DOĞANBEY KÖY

YAŞAYAN ÜTOPYA: DOĞANBEY KÖY

 

Aslında iddiali bir başlık yakışmıyor Doğanbey köyüne. Çünkü sakinleri öyle mütevazi, öyle sade, doğal ve rafine insanlar ki… Zaten burayı ütopya yapan da bu devirde böyle iddiasız, kendi kendine yeterli, ekolojik bir köy olarak yaşayabiliyor olması. Türkiye’de ve dünyada mekanları, mahalleleri, beldeleri, insanları önce popülerleştirip sonra çiğneyip tükürüp atan, herşeyi tüketen kapitalist rüzgarın buraları kasıp kavurmaması Doğanbey’i değerli kılan. Rant ayallerinden tamamen uzak, medeni ve idealist köylü ve entellektüellerin buranın sakinliğini ve huzurunu korumak için gösterdikleri niyet, çaba, irade ve direnç takdire şayan.

doganbey (12)

 

Tam anlamı ile kendilerini doğaya teslim etmişler buraya yerleşmeyi seçenler. Sanki zamanın durduğu bu köy, sessizliği, sakinliği, sadeliği, basitliği yaşamak, ruhlarını dinlendirmek ve yenilemek için bir inziva köşesi. Doğada epey yardımcı oluyor buranın sakinlerine: aşağılara kadar uzanan yemyeşil vadi ve ufukta Büyük Menderes’ın dökültüğü delta ve deniz manzarası, tepelerden gelen içilebilir kaynak suyu, doğal kanalizasyon görevi gören falez zemini, bir nefeste içinize dolan ve sizi hemen dinginleştiren sürekli esen rüzgarı, yoldan dağların arasında kaybolan taş mimarisinin sağladığı ıssızlığı, ana yerleşimlere uzak olduğu için gürültü kirliliğinden arınmış sessizliği…

doganbey (18)

Mübadele zamanı göçmüş ve köyü terketmemiş yerlileri, devlet okullarındaki eğitim görevlileri, Almanya gurbetçileri, yazarlar, sanatçılar, koleksiyonerler, uygun fiyatlara aldıkları harabe Rum taş evleri özenle ve zevkle restore edip birlikte huzurlu bir köy yaşantısında hep beraber bir potada eriyor bu köyde. Hiçbirisi rant peşinde koşmuyor, köylerinde kafeler, restoranlar, hediyelik eşya dükkanları, marketler açılsın ve ticarileşsin istemiyorlar. Tarihi selvilerin, incirlerin, köknarların, çınarların, çamların arasında doğa ile uyumlu el emeği göz nuru taş işçiliğinin eseri olan evlerinin, arnavut kaldırımlı patika yollarının fotoğraflarını çekmek için akın akın insan gelsin istemiyorlar.  Sokaklardaki elektrik direklerinde ve evlerin duvarlarında ‘lütfen sessizliğimize saygı gösterin’ tur rehberleri lütfen ziyaretçilere köyümüz hakkında yanlış bilgiler aktarmayın’ ‘ticari fotoğrafçılar lütfen özel mülklerimizin haklarına saygı gösterin ve fotoğraflarını çekmeyin’ gibi tabelalar var.

doganbey (22)

Buranın doğasını, ruhunu, sakinliğini, belki de en ihtiyaç duyduğumuz ama uzak da durduğumuz en önemli kavramlar olan ‘boş’luk, ‘hiç’lik ve ‘durma’ yı yaşamak isteyenler gelsin istiyorlar. Yani soyut armağanları kucaklayacak kişiler…

doganbey (20)

Böyle kutsanmış bir yerde yaşayan insanların tabii ki ruhları da temiz, dürüst ve samimi.  Biz o kadar güzel insanlar ile tanıştık ve tesadüfler ile karşılaştık ki Doğanbey köyde, çok şanslıydık. Mola Kafe’nin sahibi Demir Bey, köyün sakini Menekşe Hanım ve eşi, müze müdürü Nevzat Bey, hepsi samimi ve gönülden sohbetlerini bizden esirgemedi. Giderken köyde hiçbir dükkan olmadığını biliyorduk, ‘artık bir evin kapısını çalar su rica ederiz en olmadık’ demiştik. Çaldığımız kapının ardındaki evsahipleri sevdiğimiz bir arkadaşımızın anne-babası çıktı. Büyük bir içtenlikle bizi içeri buyur ettiler. Çaylar, kurabiyeler ve hoş bir sohbet ile bizi ağırladılar. Sonra da yanımız yolluk suyumuzu vermeyi ihmal etmediler.

doganbey (24)

Zaten köy denemeyecek kadar ufacık bir alan, patika arnavut kaldırımlı 2 – 3 sokağı mevcut. Özetle bir Alaçatı değil Doğanbey köy ve inşallah da hiçbir zaman Alaçatı gibi çarpık, orantısız ve özensiz gelişmez. Kalabalık sokaklar, turiste yönelik mekanlar, tabelalar, incik boncuklar, görmek ve görünmek isteyenlere göre değil Doğanbey köy. Biraz yalnızlık ve inziva seven, belki biraz asi ve aykırı ruhlu ve kesinlikle doğaseverlerin yeri.

doganbey (19)

Ne bir bakkal, ne bir restoran, ne bir dükkan göreceksiniz köyde. Sadece bir sıcaktan ve yürüyüşten sonra dinlenebileceğiniz, karşı vadi yamacındaki evlerin manzarasına nazır, öz be öz köylüsü olan Demir Bey ve ailesinin işlettiği mütevazi bir Mola Kafe’si var. Bir pansiyonu (Mola Pansiyon) ve iki butik oteli (Domaça House ve Casa Luna) var. Peki ‘delimiyiz ne işimiz var o zaman burada?’ derseniz.  Sadece doğanın sesini dinlemek, kendinizi yürüyüşler ile onun kucağına bırakmak, koşuşturmalı hayattan bir mola alıp biraz durmak ve kendinizi dinlemek, şifalı havasından suyundan faydalanmak, kitabınızı okumak, uyumak, dinlenmek ve şarj olmak için ideal Doğanbey köy.

doganbey (26)

Başka neler mi yapılabilir köyde? Rumlar zamanında 1890’larda hastane amaçlı yapılan ve daha sonra ilkokul olarak kullanılmış büyük ve güzel bir tarihi bina, Mimar M. Fikri Aktan’ın restorasyon çalışması ile restore edilmiş. Şimdi çok şevkli bir orman mühendisi olan Nevzat Bey’in liderliğinde bir Milli Dilek Doğal Parkı Müzesi olarak hizmet veriyor. Bölgenin coğrafi özelliklerini, hayvan, kuş ve bitki örtüsünü, tarihini ve geleneklerini bize büyük bir heyecan ve keyifle anlatan Nevzat Bey, bizi evinde misafir ağırlamışçasına ağırladı ve uğurladı. Kendisi ayrıca bir lisanslı trekking rehberi. Jandarma koruması altındaki Milli Park’taki orman ve vadi yürüyüşlerini izin alarak sizin için organize ediyor.  Köyün içinden başlayan 2 saatlik bir orman & vadi rotası mevcut. Bu rota üzerinde ilerlerken mübadele sırasında salıverilmiş zamanla vahşi hayata adapte olmuş atları görebiliyorsunuz. Ayrıca Nevzat Bey özel izinleri organize ederek sizi Dilek Yarımadasının en uç burnunda çamların arasında tarihi kiliseleri de kapsayan 2-3 saatlik bir yürüyüşe ya da 5-6 saat süren 15 kilmoterelik vadi trekking yürüyüşüne götürebiliyor.

 

Doğanbey köyde yer alan başka bir ev müze ise, Türkiye’de en geniş ikinci Osmanlı Kıyafetleri koleksiyonuna sahip Emel Hanım’ın evindeki sergisi.

 

 

doganbey (25)

ESKİ DOĞANBEY KÖYÜ TARİHİ

Köyün tarihi ile ilgili Internette farklı bilgiler yer alıyor. Ancak köyün sakinleri tarihi bir ağacın üzerine doğru tarihçeyi yazıp asmışlar. Onların anlatımı ile köyün tarihçesi:

Köyün ilk ismi Rumca ‘odalar’ anlamına gelen Domatia. Bir avlu çevresindeki Kutu kutu odalardan oluşan ev mimarisinden alıyor ismini. Bu isim zamanlar Domatça, sonra Doğanbey, sonra da Eski Doğanbey oluyor. Aydin ili Söke ilçesine bağlı yerleşim birimi, eskiden Antik Thebai kentinin bir uzantısı imiş. Bugünkü yapılaşmanın altında değişik dönemlere ait kalıntılar barındıyor.

doganbey (15)

19.YY’ın sonlarında Padişah II. Abdülhamit Han tarafından Ege adalarının ihtiyaçlarını temin için ticaret merkezi olarak harabelerin üzerine yeniden kurdurulmuş. Padişah fermanı ile Samos (Sisam), Kıbrıs, Girit, Kula ve başka yerlerden ticaret, sanat ve meslek erbabı Rum yurttaşlar yerleştirilmiş. 300 hanelik bir Rum köyü haline gelmiş. I.Dünya Savaşı sırasında ve sonrasında bu yurttaşlar İngiliz ve Yunanlılar ile işbirliği yaparak Samos’tan gelen ovalardaki Türk köylerini basıp yıkıp asıp kesen Yunan çeteleri Domatia’da saklamış. Türk milis kuvvetleri Efeler de karşılık vermiş ve epey kanlı çatışmalara şahit olmuş Domatia. Hala sokaklarda o günlerden kalma boş mermi kovanlarına rastlanıyor. Türk ordusu 1922’de İzmir’e girince, Rum yurttaşlar burayı terk etmiş. Sadece birkaç aile kalmış.

 

1924 mübadelesinde Selanik, Bosna, Arnavutluktan mübadiller getirilip yerleştirilmiş. 1925’te Şeyh Sait isyanından sonra da Kürtler getirilmiş. Dağlık, engelebeli, taşlık, çorak ve rüzgarlı oluşu sebebi ile çoğu yerleştirilen kısa zamanda köyü terk etmiş. Söke ovası ıslah edilip büyük çapta makinalı tarıma geçince çiftçiler de hem köye sığamaz olmuş, hem de tarlalarına yakın düz ayak bir alana geçmek istemiş. Devletin katkısı ile yapılan Yeni Doğanbey’e taşınmışlar. Genel olarak eski taş evler ile bezenmiş tüm Rum köylerindeki bakımsızlık ve harabe durumu bu köyde de mevcut.  Köylüler hiçbir evi onarmadıkları gibi harabe şeklindeki evleri satmaya başlamışlar. Ağırıklı olarak İstanbul’dan gelen öğretim görevlileri ve memurlar satın aldıkları yerlere, hayatları boyunda dişlerinden ve tırnaklarından ayırdıkları birikimler ile evler yapmışlar ve köyü kısmen ayağa kaldırmışlar. Alt yapısını düzenleyip, ağaçlandırıp, bitkilendirip, çiçeklendirip güzelleştirmişler. Amaçları iyi örnek olmak. Gelenlerden de dilekleri sahip çıkıp asudeliğini korumaları.

 

doganbey (13)

KÖYÜN TAŞ EVLERİ

Tüm Rum evleri SİT kurulu koruması altında ve ancak aslına sadık kalmak koşulu ile restore edilebiliyor. Amaç tarihi dokuyu korumak. Sırtını dağa yaslamış vadi ve deniz manzaralı püfür püfür esen taş evlerin her biri orjinal birer mimari harikası.

doganbey (17)

 

Bahçelerin her biri kaktüsler, rengarenk çiçekler, meyve ağaçları ve çamlar, tarihi eserler ile son derece bakımlı ve zevkli. Nerede durursanız durun nefes kesen manzaralar önünüzde uzanıyor.

doganbey (21)

 

Arnavut kaldırımlı sokakların ortasında yağmur sularının akması için taş kanallar mevcut. Köyün ortasından da kısmen kurumuş bir dere yatağı var. Çok yağışlı ilkbahar aylarında akan bu dere köyü daha bir epik hale getiriyor.  1996’da çıkan büyük bir yangın tepedeki ağaçları yakıp kül edince, tepelere yağan yağmur ve dolayısı ile nehir suları çok azalmış. Karşı tarafta daha çok ev var. Ancak taşlı ve hayli derin bir dere yatağını geçmek gerekiyor. Karşıya geçmek için derme çatma bir köprü var. Köprünün çıkışında üzerinden ‘lütfan kapalı tutunuz’ yazan ahşap yeşil bir kapı göreceksiniz, özel mülk sanıp geçmemezlik etmeyin, köyün başka sokaklarında göreceğiniz bu ahşap kapılar civarda otlayan hayvanların evlerin bulunduğu yerlere geçmemesi için yapılmış.

 

 

Doğanbey Köy’e gitmişken civarda neler yapılır derseniz:

Doğanbey köyünün yerlilerinin deprem sonrası yerleştiği aşağılarıda sahile yakın yer alan Yeni Doğanbey köyünde kahvaltı isterseniz Domatia Kafe‘de gözleme ve kahve molası verebilirsiniz.

 

Yeni Doğanbey köyünden ilerleyerek ulaşabileceğiniz en batı uçtaki Karina sahiline gidip bir balık yiyebilirsiniz. (Doğanbey’in bulunduğu burun, Yunanlılara ait Samos yani Sisam adasına en yakın konumdaki topraklar olduğu için askeri koruma altında ve ancak özel izin ile girilebiliyor)

doganbey (31)

Burada bütün rehberler ve seyahat siteleri size Karina Balık’ı önerecek, ancak sakinlerinin en çok beğendiği ve müdavimi olduğu test edilmiş ve onaylanmış asıl mekan Abdül’ün Yeri. Çok sade ve mütevazi bir yer ancak Abdül ve oğlu Deniz Bey gerçekten en taze ve en lezzetli günlük lezzetler sunmakta iddialı. İlla Karina’nın minik balıkçı barınağı kıyısında yemek isterseniz de orjinaline sadık kalınarak renove edilmiş Tarihi Gümrük Balıkçısı’na gidin derler lokaller.

 

8 kilometre doğuda Güllübahçe köyünün tepesindeki eski Rum mahallesi Gelebeç’i ve buradaki Aziz Nikola kilisesini mutlaka görmeniz gerek. Güllübahçe beldesi de mübadele öncesinde Türklerin ve Rumların ortak yaşadığı bir kasabaymış. Kasabanın tepelerinde Rumların yaşadığı bölge Gelebeç olarak adlandırılmış. Gelebeç’te Rumlar 1821’de Aziz Nikolaos anısına bir kilise inşa etmişler.

doganbey (10)

Gerçekten muhteşem bir mimariye ve süslemeler sahip kilise o kadar bakımsız kalmış ki insanın içi acıyor. Belediye restore etmek yerine ‘yıkılma tehlikesi sebebi ile girmek yasaktır’ tabelası asmış. Siz girin ve kilisenin günümüze kadar korunabilmiş tavan süslemelerinin eksiklerini hayal gücü ile tamamlayıp kilisenin güzelliğinin tadına varın derim.

doganbey (11)

Gelebeç’in eteklerindeki muhteşem Söke ovası, mevsimine göre yeşil, sarı, beyaz renkleriyle alabildiğine uzanıyor. Gelebeç’teki harabe Rum evleri de şehirin kargaşasından kaçıp huzur arayanlar tarafından yavaş yavaş doğal doku ile uyumlu şekilde yeniden yapılıyor. Aziz Nikolaos Kilisesinin girişinin üst çaprazında yer alan tarihi Rum evi ise, Binnaz ve Coşkun isimli çılgın ruhlu bir karı kocanın işlettiği, Gelebeç Kafe isimli bir restoran & pansiyon.

doganbey (8)

Aşağıda yemyeşil uzanan Söke ovası, ileride Beş Parmak dağları, Menderes Deltasına nazır terasında nefis bir gün batımı manzarası keyfi yapmak ve de Binnaz Hanım ve yardımcı Gülfidan Hanım’ın tazecik hazırladığı meze, sebze ve salatalarının, Coşkun Bey’in özenle seçip, marine edip, pişirdiği ciğer kavurma, köfte ve etlerinin tadına varmak müthiş bir keyif ve eşsiz bir deneyim.

Oldu da yer bulamadığınız biraz daha salaş bir alternatif olan Meltem Lokantasında kuru fasülye, mangalda köfte keyfi yapabilirsiniz. Gün Batımı kafede bir kahve veya yemek molası verebilirsiniz.

 

Güllübahçe’den biraz ileride yer alan Priene antik kentini ziyaret edebilirsiniz. Alman Arkeoloji Enstitüsü tarafından kazı ve araştırma çalışmalarının yürütüldüğü Priene’nin M.Ö. 2000 civarında kurulmuş olduğu tahmin ediliyor. Priene’nin eskiden bir liman kenti olduğuna inanmak gerçekten çok zor. Eskiden Söke ovası da denizmiş, yüzyıllar içince Büyük Menderes Nehri’nin taşıdığı alüvyonlar ile ova haline gelmiş. Helenistik dönem boyunca şehir Ptolemaic ve Seleucid Krallıklarının ve Pergamum Krallığı’nın yönetimi altına girmiş. M.Ö. 133’de Pergamum Kralı II. Attalus’un ölümünden sonra toprakları şehrin kendi isteğiyle Roma’ya eklenmiş ve Priene Roma egemenliğine girdi. Bizans döneminde şehir piskoposlukmuş. Bulgular İmparatorluğun çöküşüne kadar yerleşim devam etmiş ve çöküş sonunda Priene tamamen terk edilmiş.

priene2

Eski antik şehir plânlamacılığının güzel örneklerinden birisini bulacaksınız Priene’de. Zamanında Miletli mimar Hippodamus tarafından geliştirilen “grid sistemi” ile inşa edilmiş. Eğimli bir alanda kurulmuş olması sebebiyle merdivenli geniş yan sokaklar ve ortasında resmi ve halka açık binaların bulunduğu bloklar yer alıypr. İyi bir şekilde korunarak günümüze ulaşan yapılar M.Ö. 4. Yüzyıldan kalma Athena Tapınağı, Antik Tiyatro, Agora, Zeus Olympos Tapınağı, M.Ö. 150’den kalma Bouleuterion ve Demeter kutsal alanları.

priene1

Şehrin, batıda bir doğuda da iki adet kapısı var. Tiyatro sokağının kuzey doğusunda, taşlı kaldırımdan yapılmış uzun bir yokuş yoldan sonra ulaşılabilen ana giriş kapısı “Doğu Kapı” görülmeye değer.

 

Güllübahçe yolu üzerinde yer alan Tabia Fabrika Mağazasından tamamen doğal ve ekolojik üretilen, kişniş, keten tohumu, havuç, badem gibi şifalı aromaterapik yağları ve ürünleri alabilirsiniz. (www.dogaldestek.com.tr)

 

 

Ulaşımı da hangi yoldan gideceğinizi bilirseniz çok kolay:

İzmir’den gidenler, İzmir – Aydın otobanını (E87) Söke çıkışına kadar takip edip, Söke’den çıkıp, Didim-Milas-Bodrum istikametinde ilerleyip, Didim- Prine – Güllübahçe sapağına geleceksiniz. Didim’i işaret eden yola (Didim eski karayolu) sapıp 5 kiliometre ileride Güllübahçe’ye ulaşacaksınız. Güllübahçe’yi geçince Atburgazı’nı da geçip, Tuzburgazı-Doğanbey’i gösteren tabelalardan saparak devam ettiğinizde Tuzburgazı’nın içinde bulunan Doğanbey tabelasını göreceksiniz Bu yola saptığınızda 5 kilometre ileride Doğanbey Köy’e ulaşacaksınız.

Kuşadası Efes üzerinden giden diğer yollar kilometre olarak daha kısa gözükse de, yollar tek yöne düştüğü için biraz uzun sürüyor. İzmir’den gidenlerin dikkat etmesi gereken bir nokta da Seferihisar ile Gümüldür arasında yer alan başka bir Doğanbey köy olması. Biz Google Maps’ten Doğanbey köy diye aratıp bulup Çeşme’den yola çıktık. 1.5 saatte vardık, ancak yanlış Doğanbey köyüne varmışız. Seferihisar körfezinin diğer ucunda olduğumuz için tüm körfezi sahilden dolşarak diğer Doğanbey köyüne varmamız bir 3 saat daha sürdü. Thelma & Louis ruhu ile başlayan yolculuk Dumb & Dumber olarak devam etti J

Bodrum’dan gidenler için Milas, Bafa Gölü üzerinden Söke istikametine devam edip, eğer tali yolları seviyorsanız, Bafa Gölünden Akköy – Balat istikametinde ayrılarak, Tuzburgazı istikametine doğru devam edebilirsiniz. Yol üzerinde Doğanbey Köy’e geleceksiniz.

 

İLETİŞİM BİLGİLERİ

Nevzat Cankurt – Dilek Yarımadası Büyük Menderes Deltası Milli Parkı Alan Kılavuzu ve Trekking Rehberi

Tel: 0554 515 55 64 / nevzatcankurt@hotmail.com

Mola Cafe & Pansiyon’a rezervasyon için sahibi Demir Bingöl’ü arayabilirsiniz. Tel: 0537 472 4330

doganbey (28)

Casa Luna Konuk Evi: eskidoganbey.com/ info@eskidoganbey.com

Domaça House: www.eskidoganbeyhouses.com  /  info@eskidoganbeyhouses.com

doganbey (29)

Gelebeç Kafe & Restoran:  İki odası’da bulunan Gelebeç’te öğle veya akşam yemeği veya konaklama için yer ayırtmak için sahibi Coşkun Bey’in kendisini arayabilirsiniz. Tel: 0 532 591 73 46

doganbey (7)

 

 

Zeynep Atılgan Boneval