses kayıtlarından oluşan bu eser, sanki zamanını ve yolunu yitirmiş yalnız bir gemi. Okulun üst katlarında ise Praphakar Pachpute’nin karanlık odada fenerle dolaşarak izlediğiniz madenci heykelleri, Hera Büyüktaşçıyan’ın ‘Açık Okul’u, Andrew Yang’ın zilleri ve daha birçok sergi yer alıyor.

Stitched Panorama
Buradan Karaköy’e deniz seviyesine doğru yürüyün, 200 metre kadar ileride sağda Minerva Han var. 1913 yılında Vasileios Kouremenos tarafından inşa edilen ve şu anda Sabancı Üniversitesi’ne ait olan Minerva Han’ın içindeki Kasa Galeri’de Beyrut doğumlu Walid Raad’ın 16. yüzyılda altın çağını yaşamış İznik çinilerini bambaşka formlarla yorumladığı son projesi yer alıyor. Sanatçı ‘sanat eserlerinin kutularda saklanıp saklanamayacağını sorduğu’ kutuları gerçekten enteresan.

 

Arada biraz soluklanmak bir kahve, kahvaltı, öğle yemeği veya aperatif almak isterseniz önerdiğimiz adresler için www.yolculukterapisi.com/karakoyrehberi/  ve www.yolculukterapisi.com/galata-kumbaraci-yokusu-guncel-rehberi/ yazılarımıza bir göz atabilirsiniz.

 

Yolunuza, Bankalar Caddesi’nden devam edip Vault Karaköy House Hotel’e girin sonra. İstanbul doğumlu İtalyan mimar Antoine Tedeschi’nin 1863 yılında Neo-Rönesans stilinde inşa ettiği bina aslında eski Sümerbank binası ve meşhur tarihi kasanın yanından müzik sesini takip ederek alt katlara inerseniz, Janet Cardiff ve George Bures Miller’in iç burkan hüzünlü eserini deneyimleyeceksiniz.

 

Bankalar Caddesi üzerinde biraz daha yukarı yürürseniz, 19. yüzyılda, Osmanlı Bankası’nın merkez binası olarak Fransız asıllı Levanten mimar Alexandre Vallauri tarafından tasarlanan ve 2011 yılında restore edilerek yeniden açılan SALT Galata’ya varacaksınız. Sanatçı Zeyno Pekünlü Salt’ın kütüphanesinde defter kitapları önünde ders çalışan birçok öğrencinin arasına, eski usul kopyaları yerleştirmiş, gerçekten muzip!

Bankalar Caddesinin en tepesine vardığınızda Şişhane’ye ulaşacaksınız. Biraz ileride Kamondo ailesi tarafından 1815’de inşa ettirilen ve 2007 yılında restore edilerek 2012’den beri hizmet veren Adahan Otel. Alt katta yer alan sarnıç, Pelin Tan ve Anton Vidokle’nin esrarengiz videosuna ev sahipliği yapıyor. Otelin birinci katında ise Meriç Algün Ringborg’un ‘Siz Hiç İncir Ağacının Çiçek Açtığını Gördünüz mü’ isimli çalışması yer alıyor.

Şimdi istikamet Pera! Pera Müzesi üçüncü katıyla bienal mekânları arasında yer alıyor. Orijinali 1893 yılında mimar Achille Manoussos tarafından  tasarlanan Bristol Oteli binası, 2005’te cephesi korunarak renove edilmiş ve Pera Müzesi olarak hayata geçirilmişti. Pera Müzesi‘nin ön cephesindeki ışıl ışıl daireyi daha görmediyseniz mutlaka bir uğrayın. Müzenin 10. Yılı şerefine Kanadalı sanatçılar Caitlind r.c. Brown ve Wayne Garrett müzenin cephesi için gözlük camlarından oluşan, Haliç’in ışıltısını tarihi yapının cephesine taşıyan, Gör/Bak/Deniz isimli bir enstalasyon tasarladı. Sanatçı Ania Soliman, Pera müzesinin 3. katında Bienal kapsamında alternatif bir görsel dünya tasarladı. Yerleri cilalanmamış zemini ile Pera Müzesinin geriye kalanından ayrışan mekan, müzenin ağırlık koleksiyonunu da içine alarak büyük soyut resimlerden oluşan bir seçkiyi sergiliyor.

 

 

Ardından İstiklal Caddesi’ne ilerleyin. 1863 yılında kurulan İtalyan işçi derneği Società Operaia tarafından yaptırılan ve adını 19. yüzyılda uzun yıllar İstanbul’da yaşamış Giuseppe Garibaldi’den alan Casa Garibaldi binası, bienalin üç ‘hayali’ mekanından birisi. (Ziyarete açık olmayan 3 mekan, bienalin “hayali” mekânları olarak seçilmiş)

 

İstiklal Caddesi üzerinde 1910’lu yıllarda mimar Petraki Meymaridis Efendi tarafından “Meymaret Han” adıyla inşa edilen ve 2010 yılında Vehbi Koç Vakfı tarafından kâr amacı gütmeyen bir sergi alanına dönüştürülen ARTER binası, üç sergi katında bienale ev sahipliği yapıyor. Binanın girişinde Giovanni Anselmo’nun mermer bir kütlenin içine yerleştirdiği mıknatıslı işi sizi karşılayacak. Birinci katta Christine Taylor Patten’in ‘Mikro/makro 1001 çizim’i yer alıyor. Eserin orijinali 2 bin parçaymış ancak burada 10 tanesi yer alıyor. 5 x 5 cm ebatlarında karga tüyü kalem ve mürekkeple çizdiği işleri yan yana sıralanmış tüm bir kat boyunca. Bir noktadan başlayıp her biri bir yılı temsil eden ve diğerinin devamı olan minik kareler… Çizgisel bir evrim teorisi. Her mikronun arkasında da T.S. Eliot’ın zamanla ilgili bir dizesi varmış ama siz onu göremiyorsunuz. Kitap da yanda sergileniyor buna işaret etmek için. İsrailli sanatçı Bracha Ettinger ise, yas tutan kadını, kaderi sürgün veya ölüm olan kişileri resmeden 15 yağlı boya tablo, 75 not defteri, 1 sanatçı defteri, çizimler, teori ve ses kaydından oluşan enstelasyonu ile  kaybolan yiten kadın hayatlarına dikkat çekiyor.

 

İstiklal Caddesi boyunca Taksim’e doğru yürürseniz önünüze 19. yüzyıl sonunda inşa edilen ve Anadolu Pasajı olarak da bilinen FLO ayakkabı mağazası çıkacak. FLO’nun 4. katında Cansu Çakar’ın işlerini görmek için binanın arkasına geçmeniz gerekiyor. Sanatçı, iki ay boyunca şiddet görmüş ya da mülteci kadınlarla minyatür ve süsleme dersleri yapmış. Ve bu derslere katılanların çalışmalarını onlar ile yerleştirerek bir araya getirdiği bir sergi sunuyor. Cansu Çakar toplumsal adalete ulaşmak, insanları birbirine bağlamak ve bir değişim yaratabilmek için sanatın dönüştürücü gücünden yararlanmayı öneriyor

.

3.GÜN: KARAKÖY – TOPHANE – ÇUKURCUMA ROTASI

İSTANBUL MODERN – BİENALİN VAZGEÇİLMEZİ

Ilk durak Tophane Meydanı’nın 1957-58 yıllarındaki düzenlenmesi sırasında ambar olarak, ünlü mimar Sedad Hakkı Eldem yönetiminde inşa edilen, 11 Aralık 2004’de Türkiye’nin ilk modern ve çağdaş sanat müzesi olarak açılan İstanbul Modern olacak. Burada 3-4 saat geçirmeye hazırlıklı olun. Öncesinde veya sonrasında bir kahve, kahvaltı, öğle yemeği veya aperatif almak isterseniz önerdiğimiz adresler için www.yolculukterapisi.com/karakoyrehberi/ yazımıza bir göz atabilirsiniz.

Istanbul Modern’de en ön plana eser ve enstelasyonlar:

  • Senam Okudzeto’nun kendi sözleri ile ‘kötü ruhlar tarafından ele geçirilmişsiniz gibi, varolmayan ve bilinmeyen bir lisanda sesler sarf etmenin aslında arındırıcı ve çılgın deneyimini yaşatmak istedim’ Ganalı kadınların portakal sattıkları demirden sehpalar… Kent ve evi, içle dışı, kamuyla mahremi kesiştiren yerleştirmesiyle, Siyah beyaz ağırlıklı, budaksız ve net işindeki, derin duyarlılık  takdir edilesi.
  • Aslı Çavuşoğlu, Ararat kırmızıböceğinden çıkan 12 gramcık boyayla normal boyayı birlikte kullanmış. Bir ustaya yaptırdığı resimli kitap sayfaları geçici (böcek boyası zamanla uçuyor) olanla kalıcı olan arasında siyasi ve sosyal gerilimi gösteriyor. Büyük bir ilgiyi de hak ediyor.
  • Amerikalı sanatçı Ellen Gallagher’ın İstanbul Modern’de sergilenen 1972 tarihli gözlerden oluşan resmi, ironisi, politik sürrealizmiyle mest ediyor. Film ve filmi destekleyen 2014 tarihli resimlerse sanatçının fantezi dünyasının sınırsızlığını sergiliyor.
  • Grace Schwindt’in eseri İstanbul Modern’in en etkileyici ve güçlü işlerinden Tuhaf, absürd ve poetik. bir şekilde tencerenin içinde doğranmış pembe bale pabuçları var. Sesi, şiiri, masa…
  • SANTIAGO RAMON Y CAJAL / Bu bienalde Nobel ödüllü bir ‘sanatçı’, Orhan Pamuk var. Ama yalnız değil! Sinirbilimin babası Ramon y Cajal da bienalin Nobellisi! Ramon y Cajal sinirbilimin babası kabul ediliyor. Onun eseri, pek çok denizbilimci ve fizikçinin görsel çalışmalarıyla yer aldığı bienalin 21’inci yüzyılın sanat ile sanat sayılmayan arasındaki sınırları çoktan sildiğine dair gelişmiş bir örnek.
  • GEORGIA SAGRI / Bienal başlamadan önce dünyanın farklı dinlerinden müzisyenleri bir araya getirip dans ettiği yedi saatlik performansını internetten takip etmiştim. Üç boyutlu gözlükle ziyaret edebildiğimiz odasındaki çamurdan yaratıklar performansından kat kat daha iyi.
  • NIKITA KADAN / Belki doldurulmuş geyik ve çimento lastiklerden oluşan yerleştirmesi değil de onun hemen altındaki ranzada yetiştirdiği kerevizler tavsiyem. Haydi barikat bahçeciliğine! Evet, Ukrayna’da gösteriler sırasında barikat bahçeciliği başlamış.
  • ANA PRVACKI / Minicik erotik beste, mekânın belki en küçük eserlerinden. Ama feminist, müzik/metin ilişkisini sorgulamakta olağanüstü başarılı.
  • FABIO MAURI / O bir Romalı… Serginin sanatçılarından Krajcberg gibi, küratörün biyomimarlıkla  Art Nouveau arasında kurduğu ilişkinin önemli bir halkası. Buna ilişkin ilk anahtar, eserindeki özgürlük yazısında saklı.

 

ist modern

İstanbul Modern’den çıkarken bir deniz kenarına bakın, Füsun Onur’un Boğaz’da yüzen ve şiir yayını yapan balıkçı teknesine rastlayabilirsiniz.

 

1950’li yıllara kadar tütün deposu olarak kullanılan ve şu anda kâr amacı gütmeyen bir sergi alanı olarak faaliyet gösteren DEPO yine bienale ev sahipliği yapan mekanlardan birisi.  Ermeni tehcirinin 100’üncü yılı nedeniyle bienalde bu konu üzerine düşünmüş pek çok sanatçının işiyle karşılaşacaksınız. En etkileyici olanlarından biri Francis Alys’in ‘Ani’nin Sessizliği’ adlı videosu. Binaya girdiğinizde duvardaki platforma yerleştirilmiş onlarca farklı kuş sesi çıkartan düdük görüyorsunuz. Kars’taki Ani harabelerinde çekilmiş bir video gösteriliyor içeride. Ani’de çocukların her birine bu düdükleri veren sanatçı onları çalmalarını istiyor. Tepelere tırmanarak harabelere kuş sesleri çıkartarak gelen çocuklar eski kentin sessizliğinde kaybolup gidiyor. Oldukça etkileyci bir video.

 

Tophane bölgesindeki 1940’ta inşa edilmiş beton bir otopark olan Cezayir Otoparkı, Cevdet Erek’in ‘Bir Ritm Mekanı’ isimli enstelasyonuna ev sahipliği yapıyor. Yine Boğazkesen Caddesi üzerinde yer alan bir dükkân ve de 1894’teki İstanbul depreminden üç yıl sonra, 1897’de inşa edilen, 1999 yılında yazar Orhan Pamuk tarafından satın alınarak Masumiyet Müzesi‘ne dönüştürülen Brukner Apartmanı da bienal mekânları arasında.

 

1861 yılında kurulan ve 1919 yılında Tom Tom Kaptan sokağındaki bugünkü yerine taşınan Özel İtalyan Lisesi’nin her katı beş sanatçının özellikle video projelerine ev sahipliği yapıyor. Cheng Ran’ın ‘gerçekten de 9 saat süren 9 Saatlik Film’i, bienalin en uzun videosu. Ran videosunda, 1975’te Pasifik Okyanusu’nu geçmek için yola çıkmış ama bir daha geri dönmemiş Hollandalı fotoğrafçı ve performans sanatçısı Bas Jan Ader başta olmak üzere, bir amaç uğruna yola çıkıp hayatlarını kaybetmiş kişilerin yolculuklarına ve hayata bakışlarına odaklanmış. Aslında tek başına bir günü hak ediyor İtalyan lisesindeki videolar.

 

Aziz Eugène Konağı olarak bilinen, 1869’da inşa edilmiş Fransız Yetimhanesi ise bienalin ziyarete açık olmayan, üç “hayali” mekânından birisi. (Restorasyon çalışmaları devam ettiği için ziyarete açık olmayan 3 mekan, bienalin “hayali” mekânları olarak seçilmiş)

Zenovitch ailesi tarafından 1890’larda inşa edilen ve 2010 yılında restore edilip The House Hotel Galatasaray olarak açılan otelin bir odası ve yine Galatasaray bölgesindeki Bostanbaşı Sokak’ta yer alan tarihi bir ev de bienalin sergi mekânlarından.

 

1901 yılında inşa edilen Cezayir binası da bir sanatçı projesine ve bienal kapsamındaki kamusal program etkinliklerine ev sahipliği yapan bienalin en etkin merkezlerinden birisi. İspanyol sanatçı Fernando Garcia Dory’nin ön ayak olarak, ‘Karasal Türkiye Genişleme Ajansı’yla birlikte yürüttüğü proje kapsamında, Güneydoğu’daki kadınların yaptıkları üretimler sergileniyor. Ayrıca sanatsal üretimin yerel ekonomilere katkısı gibi söyleşi ve atölye çalışmaları ile dolu bir etkinlik takvimi var Cezayir’in.

 

Bu arada biraz soluklanmak, bir kahve, atıştırmalık, öğle yemeği veya aperatif almak isterseniz önerdiğimiz adresler için www.yolculukterapisi.com/cukurcumarehberi/  ve www.yolculukterapisi.com/galata-kumbaraci-yokusu-guncel-rehberi/ yazılarımıza bir göz atabilirsiniz.

 

 

Wael-Shawky_Cabaret-Crusades

4.GÜN ŞİŞLİ – TARİHİ YARIM ADA – RUMELİ FENERİ ROTASI

İstanbul Bienali’nin Şişli bölgesinde iki sergi mekânı var. 1903-2004 yılları arasında Anarad Hığutyun Okulu olarak hizmet verdikten sonra yeniden inşa edilerek 2015 yılında açılan Hrant Dink Vakfı ve Agos’un yeni gazete merkezi ile Agos’un Genel Yayın Yönetmeni Hrant Dink’in Ocak 2007’de önünde öldürüldüğü, Pangaltı’daki vakfın ve gazetenin eski merkezi Hrant Dink Vakfı ve Agos – Parrhesia Alanı. Bienali gezerken, 2007’de kaybettiğimiz cesur gazeteci Hrant Dink’e bir saygı duruşu yapma fırsatımız oluyor.

 

Şimdi istikamet Balat. Otobüs ile çok kolay ulaşabilirsiniz, Taksim’e çıkıp, 55T’ye binip, Balat’ta Ayakapı Durağı’nda inince, biraz geriye doğru yürüyüp Şerefiye Sokağı’nı, ardından Müstantik Sokağı’nı bulursanız, Küçük Mustafa Paşa Hamamı’na ulaştınız demektir.  İstanbul’un fethinden 24 yıl sonra, 1477’de Fatih Sultan Mehmet döneminde inşa edilen en eski yapılardan biri olan Küçük Mustafa Paşa Hamamı, bienalin en orjinal işlerinden birisine ev sahipliği yapıyor. Mısırlı sanatçı Wael Shawky adeta hamamın içinde ‘Kerbela’nın Sırları’ isimli enstalasyonu ile masalsı bir ‘alem’ yaramış. ‘Kerbela’nın Sırları’ Amin Maalouf’un Arapların Gözünden Haçlı Seferleriisimli kitabından yola çıkan bir dizi çizim, nesne ve kuklalı çizgi filmden oluşuyor. Büyük bir ekranda el üflemesi Murano cam kuklaların Haçlı Seferleri döneminde geçen animasyonu, Haçlı Seferleri’ni Arap bakış açısından anlatıyor. Göbek taşı üzerine serilmiş halılara uzandığınızda, hamamın loşluğu Arapça kelimelerin tınısı ile buluşunca mistik bir ortam doğmuş.

 

Biraz soluklanmak, çay kahve içmek ve birşeyler yemek isterseniz önerdiğimiz adresler için www.yolculukterapisi.com/fener-balat-rehberi  yazımıza göz atabilirsiniz.

 

Evet şimdi istikamet Rumeli Feneri. Bienalin son iki mekânı da Kuzey Marmara’da yer alıyor. Rumelifeneri’nde, üçüncü köprü inşaatının da yakından görülebildiği deniz feneri bir sanatçının projesine ev sahipliği yapıyor. Soğuk savaş döneminden kalan paslanmış bir radarın bulunduğu Boğazın Anadolu yakasındaki Riva Kumsalı da bienalin hayali mekânları arasında.

 

BİENAL’DE TÜRK – YUNAN İŞBİRLİĞİ – Bienalin geçici mekânı Meis Adası (Kastellorizo)

Bienalin geçici mekânlarından birisi de Türkiye kıyılarından iki kilometre uzaklıkta olan Yunanistan adası Meis (Kastellorizo). Meis’te 7-13 Eylül tarihleri arasında Fiorucci Art Trust işbirliğiyle bienal sanatçılarının da katılımıyla “Güneşin yüksek Hayır! sesi yakıyor tepelerin ön cephesini. Salt Lake’ten kum çekirgeleri geliyor ve kapanıyor salonların çoğu” başlıklı bir program gerçekleştiriliyor.

 

14.İstanbul Bienali Rehberli Turları

14.İstanbul Bienali kapsamında Koç Holding desteğiyle 4 farklı rotada rehberli turlar gerçekleştirilecek:

  • Büyükada’da Kaptan Paşa Deniz Otobüsü, Büyükada Halk Kütüphanesi, Splendid Palas Oteli, Rizzo Palas, Mizzi Köşkü, Çankaya 57, Troçki Evi;
  • Beyoğlu 1; ARTER, Pera Müzesi, ADAHAN Otel, SALT Galata, Vault Karaköy The House Hotel, Kasa Galeri;
  • Beyoğlu 2; Cezayir Binası, Bostanbaşı Sok. No: 30, The House Hotel Galatasaray, Otopark (Çukurcuma Cad.), Dükkan (Boğazkesen Cad.), Özel İtalyan Lisesi, DEPO;
  • Karaköy; İstanbul Modern, Galata Özel Rum İlköğretim Okulu.

Rehberli tur biletleri, İstanbul Modern, Galata Özel Rum İlköğretim Okulu, ARTER ve Splendid Palas Oteli’ndeki gişelerden ya da Biletix satış kanalları ve İKSV ana gişeden (Pazar hariç her gün 10.00-18.00 saatleri arasında) temin edilebilir. Rehberli turların saatleriyle ilgili bilgiler için 14b.iksv.org.

 

Bienal Film Programı

Bienal boyunca İstanbul Modern Sinema’da ücretsiz film gösterimleri gerçekleştirilecek. Müge Turan ve Carolyn Christov-Bakargiev tarafından Ekolojik Kurgular, Denizler Altında, Hayatta Kal! ve Kıyıdakiler olmak üzere dört tema etrafında hazırlanan program, uzun metrajlı filmler ile sanatçı filmleri ve videoları eşleşmeleri şeklinde tasarlandı. Film ve sanatçı işleri eşleştirmeleri ise James Richards tarafından yapıldı.

2 Eylül’den itibaren video, 10 Eylül’den itibaren ise uzun metrajlı film gösterimlerinin başlayacağı program, uzun metrajlı filmler, sessiz dönemden başlayarak belgeseller, gişe filmleri ile Avrupa ve Amerikan sinemasının klasiklerinden oluşuyor.

Program kapsamında, ayrıca bienal katılımcıları da olan, Tacita Dean’in JG (2013) filmi, Guido Wan Der Werve’den Numara On Dört, ev (Nummer veertien, home, 2012) ile Marguerite Duras’ın 1981 yapımı Atlantik Adamı (L’homme Atlantique, 1981) filmleri de izlenebilecek. Film programı ve gösterim saatleri 14b.iksv.org’dan takip edilebilir.

 

14.İstanbul Bienali Çocuk Eğitim Programı

Bienal kapsamında, Koç Holding desteği ve Pace Çocuk Sanat Merkezi işbirliğiyle, çocukların ve gençlerin sergi kültürünü geliştirmek, güncel sanata olan ilgilerini artırmak ve onları bazı temel sanat kavramlarıyla tanıştırmak amacıyla Çocuk Eğitim Programları da düzenlenecek. Program kapsamında yapılacak etkinliklerle çocuklar ve gençler, bienalin farklı mekânlarına yapacakları seyahatlerle hem “Tuzlu Su’yu” keşfedecek, hem de atölyeler aracılığıyla konuştukları ve öğrendiklerini pratiğe dönüştürme fırsatı yakalayacak.

Bienal boyunca 8-18 yaş aralığındaki katılımcılara yönelik olarak ücretsiz gerçekleştirilecek eğitim programı, bienalin açık kaldığı süre boyunca; 5-13 Eylül tarihleri arasında haftanın her günü Büyükada’da, 14 Eylül’den itibaren ise Pazartesi hariç her gün Galata Özel Rum İlköğretim Okulu’nda devam edecek. 25’er kişilik gruplarla yapılacak etkinliklere katılım için cocuk@iksv.org’dan ya da (212) 334 07 45 ile (549) 795 14 32 numaralı telefonlardan rezervasyon yaptırılabilir. Programın detaylarına 14b.iksv.org’dan ulaşılabilir.

 

14.İstanbul Bienali Mobil Uygulaması

Vodafone Red’in katkılarıyla hayata geçirilen İKSV Mobil uygulamasıyla 14. İstanbul Bienali’ndeki 80’in üzerinde katılımcının ve 1500’den fazla çalışmanın yanı sıra bienal mekânlarına ulaşım için yol tarifi ve toplu taşıma bilgilerine erişilebilir. AppStore ve Google Play’den ücretsiz indirilebilen İKSV Mobil uygulamasındaki 14. İstanbul Bienali sayfası 2 Eylül tarihinden itibaren aktif olacak.

 

14. İstanbul Bienali Mekân ve Saatleri

  • İstanbul Bienali mekânları Pazartesi günleri hariç her gün 10.00-18.00 saatleri arasında ziyaret edilebilir.
  • Perşembe günleri İstanbul Modern 20.00’a kadar, Masumiyet Müzesi ise 21.00’a kadar açık olacaktır.
  • SALT Galata, Pazar ve Pazartesi günleri kapalıdır, Salı-Cumartesi günleri arasında 10.00’dan 20.00’a kadar ziyaret edilebilir. Açılış haftasına özel olarak 6 Eylül Pazar ve 7 Eylül Pazartesi günleri açık olacaktır.
  • Splendid Palas Oteli açılış haftasında özel olarak 10.00’da, kalan günlerde ise 11.00’da açılacaktır.
  • Pera Müzesi, Pazar günleri 12.00’da açılır.
  • Tunca Subaşı & Çağrı Saray Atölyesi hafta sonları 12.00-18.00 arasında, Pazartesi hariç hafta içi günleri randevu ile ziyaret edilebilmektedir. Randevu için bir gün öncesinde (549) 781 85 16’yı aramak gerekmektedir.
  • Hrant Dink Vakfı ve Agos – Parrhesia Merkezi için program daha sonra duyurulacaktır. Duyurular 14b.iksv.org adresinden takip edilebilir.
  • Kurban Bayramı’nın birinci günü olan 24 Eylül’de tüm mekânlar kapalı olacaktır. Masumiyet Müzesi, ARTER, İstanbul Modern ve Pera Müzesi, bayramın diğer günleri, 25-27 Eylül arasında açıktır.
  • İstanbul Bienali ücretsiz olarak gezilebilecek. Yalnızca Masumiyet Müzesi’ne giriş biletli olarak sağlanacaktır.

 

Zeynep Atılgan Boneval