İKARİA ADASI

Sabah uyanır uyanmaz kendinizi 5 adımda denizin kıyısında bulmak, cup diye tertemiz, berrak suya dalıp, kendinizi denizin kucağına bırakmak…

Denize doyduktan sonra sahildeki halk plajında yer alan duşta yıkanıp havlunuzu sarınıp, sahildeki birkaç ücretsiz şezlongda güneşte kururken, plajda oynayan çocukları, her sabah taze tuttuğu balıkları iskeleye getiren balıkçı teknesi önünde kuyruğa giren köy halkının pazarlıklarını,

bornozunu giyip denize giden amcaların deniz gözlüklerini takıp uzun uzun yüzmelerini, şapkaları ile denize girmiş muhabbetteki teyzeleri seyretmek. Yunan adaları tecrübemizden biliyoruz ki denizde şapkalı o muhabbetler saatlerce sürecek 😊

Ardından otelinize yürüyerek geri dönüp ve balkonunuzda kahvaltınızı hazırlayıp afiyetle yemek…

Sonra buzlu Frape kahvenizi almak için köy kahvesine gidip, artık tanıdık gelen yüzler ile selamlaşmak, zaten bir avuç insanız adada, değil mi?

Ardından yeni koylar, denizler, ve tepe köyleri keşifleri için yollara dökülmek. Daracık virajlı yollarda ilerleyip, adanın kıvrımlı tepelikleri arasına gizlenmiş koyları keşfetmek için tepelerden aşağı toprak yollara sapmak, zaman zaman da arabayı park edip nefis manzaralara nazır, deniz ve kekik kokuları arasında, cırcır böceği sesleri eşliğinde yürüyüşler ve tırmanışlar yapmak…

Sonunda bakir ve ıssız yeni bir koya ulaşmanın zafer duygusu içinizde, kendiniz tertemiz pırıl pırıl sulara bırakmak. Tesis yok, şezlong yok, müzik yok, sadece sizin gibi havlusunu, hasırını, minik şemsiyesini ve buz kovasını kapıp gelmiş doğa ve deniz tutkunları var…

Denizden çıktıktan sonra sizi selamlayan her biri farklı çakıl taşlarını incelemeye başlamak. Parlayan simlileri, beneklileri, mermer gibi şeffafları, sarı, turuncu, kızıl, kahve renklileri, gri çizgilileri ile zamanla gözünüze birer mücevher gibi gözüken bu hazine plajlarda saatlerce taş toplamak…

Isınınca yeniden suya dalmak, denizin ve cırcır böceklerinin sesini dinleyerek kitabınızı okumak, uykuya dalmak…

Hiçbir lüks yok, ancak asıl lüks bu değil mi?

Çıplak doğayı ve insanları bulabilmek ve yaşayabilmek, basit ve sade olan ile yetinip ondan zevk alabilmek?

Güneşin teninizi öpmesi, denizin sizi serinliği ile kutsaması, rüzgarın yüzünüzü okşaması, tertemiz havanın içinizden geçmesi, doğanın sizi kucaklaması…

İşte İkaria adası.

Doğasının güzelliği, ruhunun sade ve basitliği, hep bir ağızdan konuşan, her gün birbirini görmesine rağmen her yeni gün ile yeniden konuşma hevesi ve heyecanı bulan, birbirinden kopamayan insanları ile sanki çocukluğumuzun yazlık günlerine döndük.

O zamanlar belki küçücük dünyamızda biz kocamandık… Şimdi de kocaman dünyada biz küçücüğüz…

Belki de bu yüzden özlüyoruz o günleri, ve bu yeterlilik, yalın ayaklık, doğallık ve içtenlik duygusunu yaşatan yerleri bulunca en değerli cevheri bulmuş gibi seviniyoruz ve kucaklıyoruz.

EN UZUN YAŞAYANLARIN ADASI İKARİA’NIN ZORLUKLARI VE GÜZELLİKLERİ

İkaria bugüne kadar gördüğümüz 31 farklı Yunan Adası arasında en bakir, doğal ve en az turistik olanı idi.

Hem aşırı dağlık, tepelik ve kayalık olduğu için geçit vermeyen bir ada. Yerleşimleri ve koyları birbirine bağlayan, uçurum kenarlarından geçen, kıvrıla kıvrıla virajları ile yürek hoplatıyor. Tepelerden füze gibi fırlayan uzun, siyah, geometrik kayalar üzerinize düşüverecekmiş gibi geliyor.

Fakir bir ada olduğu için yolları epey bozuk. Adadan çıkartması maliyetli ve zahmetli olduğu için bozulan ve tamir edilemeyen her şey adada kalıyor. Yol kenarlarında hurda minibüsler, arabalar, kepçeler görüyorsunuz.

Evlerin mimarisi de Yunan adalarında genelde gördüğünüz estetik zevkten yoksun. Zamanında korsanlardan saklanmak için evleri tepelerin arasında gizleyecek şekilde yapmışlar, geçtiğiniz yerin bir köy olduğunu bile anlayamıyorsunuz.

Rüzgar genelde hiç durmuyor, esti mi de ayaklarınızı yerden kesecek gibi esiyor, denizin üzerinde beyaz köpükler, dalgalar ve zaman zaman minik hortumlar oluşuyor.

Ve adaya ulaşım da çok kısıtlı. Haftada sadece birkaç feribot Pire’den veya Samos adasından uğruyor adaya. Bu yüzden yüz ölçümüne göre tenha ve bakir kalmış İkaria.

Dağlar denizden içeri giren koyları hemen kestiği için sahil kasaba ve köyleri daracık bir alana sıkışmış, iki sokaklı ufacık yerleşimler.

Şık restoranlar, gözde plaj kulüpleri, şıkır şıkır dükkanlar, şezlong ve şemsiyeli tesisler yok.

Yani baştan söylemek gerekirse epey efor ve çaba gerektiren, zor ve haşin bir ada İkaria.

Ancak o kıvrıla kıvrıla tepeleri tırmanan dik ve daracık virajlı yollar öyle nefis kuş uçuşu manzaralar sunuyor ki. Yol kenarlarında çamlar, selviler ve zeytinlerin yaprakları öyle güzel rüzgar ile salınıyor ki. Siz plajlara ulşmaka için taşlı patikaları yürüyerek arşınlarken, arıların bal topladığı kekikler ve çiçekler öyle güzel kokuyor ki… Yol kenarında dalından kopardığınız böğürtlenlerin tadı öyle güzel ki…

Belki de bunlar yüzden dünyada yaşam süresinin en uzun olduğu beş bölgeden birisi İkaria Adası. Evet yanlış duymadınız. National Geographic önce 2008 yılında bir araştırma gerçekleştirmiş ve Avrupa’da en uzun süreli yaşayan insanların, Yunanistan‘ın İkaria Adası’nda yaşayan yerliler olduğunu fark etmiş. Avrupa’da 100 yaşını aşanların oranı yüzde 1 iken Ikaria’da oran %10’un üzerinde çıkmış. Ardından National Geographic araştırmayı dünya çapında genişletmiş ve 2012’de tamamladığında, Ikaria Adası, Japonya’nın Okinawa Adası, İtalya’nın Sardunya Adası, ABD’denin Loma Linda kasabası ve Kosta Rika’nın Nicoya Yarımadası dünyanın en uzun yaşayanlarını belirten Blue Zone – Mavi Bölgeler olarak belirlenmiş.

Gördüğümüz kadarı ile adadaki kimsenin uzun yaşayayım diye bir derdi yok, ancak sağlıklı ve güçlü uzun yaşamanın sırrını keşfetmek için alim olmaya gerek yok:

  • Ege’nin ortasında ki adanın havası, suyu, toprağı tertemiz.

  • Dağlık ve yüksek tepelik köylerde ve koylarda ‘in, çık’ derken iyi bir kardio çalışması yapılıyor, mecburen beden dinç, güçlü, kuvvetli kalıyor.

  • Bakir adanın el değmemiş zeytinlerinden elde edilen zeytinyağı damarları açıyor (yıllık 26 litre zeytin yağı tüketiyorlarmış).

  • Doğal çam, kekik, çiçek ve adaya has süpürge otu arılar için cennet, balı da anti-oksidan, anti-bakteriyel ve anti-enflamatuar özelliklere sahip.

  • Adanın her tepesi taraça taraça bağ ve asma dolu, hiç bir katkı maddesi olmayan şarapları da damarları açıyor (günde ortalama 2 kadeh şarap içiyorlarmış).

  • Yediklerinin tamamı ilaç ve kimyasallardan uzak orijinal tohumlardan kendi tarlalarında yetiştirdikleri mahsüller, kendi yetiştirdikleri hayvan etleri ve kendi denizlerinden balıklar.

  • Adalılar uykularına düşkün kimse bir yere koşturmuyor, sabah önce denizine giriyor, işini daha sonra açıyor, muhakkak öğlen uykusuna yatıyor, sabah da uyanınca kalkıyor. Kollarına saat bile takmıyorlar.

  • Hep bir ağızdan bolca konuşuyorlar, yani içlerini dışa dökmek konusunda hiçbir sıkıntıları yok. Kendi konuşma gürültüleri dışında gürültü, patırdı, stress yok yani.

  • Adanın pırıl pırıl denizi ve termal su kaynakları kan dolaşımını hızlandırıyor, damarları açıyor, romatizma gibi ağrılara iyi ve en önemlisi ruha iyi geliyor.

  • Ufacık köylerde herkes birbirinin arkadaşı, birbirinin muhattabı, sıkıysa birisi diğerine yamuk yapsın. Ufacık bir toplumun içinde birey kendisini doğal olarak önemli ve değerli hissediyor.

  • Çocuklar toplumun çok önemli bir parçası, her yerde her saatte anne babaları ile her yere gidiyorlar, ve kabul görüyorlar. Öyle doğal büyüyorlar ki, bakıcı falan yok, salıveriyorlar deniz kenarına, saatlerce özgürce oynuyorlar, denize giriyorlar, kendi keşiflerini yapıyorlar, düşüp kalkıyorlar, ıslanıyorlar, dans ediyorlar, kendi kendilerini oyalayarak büyüyorlar.

  • Adalılar birbirine tutkun, gece gündüz beraberler, hiç susmadan konuşup, hep bir ağızdan şarkılar söyleyip gerçek bir sevgi çemberi içinde yaşıyorlar.

İkaria adasında bizim gözlemlerimiz ve adalılar ile sohbetlerimizde sorularımıza aldığımız cevaplar bu yönde idi.

 

Yani uzun sözün kısası bakirliği seviyorsanız, turist yerine gerçek Yunanlı görmeyi tercih ediyorsanız, inişli çıkışlı daracık patikalardan yürüyüp ıssız plajlarda denizin tuzu, suyun kıyıya vuran sesi, ısınmış taşların terapisi, rüzgarın serinliği, güneşin sıcaklığı, doğanın heybeti ile buluşmayı seviyorsanız, İkaria sizin için cennet.

15 AĞUSTOS PANAGİA ŞENLİKLERİ

Ağustos ortası gittiğimiz için, yaşlısı, genci, çocuğu ile beraber adanın öyle şen gecelerine şahit olduk ki, bu geceler İkaria ruhunu anlamamız için nefis birer deneyim oldu. Oirjinal olarak Ağustos’un 15’inde, ve de birkaç gün önce ve sonrasına da yayılan Panagia isimli Meryem Ana’ya adanmış bu yortu şenlikleri, adanın tarihi köylerinde, hem bir araya gelip kutlamalar yapmak hem de köyün ihtiyaçlarını temin etmek için kaynak sağlamak için düzenleniyor. Yüzlerce yıllık çınarların altında kurulan masalarda, yüzlerce kişi yan yana oturuyor, tüm gün kaynayan kazanlarda pişen oğlaklar, düğün pilavı, şerbetli tatlılar yiyip, ev yapımı şaraplar içip, masaların tam ortasındaki alanda yapılan canlı müzik eşliğinde sirtaki, rembetiko, ikariotiko, zeibekiko ve bildiğimiz göbek dansları yapılıyor. En sonunda ise el ele tutuşan 3-5 kişi ile başlayıp, eklene eklene uzayan ikariotiko kuyruğu, iç içe geçen 4-5 halkaya dönüşüyor, gittikçe hızlanan ritm ile neşe ile kol kola koşuyor, ve iyice coşan kalabalık müziğin kreşendosu ile noktalanan dans sonrası birbirine sarılıp öpüp yerine geri dönüyor. Arada çalan farklı müzikler ile yine çoluk çocuk, genç yaşlı dans ediyor, ardından yine adaya özgü ikariotiko vakti geliyor, ve yine herkes ayağa fırlıyor.

 

İkaria İsmini Hangi Mitolojik Karakter ve Efsaneden Alıyor?

Yunan Mitolojisine göre kral Daidalus ve oğlu İkarus Girit’te düşmanlar tarafından bir labirente hapsedilir. Kralın aklına bal mumundan kuşlar gibi kanat yaparak uçmak ve labirentten özgürleşme fikri gelir. Kuş tüylerini bal mumu ile birleştirerek iki çift kanat kanat yaparlar. Daidalus uçmadan önce oğluna, çok alçaktan uçarsa denize düşeceğini, çok yüksekten uçarsa güneş ışınları yüzünden kanatlarını kaybedeceğini söyler. İkarus’u dengeli bir şekilde uçması gerektiği konusunda sıkı sıkı tembihledikten sonra ikisi de uçmaya başlarlar. İkarus uçmanın verdiği özgürlük hissiyle heyecana kapılır ve ne kadar yükseğe uçabileceğini görmek ister. Ve öyle yükselir ki, Güneş Tanrısı Helios bunu kendisine karşı bir saygısızlık olarak algılar. Güneş ışınları İkarus yükseldikçe bal mumunu eritir ve kanatlarını yakmaya başlar. Bunun üzerine İkarus tepetaklak olur ve Ege Denizi’nin ortasında hızla denize düşer ve boğulur. İkarus’un düştüğü yer İkaria Adası yakınlarıdır.  Efsane, özgür ve özgün olabilmek için yaratıcılık, cesaret ve tutkunun, hayatta kalabilmek için de dengenin gerektiğini söylerken, bu ikisini dengelemek üzerine bir mitolojik öğreti olarak tarihe geçer. Eee İkaria’lılar, dünyanın en uzun yaşayanları olarak hikayeden derslerini almış gibiler 😊

İkaria adası rota, rehber ve bilgileri için: http://www.yolculukterapisi.com/ikaria-rehber/ 

Zeynep Atılgan Boneval