HAVANA İZLENİMLERİ VE KÜBA TARİHİ

Rengarenk evler, dans eden sıcak kanlı mutlu insanlar…

deniz, güneş, kumsallar…

rumba, mambo, ça ça, salsa…

klasik arabalar, rom ve puro…

Cennet burası mı acaba?

Kristof  Kolomb boşuna günlüğüne ‘insan gözünün görebileceği en güzel yer’ diye yazmamış Havana hakkında.

 

 

Havana…

Egzotik bir dünyanın kapılarını size aralayan Havana’nın mutluluğu ve canlılığı bulaşıcı adeta. ‘La Habana Vieja’ yani eski Havana, Küba’nın başkenti Havana’nın kalbinin attığı cıvıl cıvıl ritmli ve renkli bir mahalle. Belki İspanyollar tarafından inşaa edilmiş kolonyal mimarideki binaların çoğuna sonradan çivi bile çakılmamış, boyaları aşınmış, ahşapları yıpranmış, ve zamanda asılı kalmış gibi, ancak bu sizi yanıltmasın, sokaklarından ve insanlarından yaşam enerjisi fışkırıyor. Sokaklardan geçen renkli Cadillaclar, evlerden yükselen latin ritmleri ile sürreal film setini andırıyor çoğu zaman ‘La Habana’.

alpkuba (2)

 

Fakir ama mutlu Küba’lılar alem insanlar!

Cepleri delik ama ruhları zengin, imkanları kısıtlı ancak gönülleri geniş, binaları kirlenmiş ancak özleri tertemiz, basit şeylerden mutlu olmayı bilen, hırstan yoksun, enerjileri sonsuz, gülümsemeleri kocaman insanlar Küba’lılar.

Acısı neşesi, kavgası dansı, gözyaşı kahkahası, draması eğlencesi, tütünü romu, dostluğu paylaşımı, tüm duyguları hakkını vererek, samimiyetle, dibine kadar yaşayan insanlar!…

Tezatları, farklılıkları, uyuşmazlıkları, imkansızlıkları mutlulukla bir arada yaşayabilen geniş gönüllü, güçlü ve cesur insanlar Kübalılar…

 

alpkuba (5)

Hayatın tadını çıkarmayı bilen, müziği ve dansı seven, canlı, tutkulu, alevli insanlar!

Kadını, erkeği, genci, çocuğu, yaşlısı… Hepsi yerinde duramayan, coşkulu, ateş gibi enerjik. En ufacık bir ses veya hışırtıyı, ruhlarını canlandıran bir ritm olarak görüp, vücutlarını o ritme göre sallamaya başlıyorlar! Şehrin her sokağından, evinden, kafesinden, köşesinden sürekli insanın içini kıpır kıpır oynatan Latin ezgileri yayılıyor. İster şehrin göbeğinde ister arka sokaklarda, hangi mahallesinde olurda olsun, evlerinin kapısı bacası olsun olmasın, evde yemek olsun olmasın, bir müzik tınısı ile tüm Küba’lıların yüzüne kocaman bir gülümseme yayılıyor ve başlıyor ayaklar, kalçalar kıpırdamaya…

Sokakta sürekli ‘trovador’ yani halk şarkıcısı ve çalgıcılarına rastlıyorsunuz. Gitarını tıngırdaran bir şarkıcısına eşlik eden tromboncular, karakas ve congalar ile şarkılar söyleyen grupların ritimleri ile sizin de ayaklarınız yerinde duramamaya başlıyor… Café Taberna veya Tropicana gibi gece kulüplerinde trompet, gitar, davul, conga orkestra müzikleri ile coşan salsa dansçılarını görünce kendinizi dans etmemek için zor tutuyorsunuz…  Bazen de bir flamenko çalgıcısı çıkıyor karşınıza sokakta, biraz hüzünlü, biraz içli ezgiler ile alıp sizi nostaljik bir yere taşıyor… Hep müzikle yaşıyor Havana.

20151028_113937

 

Kübalılar çılgın insanlar!

Mesela yağan yağmuru kaçınacak, saklanacak bir tehdit değil de, altında foşur foşur yıkanılacak bir duş olarak görüyorlar. Bardaktan boşanırcasına yağan tazzikli suyunun altına 7’den77’ye coşku ve sevinç ile atlayıp, sabun ve şampuanla köpük köpük yıkanıyorlar resmen. Kübalı ünlü mimar Mario Coyula boşuna ‘Havana bir yer değil, bir kafa yapısı’ dememiş. Havanal’ılar gerçekten başka bir kafadalar.

 

alpkuba (4)

Kişisel servetleri her birini ‘Comrade’ yani ‘Yoldaş’ yapan dobra yürekleri…

Zorlu iç savaşlara ve devrimlere şahit olmuş, sömürgeleştirilmeye çalışılmış, ambargolar ile kısıtlanmış, cezalandırılmış ve izole edilmiş ülkenin insanları, inançlarını, ‘comrad’ yani yoldaş ruhunu, birliğini kaybetmemiş. İşte Küba’lıalar sayesinde ülke kimliğini korumayı ve emperyalizme kafa tutmayı beceren tek ülke olmuş. Ve bu kararlılık, azim ve uzun çabalar ile Küba’lılar varlıklarını haykırmayı ve kendilerini Amerika’ya ve dünyaya olduğu gibi kabul ettirmeyi başarmışlar!

Kapitalizmin ‘tükettiğin kadar varsın’ tuzağına daha düşmemiş ütopik bir ülke Küba. Adım başı bir global markanın dükkanı, reklamı veya restoran & kahve zincirinin şubesine rastlamıyorsunuz. Eskimiş kolonyal binaların hepsi ‘turiste güzel gözükeceğiz’ diye henüz allanıp pullanmamış. Binlerce tarihi binadan sadece yüze yakını renove edilmiş. İnsanlar yaşamı önce tutuyor, sosyal yardımlaşma, paylaşım, eğitim, sağlık ortak değerler.

Taşıtlar, binalar, hayvanlar Herşey halkın ortak malı aslında. Araban mı var, sen sürerken yol üzerinde birisi elini kaldırıp hastaneye, okula, meydana, pazar gitmek isterse, alıp götürüyorsun arabana!

Garip geliyor değil mi? Hatta ‘privacy’ ihlali korkutucu geliyor. Acaba aldığımız evler, arabalar, kıyafetler ile kimseyi geçirmeyecek duvarları örüp, biz mi kendimizi hapsediyoruz yalnızlığımıza diye düşünüyor insan Küba’da?

Asıl işte bu yüzden insanlar yabancılaşmıyor birbirine Küba’da. ‘Benim malım’, ‘senin malın’ diye ayraçlar yok. ‘Biz’ var. Öve öve bitiremediğimiz ‘bireyselleşme’ yerine, unuttuğumuz gerçek paylaşım var.

Sadaka verir gibi vermek yerine, ‘hiçbirşeyin aslında zaten kimseye ait olmadığı’ görüşünden doğan paylaşım var! Girmemişler bireyseleşme girdabına, insanı yiyip bitiren kapitalist döngüye.

Diktatörlük değil sebebi. Gerçekten böyle olması gerektiğine inançları, başka türlüsünü düşünmeden yaşıyor olmaları.

Tabii ki suçlar işleniyor, tabii ki hırsızlıklar yapılıyor, insanın olduğu her yerde olduğu gibi. Ama bu insanların üstüne çökmüş, kendilerini kurtaramadıkları ve tüm değerlerini kaybettikleri kapitalizm döngüsüne kapıldıkları için değil, sadece insan doğasındaki ‘iyi-kötü’nün bir aradalığından.

Bana Küba güvenli mi diye soranlara cevabım: ‘şehirde mi güvenlisin, ormanda mı?’ diye soruyorum önce. Çünkü kendi doğallığımızdan ve özümüzden bizi uzaklaştıran binlerce tuzakla dolu şehrimiz yerine, son derece yalın, basit, gerçek, doğal ve samimi yaşamların yeri Küba – aynı orman gibi.

 

 alpkuba (3)

Kadın ve Erkeğin Özgürce Kendini Yaşayabildiği Küba!

Kadınlar öyle özgüvenli, aktif ve ön planda ki şaşırıyorsunuz! Sokaklarda, okullarda, fabrikalarda, havaalanlarında, iş yerlerinde ve politikada, tombul, güleç, güçlü ve rengarenk giyimli kadınlar çıkıyor karşınıza. Kimi üniformaları altlarında topuklu ayakkabıları ile asker, kimi rengârenk giysileri ve başlarına sardıkları başlıklar ve çiçekler ile sokak satıcısı, kimi akıları baştan alan daracık mini etekleri ile genç kız, kimi ağızlarında bir puro ile yaşlı teyzeler… erkeklerden daha çok kadın görüyorsunuz Havana’da.

Sanki Küba’da kadın-erkek eşitliği konu bile olmamış. Hani uzun savaşlar sonunda kazanılmış bir kadın erken eşitliği hakkı gibi değil de, zaten doğalında olanı yaşıyorlar.

Tabii ki cinsiyet farklılıkları var. Kadınlara attıkları laflar, ıslıklar, tezahüratlar ile beğenisini, veya kızgın bakış ve sözleri ile kıskançlığını hissettirmekten çekinmeyen maço erkekler… Hangi boyda, kalıpta ve işte olursa olsun şıkır şıkır giyinip, salına salına sokaklarda buram buram feminenlik kokaraka yürüyüp, varlığını cesurca ve sonuna kadar ortaya koyan kadınlar…

Asya’da komünizm, farklılıkları törpüleyerek cinsiyetleri birbirine benzetme gibi bir misyonla güdümlenmiş baskılar uygulanmasına sebep olmuştu. Burada böyle birşey hiç yaşanmamış sanki, zaten bu ateşli & tutkulu insanlara işlemezdi!

Yolculuk Terapisi Havana ve Küba Yazıları

 

 

 

20151028_114402

KÜBA VE HAVANA’NIN TARİHİ

Havana 1515’de, Kristof Kolomb’un Yeni Dünya’daki İspanyol fetih ve kolonizasyonunun önünü açmasından hemen sonra İspanyol konkistadorlar tarafından kurulmuş. İlk yerleşimcilerin ardından ‘altın’ hayalleri ile akın akın İspanyol maceracıları Havana’ya gelmiş. İspanyol kumandanların Havana’yı askeri üs ve yerleşim için seçmesinin en önemli sebebi, şehrin doğal bir liman ile kutsanmış olmasıymış. Küba Latin Amerika’da yağmalanan tüm topraklardan ganimetlerin toplandığı ve İspanya’ya gönderildiği liman haline gelmiş. Tabii bu korsanları da beraberinde getirmiş, ve şehir sürekli saldırılara maruz kalmaya başlamış.  İspanyollar şehri surlar ile çevirip, gözlem kuleleri ve kaleler ile koruma altına almış. Bugün hala tüm görkemi ile ayakta duran El Morro ve La Cabana kaleleri şehri korumaya devam ediyor.

Bu arada Kolomb 1492’de ilk keşif seferine çıkarken, Kanarya Adaları’nda mola vermiş ve buradan aldığı şeker kamışlarını Küba’ya getirmiş. Ve Kolomb’un getirdiği şeker kamışı bu topraklara çok iyi uyum sağlamış. Ancak İspanyollar yerlilerin çoğunu öldürmüş olduğu için şeker kamışını tarlalarda ekip, biçip, işleyecek kimse kalmamış. Bu sebeple Afrika’dan köle ticareti başlamış ve kölelik 1865’e kadar devam etmiş.

İspanyollar yaklaşık dört yüzyıl boyunca Küba’yı yönetmişler. Havana’yı kendi ülkelerindeki Cadiz, Segovia ve Tenerife şehirlerine benzetmek istedikleri için, şehre kaldırım taşlı sokaklar, görkemli barok kiliseler, ihtişamlı meydanlar, gösterişli konaklar inşaa etmişler.

İspanyolların Kübalılara epey yakışıklı bir şehir miras bıraktıklarını söyleyebiliriz.

1800’lü yıllarda Kuzey Amerika’yı ele geçirmiş İngilizler, Latinleri kışkırtıyor ve sömürgeler 1800-1806 arasında teker teker özgürlüklerinin ilan ediyor. İspanyolar’ın elinde sadece Küba ve Dominik Cumhuriyeti kalıyor.

10 Kasım 1868’de Carlos Manuel de Cespedes önderliğinde başlayan bağımsızlık savaşı,yaklaşık otuz yıl sonra Antonio Maceo,Maximo Gomez ve Jose Marti’nin cumhuriyeti ilan etmesiyle Küba özerklik kazanıyor.

Ancak bu zafer Küba halkı için uzun sürmemiş, 1898’de Amerika İspanya’ya savaş ilan edip kazanınca, İspanyol’lar ile yapılan Paris Anlaşması ile Küba Amerika’nın askeri işgali altına girerek kolonisi haline geliyor. (Bu arada Castro’nun “Küba’nın kalbindeki hançer” dediği Amerika’nın askeri hapishane olarak kullandığı Guantonama’ da Amerika’ya kalıyor)

Amerika’nın arka bahçesi haline gelen Küba’ya Amerikalı zenginler, şirketler, kaçakçılar ve yasadışı örgütler yerleşiyor. Küba’lılar ise Amerikalılar’ın yanında çok düşük rakamlara çalışır ikinci sınıf vatandaş haline geliyorlar. Batista dönemi diktatörlüğü de buna göz yumuyor.

BU dönemde özellikle öğrencilerin arasında huzursuzlanmalar ve örgütlenmeler başlıyor. 1940’ların sonunda Fidel Castro’nun da kurucusu olduğu bir Ortodoks Partisi kuruluyor. Partinin çok destek aldığını gören Batista yönetimi, seçimleri iptal ediyor. Castro ve arkadaşları 1953’te hükümete saldırıyorlar ancak yakalanıp hapse atılıyorlar.

Castro’nun Moncada Kışlası Baskını mahkemesinde, ilk devrimci olarak anılan Jose Marti’nin 18 yaşında İspanya’da sürgündeyken kaleme aldığı ‘Küba’daki Siyasi Hapishane’neden esinlenen, kanlı diktatörlüğün bütün suçlarını mahkeme yargıçlarının yüzüne vuran ve ‘Tarih beni beraat ettirecektir’ sözleriyle sonlanan tarihi savunması onu bir kahraman haline getiriyor. Batista yönetimi Castro’yu Meksika’ya sürgüne gönderiyor.

Castro 1956 yılında sürgündeyken Guetemala’dan gelen Ernesto Che Guevara isimli bir gençle tanışıyor. Ardından Castro ve Che, 1958 yılında ünlü Granma yatıyla devrim hareketini başlatmak üzere Küba’ya geliyorlar. Tam karaya çıkmalarına yakın kuvvetli rüzgar yüzünden sürükleniyorlar ve Batista’nın askerlerinin önüne çıkıyorlar. Çıkan çatışma sonucu devrimciler 82 kişiden 12 kişiye düşüyor, kurtulanlar ise kaçarak şekerkamışı tarlalarına saklanıyor.

Che doğuda Santa, Castro batıda savaşıyor. Che batıdan doğuya giden silah ve mühimmat taşıyan treni ele ve de Santa Clara, Santiago de Cuba şehirlerinin ele geçiriyor. Büyük darbeyi alan Batista 1 Ocak 1959`da kovuluyor ve 300 milyon dolar servetiyle birlikte  ülkeden kaçıyor. Batista`nın devrilmesi ve Marksist ilkeler ile yeni Küba Hükümeti kurulması ile devrim tamamlanıyor.

Aslında Che Havana’ya Castro’dan daha yakın olmasına ve kahraman olarak ilk kendisi şehre girebilecekken, Castro’ya öncelik tanımış ve lider olarak onu ilan etmiş. Havana’ya girdiklerinde halk onlara katılıyor.

Castro Havana’da meydanında ilk konuşmasını yaparken bir güvercin omzuna pisliyor, ve halk Castro’nun kendilerine uğur getireceğine inanıyor. Ve yeni devir başlıyor. Küba Cunhuriyeti 1976’da ulusal bir referandumda, kendi bünyesinde bir devlet olduğunu ispatlamasıyla sosyalist işçilerin özgürce yaşadığı bir ülke haline geliyor.

 

 

 

Gitmeden Önce İzlemek, Okumak, Dinlemek İçin?

Wim Wenders’ın Buena Vista Social Club belgeselini seyredin. Efsanevi grubun hikayesinin yanı sıra Havana sokaklarından, Küba müzik kültürü ve yaşam geleneklerinden kesitler içeren film, Küba’nın hakiki ruhunu en iyi yakalayan ve yansıtan belgesellerden.  Küba devrimini ve o dönem ruhunu yakalamak için Soy Küba filmini izleyin. Okunacak kitaplar ise: Hemingway’in Yaşlı Adam ve Deniz, Çanlar Kimi İçin Çalıyor ve Akıntı Adaları ve de Graham Greene’in Havana’daki Adamımız. Hemingway tutkunları Michael Palin’in Hemingway Macerası ve Dan Schaefer’in Hemingway’in Kübasına Seyir kitaplarını okuyabilir. Şehrin çok katmanlı enerjisini ve duygularını hissetmek için Bill Laswell’in Imaginary Cuba albümünü de dinleyin.

Ne Zaman Gidilir?

Küba’yı ziyaret için en güzel aylar havanın çok sıcak olmadığı ve kalabalıkların biraz daha az olduğu Nisan ve Eylül başı. Kasım-Nisan arası da ziyaret için uygun aylar. Eylül ortasından Ekim sonuna kadar kasırga sezonu.

 

Önemli Bilgiler

  • Atlas Okyanusu’nun ortasında, Florida’ya 170 km uzaklıktaki ada Küba’nın batısında bulunan başkent Havana, doğal bir limanın etrafına kurulu. 740 km2’lik yüzölçüme sahip şehrin nüfusu ise 2.2 milyon. Resmi dili İspanyolca.
  • İnternet için Bucarona kart alarak wi-fi’a bağlanacaksınız.
  • Turizm sektöründe çalışanların çoğu esasen bahşişlerle geçiniyor. Her yerde büyük yardımını göreceğiniz bu insanlar için,1 Dolar’lık banknotlar taşıyabilirsiniz.
  • Düzenli kullandığınız ilaçları yanınızdan götürün. Küba’da özellikle ağrı kesici türü ilaçları bulmak zor.
  • Havana’da sokak satıcılarından puro alacaksanız, puroyu iyi inceleyin, çünkü muz kabuğundan yapılmış olabilir. Pazarlık yaparsanız ilk söyledikleri fiyattan çok daha düşüğüne satın alabilirsiniz. En fazla 23 adet puro taşıma hakkınız var.
  • Küba’nın para birimi Peso’dur. (1 Dolar, 1 Peso değerindedir.)
  • Küba’nın uluslararası telefon kodu 00+53’tür. Havana için ayrıca 7 tuşlamalısınız.

 

Zeynep Atılgan Boneval