HALFETİ VE RUMKALE

 

Gaziantep’ten 1 saat, Urfa’dan 1.30 saat uzaklıkta yer alan Halfeti barajın inşaa edilmesinden sonra Fırat’ın suları altında kalmış ve büyük bir gölete dönüşmüş. Daha Halfeti’ye yaklaşırken Harran’ın düzlükleri yerini derin kayalık kanyonlara bırakıyor, uçsuz bucaksız düzlüklerin manzaraları farklı bir derinliğe dönüşüyor. Halfeti’yi ilk gördüğünüzde Güneydoğuda değil de Kaş’ta gibi hissediyorsunuz kendinizi. Sanki deniz kenarında bir tatil beldesindesiniz, sadece kıyıdaki binalar 50-100 yıllık camiiler, taş evler ve konaklar.

 

Birecik Barajı’nın suları altında kalmış tarihi Halfeti’nin, bugün yeni kasabaya tekne ile yarım saat uzaklıkta. İsterseniz saatlik 50TL’ye (kaç kişi olursanı olun) bir tekne kiralayıp eski Halfeti’yi ziyaret edebilirsiniz. Ya da güzel bir restoranda yemek yerseniz, Fırat nehri üzerinde gezinti yemek fiyatına dahil oluyor. Yemek yemenizi tavsiye ederim. Nehrin suları sürekli alçalıp yükseldiği için restoranları nehirde dubalar üzerine yüzer restoran olarak yerleştirmişleR. Nehrin üzerinde salına salına deniz kenarındaymış gibi kebap yemek insana bir kez nasip olacak ayrı bir keyif.

 

Nehirde kanyonun içinden ilerlerken iki yanınızda yükselen kayalıklardan fışkıran yemyeşil doğa o kadar muhteşem ki, manzara karşısında büyüleniyorsunuz. Fırat’ın turkuaz renkli suları üzerinde ilerlerken aslında hırçın, deli dolu akan bir nehrin nasıl bu kadar berrak ve huzurlu olduğuna şaşırıyoruz. Mesela Dicle çok daha dingin, sakin ve ağırbaşlı akmasına rağmen hafif bulanık bir nehirdir.

 

20 dakika sonra sarı renkli yüksek kayaların tepesine oyulmuş eski bir uygarlık kalıntılarını görüyoruz. Tam Fırat nehri ile Merzimen Çayının birleştiği bu noktada yer alan Rumkale, Geç Roma ve Ortaçağ dönemine ait antik bir kale ve erken Hristiyanlık Dönemi’nin önemli teoloji merkeziymiş. 1838’de Rumkale’yi ziyaret eden Moltke ‘kayalığın nerede bittiğini ve insan eserinin nerede başladığını söyleyebilmek çok zor’ demiş. Gerçekten çok doğru bir izlenim. Kayalara oyulmuş şehir o kadar doğa ile uyumlu bir mimari özelliğe sahip ki, sanki insan eliyle yapılmamış gibi. 11. yüzyılda Rumkale, Hromgla adı ile anılan çok önemli konumda bir kaleymiş, ve 1113’te III.Grigoris kaleyi satın alarak Başpsikoposluk makamını buraya yerleştirmiş. 1279’da Memluklular kaleyi kuşatmış ancak düşürememiş, 1292’de sultan Melik el Eşref tekrar kuşatıp, ele geçirmeyi başarmış. Sultanın emri ile Suriye Naibi Sancar Suca tarafından tamir ettirilen kale, Kale’at el Müslimin adını almış. Daha sonra hem bölgeyi kontrol etmekteki konumunun önemi hem de kayaların sarı renkli olması sebebi ile Kale-i Zerrin yanı Altın Kale ismini almış. Uçkalesi olarak kullanılan kale daha sonraları eski parlak dönemini yaşayamamış.

Kalenin hemen yanı başında yer alan büyük bir bölümün oyularak eğimli bir yar haline getirildiğini görüyoruz. Romalıların yönetimi döneminde hem akınların kaleye ulaşamaması için hem de nehirden yukarı su çekebilmek için yapıldığını öğreniyoruz. O diklikte ve yükseklikte hem de sert yapıda bir kayanın, geniş bir parçasının oyulması gerçekten çok zor iş. Epey etkileyici bir iş çıkartmış Romalılar.

 

Aslında Gaziantep’den kara yolu ile Rumkale’ye ulaşabiliyor ve bu kaleyi gezebiliyorsunuz. Ve de eminim tepeden Fırat nehrinin, kanyonun ve eski ve yeni Halfeti’nin manzarası muhteşemdir. Ayrıca kalenin içinde gezilecek tarihi kilise ve manastırlar da mevcut. Surların içinde 1173’te inşaa edilmiş Aziz Nerses kilisesi ve 13.yüzyıldan kalma Barşavma Manastırı yer alıyor. Rome döneminde Hz. İsa’nın havarilerinden Yohannes’in Rumkale2ye gelip yerleşmesi ve burada Hristiyanlık dinini yayaması nedeni ile Hristiyanlık tarihinde önemli bir rol oynamış Rumkale’de, Yohannes’in İncil’in bir kopyasını Rumkale’de bir mağara sakladığı ve daha sonra kopyanın Beyrut’a götürüldüğü söyleniyor.

 

Eski Halfeti’ye yaklaşırken sudan çıkan minare hemen gözünüze çarpıyor. Büyük bir caminin kendisinin tamamı ve minaresinin 2/3’ü sular altında kalmış. Yamaçlarda birkaç tarihi taş ev var, ancak kasabanın çoğu sular altında kalmış.

Yanlış bir hesaplama sonucu kocaman bir yerleşimin sular altında kalarak yok olması inanılmaz bir gerçek.

 

Minarenin tam karşısında ufak bir kahve var, kısa bir mola için tekneden inip, Eski Halfeti’ye karşı kahvelerinizi yudumlayabilir ve bu güzelliği doya doya seyredebilirsiniz.

 

Kahve molası bitince yine Fırat’ın turkuaz renli suları üzerinden süzülerek ve muhteşem doğa manzaralarını seyrederek geri dönebilirsiniz. Halfeti’yi görünce Fırat’a yakılan türkülere ve türkü yakanlara hak vermemek elde değil.

 

Nehir üzerinde güneşin altında nefis manzaralara nazır bir öğle yemeğini hak ettini. Tavsiyem kasabanın sahilinin epey ilerisinde turistik mekanlardan uzak Başkan’ın Yeri. Eski bir Belediye Başkanı ve Esnaf Odaları birliği Başkanı’nın yeri olan mekan tazecik lezzetleri ile ünlü. Mutlaka nohutlu frig pilavını, sebzeli haşhaş kebabını, patlıcanlı kebabını ve peynirli irmik tatlısını tadın. Yayık ayranı ve ev yapımı yoğurdu eşliğinde frig pilavı ve haşhaş kebabı özellikle mükemmel lezzetler. Balık isteyenler Fırat nehrinden gelme taze Şabut balığı yiyebilir. Şabut şişte pişirilen koyu renkli etli, yağlı, lezzetli bir balık hatta görüntüsü balıktan çok et şişi andırıyor. Kılçıkları ise tek noktadan çıktığı için ayıklaması epey kolay. Üzerine bolca limon sıkınca daha da lezzetli oluyormuş.

 

Halfeti’de yine Güneydoğu Anadolu’ya özgü güleryüzlü misafirperverliği ile karşılaşıyoruz.

 

Yemekten sonra asma köprüden geçip, yemyeşil çayırların, sapsarı çiçeklerin harika görüntüsü ve mis gibi kokusu arasında biraz yürümek, doyamadığınız Fırat manzaralarını biraz daha seyretmek, ilerideki terk edilmiş eski taş evlere bir göz atmak ve de yedikleri hazmetmek için ideal bir yol. Tazecik çıtır çıtır bahar havasında masmavi gökyüüzü, sarı boz kayalar, yemyeşil çimenler, sarı hardal çiçekleri kıpkırmızı gelincikler ve Fırat’ın turkuaz suyu gerçekten tablo gibi bir görüntü sergiliyor. Sanki kışın uykuda olan Halfeti’ye baharla birlikte hayat üflenmiş ve doğa uyanmış. Sanki Halfeti’nin kalbi neşe ile pır pır çarpıyor ve biz bu coşkuya şahit oluyoruz.

 

Halfeti, doğal güzellikleri, kendine özgü mimarisi ve yerleşimi ile büyüleyici bir yer. Kalbimizi Halfeti’nin muhteşem manzalarında kaldı.

 

.

 

 

 

 

 

 

YOLCULUKTERAPİSİ URFA – GÖBEKLİTEPE – HARRAN – HALFETİ YAZILARI

 

 

Zeynep Atılgan Boneval