HAVANA VE KÜBA ROTALARI

HAVANA’DA İKEN…

Dış dünya ile bağlantınızı unutun, hatta tüm önyargılarınızı, kafanızın içindekiler ile buralara taşıdığınız kendinizi unut, bırakın kendinizi akışa…

 

Sokaklara At Kendini!

Eski şehir yani La Habana’nın sokaklarında yer alan rengarenk kolonyal binaların, kimisi canlı mavi, kırmızı, pembe sarılara boyanmış, kimisi de kurumuş ve dökülmüş pastel renkli…

Yenisi eskisi hepsi sağlı sollu dizilmiş hepsi birer cevher olan bu evler arasında dolaşırken, Havana size kendisini açacak. Evlerden, bakkallardan veya kafelerden kulağınıza kıvrak salsa müzikleri çalınırken, gözlemleyin yaşamı… Plaza Vieja meydanında eski kolonyal masmavi binalar, Plaza de la Cathedral meydanında etknik ürünler satan sanatçılar ve zanaatçılar pazarı ve cıvıl cıvıl kafeler, Plaza De Armas meydanında sahaflar, Calle Obispo üzerinde vitrinsiz dükkanlar, Prado caddesinde sokak çalgıcıları eşliğinde dans edenler…

20151028_113937

Biraz gerçek yaşam mı görmek istiyorsunuz? O zaman meydanlardan uzaklaşıp cesaretle dalın arka sokaklara… günlük hayata karışın… Sokakta oturan yaşlı kadınlar, oynayan çocuklar, topuklular ile dolaşan genç kızlar, öpüşen aşıklar, kavga eden tutkulu çiftler, mavi renkli klasik otomobilinde uyuyan bir amca, hararetle birbiri ile tartışan ve dalgalaşan delikanlılar… balkonlarda asılı çamaşırlar… köhne ancak nefis tarihi binaların sonuna kadar açık kapılardan, uçuşan perdelerin ardından yayılan sıcaklığı hissedin… radyoda çalan ezgileri duyun…  başınızı uzattığınızda size gülümseyen, içeri buyur eden evsahiplerini selamlayın, eski bakkallarımızı andıran karanlık mahalle dükkanlarına dalın…

 

alpkuba (5)

Renkli Bir Otomobile Dal!

Bizim eski dolmuş arabalarımızdan yüzlercesi taksi olarak Havana sokaklarda. 1950’lerden kalma nefis Studebakerlar, Cadillaclar, Buickler, Chevroletler, Dodge Custom Royaller ve Pontiaclar Havana sokaklarında ve Malecón sahili boyunca bir aşağı bir yukarı geziniyor. Ancak hepsi parlak kırmızı, pembe, yeşil, sarı, mor, mavi renklerde! Sanki renk kartelasından en göz alıcı renkleri seçmişler ve arabaları boyamışlar. Klasik vintage otomobil ruhuna başkaldırı niteliğinde olan bu tezat renkler muzipçe ‘ben buradayım’ diye bağırıyor adeta. Bu taksilerden bir tanesine atlayın, ya da dilerseniz bir klasik model, dilerseniz de üstü açık olanı kiralayın ve şehri turlayın.

 alpkuba (3)

 

Puro Fabrikasında Yaşlı Amcalar ile kalite kontrol yap!

Ne olacak canım puro yapılıyor altı üstü işte demeyin, gidin. Komunist dönemden kalma ‘Real Fabrica de Tabacos Partagas’ fabrikası adeta bir okul gibi. Puro’nun yapraklarının işlenmesi, tütünün sarılması, basınç, nem kontrolleri gibi aşamaların hepsini bir döngü olarak göreceksiniz. Yan yana dizilmiş okul sıralarıda oturan çoğunluğu kadın olan işçiler, bir yandan işlerini yapıyor, bir yandan da televizyonda veya radyodaki yayınları izliyor, dinliyor. Tüm fabrikanın en can alıcı bölümü ise ‘son kalite kontrol’ bölümü.  Kocaman bir masanın etrafında oturmuş yaşlı amcalar puroları yakmış tüttürüyor.  BUnlar ne yapıyor diye sorduğumuzda ‘son kontrol’yanıtını aldık. Suratları kırış kırış, dişler tütünden simsiyah olmuş, şişe dibi gözlüklü amcaların yaptıkları işi çok sevdiği yüzlerinde kocaman gülümsemeden anlaşılıyordu.

Puro’nun yolculuğunu merak edenler için fabrikadaki rehber eşliğindeki gezdiğimizden bilgiler: 130 milyon yıl önce jeolojik oluşumu başlayan adanın kil ve kireçtaşı alaşımlı toprağı ve nemli kavurucu sıcağı kıran rüzgarlı iklimi ile tütün üretimi için ideal bir bölgeymiş. Her köşesinde tütün yetişebilen adanın en tütün merkezi, Havana’dan 2 saat uzaklıktaki Pinar del Rio’nun kırsal bölgesi Vuelta Abajo. Her yıl 80.000 dönümlük arazide Kasım ayında tütün ekiliyormuş. Ekilirken 15cm olan filizler 9-10 ay içerisinde 180cm’lere ulaşıyormuş.  İç tütün olarak kullanılan tabao del sol güneşte büyütülüyor, sarmak üzere kullanılan tabaco tapado yaprakları ise beyaz keten tenteler altında güneşten korunarak yetiştiriliyormuş. Toplama en çabuk olgunlaşan en alt yapraktan başlanıp en üste doğru devam ediyormuş ve tamamen hiçbir makine kullanmadan elle hasat ediliyormuş. Yeşil olan yapraklar sepetlere dizilip kurutulmak üzere kazıklara bağlanıyormuş. 50 gün süren kurutma işleminden sonra kahverengileşen yapraklar, 30 gün süren fermentasyon için depolara gönderiliyormuş. Ardından kalitelerine göre sınıflandırılarak 60 gün sürecek yeni fermentasyon sürecine giriyorlarmış. Havalandırılarak 60-70 kiloluk balyalar halinde palmiye yapraklarına sarılarak 2 yıl kadar dinlendiriliyormuş. Bu süreç şaraptaki gibi tütünün aromasını arttımayı sağlıyormuş. Ardından sarılmak üzere Havana’ya puro fabrikasına geliyormuş. İç yapraklar ve dış yapraklar işlenip purolar hazırlanıyormuş. Tipik bir puroda 16-18 yaprak sarılıymış.

20151028_114140

Hemingway’in Küba’sı

Plaza de la Cathedral’in çıkışındaki sokakta yer alan, Ernest Hemingway’in müdavimi olduğu La Bodiguita del Medio, Havana’nın en çok ziyaret edilen mekanlarından.  Ardından yazarın diğer takıldığı daha şık bir restoran & bar olan La Floridita geliyor. La Bodiguita del Medio mojito ve puro içen lokal Havana’lıları ile hala geçmişte kalmış bir mekan. Hemingway’in Küba aşkı 1930larda başlamış. Amerika amabargosu sebebi ile Havana o zamanlar Al Capone gibi içki ve uyuşturucu kaçakçıları, kadın ticareti yapanlar ve kumar örgütlerinin arka bahçesi gibiymiş. Üslerinden birisi olan National Hotel hala o günlerin ayakizlerini taşıyor. Ancak Amerika’nın askeri müdahaleleri ile ülke iyice gözden düşmüş. 30’larda Hemingway Havana’nın Ambos Mundos otelinde 511 nolu odaya yerleşmiş. 5 yıl yaşadığı ve Çanlar Kimin İçin Çalıyor romanını yazdığı oda şu anda Hemingway müzesi. Bir yandan şehirde bol bol yiyip içip, balık açısından çok verimli körfez sularında balık avlamış. Balık tutkusu sayesinde 1939’da Havana’nın güneyinde yer alan balıkçı liman kasabası Cojimar’dan bir ev almış ve ismini Finca Vigia koymuş. Şu anda bir müze olarak hizmet veren binada yazarın daktilosu, el yazması mektupları, metinleri, 9,000den fazla kitabı ve av günlerinden kalma doldurulmuş hayvanlar sergileniyor.

Ev, 1960’da Amerika’ya tedavi için döndüğü zamanda donup kalmış gibi. Tekrar geri gelmeyi hedefleyen Hemingway tüm personelini kourmuş ancak bir yıl sonra tabancası ile intihar etmiş.

Evinin dışında Hemingway’in Küba’daki en değerli varlığı balıkçı teknesi Pilar olmuş. Hemingway Florida’dan Küba’ya ilk kez bu tekne ile seyretmiş.  Ve Küba’da yaşadığı çoğu öğleden sonraları balığa çıkmış.  Pilar yazarın iki önemli eserine ilham vermiş: Akıntı Adaları & Yaşlı Adam ve Deniz. Hemingway’e 1954’de Nobel Edebiyat ödülü kazandıran bu ikinci romanın ana karakteri, Pilar’ın tayfası Georgio Fuentes’ten esinlenerek yazılmış. Hemingway tabii ki ödül kabul konuşmasınI Küba radyosunda yapmış.

Hemingway’den sonra Küba’dan ilham alan bir diğer yazar ise Graham Greene. Havana’daki Adamımız romanını Havana’da ve Hotel Santiago de Cuba’da yazmış.

 

alpkuba (2)

 

 

 

HAVANA ROTALARI

 

UNESCO tarafından 1982’de dünyanın en önemli hazinelerinden biri ilan edilen Havana, İspanyol Koloniyel mimarisinin en güzel örneklerine ev sahipliği yapan eski şehri ile dünyanın en güzel tarihi şehirlerden birisi. Bir günü olanlar için eski Havana’yı temsil eden kiliseler, restore edilmiş İspanyol stili köşkler ve cıvıl cıvıl meydanlardan oluşan görülesi rotalar şunlar: Havana Eski Kenti, Plaza Vieja meydanında eski kolonyal masmavi binalar, Plaza de la Cathedral meydanında etknik ürünler satan sanatçılar ve zanaatçılar pazarı ve cıvıl cıvıl kafeler, 16. Yüzyılda askeri törenlerin yapıldığı Plaza de Armas meydanında sahaflar, Calle Obispo üzerinde vitrinsiz dükkanlar, Prado caddesinde sokak çalgıcıları eşliğinde dans edenler, San Francisco de Asis manastırı ve San Fransisco meydanı, Camera Oscura, Hemingway’ın yıllarca yaşadığı otel Ambos Mundos, Havana’nın en eski oteli Hotel Ingleterra’nın şehri ayaklar altına seren terası, San Nicolas de Mira katedrali, Malecon Sahil şeridi, 1 Mayıs gösterilerinin yer aldığı Devrim Meydanı, Miramar mahallesi ve kenti kuşbakışı olarak izleyebileceğiniz Morro Kalesi ve Havana feneri.

  • Unesco’nun 1982’de kültür mirası ilan ettiği Havana’nın tarihi merkezine La Habana Vieja (Eski Havana) deniliyor. Burası İspanyol kolonilerinin inşaa ettiği neo-klasik ve eklektik cepheli kolonyal mimarideki görkemli binalara ve ihtişamlı yemyeşil meydanlara ev sahipliği yapan semt. Vieja’nın caddelerinde at arabaları, hörgüçlü olduklarından, Camelio yani deve dedikleri eski tırlardan bozma otobüsleri, bisikletle dolaşanları ve ‘40 ve 50’lerin Amerikan arabalarını görebilirsiniz. Havana limanından başlayan eski Havana bölgesi, Parque Central civarında bitiyor.
  • Denizin kenarında yer alan yakışıklı Plaza de Armas meydanı, şehrin en eski meydanı. 16. Yüyılda askerlerin tören alanı olan meydan, 500 yılda birçok değişime şahit olsa da şehrin buluşma noktası özelliğini kaybetmemiş. Meydanda 1791’de inşaa edilmiş görkemli bir barok bina Museo de la Ciudad şehir müzesi yer alıyor. Eskiden İspanyol valilerinin sarayı olan bu binanın odalarında, şimdi adanın 20. Yüzyıldan önceki tarihine, yaşantısına, kültürel birikimine dair birçok eşya ve fotoğraf sergileniyor. Kolonyal dönemin ihtişamını merak edenler için şehir müzesi idal bir adres. Meydana hükmeden 16. Yüzyıldan kalma Castilla de la Real Fuerza kalesi ve hendekleri, ve de gözetleme kulesi ile şehrin koruyucusu. Gözetleme kulesinin tepesini taçlandıran, La Giradilla isimli bronz bir kadın heykeli şehrin sembolü haline gelmiş.
  • Meydanda yer alan Palacio de los Capitanes Generales başkanlık sarayı, 1791-1898 yılları arasında İspanyol kolonilerinin komutanlarının ve başkanlarının ikametgahı ve yönetim merkezi olmuş. 1899’dan 1902’ye kadar da Amerikan askeri valilerine ev sahipliği yapmış. Daha sonra 1920’ye kadar Küba Devlet Başkanı’nın sarayı olarak kullanılmış. 1790’da vali olan Las Casas, at arabalarının tekerlek sesleri ve nal vurmalarından rahatsız olunca, binanın önündeki yolun kaldırım taşlarını kaldırtıp İspanya’dan getirttiği ahşaplar ile sokağı tahta parke döşetmiş. Ortasında bir avlusu bulunan, iki katlı bu yapı bugün müze olarak kullanılıyor. İçinde ise İspanyollar tarafından getirilmiş olan tablolar var. Bahçesinde Latin Amerika kültürleri tarafından kutsal sayılan 250 yıllık Ceiba ağacı olan eski Yunan tapınağı El Templete’de görülmeye değer.
  • Havana’nın dar sokaklarından geçip Katedral Meydanı’na yaklaşırken, sokaklarda sıra sıra küçük mağazaların dizili olduğunu göreceksiniz. Buralarda yağlı boya resimler, (özellikle rengarenk otomobil resimleri) hediyelik eşyalar ve Küba’ya özgü objeler satılıyor. 1 Dolar’a hoş ve değişik takılar bulmak mümkün. Ayrıca her yerde, karpuz çekirdeğine benzer, denizden çıkartılan bir çekirdekten yapılan kolyeler, bilezikler ve çantalar var.
  • Katedral Meydanı’na yaklaştığınızda karşınıza iki kuleli, barok bir kilise çıkacak. Kilisenin adı Cathedral de San Cristobal de la Habana. 1748 yılında İtalyan mimar Francesco Borromini tarafından inşaasına başlanan ve 1777’de biten katedral ünlü kaşif Kristof Kolomb’a adanmış. İki kulesi farklı boyutta olan kilise için ünlü yazar Alejo Carpentier ‘taşlardaki müzik’ olarak ifadesi kullanmış. Ancak dışarıdan oldukça görkemli görünen bu kilisenin içinde çok ilginç bir şey yok. Renkli kıyafetleriyle, ellerindeki çiçek sepetleriyle ve ağzılarındaki puroyla tam bir Kübalı portresi oluşturan kadınlar, meydana daha da canlılık katıyor. Onlarla hatıra fotoğrafı çektirmek isterseniz, az da olsa bir ücret isteyebiliyorlar. Meydanda 18. Yüzyıl kolonyal mimarisinin en güzel örnekleirnden olan eski İspanyol asillerine ait konaklar yer alıyor. Kimi müze kimi dükkan kimi de lokanta olan bu konaklardan Museo de Arte Colonial – Kolonyal Sanat Müzesini ziyaret edebilirsiniz.
  • Meydanın hemen yan tarafında, kolonyal stilde, ortasında avlusu bulunan eski bir sarayın önünde canlı müzik yapan Küba orkestrasının çaldığı bir bar, içinde de Havana’nın en gözde uğrak noktası olan El Patio resotran yer alıyor.
  • Biraz daha ötede, Ernest Hemingway’in kaldığı tarihi otel Ambos Mundos’u görebilirsiniz. Bgu otelin terasında, canlı müzik eşliğinde rom, nane ve limonla yapılan Küba’nın meşhur mojito’sunu yudumlarken, Havana’yı kuşbakışı seyredebilirsiniz.
  • Centro Habana’ya geldiğinizde, karşınıza Washington’daki Beyaz Saray’ın kopyası olan El Capitolio Nacional çıkacak.  Burası, 1929 yılında 5 bin işçi tarafından üç yıl, iki ay ve yirmi günde inşa edilmiş. 1959 yılına dek Küba Kongre binası olarak kullanılmış. Bugünse Küba Bilimler Akademisi ile Ulusal Teknoloji Kütüphanesi’ne ev sahipliği yapıyor.
  • Eski adı Cumhuriyet Meydanı olan, 1959 Devrimi’nin ardından yeni adıyla Plaza de la Revolucion yani Devrim Meydanı bir sonraki durağınız olabilir. Meydanda Küba’nın Fidel Castro ve Che Guevera’dan önceki önemli ulusal kahramanı Jose Marti’nin 142 metre yüksekliğindeki anıtı bulunuyor. Anıtın tam karşısında ise İçişleri Binası yer alıyor. Binanın üzerinde; Küba’da gittiğiniz her yerde uğruna şarkılar yazılan “Che” lakabıyla tanınan Ernesto Guevera’nın portresi ve onun 1967 yılında Bolivya’da CIA ajanları tarafından yakalanıp öldürülmeden önce Castro’ya yazdığı son mektubundan alıntı olan “Hasta la Victoria Siempre – Sonsuza kadar zafer!” sözleri yer alıyor. Che, Endüstri Bakanlığı yaptığı dönemde, şimdiki İçişleri Bakanlığı binasını kullanmış. Bu sebeple bakanlığın üstünde onun portresi bulunuyor. Bugün Che’nin anısına İçişleri Bakanlığı’nın ışıkları sabaha kadar açık tutuluyor. Fidel Castro’nun halka konuşmalarını bu meydanda yaptığını ve bu konuşmaların 6-7 saat sürdüğü biliniyor.
  • Bu meydanda karşınıza çıkan diğer önemli yapı ise Gran Teatro de la Habana… İspanyol döneminden kalan bu görkemli bina, Latin dünyasının halen kullanılan en eski tiyatro binası.  Ayrıca Ulusal Kütüphane ve Silahlı Kuvvetler Bakanlığı da bu meydanda.
  • Havana tarihine meraklılar Museo de la Revolucion yani Devrim Müzesini ziyaret edebilir. Büyük, kubbeli bina, bir zamanlar başkanlık köşkü olarak kullanılıyordu. Devrimin izlerini en iyi görebileceğiniz müzede yer alan posterden heykele Che Guevara her yerde. Ayrıca 18 ve 19. Yüzyıl Havana’sının servet, güç ve iktidar sahiplerinin yaşantısını, dönem silah, araba ve aksesuarlarını görebiliyorsunuz. Müzenin en değerli parçası ise Batista rejimine karşı başkaldırmak üzere aralarında Che ve Catro’nun da bulunduğu 82 Küba Devrimcisini 1956’da Havana’ya taşıyan Granma teknesi. Granma 1976’dan beri müzenin bahçesinde yer alan cam bölmede sergileniyor.
  • Ulusal Güzel Sanatlar müzesi olarak hizmet veren iki etkileyici bina; ulusal sanat eserlerini barındıran Museo Nacional de Bellas Artes de La Habana ve evrensel sanat eserleri sergileyen Palacidel Centro Asturiano, Mısır, Yunan, Roma ve İspanyol kolonyal dönemlerine ait eserleri, ve de Avrupalı ve Küba’lı modern sanatçıların modern resim ve heykelleri ile ziyarete değer.
  • Devrim öncesi 1959’da Art Deco tarzında inşaa edilen bina Amerikalılar Evi, şu anda sanatsal etkinliklere ev sahipliği yapıyor.
  • Havana’nın en eski binası 1741 yılında zengin bir köle tüccarı olan Kont Lombillo tarafından inşaa edilmiş De Lombillo Evi.

20151028_114606

Vedado, Havana’nın modern kesimi. Havana’da ilk koloniyi kuranlar tarafından bölgede ağaç kesimi yasak olduğu için ‘yasak bölge’ anlamına gelen Vedado ismini almış. Modern binaların arasında gizli kalmış art-deco ve art-nouveau stilde, 5 metrelik yüksek tavanlı ihtişamlı villalarına ev sahipliği yapan bölge, palador restoran ve butik otellere ev sahipliği yapıyor.

Doğaseverler içinJardin Botanico Nacional de ziyaret edilmesi gereken muhteşem bir botanik bahçe.

Mezarlıkta ne işim var demeyin, mermer ve taş işçiliğinin ulaşabileceği dekoratif boyutları merak ediyorsanız Cristobal Colon Mezarlığı gerçek bir cevher.

Havana’nın kuzey kıyısı boyunca uzanan El Malecon, güzel havalarda akşamüzeri halkın akın ettiği sahil şeridi. 8 kilometre uzunluğundaki bulvar boyunca tarihi binalar, anıtlar, oteller, çivi bile çakılmamış hayalet evlerin yanyana dizildiği geniş bulvar üzerinde Krsitof Kolomb’un mezarı, Atatürk ve Nazım Hikmet heyekli de yer alıyor. Çocuklar, gençler, balıkçılar, yaşlılar, aşıklar, 7den 77’ye Havana’lıları gözlemlemek için harika bir yürüyüş rotası. Dünyanın başka bir sahil şeridinde milyonlarca dolarlık değer biçilecek bu evler renove edilerek hayata döndürülmeyi bekliyor.

Del Finarium, okyanusun ortasında, etrafı çevrelenmiş ancak içinde okyanus suyu bulunan bir havuz. İçinde yunuslar bulunuyor.

Havana Kaleleri: Castillo de la Fuerza:1577’de limanın girişinde kenti korumak için yapılmış eğimli duvarları, hendek ve asma köprüsü ile sağlam duruşlu kale valilerin ikametgahı olarak kullanılmı. Castillo de San Carlosde la Cabana: yine liman girişinde kenti korumak için 16.yy’da inşaa edilmiş gösterişli kale 20.yy’a kadar hapishane olarak kullanılmış, Devrim sirasında Che burayı karargah olarak kullanmış. El Morro Kalesi: 1589-1610 yılları arasında Havana’yı denizden gelecek saldırılara karşı korumak için inşaa edilen kale 1762’de İngilizler tarafından işgal edilmiş. 19. Yüzyılda gemicilere yol göstermesi için bir deniz feneri eklenen kaleden kuşbakışı şehir manzaraları enfes.

Havana’nın çevresindeki yerleşim bölgelerini gezmek için en iyi yol trenle yolculuk yapmak. Havana şehir merkezinin güneybatısında, merkeze birkaç kilometre uzaklıkta bulunan Cristina İstasyonu, metronun da içinde bulunduğu, tüm tren trafiğinin işletildiği yer. Çoğu otobüs, benzin yokluğundan ve bazı parçalarının eksikliğinden kullanılamaz durumda. Guaguas veya Aspirinas adı verilen şehir otobüsleri nadiren görünseler de, uzun bekleyişleri ve kuyrukları engelledikleri kesin.

 

HAVANA VE KÜBA’NIN VAZGEÇİLMEZ DENEYİMLERİ

    • Puro:Sokakta satılan karaborsa purolardan uzak durun, ve her puro kutusu üzerinde Küba purosu olduğunu tasdikleyen hükümetin hologram mührünü arayın. Yazımızın giriş bölümünde detaylı olarak yer verdiğimiz, dünyaca ünlü Habanos purolarının üretildiği puro fabrikası Real Fabrica de Tabacos Partagas, Havana’nın merkezinde puro üretiminin her aşamasını görebileceğiniz gizli bir kültür hazinesi. Diğer Puro alışveriş ve deneyimleriniz için Melia Cohiba ve Iberostar Parque Central gibi hükümetin işlettiği otellerdeki tescilli puro butiklerine ya da Havana’nın öncü puro sommellieri Leticis Cabrera Alonso’nun danışmanlık yaptığı El Aljibe restoranın puro mağazasına gidebilirsiniz.
    • Bale: Küba’da Puro kadar önemli bir diğer hazine de bale ve balerinler. Öyleki balerinleri Küba purosuna hayat veren tütüne benzetiyorlar. 4500 öğrencisi ile dünyanın en büyük balesi ünvanına sahip Escuela Nacional Cubande Ballet, Küba balesi gösterisinde klasik baleye getirilen modern yorumlar ile ihtişamlı bir dans gösterisi sunuyor.
    • Rom: Kübya özgü başka bir hazine ise Rom içeceği. Küba’nın meşhur içkisi Mohito’nun vazgeçilmezi romun, şeker kamışı sapından başlayıp şişeye uzanan yolculuğunu, 18. Yüzyıldan kalma kolonyal binada yer alan El Museo del Ron Havana Clubmüzesinde öğrenebilir ve Havana Club barında farklı çeşitlerini tadabilirsiniz.
    • Klasik Otomobiller: Havana deyince akla ilk gelenlerden bir tanesi de renkli klasik Amerikan otomobilleri. Kübalılar arabalarına öyle gönülden tutku ile bağlılar ki, her birine isimler veriyorlar. Küba’da devrimden sonra araba ithalatı yasaklandığı için şehrin her yerine 50’lerden kalma hep yeniden boyanan rengarenk otomobiller görüyorsunuz. Klasik otomobillerin tarihine bir yolculuk yapmak isteyenler Museu de Automovilesotomobil müzesine uğrayabilir.
    • Müzik: Ve tabii ki Küba demek müzik demek. Kübalılar için müzik nerdeyse su içmek kadar vazgeçilmez bir parçaları. Museo Nacional de la Musicadünyanın en geniş Afrika vurmalı çalgılar koleksiyonunun yanı sıra birçok farklı müzik enstrümanı, gramafon, fonograf, pikap ve plağa ev sahipliği yapıyor. Çıkıştaki ufak dükkandan lokal sanatçılara ait enfes albümler satın alabilirsiniz.
    • Gece hayatı: Havana’nın canlı gece hayatını yaşamak isteyenler,Ernest Hemingway’in müdavimi olduğu meşhur bar La Bodequita del Medio’da ‘mojito’ veya ‘cuba libre’ içip, Floridita’da canlı müzik dinleyip, ardından kendinizi barlar sokağına evlerden, barlardan, restoranlardan yükselen ritmik Küba müziklerine bırakabilirsiniz. Yürüyüş kendini dansa bırakıyor eninde sonunda. Ya da dünyaca meşhur efsanevi Kübalı grup Buena Vista Social Club üyelerinin eski Havana lokallerinin birinde gerçekleşen konserine katılabilirsiniz. Ya da Küba müzikleri eşliğinde mükemmel salsa, rumba, cha cha dans figürlerini izlemek isteyenler için Havana’nın en büyük oteli olan Hotel Nacional’da yer alan Parisien Show ideal adres (Şova giderseniz, kalın giyinmenizi öneririz, çünkü klimalar içeriyi oldukça soğutabiliyor.)
    • Sanat ve zanaat: Küba’nın görsel ve performans sanatlar üniversitesiInstituto Superior de Arte etkileyici mimarisini ve yeni yetişen sanatçıların resim, fotoğraf, heykel ve seramiklerini kaçırmamak için ziyareti hak ediyor. Tarihi litograf stüdyosu Taller Experimental de Gráfica‘da birçok grafik sanatçısının eserlerini görebilirsiniz. Havana eski limanında yer alan Artizan Pazarını ziyaret edip, el yapımı zanaat eserlerinin hem yapılışını izleyip hem de satın alabilirsiniz. Eski Havana’da grafik sanatçısı Idania del Río’nun posterler, T-shirtler ve muzip kartlar satan dükkanı Clandestina (Villegas 403, Brasil ve Muralla arasında). Piscolabis Bazar-Café (San Ignacio 75, Empedrado ve O’Reilly arasında) koyu ve tatlı Küba kahvenizi yudumlarken raflarda yer alan el işi seramik, takı, artizan eşyalara göz gezdirebilirsiniz. Küba’nın en iyi sanatçılarının çağdaş eserleri ve fotoğraflarını, en trendy tasarımcıların kıyafet ve takı koleksiyonlarını, Vedado’da yer alan Fábrica de Arte Cubano (26 ve 11 köşesi)da bulabilirsiniz. Küba’nın yıldız ressamları olan Roberto Diago, Yoan Capote, Kcho ve Roberto Fabelo’nun Havana’daki atölyelerini ziyaret edebilirsiniz.
    • Havana’da takip edilecek Küba’lı Sanatçıları: ‘The Great Blackout’ şaheseri ile bilinen Pedro Pablo Oliva, Havana Güzel Sanatlar Müzesinde ‘Ideology Detector’ eseri ile büyük beğeni toplayan Lazaro Saavedra, Küba politikaları, ideolojisi ve dine karşı sergilediği ikonoklastik tutum ile ünlenen sıradışı sanatçı Esterio Segura, sembolizmi hem romantizm hem de ironi yansıtacak şekilde eserlerinde kullanan sanatçı Roberto Fabelo.

 

alpkuba (1)

ŞEHİR DIŞI KEŞİFLERİ

  • Havana’dan günü birlik gidip gelebileceğiniz çok keyifli bir rota önerimiz var: meşhur Küba’nın tütün merkezi olarak adlandırılan, Küba tütünlerinin üretildiği ve purolarının yapıldığı Pinar del Río ve 1492 yılında Cristof Colomb’un burayı gördüğü zaman “İnsan gözünün görebileceği en güzel yer.” dediği Viñales Vadisi ve tipik Küba köyleri görülmeye değer. Vadinin bir kenarında yer alan dik ve sarp bir kaya üzerinde bulunan, Brezilyalı ressam Diego Riviera’nın öğrencisi Leovigildo Gonzales tarafından yapılmış Mural de La Prehistoria isimli evrim teorisini anlatan resmini de kaçırmayın.
  • Havanda’dan 335 km uzaklıkta, adeta Küba’nın açık hava müzesi olan Trinidad şehrini vaktiniz varsa mutlaka ziyaret etmelisiniz. İspanyollar tarafından 1514’de kurulmuş Trinidad, sanki o zamanda asılı kalmış. 18-19. yüzyıllar arasında şeker üretimiyle zenginleşen Küba’nın en güzel kolonyal şehri Trinidad’ın tarihi merkezi öylesine iyi korunmuş bir mimariye sahip ki1988’de UNESCO tarafından Dünya Mirası listesine alınmış. Tarihi merkezdeki görkemli Plaza Mayor meydanı ve kilisesi, Cantero Sarayı, Büyük Katedrali, tipik dar sokaklarıve rengarenk evler ve dükkanlar, geleneksel seramik ve çömlekleriyle meşhur Casa del Alfarero’yu gezin. Şehrin biraz dışında yer alan Valle de los Ingenios vadisindeki şeker kamışı tarlaları da görülmeye değer. Akşam kendinizi Romantik Müze diye de anılan Taberna La Canchanchara’ya atın. Kıpır kıpır Latin müziği eşliğinde lokallerin favori içkisi olan, rom, limon, bal ve su ile yapılan Canchanchara’nızı yudumlayın. Yetmedi mi? O zaman Casa de la Trova’ya dansa gidin. Konaklama için Casa Colonial Munoz ev otelini, La Ronda butik otelini veya İberostar Gran Hotel’i tercih edebilirsiniz. Trinidad’a 15 dakika uzaklıkta Ancon kumsalında yer alan Club Ancon oteli, doğanın içinde gizli bir cennette konaklamak isteyenler için ideal (Carretera Maria Aguiar).
  • Havana’ya 354 km uzaklıkta yer alan, kolonyel binaları ve arnavut kaldırımlı sokaklarıyla geleneksel bir Küba kasabası olan Sancti Spiritus, ülkenin kalbinin de attığı yer. Efsanevi Comandante (Kumandan), Lider ve Devrimci Che Guevara’nın anıt mezarının yer aldığı kasaba, Che Guevara tarafından ele geçirilen ve Batista ordularının neredeyse tüm cephanesini taşıyan zırhlı trene; ünlü veda mektubunun çivi yazısı ile yazılmış anıtına ve “El Che”nin heykeline ev sahipliği yapıyor. Che Guevara 9 Ekim 1967’de Bolivya’da küçük bir gerilla grubunun başında iken yaralı olarak yakalanıp infaz edilmiş, ve ancak 30 yıl sonra cesedi ülkeye getirilebilmiş. Ülkenin gururu olan Che’nin naaşının defnedildiği mozole özellikle ziyarete değer.
  • Küba’nın güney ucunda (Havana’ya 861km) yer alan Santiago de Cuba, ülkenin en zengin Afrika kültürünün hissedildiği ve müziğin hiç susmadığı şehir. 1522-1589 yılları arasında İspanyol kolonisinin başkenti ve Batı Afrika’dan gelen kölelerin varış limanı olmuş, bu yüzden Afrika etkisini müzikte, yemekte, hareket ve giyim kuşamda hissediyorsunuz. Calle Heredia günün her saati müzik ve aktiviteyle dolu Küba’nın en canlı sokağı. Ayrıca Küba devriminin önemli kişilerinden bir olan Pais’in doğduğu ve Fidel Castro’nun devrimi başlattığı şehir  burası. Neo-klasik bir bina olan Hotel Casa Granda konaklamak için ideal.
  • Diğer görülmeye değer kasaba ve şehirler ise: rengarenk evleri, resim galerileri ve inanılmaz uygun fiyatlı resimler satan yetenekli ressamlarıyla ünlü Camaguey, İspanyollara karşı bağımsızlık hareketinin başladığı ve Küba milli marşının ilk defa çalındığı devrim şehri Bayamo, Fransızlarca kurulmuş güzel şehir Cienfuegos.
  • Deniz güneş ve kumsal isteyenler için önerimiz Havana’dan bir uçağa atlayıp Cayo Largo adasına gitmeleri. Cayo Largo’yu çevreleyen beyaz, su yeşili, turkuvaz, lacivert renklerine bürünen deniz adeta bir beyaz-mavi renk kartelası… Çok fazla birşey yok Cayo Largo’da: cam gibi pırıl pırıl suyun altında keşfedilmeyi bekleyen bir deniz altını cenneti, bembeyaz incecik ve yumuşacık kumsal plajında hasır şemsiyeleri veya palmiye ağaçları altındaki şezlongları, egzotik bir atmosferde enfes tazecik deniz mahsülleri, canlı latin müziği eşliğinde romlu ve hindistancevizli kokteyller veya Küba’nın en iyi birası olan Bucanero’yu sunan bir bar! Işte bu kadar… Cayo Largo’da iken otelinizden bir tur alıp veya Marina’dan tekne kiralayıp Cayo Iguana‘da iguanaları, Cayo Alcatraz‘da albatrosları, Cayo Rico‘da ise tropik ormanları keşfe çıkabilirsiniz. (Biz konakladığımız Sol Cayo Largo otelinden çok memnun kalmıştık, Eden Village otel de çok güzel bir alternatif, Villa Coral ise şirin bungalowları ile daha doğal bir alternatif)
  • Genelde herkes Havana’ya yaklaşık iki saat mesafede bulunan Varedero’ya gidiyor. Açıkçası kumsallara yerlilerin alınmadığı, sadece otel, tatil köyü, bar, kafe ve restorandan oluşan bir sayfiye yeri bize çok turistik geldiği için soluğu Cayo Largo’da almıştık. Ancak az vaktiniz var diye Varadero’ya giderseniz, yol üzerinde, Küba’nın en iyi pina colada’sının yapıldığı söylenen Bacunayagua Köprüsü manzarasına nazır El Mirodor’a uğrayın. 1956-1960 yılları arasında inşa edilmiş olan bu köprü 110 metre yüksekliğinde ve Küba’nın en yüksek köprüsü. Varadero’nun kalabalık plajlarından kaçmak için de Cayo Lagos veya Paradise adalarına günübirlik katamaran turu alın. Varadero’ya yarım saat uzaklıktaki Matanzas kentinde Fransızlardan kalma asırlık eczane müthiş bir müzeye dönüştürülmüş. Matanzas’da iken yemek yemek için taze el yapımı makarnaları ile ünlü Dante(Calle 1ra. e/ 56 y 58, Parque Josone. Matanzas) veya deniz mahsülleri ile ünlü Chez Plaza (Autopista Sur km. 11, Plaza América. Matanza)da yemek yiyip, Mercure Cuatro Palmas (Avenida 1ra entre 60 y 64) da konaklayabilirsiniz.

 

Yolculuk Terapisi Havana ve Küba Yazıları

 

 

 

 

 

 20151028_114402

Gitmeden Önce İzlemek, Okumak, Dinlemek İçin?

Wim Wenders’ın Buena Vista Social Club belgeselini seyredin. Efsanevi grubun hikayesinin yanı sıra Havana sokaklarından, Küba müzik kültürü ve yaşam geleneklerinden kesitler içeren film, Küba’nın hakiki ruhunu en iyi yakalayan ve yansıtan belgesellerden.  Küba devrimini ve o dönem ruhunu yakalamak için Soy Küba filmini izleyin. Okunacak kitaplar ise: Hemingway’in Yaşlı Adam ve Deniz, Çanlar Kimi İçin Çalıyor ve Akıntı Adaları ve de Graham Greene’in Havana’daki Adamımız. Hemingway tutkunları Michael Palin’in Hemingway Macerası ve Dan Schaefer’in Hemingway’in Kübasına Seyir kitaplarını okuyabilir. Şehrin çok katmanlı enerjisini ve duygularını hissetmek için Bill Laswell’in Imaginary Cuba albümünü de dinleyin.

 

 

Ne Zaman Gidilir?

Küba’yı ziyaret için en güzel aylar havanın çok sıcak olmadığı ve kalabalıkların biraz daha az olduğu Nisan ve Eylül başı. Kasım-Nisan arası da ziyaret için uygun aylar. Eylül ortasından Ekim sonuna kadar kasırga sezonu.

 

 

Önemli Bilgiler

  • Atlas Okyanusu’nun ortasında, Florida’ya 170 km uzaklıktaki ada Küba’nın batısında bulunan başkent Havana, doğal bir limanın etrafına kurulu. 740 km2’lik yüzölçüme sahip şehrin nüfusu ise 2.2 milyon. Resmi dili İspanyolca.
  • İnternet çok kolay bulunur bir hizmet değil Havana’da ve Küba’da. Bucarona kart alarak wi-fi’a bağlanmak mümkün.
  • Turizm sektöründe çalışanların çoğu esasen bahşişlerle geçiniyor. Her yerde büyük yardımını göreceğiniz bu insanlar için, 1 Dolar’lık banknotlar taşıyabilirsiniz.
  • Düzenli kullandığınız ilaçları yanınızdan götürün. Küba’da özellikle ağrı kesici türü ilaçları bulmak zor.
  • Havana’da sokak satıcılarından puro alacaksanız, puroyu iyi inceleyin, çünkü muz kabuğundan yapılmış olabilir. Pazarlık yaparsanız ilk söyledikleri fiyattan çok daha düşüğüne satın alabilirsiniz. En fazla 23 adet puro taşıma hakkınız var.
  • Küba’nın para birimi Peso.
  • Küba’nın uluslararası telefon kodu 00+53’tür. Havana için ayrıca 7 tuşluyorsunuz.

 

 

Zeynep Atılgan Boneval

 

20151028_114306