HYDRA ADASI – DEMET KARDEŞ UYGUNTÜZEL GÖZÜNDEN

Hydra’nın popüler Yunan adaları arasında yer alması, 1956 yılında Sophia Loren’in rol aldığı ‘Boy On A Dolphin’ filminin çekilmesi ile başlar. Daha sonraki yıllarda, Aristotle Onassis, John Lennon, Maria Callas, Eric Clapton, Leonard Cohen, Picasso, Chagall, Henry Miller gibi ünlülerin de tercih ettikleri Yunan adası olması adanın popülerliğini arttırmış. Leonard Cohen, adadaki evini 1960 yılında anneannesinden miras kalan 1,500 dolar ile almış, hayatının aşkı Marianne ile burada tanışmış ve burada 6 yıl yaşamış, ancak müzik kariyeri için Amerika’ya geri dönmek zorunda kalmış. Amerika’ya döndükten sonra her yaz mutlaka Hydra’ya gelmeye devam etmiş.

 

 

Bu adaya ulaşmanın en kolay yolu Atina’dan Pire Limanı’na gitmek (taksi ile yarım saat – havaalanından kalkan otobüsler ile 1 saat). Pire Limanı’ndan yaklaşık birbuçuk saat süren bir feribot yolculuğu  sonrası bu büyüleyici adaya vardığınızda bahsi geçen ünlülerin neden bu adaya gönüllerini kaptırdıklarını anlıyorsunuz. Feribottan iner inmez adadaki sakinlik ve huzur sizi etkisi altına alıyor. Adaya ayak basar basmaz neden dünyanın dört bir yanından turist akınına uğradığını anlayabiliyorsunuz.  Adeta kendinizi yarı İtalyan / yarı Yunan bir sahil kasabasında buluyorsunuz…

Hydra’yı diğer Yunan adalarından ayıran en büyük özelliği araba ya da bisiklet olmaması. Adada görebileceğiniz tek motorlu araç, çöp toplama kamyonu. Yaklaşık 50 kilometrekare yüzölçümüne sahip bu adada ulaşım yürüyerek ya da sahilde yer alan eşekler veya dolmuş teknelerle sağlanıyor. Sokakların çoğunun isminin olmaması da adanın başka bir özelliği.  Gitmek istediğiniz bir yerin adresini internette ararken,  sokak ismi olarak ‘unnamed street’ (isimsiz sokak) diye bir sokak ismi ile karşılarsanız şaşırmayın..

(Hydra Limanında yolcusunu bekleyen eşekler)

Sabahları güne horoz sesiyle uzun süre çalan kilise çanı sesleriyle başlıyorsunuz. Gün boyunca gittiğiniz her yerde ise ağustos böceklerinin sesleri size eşlik ediyor..

Adanın tüm plajlarında deniz muhteşem. Plajlar ‘organized’ ve ‘unorganized’ olarak ikiye ayrılıyor. Unorganized plajlarda şezlong, şemsiye, duş, wc yok. Organized olanlarda ise şezlong, şemsiye, içecek ve basit yemek var, wc ise hepsinde yok. Plajların çoğunda ve teknelerin tümünde sadece nakit kabul ediliyor, kredi kartı geçerli değil…

Adadaki en popüler plajlar Agios Nikolaos, Bitsi, Vlichos, Kaminia ve Four Seasons Otel’in bulunduğu Plakes. Tüm bu plajlara tekne ile ulaşım mümkün (kişi başı gidiş-dönüş EUR 8 – EUR 12 civarı). Bütün tekneler şehrin merkezinde aynı yerden kalkıyor. Teknelerin kalkış ve geri dönüş saatleri programlanmış olduğu için, plaja giderken geri dönüş saatlerini öğrenmeyi unutmayın. Bunun dışında özel taksi ile dilediğiniz saatte koylara gidip gelmeniz mümkün olmakla beraber özel taksiler dolmuş teknelere göre daha pahalı bir alternatif (tek yön yaklaşık EUR 20).

 

 

Hydra’daki otellerin çoğu rustik dekorasyona sahip olmakla beraber her bütçeye uygun farklı alternatifler bulmak mümkün. En lüks otel 2016 yılında kapılarını açan Hydrea Exclusive Hospitality Resort limanda yer alıyor. Bratsera Hotel, Cotommatae Hydra 1810, Four Seasons Hydra lüks kategoride yer alan diğer oteller. Ancak, bunların dışında sadece konaklama hizmeti sunan daha uygun alternatifler de bulmak mümkün (Hydra Icons, Douskos Guesthouse, Athina Guesthouse). Grup seyahat edenler için koylarda villa kiralamak da başka bir seçenek.

Plaja gitmek üzere tekneye binmeden önce limandaki cafe’lerde mükellef kahvaltı edebilirsiniz. Limanda  yanyana bir çok cafe var. Bunlardan Isolas ve Hydra’s Corner en popüler olanları. Dilerseniz, Isolas , plaja giderken yanınıza almanız için size bir piknik sepeti bile hazırlıyor.

Yine sahilde, Hydrea Exclusive Hospitality Otelinin hemen yanında yer alan Papagalos Bar özellikle plaj dönüşü birşey atıştırmak ya da içmek için çok keyifli. Papagalos’dan yaklaşık 100 metre yürüme mesafesinde yer alan Hydronetta Beach Bar ise gün batımı için gerek manzarası gerek kokteylleri ile muhteşem… Adaya gelen Hollywood ünlülerinin de uğrak yeri.

(Hydronetta Beach Bar’da gün batımı)

 

Hydra’da yemek ve servis kalitesi oldukça iyi. Hydra’nın şirin sokaklarında dolaşırken seçeceğiniz herhangi bir restaurantta yiyeceğiniz yemeğin sizi mutlu edeceğinden emin olabilirsiniz.

 

 

Sahilde Hydronetta Bar’ın hemen yanında  yer alan Omnilos, diğer ada restaurantlarına göre daha pahalı  bir seçenek olsa da hem lokasyonu hem lezzeti hem de sunumu  açısından birinci sınıf bir restaurant.

Diğer restaurant alternatifleri arasında ise Caprice, limanda saat kulesinin yanında yer alan To Piato, Prima, Il Casta, Manna sayılabilir. Caprice’in sahibinin günlük olarak kiraladığı, koyları gezebileceğiniz 3 adet teknesi de mevcut (fiyatları günlük  EUR 80 ile EUR 350 arası değişiyor).

Tavernalar arasında en popüleri, ağaçlık bir bahçede yer alan Douskas Tavern. Bu taverna Leonard Cohen’in gittiği taverna olarak da nam salmış..

Amalour Bar tam merkezde, restaurantların tam ortasında yer alan cıvıl cıvıl bir bar. Akşamüstleri çalan jazz müzik, gecenin ilerleyen vakitlerinde yerini popüler şarkılara bırakıyor. Onun tam karşısında yer alan 1821 adlı Wine Bar ise şarapseverler için güzel bir alternatif. Barın dışında yer minderleri üzerinde oturup şarabınızı yudumlayabilirsiniz..

 

Amalour Bar (sol) ve karşısında yer alan 1821 wine bar (sağ)

Hydra, Atina sahiline yakın olduğu için Türkiye sahillerine yakın olan diğer Yunan adalarına göre biraz daha zahmetli bir yolculuk sonrası varılan bir ada. Ancak, adaya ayak basar basmaz ‘kesinlikle değer!’, veda ederken de ‘kesinlikle geri geleceğim!’ hissiyatını veren bir yer. Tatilinizde aradığınız özellikler güzel deniz, güzel yemek ve sakinlik ise, Hydra tam size göre bir tatil alternatifi..

Demet Kardeş Uyguntüzel – Temmuz 2018

Not: Demet Kardeş Uyguntüzel’e bu güzel paylaşımı için teşekkür ederiz 🙂