FOÇA

 

Nostaljik Bir Sahil Kasabası

Sırtını Top Dağı’na yaslamış, denizi kolları ile kucaklayan Foça, zamanda asılı kalmış tılsımlı bir sahil kasabası.

İonyalıların 12 antik şehrinden birisi, denizaşırı ticaretin beşiği ve Akdeniz foklarının yurdu olan Foça, huzuru, sakinliği ve doğallığı ile insanın ruhuna iyi geliyor.

Masmavi gökyüzünde her daim uçan martıları…

meltem ile içinize dolan mis gibi deniz kokusu…

denize uzanan daracık iskelerden denize atlayan çocukları…

balıktan dönen kayıkların suda oynaşan ışıkları, ağ toplayan balıkçıları…

bakkalı, fırını, dondurmacısı, kıraathanesinde selamlaşan, sokak çeşmeleri ve tulumbalarından damacanaları dolduran mahallelileri…

yemyeşil ağaçların ve asmaların gölgesinde serin sokaklarda tatlı tatlı esen rüzgarı…

tarihi taş binaları süsleyen renk renk gülleri, sardunyaları, begonvilleri, yaseminleri…

okul çıkışı bisikletleri ile sokaklarda oynayan çocukları…

sokaklarda güneşe sırtını vermis uyuklayan miskin kedileri…

tepede konuşlanmış, sokak aralarından size selamlayan yeldeğirmenleri…

antik çağlarda uzaklara yelken açan denizcilerin cesaret hikaye ve efsaneleri…

sembolü haline gelen sevimli fokları…

koruma altındaki nefis doğası…

komuşuluk, yardımlaşma, dayanışma gibi değerleri…

ile yüzyılların ruhunu hala yaşatan Foça, adeta masum ve nostajik bir deniz hikayesi…

Denizi Kucaklayan Foça

İzmir’in kuzeyinde Çandarlı ve İzmir Körfezi arasında, üç tarafı denizle çevrili bir yarımada üzerinde kurulmuş Foça, karşısında yer alan İncir, Orak ve Fener Adaları sayesinde korunaklı doğal bir liman.

Denizin kıyısında adeta bir ada hayatının hüküm sürdüğü Foça’nın doğal hayatının ve kasaba ruhunun korunmasının sebebi, İzmir’e 70 km’lik uzaklığındaki yolunun otoban yerine tek geliş-gidiş sade bir karayolu olması, etrafını çevreleyen koruma altındaki arkeolojik ve doğal sit alanlar ve askeri üsler.

Sahil boyunca her yerden denize girebildiğiniz tertemiz suları ile ‘iyi ki çok gelişmemiş ve rant’a kurban gitmemiş’ diye şükrediyorsunuz Foça’da. Düşünebiliyor musunuz, her yerinden denize girebiliyorsunuz kasabanının, evinizin, otelinizin, çay için soluklandığınız kafenin önünden cup diye sulara kendinizi bırakabiliyorsunuz. Az bulunur, büyük bir nimet bu.

Biz deniz kıyısında çay içerken, komşular el birliği ile birlikte güle oynaya ahşap iskeleyi yapıverdiler. Ticari kaygılardan öte bir dostluk ve dayanışma örneği görmek insanı gerçekten mutlu ediyor.

Çevresine gürültü kirliliği yayan, sabahlara kadar müzik yapan mekanlar da yok Foça’da. Sessiz sakin, tadında müzikli, tatlı geceler yaşanıyor sahil kenarında.

Foça ayrıca bir ‘Slow City’ yani ‘Yavaş Belde’. Dünya’da ancak çevre politikaları, altyapı, kentin dokusunun kalitesi, yerel üretim ve ürünlerin desteklenmesi, konukseverlik gibi belli kriterlere uyan destinasyonlarına verilen bu ünvanı Foça örnek teşkil edecek şekilde hak ediyor. Kapsının önüne, duvarına özenmiş, komşuluğa değer veren, ortak alanlarına, çevresine ve temizliğe duyarlı yaşayanları, altyapı, koruma, peyzaj, temizlik ve hizmet politikaları ile örnek bir belediye, yerel yemek yapan lokantalar, ilçeye özgü ürünlerin satıldığı pazarlar, telaşsız ve sakin ruhu ile Foça zaten doğalında sakin bir cennet.

Kısacası Ege’nin geniş gönüllü, kalender, hayattan keyif alır ve muzip ruhunu da her daim, her köşede hissettiğiniz bir yer Foça.

 

Düşünün ki belediyenin amblemi, sevimli bir fok kafası. Akdeniz fokuyla özdeşleşmiş Foça, zaten ismini antik dönemde bu foklardan alıyor.

Tarihi Taş Doku

Eski Foça sokaklarında dolaşırken orjinal Rum mimarisini yansıtan taş binalara rastlıyorsunuz. Bu binalar Alaçatı gibi çoğunlukta değil ne yazık ki, betonların arasına sıkışıp kalmışlar. Ancak son yıllarda Foça’daki tarihi mimariye sahip çıkmak üzere Kültür Bakanlığı, Anıtlar Yüksek Kurulu ve Belediye Başkanı Gökhan Demirağ tarafından ciddi bir restorasyon projesi başlatılmış. Yaklaşık 180 adet kayıtlı tarihi binadan 140’ı son dört yıl içinde restore edilmiş. Şimdi sokaklarda dolaşırken bu nefis taş evler hazine gibi karşınıza çıkıyor. Hem Eski, hem de Yeni Foça’daki taş evlerin tamamı yenilenince, istenilen şartları yerine getiren ev sahipleri evlerini butik ev veya pansiyon olarak turizme açabilecekmiş. Şu anda birkaç tane çok güzel örnek mevcut.

Karataş Efsanesi

Foça’nın dillere destan bir ‘Karataş efsanesi’ var.  Söylenceye göre ‘Her kim ki bu taşa basar, Foça’ya dönmekten kendini alamaz.’ Bu topraklarda saklı olduğuna inanılan Karataş’ın yerini kimse bilmiyor. Zaten bu güzelim beldeye geri dönmek için Karataş’a basmaya gerek yok, taşın tılsımı Foça’nın denizi, doğası, insanları ve Ruhuna nüfus etmiş.

Foça Demokrasi Meydanı’nda usta şairimiz Ataol Behramoğlu’nun yazdığı ‘‘Karataş’’ şiiri, arkeolog Ertan Aksoy’un tasarladığı bazalt taşı üzerine işlenmiş.

Foça’yı biraz daha yakından tanımak ve hikayelini okumak isteyenlere, Kemal Anadol’un Kurtuluş Savaşı öncesi Foça-Ayvalık-Midilli ekseninde yaşanan hikayeleri anlattığı ‘Büyük Ayrılık’ belgesel romanını tavsiye ederiz.

 

Foça’dan Marsilya’ya

Fransa’nın güney sahilinde yer alan Marsilya limanına yolunuz düşerse, üzerinde ‘Bu şehir M.Ö. 600 yılında Anadolu’dan gelen Phokaialılar tarafından kurulmuştur’ yazan bir pirinç bir plaket göreceksiniz. Batı Anadolu kıyılarındaki en önemli antik uygarlıklardan birisi olan İonyalıların 12 önemli kentinden birisi olan Phokaia, benzersiz denizcilik kabiliyetine sahip, cesur bir halk yetiştirmiş. Mühendislik harikası gemiler ile Ege, Akdeniz, Karadeniz’de çıkarmalar düzenleyerek, İtalya, Korsika, İspanya ve Fransa’ya koloniler kuran bu denizci halk, hala çok önemli bir liman kenti olan Marsilya’nın temellerini atan kavim. (Foça’nın ve Phokaia’lıların detaylı hikayesine yazının devamındaki Foça Tarihi bölümümüzde yer verdik). Bir tarih derneğinin projesi kapsamında 2009 yılında orjinaline çok benzer bir şekilde inşaa edilen ve Foça limanında yerini alan Kybele Gemisi enstelasyonu ile tarih yeniden canlandırılmış. Foça’dan M.Ö. 600’lerde yola çıkan, sadece kürek ve yelken gücü ile Marsilya’ya gelen Kybele, Ege’nin İon kültürünü ve tarihsel önemini gözler önüne seriyor.

      

Foça’nın değerli hayırseverleri Midilli Ailesi

Foça’da sokaklarda yürürken Midilli ailesinin ismini her köşede göreceksiniz. Okul, hastane, kütüphane, bina, heykel ve caddelere ismini vermis bu aileyi tabii ki insan merak ediyor.

Foça doğdumlu, 1973 – 1980 yılları arasında iki dönem Foça Belediye Başkanlığı görevini yürütmüş Reha Midilli, ve eşi Necla Midilli, kurdukları Reha-Necla Midilli Eğitim ve Yaşlıevi Vakfı sayesinde Foça’nın eğitim, sağlık, gelişim ve değişiminde unutulmaz hizmetler yapmış isimler.

Foça’da adım başı onların isimlerini taşıyan okullar, hastaneler, plaketler görüyorsunuz.

Yaptıkları hizmetler ile Türkiye Büyük Millet Meclisi Üstün Hizmet Ödülü, Takdirname ve Şükran Ödülleri’ne layık görülmüşler.

Bu topraklardan kazandıklarını yine bu topraklar için harcayarak Foça ve çevresine sayısız eserler kazandıran ve birçok öğrenciye burs veren Midilli ailesinin kamu yararına yaptığı bu kutsal görevi Vakıf hala devam ettiriyoe ve Foça’ya yeni eserler kazandırmaya devam ediyor.

Foça Adresleri

Lezzet Durakları

Taze balıklar ile şenlenen mükellef Ege sofrasından, ev yapımı köftelere, midye dolmalardan, organik dondurmalara, Foça’da her türlü lezzet durağının alası mevcut.  Antik Phokaia döneminde gelişmiş bağ, şarap ve zeytin kültürünü hala canlı tutan yerler var Foça’da.

Foça tam bir balık cenneti: orkinostan mezgite, barbunyadan sinarite her damağa uygun bir balık bulabiliyorsunuz. Balık çeşitliliği için balık haline bir göz atmanız yeterli. Kupa balığının sarmısaklı yoğurtla harmanlanarak servis edildiği Yoğurtlu Kupa Foça’nın geleneksel balık lezzeti.

  • Fokai Restaurant: Şüphesi Foça deyince akla ilk gelen ve en öne çıkan balık ve meze adresi Fokai. Sadık Bey yörenin en güzel mezelerini hazırlamayı, en diri kalamar ve ahtapotu sunmayı, levreği suyunda kurumadan pişirmeyi bilen kişi.
  • Sahil ve Deniz Balık Lokantaları: Geleneksel balık lokantası severler için limanda yer alan iki farklı önerimiz var: Eski Foça’nın en eski balık lokantalarından olan Deniz ve Sahil. İkisi de tazecik salataları, leziz ahtapot, kalamar, soğuk ve sıcak mezeleri ve maharetli balık pişiriciliği ile sahil kenarında yemek yemek isteyenler için ideal adresler. Deniz biraz daha şık ve lüks, Sahil’in ise fiyat kalite dengesi daha iyi.
  • Letafet: Tarihi taş binasında lezzetleri, atmosferi ve canlı müziği ile yemek yerken biraz eğlenmek isteyenler için denemeye değer bir adres.
  • Sahilde yer alan Kavala Cafe & Wine House ve Antik Cafe denizi içinize çekebileceğiniz diğer lezzet durakları. Demokrasi meydanında tatlı ve şirin bir taş binada yer alan İraz’ca Taş Café ise kahvaltıları, günlük lezzetleri, makarna, mantı ve salataları ile keyifli bir gündüz durağı.

‘Lokaller nerede yer içer?’ diye sorarsanız:

  • Yorgunluk kahvesi için ‘Foça Dibek’ te Mehmet Bey’in dibek kahvesini tadın.
  • Foça sahilde dev bir palmiyenin altındaki Nazım Usta’nın sakızlı dondurması gerçekten ününü hak ediyor. Tamamen doğal ve yerel malzeme ile yapılan bu sakızlı dondurmanın eşi benzeri yok, yanına karadut ve çukulata’da yakışıyor.
  • Meydandan çarşıya geçerken yer alan Harika Köfte’nin ev yapımı kasap ve inegöl köfteleri ve cacığı enfes.
  • Doğma büyüme karı koca Fatoş ve Mesut’un Çarşı Lokantası’nda şevketi bostandan, türlüye, beyaz enginardan, börülceye önünde kuyruklar dizen zeytinyağlı lezzet durağı.
  • Ev yemekleri için meydandaki En Gözde ve eczanenin yanındaki ufacık dükkanında Kuzina
  • Midye dolma severler için meydanda Neco’nun arabası ve postanenin önünde Yamaç’ın motosikleti doğru adresler.

Alışveriş

  • Salı Pazarı: Salı günleri Postanenin arkasındaki meydanda kurulan yerel pazarda otlar, meyve ve sebzeler, peynirler, şifalı sabunların yanı sıra yazlık şile bezi elbiseler renk renk el işleri ve boncuk takılar satılıyor.
  • Zeytin Home: Foça Çarşının içinde yer alan bu dükkan Foça’nın gözbebeği zeytin ve üzüm ikilisinin organik zeytinyağı ve şaraba dönüşmüş hallerini bulabileceğiniz, doğal lezzet ve yaşam durağı. Pirinalı saf zeytinyağı sabunu ve harika seramikler de satılıyor. www.zeytinhome.com
  • Taşköy: Foça yolu üzerinde, Ilıpınar Köyü girişinde, enfes bir mimaride yağhane, şaraphane ve restoran olarak çalışan harika bir taş köy var. Zeytinliklerinde yetişen zeytinler, kendi pres makinalarında sıkıp işleyip zeytinyağı olarak sunuluyor, bağlarında yetişen üzümler şaraba dönüşüyor, nefis sabunlar ve ahşap ürünler yapılıyor, restoranda ise kahvaltılar, salata ve mezeler, kuzu tandır, külbastı, kavurma gibi lezzetler sunuluyor. www.foca.com.tr

Deniz Keyfi

Foça’da her yer deniz. İster Eski Foça’nın içinde sahildeki iskele veya kayalıklardan, isterseniz de Eski Foça’dan kuzeye doğru çıkıp arabanızı yol kenarına çekip her koydan, kayalıktan denize girebilirisiniz. Şezlonglu, şemsiyeli, servisli bir plaj kulübüne gitmek istiyorsanız Mambo, Bueno, Hanedan plaj kulüpleri mevcut.

Ayrıca tekne turları ile İncir, Fener, Orak, Metalik Ada, Kosova Plajı, Atatürk Adası, Siren Kayalıklarına günü birlik deniz turları yapabilirsiniz.

Oteller

  • Lola 38 Otel: Eski Foça sahilde tarihi bir Rum binası restorasyonu sonrası otele dönüştürülen bu harika otel, yurtdışında bile hatırı sayılır bir üne sahip. 1891 yılında bir Rum tersaneci tarafından inşaa ettirilen konak, beyaz ve uçuk pembe tonlarındaki tatlı ambiyansı, özenli dekorasyonu ile adeta bir kurabiye otel.
  • Foçantigue: Foça’nın sahilinde, serin avlulu 2 taş evin kesişiminden oluşan bu tatlı otel, beldenin ilk butik oteli. Odaları Ege esintisi ve ilhamı taşıyor, bahçesinde de her daim tatlı bir meltem esiyor.
  • Bülbül Yuvası: Denize tepeden bakan bir kamarada hissi yaşatan şık ve lüks bir butik otel.
  • Ayshe Otel: Sahilde minicik tatlı mı tatlı bir otel olan Ayshe, daha uygun fiyatlı bir alternatif arayanlar için ideal.
  • Antik Otel: Yine sahilde yer alan Antik Otel, sahilden kopamayanlar için konforlu bir alternatif.

 

Foça’ya Ulaşım

İzmir’den araba ile bir saat, İzmir metrosu İzban ile bir buçuk saatte Eski Foça’ya ulaşabilirsiniz. Yazları Foça yolculuğunu Karaburun ile birleştirmek isteyenler için ise Foça – Karaburun -Mordoğan arası gemi seferleri mevcut.

 

Foça’nın Tarihi

Foça’da son yıllarda yapılan kazılarda M.Ö.2.bine ait seramiğin ele geçmiş olması, Phokaia’nın kuruluşunun daha önceye, Tunç Çağları’na götürmektedir ve bu yerleşim günümüze değin süregelmiştir.

Adını, kenti çevreleyen adalarında yaşayan foklardan alan Phokaia, M.Ö. 11. yy’da Aiollar’ca kurulmuş.

İon yerleşimi ise M.Ö. 9.yy’da başlamış. Phokaia, İon yerleşimlerinin en önemlilerinden birisiymiş. Bugünkü batı uygarlığının temellerini atan İonya’ya, Phokaia’da yaşayan sanatçı ve filozoflar büyük katkıda bulunmuş. Felsefe, mimarlık, heykeltraşçılık ve denizcilikte öncü olmuş Phokaia’lı isimler: M.Ö 5.yy’da yaşamış heykeltraş Telephanes, M.Ö 5.yy’da yaşamış mimar Theodoros, M.Ö 494 yılındaki “Lade Deniz Savaşı”nı yöneten komutan Dionysos…

Tarihin babası Herodot’a göre Batı Akdeniz’e yelken açma becerisini gösteren ilk Yunan kavmi Phokaialılar, usta denizcilermiş. Büyük gövdeli yük gemileri yerine, yüksek hıza erişebilen 50 kürekli ve 500 yolcu taşıma gücünde mühendislik harikası hızlı tekneler ile Adriyatik, Etruria, İberia ve İspanya’daki Tartessos’a kadar deniz yolculuğu yapmışlar. Ege, Akdeniz ve Karadeniz’e açılarak çok sayıda koloni kurarak, İon deniz ticaretinin yayılmasında ve denizcilikte dünya çapında başarılar elde edilmesinde önemli rol oynamışlar.

Foçalılar’ın tarihte kurduğu kolonilerin en önemlileri, Kardeniz’de Amysos (bugünkü Samsun); Çanakkale Boğazı’ndaki Lampsakos (bugünkü Lapseki); Midilli Adası’nda Methymna (bugünkü Molyvoz); Güney İtalya’da Elea (bugünkü Velia); Korsika’da Alalia; Güney Fransa’da Massalia (bugünkü Marsilya), Nice ve Antibes; İspanya’da Emporion (bugünkü Ampurios) olmuş.

Phokaialılar’ın denizcilikteki ustalığı, ticaret alanında da başarılı olmalarına olanak sağlamış.

M.Ö. 7.yüzyılda İran’da Susa’dan başlayan “Kral Yolu” Sardes’e kadar geliyor ve burada Phokaia ve Kyme’den gelen yolla birleşiyormuş; ayrıca Ephesos’tan başlayan diğer bir yolda Smyrna’dan geçerek Phokaia’ya ulaşıyormuş.

Ticaretin getirdiği zenginlik ile Phokaia, İonya’da, doğal altın-gümüş karışımı elektron sikkeyi ilk bastıran kentlerden birisi olmuş. Ön yüzünde Zeus, Hera, Herakles ve Hermes, başları ile arka yüzlerinde de griffon, fok, boğa ve koç başlarının yer aldığı bu sikkeler, deniz ticareti yoluyla Akdeniz ve Mısır’a kadar ulaşmış.

Phokaia bu başarıları ile bir çok uygarlığın iştahını kabartmış. M.Ö.546 yılında Persler’in tahrip ettiği ilk İon kenti olmuş. Pers istilası ile kentin görkemli çağı sona ermiş, halkın büyük bir çoğunluğu kenti terketmiş.

İ.Ö. 334’te Büyük İskender’in Anadolu’ya ayak basarak Pers egemenliğini ortadan kaldırması; yeni bir dönemin başlangıcı olmuş. İskenderin ölümünden sonra sıra ile; Seleukoslar, Attaloslarlar, Bergama Krallığı ve Romalılar’ın egemenliğine girmiş. Erken Hristiyanlık döneminde Bizans İmparatorluğu’nun psikoposluk merkezi haline gelmiş.  11.yüzyılın başlarında Venedik Ticaret kolonisi olan Foça, 1300’lü yıllarda Anadolu Türklerin eline geçtiğinde yeniden önem kazanmış. 13. yy’da Türk Beyliklerinden Çaka Bey’in; daha sonra Saruhan Beylliği’nin yönetimindeymiş. Fatih Sultan Mehmet 1455’te Foça’yı Osmanlı İmparatorluğu topraklarına katmış. 17.yüzyılda Osmanlı İmparatorluğu’nun doğu-batı bağlantısını sağlayan liman kentlerinden birisi haline gelmiş. 19.yüzyılın ikinci yarısında Ege Adaları’dan Batı Anadolu’daki yerleşim yerlerine yoğun bir iç göç yaşanmış; göç edenlerin çoğunluğunu Türkler oluşturuyordu. 15 Mayıs 1919’dan 11 Eylül 1922’ye kadar Yunanlılar’ın egemenliğindeydi. Kurtuluş Savaşı’nda 11 Eylül 1922’de Atatürk Foça’ya girdi ve 11 Eylül Foça’nın kurtuluşu olarak kutlanmaya başlanmış.

 

Zeynep Atılgan Boneval

 

FOÇA YÖRESİNDEKİ TARİHİ YERLER (*)

  • Athena Tapınağı: Batı Anadolu’nun 12 İyon kentinden biri olan Phokaia kentinin ana tanrıçası olan Athena adına M.Ö. 590-580 yıllarında yapımına başlanan İyon düzeyindeki tapınak türünün erken örneklerinden biridir. Tüf taşından yapılmış sütunları, beşik çatı sistemini taşımaktadır. Athena tapınağının kazısı 1998-1999 kazı sezonunda başlamış ve halen devam etmektedir. Tapınak Phokaia’nın merkezinde ve şehre hakim bir konumdadır. Ana girişi doğuya bakmaktadır. Doğu yüzünün önünde de Athena’ya getirilen sunuların bırakıldığı bir sunak vardı. Tapınağın çevresi güzel bir podyum duvarı ile çevrilmekteydi. Şu anki kazılarda bu podyum duvarının ortaya çıkarılması için çalışılmaktadır. Podyum duvarının üzerinde pek çok tapınak mimari parçaları da buunmuştur. Ayırıca Athena Kutsal Alanı 17 ve 18 yy’larda yaşam mekanı olarak kullanılmıştır. Bu döneme ait pek çok mimari ve seramik buluntular da ele geçirilmiştir.
  • Kybele Açıkhava Tapınağı: İ.Ö. 580 yılına tarihlenen yapıda, çeşitli büyüklüklerdeki beş nişte tanrıça Kybele’nin heykelleri ve kabartmaları yer alıyordu. Kayaya oyulmuş adak havuzuyla denizci fenerlerinin konulması için yapılan küçük nişler; denizden gelenlerin burada tapındıklarını gösteriyor. Kutsal alanın yaslandığı kayalık üzerindeki sur duvarları, duvar yapımının dört ayrı dönemini göstermektedir. Arkaik surlar, harçsız yapılmıştır. Roma dönemi surlarında kireç harcı kullanılırken; Ceneviz ve Osmanlı dönemi surlarında kireç harcı, kum, tuğla parçası ve kiremit tozlarından oluşan Horasan Harcı kullanılmıştır. Athena’nın kökeni Babilli Kraliçe Izdar’a kadar gider. Kybele Anadolu’nun tanrıçasıdır. Kybele, Arkaik dönemden itibaren çok saygı görmüştür. Yeldeğirmenli tepe ile İncir Adası’nda da kutsal alanlar vardır.
  • Tiyatro: İ.Ö.340-330 yıllarına tarihlenen tiyatro son dönem kazılarda bulunmuştur. ANADOLU’NUN EN ESKİ TİYATROSUDUR. Kazı iki ayrı bölümde yapılmıştır. Birinci bölümde Analemna Duvarı iyi korunmuş bir halde ortaya çıkarılmış (4,5 m. yüksekliğinde); ikinci bölümde 4 ayrı basamak bulunmuştur. Basamaklarda Fuyte Oyta yazısına rastlanmıştır. Buradan her mahallenin ayrı bir bölümde yer aldığı ortaya konmuştur. İ.S. 1.yy’da seramik çöplüğü, 2.yy’da Nekropolis (mezarlık) olarak kullanılmıştır. Dayanıklı bir taş türü olmayan ve yörede Foça Taşı olarak anılan Tufa’dan yapılmıştır.
  • Arkaik Duvar & Heredot Duvarı : Son dönemdeki kazılarda Foça’nın Arkaik dönemde 5 km. uzunluğunda surlara sahip olduğu ortaya çıkmıştır. Maltepe Tümülüsü tepesinde yapılan kazılarda İ.Ö.590-580 yıllarına tarihlenen sur duvarları bulunmuştur. Heredot bu duvarlardan sıkça bahsettiği için Heredot Duvarı olarak anılmaktadır. Payanda duvarın yanında yer alan 4m. genişliğindeki boşluğun kent kapısı olduğu saptanmıştır. Kazılarda çıkarılan Pers ok ve mızrak uçları, kırık amphoralar eski mancınık gülleleri İ.Ö.546’da büyük bir savaş olduğunu göstermiştir. Pers Komutanı Harpagos’un ordusuyla Phokaialılar arasındaki savaş, Harpagos’un zaferi ile sonuçlanmıştır.
  • Taş Kule: Foça yolu üzerindeki Taş Kule olarak bilinen Pers mezar anıtının kazı, restorasyon ve çevre düzenlemesi yapılmıştır; Perslerin Phokaia’yı ele geçirmelerinin tarihi belgesi olan bu anıt M.Ö. V.yüzyılın sonları ile VI. yüzyılın başlarına tarihlenmektedir. Monoblok bir tüf kayanın oyulmasıyla oluşturulan bu anıt-mezar Eolia’da Persler’den günümüze gelen tek yapıdır. Sınırlarını genişletmek için Batı’ya doğru ilerleyen Kyros, Sardes’i ele geçirdikten sonra Phokaia’yı almışlardır. 1913 yılında Sartiaux, Değirmenli Tepe’nin kuzeybatı yamacında yapmış olduğu çalışmalarda sonuç alamamış olsa da son dönem kazılarında aynı alanda Tiyatro Tepesi üzerindeki değirmenler ile tiyatronun yeri bulunmuştur. Burada yoğunlaştırılan kazılar sonunda yerel tüf taşından cavea ile analemma duvarları ortaya çıkarılmıştır. Helenistik döneme ait, oturma kademelerine kazınmış yazıtlar tiyatronun Roma öncesi yapıldığını göstermiştir. Ayrıca cavea’nın altı ile skene üzerindeki Geç Roma dönemine tarihlenen çok sayıda çanak çömlek parçaları burada bir de keramik atölyesi olduğunu göstermektedir. Bunun yanı sıra kademeler üzerindeki ölü külü çömlekleri tiyatronun Roma döneminde kullanılmadığına da işaret etmektedir. Ele geçen bulgular Phokaia Tiyatrosunu M.Ö. 4.yüzyılın 3.çeyreğine tarihlendirmektedir.
  • Taş Ev: Foça’nın 7 km. kadar doğusunda kuru bir dere yatağı kenarında, İ.Ö. 4.yy’a tarihlenen, Lydia / Lykia geleneğinde; Pers etkisi altında kalınarak yapılmış bir mezar anıttır.
  • Dış Kale: Foça’nın güneybatısındaki Kale Burnu’nda Dış Kale ya da Ceneviz Kalesi olarak ta anılan kale, 1678 yılında Osmanlılar tarafından bölgeyi korumak için stratejik bir noktada, bir boğazkesen olarak yapılmıştır. Bir burun üzerinde yer alan kale, doğuda savunma amacı ile anakaradan büyük bir hendekle ayrılmıştır. Sualtı Arkeoloji araştırmaları sırasında kalenin açıklarında denizin dibinde taş gülleler bulunmuştur. Bu güllelerin kaleden düşman gemilerine mancınıkla atılmış olduğu düşünülmektedir. İç kısımda Türk hamamının kalıntısı vardır.
  • Mozaikler: Son dönemdeki kazılarda Arkaik, klasik, Helenistik ve Roma dönemine ait yerleşim katları ortaya çıkarılmıştır. 1993’teki kazılarda çıkarılan İ.S.5-4 yy’lara tarihlenen Roma dönemi villasının taban mozaiklerinden biri hasarsızdır. Diğeri biraz ileride kısmen hasarlı olarak bulunmuştur. Sağlam kısmı restore edilip İzmir Arkeoloji Müzesi’ne konmuştur.
  • Şeytan Hamamı: Can Dede Tepesi’nin eteğinde yer alan ve kaya mezar tipindeki yapı Şeytan Hamamı olarak bilinir ve ilçe merkezine 2 km uzaklıktadır. Antik Çağ’da kayalar oyularak yapılmış bir aile mezarıdır. Mezar uzun bir yol ve iki mezar odasından oluşmuştur. Yapılan kazılar sırasında bulunan seramik, mezarın İ.Ö.4. yy’a ait olduğunu ortaya koymuştur.
  • Sur ve Beşkapılar: Bu antik kale Michel Paleok tarafından1275 yılında Cenevizli Manuel Zacharna’ya verilmişve zaman içerisinde Cenevizlilerce surları onarılmıştır. Phokaia’nın 1455 yılında Osmanlı topraklarına katılmasından sonra surlar onarılarak şimdilerde dokuz tanesi ayırt edilebilen kulelerle donatılmıştır. Beşkapılar, Osmanlı dönemi kalesinin kayıkhane bölümüdür. Buradaki yazıta göre Kanuni Sultan Süleyman zamanında 1538-1539 yıllarında onarım görmüştür. Beşkapılar, 1983 ve 1994 yıllarında restore edilmiştir. Şehrin etrafını çevreleyen surların en iyi korunmuş bölümleri, yarımada üzerindeki Bizans, Ceneviz ve Osmanlı dönemlerine ait onarımlardır. Beşkapılar’da bilimsel kazılar yapılmaktadır. Kalenin kayıkhanesi günümüzde Açık Hava tiyatrosu olarak kullanılmaktadır.
  • Yel Değirmenleri: Foça’ya gelirken indiğiniz yokuşun solunda yer alan dağdır Top Dağı ve üzerinde tarihi yel değirmenleri vardır. Artık yikilmaya yüz tutmuştur ama hem tarihi anımsatır size hem de güzel bir manzara yaşatır. Yakın zamanda yel değirmenlerinin restorasyonu planlanmaktadır.
  • Fatih Camii: Kale içinde Eski Adliye Sokağı içindedir. Foça’nın Türk dönemine ait en önemli yapısıdır. Yapıda ik ikitabe vardır. Avlu kapısındaki kitabe 1531 tarihlidir. Kitabeye göre Avlu Kapısı Mustafa Ağa adlı bir kişi tarafından yaptırılmıştır. Ana giriş üzerindeki kitabeye göre de Kanuni Sultan Süleyman’ın emriyle yeniden inşa ettirilmiştir. Kitabelerden, caminin Foça’nın fethinden sonra Fatih Sultan Mehmet tarafından yaptırılarak 1531 yılında bir avlu ile çevrelendiği, daha sonra Kanuni Sultan Süleyman’ın emri ile ancak onun ölümünden sonra 1569-1570 yıllarında yeniden inşa edildiği anlaşılmıştır.
  • Kayalar Camii: Kale içindedir. Dikdörtgen planlı düz tavanla örtülü bir camidir. 15 ya da 16.yy’da yapıldığı sanılmaktadır. Minaresi 19.yy’da yapılmıştır. Bizans dönemine ait devşirme malzeme kullanılmış, üzerini örten ahşap tavan yenilenmiştir.
  • Hafız Süleyman Mescidi: Halk arasında Süleyman Ağa Mescidi olarak tanınan yapı giriş açıklığı üzerindeki kitabeye göre 1548’de Foça Kalesi Dizdarı Kurt Hacı Mustafa tarafından inşa ettirilmiştir. Günümüzdeki şeklini 18-19.yy’da almıştır. 1917’de ibadete kapanan mescit 1992’de yeniden açılmıştır.
  • Osmanlı Mezarlığı: 16.yy’dan 19.yy’ın sonuna kadar gömüye açık olduğu anlaşılmaktadır. Mezar taşlarında gül, selvi ağacı, üzüm salkımları, nar, hurma ve stilize edilmiş birçok bitkisel motif yer almaktadır.

 

SİREN KAYALIKLARI EFSANELERİ

Sirenler (seirenler) ve siren kayalıkları, ilk defa Homeros’un Odysseia destanı ile karşımıza çıkar. Sirenler, geniş kanatlarıyla kuş vücutlu ve çok güzel kadın başlı yaratıklardır. Esrarengiz sesleri, en güzel müzik mırıltıları ve şehvetli inlemeleriyle erkeklerin akıllarını başlarından alırlar. Homeros’un Odysseia destanında, Kral Odyseus’un Troya (Truva) savaşından dönüşü anlatılır. Savaş biteli 10 yıla yakın bir süre geçmesine rağmen, İthaka Kralı Odysseus yurduna dönememiştir. Yıllardır bir adada tutukludur. Tanrılar sonunda yurduna dönmesine izin verirler. Odysseus, on iki gemisi ve yoldaşlarıyla yola çıkar, üç yıl denizlerde zorlu mücadeleler verir.  Efsaneye göre Odysseia, Ege denizinde Phokaia kıyılarına, büyücü Kirke’nin anlattığı sirenlerin adasına yaklaşır. Bu adanın (Foça’da Orak Adası’nın batısı) kayalıklarında yaşayan sirenler’in sesleri oradan geçen gemicileri büyülermiş ve bu sesi duyan gemiciler ölünceye kadar orada kalıp helak olurlarmış.  Odyseus, gemisiyle bu kayalıkların arasından geçmek üzereyken, büyücü Kirke’nin sirenler hakkındaki uyarısını hatırlamış olduğundan. Sirenlerin büyülü çığlıklarına kapılmamak için kendisini de geminin diregine halatlarla sıkıca bağlatmış, ağzını süngerle kapatıp, tayfalarının kulaklarını da bal mumu ile tıkattırmış. Böylece siren kayalıklarından çıkan sesi sadece kendisi duyacakmış, daha sonra; tam sirenlerin yanından geçerken sonsuza kadar bu körfezde kalmak için tayfalarına emir vermek istemiş, ağzı kapalı olduğu için başaramamıştır. Siren kayalıklarından çıkan sesler, rüzgârın uğultusuna ve dalgaların coşkusuna karışarak körfezin kıyısına vururken, Odyseus’un gemisi bu büyülü dünyanın içinden süzülerek geçip gitmiş, İthaka’da 20 yıllardır onu bekleyen karısı Penelope’ye dönmüştür.  Bu dönüş, Kavavisin dizeleriyle bambaşka anlamlara bürünür. İthaka’ya varmak! Bir amaca, bir ülküye, bir umuda, bir aşka ulaşma çabasının bir çeşit simgesidir.

“Hiç aklından çıkarma İthaka’yı

Oraya varmak senin başlıca yazgın.”

*İthaka: İon denizinde bir Yunan adası. (Mitolojide varılacak yer, ülkü)  (İthaka, Konstantin Kavafis, Çev: Cevat Çapan ) 

 

FOÇA’NIN SİMGESİ AKDENİZ FOKU ( MONACHUS MONACHUS )

Akdeniz Foku (Monachus Monachus) dünyanın nadir oniki memelisinden biridir. Dünyada 400, Türkiye’de yaklaşık 100 fok yaşamaktadır. Akdeniz fokunu tehdit eden faktörler; öldürülmeleri, ağlara takılarak boğulmaları, besinleri olan balıkların azalması, kıyıların aşırı yapılaşması ve dalgıçlar tarafından mağaralarında rahatsız edilmeleridir. Akdeniz foku bir günde 60 km. yol alabilecek kadar iyi bir yüzücüdür. Sakinliği ve sessiziliği seven foklar sanayileşme, yerleşim ve deniz kirliliği olmayan yerlerde yaşarlar. Foça bu yerlere örnek olarak Türkiye’de Akdeniz Fokları’ın korunması için pilot bölge seçilmiştir

Antik devirlerde yağı ve derisi değişik amaçlarla kullanıldığı için ekonomik bir değere sahip olan Akdeniz foku, mitolojide de yeri olan bir canlı. Fokların, deniz tanrısı Poseidon ve güneş tanrısı Apollon’un koruması altında olduğuna inanılırdı. 12 kent devletten oluşan İon Birliği’nin en kuzeydeki üyesi olan Phokaia’da yapılan kazılarda, İÖ 500’lere tarihlenen fok figürlü sikkelere rastlıyoruz. Eski Yunanlılar, Akdeniz fokunu, tombul hayvan anlamına gelen phoka (foka) sözcüğüyle adlandırıyordu. Günümüzde, üzerinde bugünkü Foça’nın bulunduğu antik Phokaia kentinin adının, foklardan geldiğine inanılıyor.

 

FOÇA ÇEVRE ÖZEL DOĞA KORUMA BÖLGESİ:

Ülkemizde 12 yöre, özel çevre koruma bölgesidir. Bu yöreler Foça, Gökova, Datça – Bozburun, Köyceğiz – Dalyan, Fethiye – Göcek, Patara, Kekova, Belek, Göksu Deltası, Pamukkale, Gölbaşı, Ihlara’dır. Anayasanın 56. maddesinde şöyle der : “Herkes sağlıklı ve dengeli bir çevrede yaşama hakkına sahiptir. Yaşadığımız dünya, ülke sayıları ve nüfusları artsa da genişlemeyecek, kaynakları ile sınırlı bir dünyadır ve hepimizindir.” Foça Özel Çevre Koruma Bölgesi de doğal güzellikleri açısından oldukça önemlidir. Bölgenin taşıdığı önem burada yaşayan foklardan kaynaklanmaktadır.

 

(*) izmirkulturturizm sayfasından alınmıştır.