GUATEMALA MACERASI- ATITLAN GÖLÜ II

 

Atitlan Gölü’ndeki Günler

Sabah 7’de köpeklerin havlamasıyla uyandığımda hemen yere kadar devasa camları olan salona koştum. Sürgülü kapıları açtım ve karşımda ışıl ışıl nefis bir göl ve ardında büyüleyici suretiyle San Pedro Volkan’ı duruyordu. Bir tablo düşlesem bu kadar güzel olabilirdi. Hiç duymadığım kuş türlerinin sesleri, sabahın erken saatlerinde başlayan ve yarım saatte bir geçen teknelerin suda bıraktığı geçici izler… Huzurun içinde, teknenin suda bıraktığı izler kadar kısa sürede yok olan düşünceler…

Michael ve Dita’nın 12 senedir neden burada yaşadığı ve hayatlarını geçirmek için burayı seçtikleri bu güzellik karşısında çok açık. Michael, dün akşam makarnanın yanı sıra, sabah için de kahve vermişti. Mutfağa geçip kahve makinasını çalıştırıyorum. Kahve olurken yüzümü yıkamak için banyoya gittiğimde ormana bakan camlardan gördüğüm ağaçlardaki kıpırtıya gözüm takılıyor. Ağaçta oynayan sincapların mutluluğunu ve özgürlüğünü izliyorum bir süre. Mutfaktan gelen kahve kokusu evi sarıyor. Bir fincan kahve ile eşsiz manzaraya karşı oturduğumda sabahın tazeliğini içime çekiyorum. Life is beautiful:)

IMG_1878

Bugün karşı köy olan San Pedro’ya gideceğim ama bundan önce eve yakın olan San Marcos’ta bir şeyler yiyeceğim. Evde biraz zaman geçiriyorum ve çıktığımda, Michael’ın tarif ettiği gibi evin arkasındaki patikadan yola kadar devam ediyorum, sonra sola dönüp toprak yoldan 15 dakika kadar yürüyorum. Söylediğine göre bu yoldan San Marcos’a varacağım. Yanımdan 1-2 defa tuk tuk geçiyor o kadar. Onun dışında kaldığım ev gibi yamaca yapılmış evlerin bu yürüdüğüm toprak yola bağlanan arka kapılarını ve gölün kenarındaki iskelelerini görüyorum ara ara. San Marcos’a vardığımda kafelerin ve bir takım salaş mekanların tahta tabelaları, ‘Yoga’, ‘İspanyolca’ kurslarının panolara yapıştırılmış ilanları başlıyor. Burası tam bir ‘hippie’ köyü diyorum. Zaten ev sahibim Dita da mailinde yoga, meditasyon vs. nin merkezinin bu köy olduğundan bahsetmişti. Bu arada acıktığım için tavsiye ettiği bir adresi bulmaya çalışıyorum. Bahçe içinde salaş bir yer ama güzel kokular geliyor. Bilgisayarı ile takılanlar, yoga dersinden çıkmış ve hallerinden burada uzunca bir süredir kaldıkları belli olan, tarzları birbirine benzeyen Amerikalı ya da Avrupalılar… Evsahibimin yazdığı tavsiyeler arasında buranın burrito’larının güzel olduğunu okuduğumdan, ‘burrito’ sipariş ediyorum. Siparişim geldikten sonra kararımdan memnun olduğum bir çırpıda yememden belli. O arada panoya asılmış birkaç kurs ve yoga dersi, gelecek ayki ‘Full Moon Party’ (dolunay partisi) ilanına bakıyorum.

Öğle yemeği sonrası, bu köyün iskelesine inip, karşı köy olan San Pedro’ya geçiyorum. San Pedro, Atitlan Gölü’nü çevreleyen köylerin en büyüğü. Burada okul, kilise, pazar, yerel dükkanlar, kahveciler, ufak tefek barlar var.

IMG_1881

O açıdan buradaki ‘hippie’ akım daha belirgin:) Müzik yaparak para toplayanlar, bir şeyler satanlar.. Tekneden inince biraz tezgahlara bakıp pazarın nerede olduğunu soruyorum. Köyün üstlerinde kalan pazara gitmek için tuk tuk’a binip, dik yokuşu tırmanmaktan kurtuluyorum. Pazardan avokado, yumurta, mango gibi sabah için de gerekli birkaç malzeme, market&bakkal arası dükkanlardan makarna, şarap, peynir, çikolata ve fırından da biraz ekmek ve kek alıyorum.

Evet, yemek işini çözdüm sanırım. Döndüğümde harika manzaraya karşı mango, peynir, çikolata ve şarap keyfi yapma planı kuruyorum. Hayatın küçük zevkleri;)

Tekneye bindiğimde aldıklarım arasında bir torbanın eksik olduğunu fark edince biraz üzülüyorum ama elimdekilerle idare edebilirim. Eve dönmek bir nevi ‘ıssız ada’ sendromunun başlangıcı çünkü:)

Eve vardığımda akşamın nefis atmosferine karşı şarabı açıyorum. Volkanın üzerinde şapka gibi bir minik bulut var. Bu nefis doğa ve güzellik karşısında hayata teşekkür ediyorum.

IMG_0884

Ertesi sabah Michael, eve uğrayıp her şeyin yolunda olup olmadığını soruyor. Herşey fazlasıyla yolunda. Bugünkü planım, ilk gün bavullarla tekneden indiğim yere, yani Panajachel’e gitmek. Göl hareketli olduğundan teknede beynim kafatasımdan uçacak gibi hissederek, hoplaya zıplaya yarım saatte Panajachel’e varıyorum. İki gün sonra döneceğim için Guatemala City’e otobüs biletimi de almalıyım. Direk Guatemala Havaalanı’na giden bir ulaşım bulmalıyım. Birkaç acentaya soruyorum, sonunda istediğim bileti, İngilizce’yi gayet iyi konuşan kadının çalıştığı acentadan alıyorum. O gün uçağı kaçırmamam için herşey yolunda gitmeli. Buraya gelirken yolda lastiğin patlaması gibi aksilikler yaşanmamalı mesela:) Çünkü havaalanına uçuşa tam iki saat kala varıyorum.

Tüm bunları ‘umarak’ acentadan ayrılıyorum. Panajachel tam bir alışveriş cenneti.

IMG_1961

Yol boyunca sağlı sollu tezgahlar dolusu eşya göz kırpıyor, bir de bunlara ek, seyyar olarak ürünlerini satan kadınlar dolaşıyor. Herkes bir şeyler satmak için seferber ama rahatsız edici bir ısrar hiç yok. Oturduğum kafeye girip, ısrarcı olan teyze dışında:) Onu da kıramıyorum. Saçlarımı önce Maya kadınlarının geleneksel örgüsüyle örüp, satın aldığım mor renkli ipi onlara özgü bir tarzda bağlıyor. Bunu çok seviyorum. Bir de üzerine Maya işi bir bluz satın alıyorum, ısrarlara dayanamayıp:)

Kafenin bahçesinde tembel bir öğle sonrası geçiriyorum. Yemek yiyip, kitap karıştırdığım bir iki saat çok iyi geliyor.

IMG_1880

Tezgahlardan birkaç ganimet topladıktan sonra akşam son tekneye yetişmek için iskeleye gidiyorum. 18’de kalkması gereken tekne elbette daha önce olduğu gibi Panajachel’e gelecek son otobüsü bekliyor. Yine belirsiz bir bekleyiş başlıyor. Bir grup ‘sırt çantalı’ geldiğinde hava çoktan kararmış. Gündüz sıcaklığının yerini serinlik aldı çoktan. Herkes yerleşince tekne kalkıyor. Teknenin önü yine bavul ve sırt çantası dolu. Teknenin hızından dolayı yanlardan sıçrayan sularla ıslanarak, ayrıca üşüyüp acıkmama rağmen bunu da anı olarak hatırlayabileceğim hisleri biriktirerek eve varıyorum. Köpekler teknenin yanaştığını görünce iskeleye koşarak sıradan ritüellerini tamamlıyorlar.

Attilan Gölü’ndeki son günümde, verandada cömert sabah güneşinin tadını çıkarıyorum. Öğle saatleri doğanın sesleri dünyada her yerde aynı diye düşünmeden edemiyorum. Uzaktan gelen motor sesleri, gölün denizi aratmayan hafif dalga sesi, kuşların ara ara ötüşleri, dalların rüzgarı cevapladığı o tanıdık sesler… Doğa her yerde aynı, insan da. Nereye gidersem gideyim artık farklılıklar değil, benzerlikler görüyorum.

IMG_1608

Öğleden sonra, San Juan’a yani hemen karşı çaprazda uzakta görünen Maya Köyü’ne giden teknenin içindeyim. San Juan’a özellikle gitmek istedim çünkü burası el sanatlarıyla ve Maya yerlilerinin el emeğiyle yaptıkları ürünlerle anılıyor. İskeleden indiğimde nispeten küçük bir yere vardığımı fark ediyorum. Hafif meyilli yol boyunca tezgahlar ve içeriye doğru devam eden dükkanlar sıralanıyor. Bir sanat galerisini işaret eden tabeladan içeri doğru kıvrılan sokağa giriyorum. Bu dar sokak, hemen bitişikteki okulla sınır. Lise yaşlarında olduğunu tahmin ettiğim gençler bahçede ders yapıyorlar. Bu arada belirtmeliyim ki, Guatemala’da İngilizce konuşma oranı, Meksika’dan daha yüksek ve yaygın. Dar sokaktan geri dönerken gençlerin fotoğrafını uzaktan çekiyorum. Aralarından bir tanesi el sallıyor. Dünyanın bir ucundan kalkıp gelen meraklı bir yabancıyım o an. Biraz daha vakit geçirdikten sonra hafif eğimli yoldan yine iskeleye iniyorum. İskelede konuştuğum genç çocuk, bir sonraki teknenin saatinin belli olmadığını söyleyince, yan köy olan San Pedro’dan kalkacak son tekneye yetişmek istiyorum. 15 Quetzal verip (2 Dolar civarı) tuktuk’la gitmek daha mantıklı geliyor. Tuktuk’u kullanan çocuk çok ilgili ve sempatik. Beni köyün içinden geçirerek, kilisenin olduğu meydanda durup, bilgi veriyor ve kilisenin hemen arkasındaki dağ siluetinin profilden bir Maya yüzü gibi göründüğünü anlatıyor.

IMG_1962

10 dakikalık yol boyunca bana İspanyolca kelimeler öğretiyor. San Pedro’ya vardığımda bir, iki paket kahve alıyor ve bir espresso içip kalkacak olan tekneye yetişiyorum. Evin patikasından tırmanırken güneşin yatay ışıkları karşı dağları ve volkanı gün bitmeden son kez kutsuyor.

Ertesi sabah bavullarımla iskeleye çıkıp, Panajachel’e gitmek için tekneye biniyorum. Teknenin tahta sıralarında yerli amcalarla yan yana oturuyorum.

IMG_1882

Gölün ışıltılı sularında ilerlerken, tuk tuk sürücüsünün dün göstermeseydi o şekilde bakamayacağım Maya silüetini dağ şekillerinin arasında hemen fark ediyorum artık.

Maceranın devamı için;

MEKSİKA MACERASI IV – MEXICO CITY

Seçil Sağlam