CORONA GÜNLÜKLERİ 4 – İZOLASYON GÜNLERİNDE DERİN DÜŞÜNCELER

İZOLASYON GÜNLERİNDE DERİN DÜŞÜNCELER – CORONA GÜNLÜKLERİ – 4 

(27 NİSAN 2020)   

 

NEFES*

Çok HIZLIYDIK. Hiç durmuyorduk. Durmadan tüketip, düşünüp, konuşup, çalışıp, ekranda vakit geçirip, gezip, yiyip içiyorduk. Çok meşguldük çok.

Her şeyimiz ÇOKTU. Kıyafetlerimiz, eşyalarımız, arabalarımız, evlerimiz, söyleyeceklerimiz hepsi çoktu.

Aslında nefes alamayacak kadar boğulmuştuk.

Doğa’ya da nefes aldırmıyorduk. Kuruttuğumuz dereler, yaktığımız ormanlar, öldürdüğümüz hayvanlar, yok ettiğimiz flora ve fauna, genetiği ile oynadığımız besinler, ürettiğimiz zehirli gazlar ve atıklar ile boğduk adeta dünyayı.

Hiç ihtiyacımız olmayan milyonlarca gereksiz şey üretmek için insan haklarını ve havayı zehirledik.

Dünyayı da nefes alamaz hale getirmiştik.

Şimdi doğa bize diyor ki:

‘siz bana hükmedebileceğinizi zannettiniz,

hem kendinizi boğdunuz hem de beni boğdunuz.

Ancak o kadar da değil, ben de sizi bir boğarım (Corona akciğere saldırıyor!) görürsünüz.

Oturun oturduğunuz yerde, biraz evinizde hapis olun.

Ardı arkası gelmeyen üretime, tüketime biraz ara verin.

Biraz durun.

Nefes alın.

Ve bana nefes aldırın!’

Ve böylece her şeyin üzerinde sonsuz bir gücümüz olduğumuz yanılsamasından çıkardı bizi.

 

VAROLUŞUMUZUN TANIMI  

Peki ne oldu evlere kapanınca. Bir anda tanımladığımız şeyler elimizden alındı.

Oysa kendimizi işimiz, sosyal çevremiz, sosyal medya takipçi sayılarımız ve beğenilerimiz, derneklerimiz, oturduğumuz site, arabamız, teknemiz, kıyafetlerimiz, mücevherlerimiz, çocuklarımız, çocuğumuzun okulu, spor salonumuz, yemek yediğimiz restoranlar, eğlendiğimiz barlar, futbol kulübümüz, alışveriş yaptığımız mağazalar, mezheplerimiz, ırkımız, sahip olduklarımız ile tanımlamaya çok alışmıştık. Hatta bunları hayatımızın merkezine oturtup, anlam ve amaçlarımız haline getirmiştik.

Dünya, Corona virüsü vasıtası ile dedi ki bize:

‘Koparttım seni sahip olduklarından işte!

Hadi bakalım yeniden tanımla kendini,

Biraz dur.

Nefes al.

Kendinle kal.

Dipsiz kuyu gibi kendini doldurduğun şeylerden biraz uzaklaş.

Kendini dinle, tanı, tahammül et kendine, kabul et kendini.

Sadece kendine ait, gerçek bir varoluş tanımı yap.

Kendi dışındakilerden ve sahip olduklarından bağımsız, kendi içinde, özünde, sana ait özgün bir tanım bul kendine.

Sadece seninle başlayıp, seninle biten, kendinden kaynaklanan bir anlam ve amaç yarat!’

 

BÜTÜNÜN PARÇALANMASI

Küçücük bir virüsün gücüne, hikmetine bak sen!

Aslında diyor ki:

Sen kendi doğanı unuttun, doğanın bir parçası olduğunu unuttun.

Bütünün parçası olduğunu unuttun.

Tamamen bağımsız, çıkarcı, egoist, duyarsız, kirleten, bencil bir varlığa dönüştün.

Kendini çok önemsedin. Başkalarının acısına ve dünyanın sancılarına gözlerini kapatıp kendine korunaklı bir dünya yaratmak için etrafına metalar yığdın. Para ve Güç ile sahte duvarlar ördün. Sahip oldukların ile ölümsüz olduğunu sandın. Kendi başına var olabilirsin sandın.

Sağlıksız bir şekilde ayrıştın.

Ayrışmak mı istiyorsun? İşte seni en küçük parçacıklara bölüyorum (çekirdek aile)

Koparttım seni sahip olduklarından işte!

Otur bakalım evinde:

İnsanlık, doğa ve dünya ile bağını, bütünlüğünü bir daha gözden geçir!

Nasıl yeniden sorumluluk, bilinçlilik duyarlılık, alçak gönüllülük, minnet, tevekkül, ile bir bütün olabilirsin?’

 

UMUT ETTİKLERİM VE DİLEKLERİM

Her şey sekteye uğradı. Sokağa çıkmayı, alışverişi, kültürel etkinlikleri, tatilleri, hatta dini toplanmaları bile kestik.

Yani şu anda dünyaca bir kesinti krizi yaşıyoruz,

Sonra ekonomik kriz takip edecek.

Peki nasıl fayda ile çıkabiliriz bu krizden?

Aslında bu global kesintiye hep arzu edilen düzene dönüşmek çok büyük bir fırsat olarak bakabiliriz.

Çünkü hep atlamak istediğimiz ancak korktuğumuz freni patlamış vagon durdu.

Hem de tüm dünyada herkes için durdu.  

 

Artık bu kadar çok tüketmeye ihtiyacımız olmadığını gördük.

Elimizdeki kısıtlı imkanlar ile kendi içimizden gelen emprovize ve yaratıcı çözümler üretebildiğimiz gördük.

Gerektiğinde hemen organize olup, teknolojileri yardımlaşma için kullanabildiğimizi gördük.

 

Her sektörde tüm dünyada yeni kurallar, regülasyonlar geliştirilirken, biz de insanlık olarak değerlerimizi yeniden düzenleyeceğiz.

Yeni lisanlar, yeni konseptler, yeni etik kurallar, yeni prensipler geliştireceğiz.

Ancak hep ‘Yeni’ye odaklanmak yerine, hem evlerimizde, hem dolaplarımıza, hem de içimizde eskiden kalanların, kenara atılmışların, geçip gidilmişlerin, unutulmuşların, belki artık önemsiz dediklerimizin farkına varıp, onları canlandıracağız. Kirli çıkın derler ya, çıkartacağız içindeki hazineleri, yeniden kıymetli kılacağız.

Tahminim asıl şimdi gerçek yaratıcılık başlayacak.

Daha önce özgün ve gerçek yaratıcılığa zamanımız yoktu, çünkü iş yetiştiriyorduk, mal yetiştiriyorduk…

Yerel üretim yeniden önem kazanacak.

İnsan önemini geri kazanacak:  zanaatkar, artizan, çiftçi, pazarcı, tohumcu, manav, sanatçı, dansçı…

Sürekli ileri demek yerine doğanın döngüsel ritmi ile uyumlanmayı öğreneceğiz.

İnsancıl ve duyarlı olana aidiyeti seçeceğiz.

Özümüz, sözümüz, gözümüz bir olmak ve olan ile yan yana olmak isteyeceğiz.

 

Bu süreçten çıkarken kendim ve insanlık için arzum:

Yavaşlamak…

Her adım, her karar, her söz, her davranış öncesi derin bir nefes almak…

Duyarlı seçimler yapmak…

İnsan olarak bize bahşedilen bilincimizi, neden sonuç analizi yeteneğimizi, yaratıcılık gücümüzü, ekip biçme becerimizi, araştırma geliştirme yetimizi, sosyal medya gücümüzü, dayanışma yeteneğimizi

Kendi kendine yeterli sistemler için…

Bir bütün olduğumuz doğanın ve diğer canlıların kıymetini bilecek bir yaşam için kullanmak.

Sürekli tüketimi körükleyen kapitalist düzenin, insanı ve doğayı sömüren diktatörlüklerin insafına kalmak yerine elimizdeki teknolojileri, doğal kaynaklarımız, yetilerimiz, becerilerimiz ile eşleştirerek, dev bir sosyal dayanışma topluluğuna dönüşebilmek.

 

Çok mu hayal? Bence değil.

Hep masallardaki ve filmlerdeki ‘güçlünün değil iyinin’ kazandığı, asıl güçlünün ‘naif, masum, dürüst, yürekten’ ortaya çıktığı sonlar beni derinden etkiledi.

Hem çocukken hem de yetişkinken.

Benimle benzer bir rüyayı paylaşan değerli dostum Salim Kadıbeşegil’in ‘Enerji, Su ve Tohum Bedava Olursa…’ yazısını bir okumanızı tavsiye ediyorum: http://www.salimkadibesegil.com/tr/2020/04/23/enerji-su-ve-tohum-bedava-olursa/

 

Sağlıcakla kalın

Zeynep Atılgan Boneval

*Corona günlükleri 4. bölümünde bana fikirleri, öneri ve öğretileri ile ilham veren, Gestalt öğretmenim sevgili Nita Scheller‘e çok teşekkürler.  

 

İZOLASYON GÜNLERİNDE DERİN DÜŞÜNCELER

CORONA GÜNLÜKLERİ 1 – (12 MART 2020)  http://www.yolculukterapisi.com/coronagunlukleri1/

CORONA GÜNLÜKLERİ 2 -(29 MART 2020)  http://www.yolculukterapisi.com/coronagunlukleri2/

CORONA GÜNLÜKLERİ 3 – (15 NİSAN 2020)  http://www.yolculukterapisi.com/coronagunlukleri3/

CORONA GÜNLÜKLERİ 4 –  (27 NİSAN 2020)  http://www.yolculukterapisi.com/coronagunlukleri4/