GÜNEY AMERİKA – SEDEF TOKÇİFTÇİ İLE

Büyüleyici güzelliklere ev sahipliği yapan Güney Amerika’yı keşfe hazır mısınız?

Her tarafı doğa harikalarıyla bezenmiş bir kıta düşünün. İşte karşınızda bu tarifin karşılığı Güney Amerika Kıtası. İlk gününden son gününe kadar her kare taşında bizi kendine has özellikleriyle büyüleyen şehirlere sahip “Güney Amerika Kıtası”. İlk olarak uçaktan indiğimizde ışıltılarıyla ve düzgün şehir yapılaşmasıyla Buenos Aires şehri bize hoş geldiniz dedi. Uçağın camından ışıl ışıl Buenos Aires şehrini seyre daldığımda mükemmel bir tatilin beni beklediği hissini tüm kalbimle hissetmiştim. Ne kadar şehri keşfetme arzusuyla dolu olsak da on dokuz saatlik uzun ama bir o kadar eğlenceli geçen uçak yolculuğumuzun verdiği yorgunluğu hepimiz yavaş yavaş hissetmeye başlamıştık. Otelimiz Alvera Palace’a vardığımızda ise bu üç günü tam anlamıyla saray gibi bir otelde geçireceğimizi öğrenmiştik. Odalarımızda her şey son derece lüks ve misafirlerini rahat ettirmeye yönelikti. Sabah gözlerimi açtığımda iyi havalar anlamına gelen Buenos Aires şehrini son derece dinç bir şekilde gezmeye hazırdım. Şehir bize adının hakkını vermek istercesine güzel bir hava sunmuştu. İlk durağımız Eva Peron’un şehir merkezinde yer alan heykeliydi. Daha sonradan Museo De La Nacional De Bellas Artes’de ünlü ressamların tablolarını incelerken sanatsal tarafımıza katkılarda bulunduğumuz gibi ülkenin tarihi ile ilgili önemli ipuçlarıda edinmiş olduk. Müzeden ayrıldığımızda rehberlerimiz eşliğinde şehrin tarihini keşfetmeye başladık. Plaza De Mayo’da dolaşıp İspanya’ya karşı bağımsızlık hareketinin başladığı Cabildo’yu gördük.  Gezimizin bir sonraki durağı ise içimizi hüzünle doldururken mimarileriyle değişik bir tecrübe yaşamamızı sağlayan Eva Peron’un da mezarına ev sahipliği yapan La Recolata mezarlığıydı.

İlerleyen zamanlarda Dünya’nın en büyük caddelerinden biri olan Dokuz Temmuz bulvarında otobüsümüzle panaromik tur gerçekleştirdik. Bugünkü gezimizin son durağı Estancia adı verilen Arjantin’de çok yaygın bulunan çiftliklerden biriydi. Otobüsten indiğimiz an enfes bir hamur işi kokusu burnumuza geldi ve bu muhteşem kokuyu takip ettiğimizde ise elinde sıcacık Empalada’lar bulunan bir çiftlik çalışanı bizi karşıladı. Bu yöresel yiyeceği midemize indirdikten sonra bizi gezdirecek olan atların yanına gitmiştik bile. Gaucholar’ın önderliğinde uysal atlarımızın sırtında ufak bir gezi yaptık ve at arabasındaki ufak turumuzdan sonra Gaucholar’ın yaşadığı evlere örnek oluşturmuş evin keşfini yapıp günün temposunda acıkmış karınlarımızı doyurmak için yerel restorana geçtik. Mangal ateşinde pişmiş lezzetli et ve tavukların doyumuna ulaştıktan sonra Milonga Şovu izleme şansına da sahip olduk. Otelimize vardıktan sonra merkezdeki yerel restoranların birinde yemeğimizi yiyerek bugünkü gezimizi tamamladık. Yeni günümüzde değişik mimari akımların etkisiyle kurulmuş San Telmo La Boca ve La Recolata mahallelerini gezdik. Meşhur La Boca stadını görme şansına da sahip olduk. Öğleden sonra Tigre’ye varıp Rio De La Plata’nın muhteşem manzarası eşliğinde katamaran ile Parana deltasında bir gezinti yaptık. Deltanın içinde katamaranımızla ilerlerken burada huzurlu bir hafta geçirmenin hayalini kurmadan edemedim. Doğa öyle bir fırsat sunmuş ki burada yaşayan insanlara evlerinin terasında otururlarken çevrelerindeki yeşilliklerin yanında karşılarında da akıp giden deltanın muhteşem manzarasını izleyebiliyorlardı. Tüm bunları düşünürken kaptana teknemizi en yakın yere yanaştırıp beni burda bırakmasını söylememek için kendimi zor tuttum. Gezinin ardından tren De La Costa ile San İsidro’ya yolculuk yapabildik. Arjantin’in simgesi olan tango eşliğinde çok lüks bir akşam yemeği yiyerek Buenos Aires’e istemeden veda ettik.

sedef (8)

Ertesi sabah El Calafate’ye uçuşumuz gerçekleştikten sonra UNESCO tarihi miras listesinde yer alan Los Glaciares ulusal parkı içindeki Perito Moreno buzulunun yanına kadar gidip böyle bir doğa mucizesine tanık olma şansına sahip olduk. Teknemizde içinde buzul parçası olan viskilerimizi yudumlarken karşımızdaki manzaranın gerçek olamayacak kadar büyüleyici olduğunu düşünmeden bir dakika bile duramıyorduk. Yürüyüş patikasında dolaşırken buzulun küçük bir parçasının kopmasına şahit olmak burada olmaktan daha da zevk almamızı sağladı. Göl kıyısındaki otelimizde doğadan bir saniye bile ayrı kalmamızda büyük bir rol oynuyordu. Patagonia’daki ikinci günümüzde yoğun bir program bizi bekliyordu. Etkileyici doğal güzellikleri olan Torres Del Paine ulusal parkını görmek için beş saatlik bir yolculukla Şili’ye geçtik.

sedef (6)

Aracımızla ilerlerken manzaraların yanı sıra uçsuz bucaksız arazilerdeki Alpagalar’da dikkatimizi çekmiyor değildi. Havanın mükemmel açıklıkta olması bizlere doğa harikalarını fotoğraflamada mükemmel fırsatlar sundu. Ulusal park içersindeki piknik şeklindeki öğlen yemeğimiz de, manzaraların etkisiye daha da lezzetli bir hale geldi.

sedef (7)

Gri göl çevresindeki gezimizde “Buralara gelip yorulmamıza değdi.” düşüncemizin bir kez daha pekişmesine sebep oldu. Bir sonraki gün Iguazu ‘ya uçarak otelimizin sağladığı konforda dinlenme fırsatımız oldu. Otelimizin konumunun mükemmelliği sayesinde gece uyumak için yastığa kafamızı koyduğumuzda açık penceremizden Iguazu şelalesinin gümbürtüsü kulaklarımıza kadar taşınıyordu.

sedef (2)

Ertesi güne yeni maceralara hazır ve hevesli bir şekilde uyandığımızda UNESCO dünya mirası listesinde yer alan Iguazu şelalesini görmek için yola çıktık. Buzullardan sonra bir tane daha mucize doğa harikasıyla karşılaşmak tarif edilemez duygular yaşamamızda etkili oldu. Şelalerin gürül gürül akışını izlemeye dalıp gitmemek elimizde olmadan verdiğimiz bir tepkiydi.

sedef (3)

Bu kadar şiddetle akan sularla birlikte düşüncelerimizde akıp gidiyor sanki içinde yaşadığımız teknolojinin sahip olduğu zararlardan kirlenmiş ruhlarımızda temizleniyordu.

Şeytan Boğazı’nı yer alan Gran Aventura tekne gezisinin her macera tutkununun tecrübe etmesi bir gereken bir etkinlik olduğunu yürekten söylüyorum.

sedef (5)

Bu eğlenceli günün akşamında Rio de Janeiro’ya uçuşumuzu gerçekleştirip Copacabana plajının karşında yer alan son derece lüks otelimize vardık. Copacabana Palace otelinin restoranında çok özel hazırlanmış akşam yemeğimizi yedikten sonra ertesi gün Rio’yu keşfedecek olmanın verdiği heyecanla uykuya daldık. Rio şehrindeki ilk günümüzde turumuza Rio’nun kolonyal mimarisinin hakim olduğu kesimini gezerek başladık. Candelaria, Praça XV, the travessa do mercado, Metropolitan katedrali ve dünyaca ünlü Rio festivalinin gerçekleştiği Sambodromo bu kesimde görülmesi gereken yerler arasındaydı. Sonraki durağımız ise 2014 dünya kupasının da oynandığı dünyanın en büyük seyirci kapasiteli stadyumu olan Maracana. İçinde dolaşıp müzesini gezmek bile o stadyumda yaşanan heyecanları hayal etmemize sebep oldu. Maracana stadyumu futbolseverlerin mutlaka soluması gereken bir atmosfere sahipti. Ve en sonunda Rio ‘ya ayak bastığımızdan beri beklediğimiz an gelmişti. Gece karanlığında yaydığı ışık silüeti ve ihtişamı ile bizi büyüleyen dünyanın yeni yedi harikası’ndan biri olan Kurtarıcı İsa heykelini görmeye gidiyorduk. Ve heyecanımızın doruğundayken Kurtarıcı İsa heykelinin yanına varabilmiştik. Bu yükseklikten Rio’yu izleyedurmak onun tüm güzelliklerini ayaklarımızın altına seriyordu. Daha önceden hangi tarafa kafamızı çevireceğimizi şaşırmıştık. Rio ‘nun kıyı şeridini kaplayan kumsallarını mı masmavi okyanusun ortasında yer alan egzotik adalarını mı yoksa arkamızda 40m uzunluğundaki ihtişamıyla yer alan İsa heykelini mi seyredalmalıydık. Akşam yemeğimizden sonra Brezilya dendiği an akıllarımıza gelen samba şovunu izleme fırsatımızın olması da günümüzü daha da mükemmel kıldı.

sedef (4)

Ertesi güne tüm dünyaca ünlü sahileri olan Lebnon, Ipanema, Copacabana, Leme ve Praia Vermelha’ yı gezerek başladık. Sugar Loaf tepesinden Rio yu tekrardan kuş bakışı görme şansına eriştik ve günümüzün geri kalanında Copacabana’nın mükemmel plajında güneşlenir okyanusun tadını çıkarırken turumuzun ne kadar güzel olduğunu düşünmeden edemiyorduk. Fakat her güzel şey gibi bununda sonuna geldiğimizi kabul ederek bir sonraki keşfimizin neresi olacağını düşünmeye başlamıştık bile.

Sedef TOKÇİFTÇİ

sedef (1)

Sedef Tokçiftçi’ye paylaşımı için çok teşekkürler.