GÖLYAZI – BURSA CİVAR KEŞİFLERİ

GÖLYAZI: ULUABAT GÖLÜNÜN YÜZER ADASI

Zeynep Atılgan Boneval

Soğuk bir kış gün doğumunda, İstanbul İstinye’den Subaru E-boxer aracımıza atlayıp, Osmangazi Köprüsü ve otoban üzerinden, 188 kilometre uzaklıktaki Uluabat Gölünün kıyısındaki yarımada Gölyazı’ya yolculuk yaptık.

Önce sislerin arasında arka arkaya tepeciklerin silüeti ve gökyüzüne uzanan ağaç dallarının hayalet görüntüleri bize eşlik etti. Sis dağıldıkça alçalıp yükselen tepelerin üzerinde karlar, yamaçlarında ise yemyeşil çimenler ve yapraklarını dökmüş çıplak ağaçlar manzaramız oldu. Sol taraf güneşte pırıl pırıl parlayan İznik gölü, sağ tarafımızda Orhangazi tepelerinde karlı dağlar ve masmavi gökyüzünü seyrederek Gemlik körfezine doğru ilerledik. Körfezi geçip, otobandan çıktıktan sonra ekili tarlalar, dizi dizi kayısı ve zeytin ağaçları ve çimenlikler ile adeta bir patchwork battaniye ile kaplanmış ovalardan geçerek 2 saat 15 dakikada ulaştığımız Gölyazı’ya vardığımızda hala sabahının erken saatleri idi.

GÖLYAZI (HALİLBEY) ADASI

Gölyazı, uzaktan bakıldığında, Uluabat Gölünün üzerinde sanki suyun üzerinde yüzer gibi duran, ana karaya sadece bir köprü ile bağlanmış ufak bir adacık.

Etrafı yarım saatte yürünerek dolaşılabilinen bu adacık, zamanında Romalılar, Bizanslılar ve Osmanlılar için önemli bir yere sahip olmayı başarmış. Şimdi de sunduğu nefis kareler ve kuş zenginliği ile fotoğraf ve kuş meraklıları için çok önemli bir çekim merkezi.

Not: Haftasonları civar il ve ilçelerden akın akın gelen kalabalıkların buralara mesire yeri muamelesi yapması sonucu bunaltıcı ve aşırı kalabalık olduğu ve çok çöp biriktiğine dair söylemler var. Ayrıca Arap turistlere şadırvanlı tahtlı kayıklar ve kafeler de karşınıza çıkacak.

Önce bizi adanın etrafını çevreleyen sahilde yan yana duran kayıkların renkli görüntüleri cezbetti. Ardından hem kadınlar hem erkekler ailecek bir bir kayıklarının başına gelip, biri içinde biriken suları boşaltırken diğeri ağlarını çözüp, derledi. Hazırlıkların ardından kayıklar sıra ile göle çıkarak, dümdüz bir ayna gibi duran göle dalga dalga yayıldılar.

Öğrendik ki gölün zengin organik yapısı sonucu sunduğu nimetler arasında turna, sazan gibi balıklar, nadiren de kerevit gibi deniz böcekleri var. Ve Gölyazı halkının çoğu balıkçılıkla geçinebiliyor.

Adacığın içindeki dar sokaklarda yürürken karşımıza tarihi taş kiliseler, sur, su kemeri, mezar, çeşme ve ayazma kalıntıları, sütunlar çıktı ve antik dönemin izlerini bize hatırlattı. Birkaç saat sonra ise balık mezatına denk geldik. Taze taze tutulan balıklar heyecanlı açık arttırmalar ile sahiplerini buldu. Neredeyse her sokak direğine yuva kondurmuş leylekler ise, köyün göç yolunda olduğunu bize hatırlattı.

Yani biz Gölyazı’ya çok erken saatlerde gittiğimiz için, gölün kıyısındaki bu enteresan coğrafi oluşuma, doğasına ve köy yaşamına şahit olduğumuz için çok memnun olduk.

Eğer doğa ve fotoğraf meraklısıysanız, size tavsiyemiz, kalabalıklar gelmeden gün doğumunu yakalayacak şekilde Gölyazı’ya gelmeniz ve köyde hayatın başlangıcına şahit olmanız. Ya da gün batımında kalabalıklar çekilirken burayı keşfetmeniz. Yaz veya ilkbahar günleri yerine güneşli bir kış veya sonbahar gününü tercih ederseniz daha az kalabalıklara rastlarsınız.

Size ayrıca çok güzel başka bir önerimiz olacak. Gölyazı yerine çok daha az bilinen, Uluabat Gölü üzerinde Gölyazı’dan hemen sonra gelen başka bir minik yarımada üzerindeki ‘Leylek Köyü’ Eskikaraağaç’ı keşfedebilirsiniz. (Yazının altında köyün hikayesi yer alıyor.)

Gölyazı ve Eskikaraağaç günü birlik gezilebilecek bir duraklar. Biz gezimizden sonra Bursa ve civar keşiflere devam edeceğimiz için Gölyazı’ya 25 dakika uzaklıkta Bursa’nın Nilüfer ilçesinde Bademli’ye yakın Bamboo Park içinde 7 Rooms otelde konakladık. Ve gerçekten inanılmaz memnun kaldık. Hem konaklama hem de lezzet deneyimlerimizi http://www.yolculukterapisi.com/7-rooms-otel-bursa-ve-civar-kesifleri/ yazımızdan okuyabilirsiniz.

ULUABAT GÖLÜ – KUŞ CENNETİ

Marmara Denizi’nin 20 kilometre güneyinde, Manyas Kuş Cenneti’nin 35 kilometre doğusunda yer alan Uluabat Gölü, balık bolluğu sebebi ile Türkiye’nin önemli bir başka kuş cenneti ve Ramsar alanı.

Anadolu’ya kuzey batıdan giren kuş göç yolu üzerinde yer alan göl, dünyada nesli tehlike altında olan küçük karabatak, tepeli pelikan, bıyıklı sumru, pasbaş patka, elmabaş patka, tepeli patka, sakarmeken, alaca balıkçıl ve kaşıkçı gibi kuş türlerinin üreme alanı ve barındırdığı kuş zenginliği ile Avrupa ve Ortadoğu’nun en önemli sulak alanlarından birisi.

Planktonlar ve dip canlıları gibi organik zenginliği çok fazla olan Uluabat Gölü, çok geniş bir ekosisteme sahip, hem yerleşik hem de göçebe olmak üzere  birçok farklı canlı türünün beslenmesi ve üremesi için biçilmiş kaftan.

En çok rastlanılan göçmen ziyaretçisi ise Afrika’dan Arap Yarımadası’nı geçerek Türkiye’ye gelen leylekler. Göç zamanı kafanızı kaldırdığınız her an havada bir leylek ve  her elektrik direği ve bacada bir leylek yuvası görme şansınız çok yüksek. Özellikle Mart’ın ilk haftası binlerce leyleğin geldiği Eskikaraağaç tam bir leylek cenneti.

Türkiye’nin en geniş nilüfer yataklarına sahip gölü olarak bilinen Uluabat’ın kıyılarında beyaz nilüferler, tilki kuyruğu ve su sümbülleri, geniş kamışlıklar, sazlıklar, söğütlükler ve tatlı su bataklıkları yer alıyor.

Bu tatlı su gölünde en çok bulunan balik ve su ürünleri ise bolca turna ve sazan balığı, zaman zaman yayın ve kızılkanat, nadiren de kerevit.

Sulak alan olan gölün etrafındaki verimli topraklar, kayısı, şeftali, soğan, patates, şeker pancarı, mısır, fasulye, buğday ve arpa gibi tarım ürünlerinin yetişmesine, verimli meralar ise merinos koyunu ve nitelikli sığır besiciliğine imkan tanımış. Göl civarı Mihaliç peyniri ile ünlü.

Göl çevresinde 17 köy yer alıyor ve koruma altında olan en güzel köyler Eskikaraağaç ve Gölyazı Köyleri,

3 ila 6 metre derinliğindeki gölün uzunluğu 23 kilometre genişliği ise 10.5 kilometre civarında ve göl üzerinde 8 adet adacık bulunuyor. Kalkerli yapıya sahip bu adaların en büyüğü ise anakaraya bir köprü ile bağlanmış olan Gölyazı (Halilbey) Adası.

 

GÖLYAZI EFSANESİ

Eski adı Apolyont olan Gölyazı’nın bir efsanesi var: Efsaneye göre yıllar önce Odryes (Mustafakemalpaşa) Çayı, Bandırma’dan denize dökülürmüş. Bu çayın bulunduğu yerde Melde Krallığı, bugünkü Ulubat Gölü’nün bulunduğu yerde Apollonia Krallığı varmış. Melde Kralı’nın oğlu Apollonia Kralı’nın güzeller güzeli kızına aşık olmuş ve evlenmek istemiş. Ancak Apollonia Kralı’nın kızı bu evliliğe razı değilmiş ve kızını korumak için Apolyont Gölü kıyısında bir tepeye saray yaptırıp kızını buraya saklamış. Bu duruma çok kızan Melde Kralı intikam ateşi ile yanıp tutuşmuş. Odryes Çayı’nın yolunu değiştirerek tüm Apollonia’nın sular altın kalmasına neden olmuş. Efsaneye göre bugünkü Ulubat Gölü böyle oluşmuş ve prensesin kaldığı saray da sularla çevrili bir ada, yani Gölyazı olarak kalmış.

Tarihi bilgilere göre Gölyazı’da yerleşim antik çağlara kadar uzanıyor. İsminin kaynağı olarak da Bergama Kralı 2. Attalos’un, Kraliçe Apollonis’e ithafen bu adı verdiği düşünülüyor. Apollont gölü kıyısında yer alan Apolyont, yani Gölyazı Roma’lılar döneminde Apollon Krallığı‘nın başkentiymiş. Arından Bizanslılar ve Osmanlılar döneminde sakin sessiz bir Rum balıkçı köyü olmuş, mübadele sonrası ise Rumların yerine Türkler yerleşmiş.

GÖLYAZI’DA GÖRÜLECEK YERLER

Gölyazı’nın tamamı 1. Derece Sit Alanı ilan edilerek mimari koruma altına alınmış. 2006 yılında da Tarihi Kentler Birliği’ne üye olmuş. Ancak son senelerde dizi ve filmlerde yer alması sonucu halkımız Gölyazı’yı büyük ilgi duyarak akın akın gelmeye başlamış. Bu sebeple şadırvanlar, tahtlar, parıltılı sultan kayıkları görmeye hazır olun.

Ancak siz özellikle tavsiye edeceğimiz bir film var:  Çekimleri Gölyazı’da gerçekleştirilmiş Derviş Zaim’in Balık filmi.

  • Gölyazı’ya girdiğinizde sol tarafınızda göl manzarası, sağ tarafınızda tarihi yel değirmeni sizi karşılıyor. Yel değirmeni buradaki ilkokul bahçe sınırları içerisinde bulunuyor. Bu tarihi yapı yeni restore edilmiş.

  • Köye girdiğinizde adacığa gelmeden önce sol kolda ise Aziz Panteleimon Kilisesi (şimdi Kültür Merkezi) yer aliyor. 19. Yüzyılda, Rum Ortodoks mimarisinda inşaa edilmiş kilise, mübadeleye kadar aktif olarak ibadethane olarak kullanılmış. Arından terk edilerek metruk bir viraneye dönüşmüş. Fakat Bursa Belediyesi bu dini ve kültür mirası restore ederek kültür evine dönüştürmüş. Yanındaki tarihi Rum taş evi ise Göl Yazıevi.

  • Adacığa gelmeden köprüden hemen önce başka bir doğal hazine size karşılıyor: Ağlayan Çınar. Yaklaşık 730 yıllık bu ulu çınarın acıklı bir hikayesi de var. ‘Gölyazı yıllar boyunca Türkler ile Rumların beraber yaşadığı huzurlu bir Rum köyü imiş. Ancak Kurtuluş Savaşı Sonrası’nda yaşanan mübadele ile buradaki Rumlar Selanik’e gitmek zorunda kalırlar. O zamanlar birbirlerine deli gibi aşık olan Mehmet ile Eleni ayrılmak zorunda kalır. Mehmet sevgilisinin peşinden gider ama Eleni’nin abisi biz artık düşmanız gelme der. Mehmet ısrar edince abisi onu hançer darbeleri ile yaralar. Mehmet son bir güç ile Eleni ile her zaman gizlice buluştukları çınar ağacına gider. Bu durumu öğrenen Eleni de ailesinin yanından kaçıp çınara geldiğinde Mehmet’in öldüğünü görünce sevgilisinin yanında intihar eder. Efsane bu ya, çınar da o günden bugüne ağlar.’Çınar’a ismini Mehmet Okatan vermiş, ağacın altında da kendisinin şu dizeleri bir tabelada iliştirilmiş: “Tarihin verdiği yorgunlukla yan yatmış ulu bir çınar… Lakin, yaşamaktan umudunu kesmemiş, uzanmış öylesine bağrı yanık, yaprakları hüzün, içi kan ağlarcasına, savaşlara, acılara, kara sevdalara tercüman olurcasına ardında sevgi bahçesi, açamayan gonca bir gül, önünde, oluk oluk gözyaşlarının eseri koca bir göl.”

  • ‘Ağlayan Çınar’ın isminin başka bir kaynağı daha olduğu söyleniyor. Zaman geçtikçe yana doğru yatan ağaç gövdesinin bir yerinde, içinden doğal kaynak suyunun yüzeye çıktığı bir oluk oluşmuş. Oluktan akan suya da ağlayan yakıştırması yapılmış.

  • Hikayeyi bilemeyiz ancak biz bu ulu Çınar’a bakınca tarihin birçok dönemine şahitlik yapmış, köklerini toprağın derinliklerine dallarını da gökyüzüne uzatmış, sabır ve bilgelikle zamana karşı duran bir dev gördük.

  • Artık köprüden geçip Gölyazı’ya (Halilbey Adası) ayak basabilirsiniz. Antik surların hemen yanı başındaki eski Rum evleri restore edilerek renk renk boyanmış. Adanın etrafını yürüyerek dolaşmanızı tavsiye ederiz. Yaklaşık 2 kilometre ve 20 dakika sürüyor. Ancak her saniye karşınıza göl kenarında seferini bekleyen kayıklar, ağ ören kadınlar, balığa kayıklarını hazırlayan adamlar ile nefis kareler çıkıyor. Yürüyüşünüz biraz daha yavaş olabilir. Yürürken ara ara tarihi kale surlarından günümüze ulaşan kalıntıları göreceksiniz.

 

  • Ardından tavsiyemiz, ara sokaklara girip tarihi Bizans dönemine uzayan eski evlerin yer aldığı labirentlere dalmanız. Birbirine yaslanan taş ve ahşap evlerin aralarına betonarmeler de sıkışmış olsa da, tarihi bir Rum köyü atmosferi devam ediyor. Sübyan mektebi karşısındaki cami ve eski birkaç kilise binası çok güzel.

  • Ulubat gölünde yer alan 8 adet adacık, antik şehir ve manastır kalıntıları ve de Kasım Mayıs arası açan nilüfer çiçeklerini görmek üzere sandal turu yapabilirsiniz. Ağlayan Çınarın yanından köprünün altına inerseniz size birçok balıkçı ve sandal sahibi turlar konusunda yardımcı olur. Dilerseniz kendi sandalınızı da kiralabilirsiniz.

Gölyazı’nın coğrafi güzelliğini tam olarak algılayabilmek için kendisini tepeden veya uzaktan görmek güzel oluyor. Bunun için birkaç alternatifiniz var:

  • Gölyazı ve Uluabat Gölü’nü tepeden seyretmek için adanın karaya bağlandığı noktadaki Ağlayan Çınar çay bahçesinden 10 dakika tırmanış ile ulaştığınız Zambak Tepesi bir tanesi. Roma dönemi antik tiyatronun kalıntılarını da görebileceğiniz bu tarihi Rum mezarlığından manzarayı seyredip güneşi batırabilirsiniz.

  • Gölyazı’yı uzaktan seyretmek için en güzel nokta ise Ayva köyüne doğru giden yolda yer alan Göztepe.

 

Gölyazı’da Lezzet Durakları*: 

Göl manzarasına nazır kahvaltı:

Gölyazı Gönül Sofrası,  Apolyont Restaurant, Hamam Kafe, Faik Bey Konağı

Gün Batımı ve Gözleme Adresleri:

Saklı bahçe (Zeynebin yeri) , Yalı Kahvehanesi, Saklı Çınar

Et ve Balık Lokantaları:

Alkollü: Meşealtı, Gölyazı Balık Restoran

Alkolsüz: Gölgören Aile Balık Lokantası

*Gölyazı’da çok sofistike ve rafine bir restoran deneyimi beklememenizi öneririz.

 

 

GÖLYAZI KONAKLAMA

Gölyazı ve Eskikaraağaç günü birlik gezilebilecek duraklar. Biz gezimizden sonra Bursa ve civar keşiflere devam edeceğimiz için Gölyazı’ya 25 dakika uzaklıkta Bursa’nın Nilüfer ilçesinde Bademli’ye yakın Bamboo Park içinde 7 Rooms otel’de konakladık. Ve gerçekten inanılmaz memnun kaldık. Hem konaklama hem de lezzet deneyimlerimizi http://www.yolculukterapisi.com/7-rooms-otel-bursa-ve-civar-kesifleri/ yazımızdan okuyabilirsiniz.

Gölyazı’ya Ulaşım

İstanbul’dan 188 kilometre uzaklıkta Gölyazı, Bursa’nın 40 kilometre batısında, Nilüfer İlçesi’ne bağlı, Uluabat Gölü kıyısında küçücük bir köy. Aracınız ile İstanbul’dan Osmangazi Köprüsü üzerinden geçerek İzmir otobanını takip edip, ardından Bursa-Balıkesir karayoluna geçip Gölyazı çıkışından çıkarak yaklaşık 2.5 saatte ulaşabiliyorsunuz Gölyazı’ya. Dilerseniz arabalı feribot ile Bursa’ya gidip oradan ulaşabilirsiniz.

  

Eskikaraağaç Köyü ve Leylekleri

Gölyazı’ya göre çok az bilinen Eskikaraağaç, Uluslararası Prag Film Festivali’nde birincilik ödülü kazanan Yaren Leylek ve Adem Amca’nın Hikayesi belgeseli ile adını çok daha fazla duyuracak gibi.

Türkiye’nin ilk ve tek Avrupa Leylek Köyü Eskikaraağaç’ta, doğa fotoğrafçısı Alper Tüydeş, Balıkçı Adem Yılmaz ve Yaren ismini verdiği leylek arasında 8 yıllık dostluğu ortaya çıkarmış ve 5 yıldır bu dostları fotoğraflamış.

Balıkçı Adem Yılmaz’ın Yaren Leylek ile 8 yıldır kurduğu dostluğun hikayesi gerçekten çok enteresan:

Türkiye’nin ilk ve tek leylek köyü olan Karacabey’e bağlı Eskikaraağaç’ta her baharda muhteşem bir şey yaşanıyor. Yaren Leylek 8 yıldır baharda göç ettiği Eskikaraağaç’a geliyor ve her defasında Adem Amca’nın teknesine konuyor.

10 yıldan uzun süredir gölde balık tutan Adem Amca, 8 yıl önce bir leyleğin teknesine konduğunu fark etti. Şaşırdı çünkü ilk defa böyle bir şeyle karşılaşmıştı

Aç olduğunu düşünüp ona biraz balık verdi. İşte Yaren Leylek ve adem Amca’nın dostluğu o zaman başladı. Tam 7 yıl boyunca Yaren Leylek her seferinde önce Adem Amca’nın teknesine geldi.

7 yıl boyunca her defasında Adem Amca ve leylek beraber balığa çıktılar. Elbette Yaren Leylek tutulan balıklardan payına düşeni aldı

Son beş yıldır ise bu özel kavuşma anını Alper Tüydeş fotoğraflıyordu. Bu yıl ise belgeselci Burak Doğansoysal ile bu hikayeyi birlikte beyaz perdeye taşımak için çalışmaya başladılar.

Bu duygulandıran dostluk dünya basınında da yer buldu. Almanya’da ders kitaplarına konu oldu, Yunanistan’da ise bir festivalde gölge oyunu olarak oynandı

Bu yıl da beklenen kavuşma gerçekleşti ve Yaren Leylek diğer leyleklerden önce gelerek Adem Amca’nın teknesine kondu. Hem de yanında eşini de getirdi.

Alper Tüydeş’in fotoğrafları ile 4 yıldır merak uyandıran bu hikaye, 2019’da Karacabey Belediyesi katkılarıyla belgeselci Burak Doğansoysal tarafından filme alınmış. Çekimlerinin tamamının köyde gerçekleştiği ve yalnızca köy sakinlerinin oynadığı filmde hikayenin bir yılı belgelenerek beyaz perdeye taşınmış. İlk gösterimi ise köye kurulan açık hava sineması ile nostaljik bir atmosferde olmuş.

2005 yılından bu yana her yıl Mayıs ayında, Gölyazı’nın 6 kilometre uzaklıktaki komşu köyü, Türkiye’nin ilk ve tek, Avrupa’nın ise 11. Leylek Köyü Eskikaraağaç’ta, her sene Mayıs sonunda leyleklerin gelişiyle baharı kutlamak hem de sulak alan olan Uluabat Gölüne dikkat çekmek için Leylek Şenlikleri düzenleniyor.

Bence bu ödülden sonra Leylek Şenlikleri 2020’de gerçekten çok şenlikli olacak.  http://leylekkoyu.com/

 

 

Zeynep Atılgan Boneval