BHUTAN İZLENİMLERİ


HİMALAYA’LARDA BÜYÜLÜ MASAL KRALLIĞI

 

 

Rüzgarla uçuşan renk renk dua bayrakları,

uzaktan gelen bir trompet sesi,

turuncu ve kızıla bürünmüş Budist rahiper,

gün batımında Himalayalar’ın muhteşem manzarası,

kesinlikle başka bir zamanda, mistik bir diyardayım…

 

Yıllar önce bir seyahat dergisinde, senede sadece 1000 turistin ziyaret edebildiği ve refah seviyesini “Gayri Safi Milli Mutluluk” ile ölçen Bhutan hakkındaki yazıyı okuduğumda, bu geçmiş zamanda asılı kalmış, bakir ve huzurlu ülkenin merakı içime düşmüştü.

Sanskritçe’de Tibet’in sonu anlamına gelen Bhutan’ı, ya da kendi dillerinde DRUK YUL  yani gürleyen ejderhanın ülkesini 2008 yılında keşfetme şansını yakaladım…

Bu minicik ülke, el değmemiş enfes doğasının yanı sıra, Budizm’in en saf hali ile büyüledi beni…

Himalayalar’ın tepeleri arasında saklı kalmış, huzurlu ve dingin bu ülke, daha uçaktan ilk gördüğümüzde,  pırıl pırıl gökyüzü, aralarında Everest’in de bulunduğu dik ve karlı tepeleri, koyu yeşile boyanmış vadileri ile bambaşka bir diyara geldiğimi hissetirmeye başladı.

Alçalmaya başladığımızda, ancak bir uçağın inebileceği kadar daracık ve kısacık pisti, içimde hafif bir korku uyandırsa da, rüzgarın sallantısı ile birkaç tur döne döne indikten sonra dışarı çıktığımda havanın taptaze kokusu ve tertemiz serinliği içimi dolduruverdi hemen.

Gökyüzünün neredeyse fosforlu parlak mavisi gözümü alırken, sonu gelmeyen tepeler, aralarından akan dereler ve çamların hakim olduğu manzara daha ilk görüşte beni kendisine hayran bıraktı.

Tepelere inşaa edilmiş ahşap evlerin, ufacık kalelere benzer bembeyaz taş gövdeleri üzerindeki kırmızı renkli şiir gibi işlenmiş pencere ve çatıları…

eriyen karların beslediği çağlayan sularının sesleri, ineklerin boynundaki çıngıraklar, manastırların çanları, cırcır böceklerinin fon müziği…

Sanki gerçek bir yerde değil de, bir masal dünyasına adım attım.

Zaten Bhutan’da duyduğunuz her hikaye masal gibi. Neredeyse hiç yazılı bir tarihi olmayan ülkede, yüzyıllardır nesilden nesile, kulaktan kulağa aktarılmış, ve zamanla iyice efsaneleşmiş romantik ve sürreal hikayeler hep dillerde.

Büyüleyici doğa manzaraları ile başlayan görsel şölen, uçuşan rengarenk dua bayrakları, duvarları süsleyen çizimler ve semboller, tapınak heykelleri ve de halkın büründüğü renkli orijinal kıyafetler ile sürekli gözlerinizi şenlendiriyor.

Bhutan halkı, tiyatro kostümlerini andıran kıyafetler giyiyor.  Erkekler diz boyundaki gho isimli elbiselerini bellerinden kuşakla bağlıyor. Kadınların ise kırmızı, lacivert, yeşil renkli desenli kira elbiselerini sarınıyor.

Kıyafetlerdeki desen ve doku farkları ve başörtü renkleri, geleneksel olarak feodal bir düzenden gelen halkın, sosyal konumunun göstergesi.Sarı türbanları sadece kral ve Je Khenpo denilen üst kademede din adamları takarken. Devlet çalışanları, çiftçiler, halk farklı renkler kullanıyor.

Yani kısacası Bhutan’da şahit olduğunuz her an, her yer ve herkes size ‘epik’ bir yolculuk yaşatıyor.

 

 

 

 

bhutan9-1

GİZLİ KALMIŞ SON BUDİST CENNETİ

Hayatın tam merkezinde yer alan Budizm, gerçekten Bhutan yaşamının vazgeçilmez bir parçası: tepelerdeki tapınaklardaki heykeller, semboller, resimler, desenler, halkın günlük yaşantısının içindeki söylemler, kararlar, davranışlar, inanışlar, ritüeller…

Dağların tepelerine yerçekimine karşı koyacak şekilde insanüstü bir çaba ile oyulmuş tapınaklara çıkarken yavaş yavaş göğe yakınlık duygusu içinize yayılmaya başlıyor

gördüğünüz muhteşem manzaralar ile önce, birkaç saat boyunca bu dimdik patikalardan tırmanarak çıkabildiğiniz ve büyüleyici manzaralara şahit olabildiğiniz için şükran ve onur duyuyorsunuz.

Ardından vardığınız bu akıl almaz yükseklikteki yapılarda, her tarafınızı kaplayan doğanın içinde küçücük hissediyorsunuz kendinizi.

Bu spiritüel deneyim sonrasında, tapınakların doğanın üstünlüğünü saygı ile kabullenmek için dağların tepelerine yapıldığını anlamak kolaylaşıyor.

 

Budizm Bhutan’da politik, sosyal ve bireysel hayatın her kademesine nüfus etmiş. Şehirlerdeki yönetim sarayları bile aynı zamanda Budist manastırları.

İçlerinde bir yandan Budist rahipler yaşayıp tapınakta dua ederken, bir yandan da devlet işlerini yürütenler çalışıyor.

Avlularında sessizlik, sadelik ve huzur hakim.

Yüksek taş duvarlar, yüksek merdivenler, yüksek tavanlar, tapınağın içinde kocaman bir Budha heykeli…

Her şey ihtişamlı fakat sade ve dingin.

Bir süre sonra binaların üzerindeki ahşap el işçiliğinin her detayını seçmeye başlıyorsunuz ve seyre dalıyorsunuz.

Tapınakların içinde rahiplerin dualarını duyuyorsunuz, danslarına şahit oluyorsunuz.

Saygı uyandıran bu tapınaklarda bir yandan da çocuk rahiplerin oyunları ve gülüşmeleri içinize sıcaklık yayıyor.

Tepelerde, yol kenarlarında, derelerin üzerindeki ahşap köprülerde, evlerin bahçelerinde, her yerde rengarenk Budist dua bayrakları dalgalanıyor: …

Neden bu kadar çok bayrak var diye sorduğumuzda öğreniyoruz ki, Budist inanışına göre bayraklara üflenen dualar, esen rüzgar ile uçarak gökyüzüne yayılıyor ve duaları yerine ulaştırıyormuş.

 

bhutan19

 

BÜYÜLÜ MANZARALAR, DOĞA VE İNSANLAR… ZAMANIN DURDUĞU YER…

Bhutan’da dağlar geçit vermediği için çok çok az sayıda yol var.

Eskiden elde ettikleri mahsüller karşılığı tuz, sebze, meyve almak için Tibet, Hindistan ya da Nepal sınırına aylarca yürürmüş Bhutan halkı.

Hala birçok kişi tepelerdeki köylerinden kasabalara gidebilmek için günlerce yürüyor.

Hava soğuk ve rüzgarlı, baharlar bile serin, yazın ise Muson zamanı; fırtınalı ve sağnak yağışlı.

Ülkedeyken değişen hava koşulkarı size sürekli bambaşka, nefes kesici manzaralar sunuyor.

Kulağa adeta yaşam savaşı gibi gelen bu zorlu coğrafya ve hava koşulları, sunduğu ilham verici ve doğal güzellikler sayesinde, savaş yerine, spirütüel bir deneyim olarak kabul ediliyormuş halk için.

Budizm’in hala en saf haliyle kalabilmesinin sırrı da sanki bu zorlu koşulların ve muhteşem güzelliğin tezat dengesinde saklı.

Bhutan halkı gerçekten tevekkül sahibi bir halk.

Yaşam döngüleri kendilerine yeterlilik üzerine.

Ülkenin küçük köylerinde hala kendi ürettikleri ile ailelerini doyuran ve ellerindekinin fazlasını, kendi gereksinimleri için değiş tokuş eden ve çok az sayıda insan ile ilişki içinde olan bir hayat hüküm sürüyor.

Günün büyük bölümünü yoğun rutinleri kaplıyor; bizim makinalara delege ettiğimiz her şey burada büyük bir emek ve çok zaman demek.

Bambaşka bir yaşantı sürmelerine rağmen, bulunduğunuz ortamda başka türlüsünün mümkün olamayacağını hissediyorsunuz ilk günden.

Bu sert ve zorlu yaşam koşullarının getirdiği, dayanıklılık ve dirençli olma gerekliliği ile insanlar sert bakışlı, ciddi, mesafeli ve saygılılar.

Meraklı meraklı bakıyorlar ama şahsi alanınıza girmiyorlar.

Hepsi onurlu ve mağrur.

Hiçbir zaman onlar ilk adımı atmıyorlar, ama kendilerine has bir içtenlikleri var.

Sizden gelen sıcak sinyaller ile hemen içten bir gülümseme yayılıveriyor yüzlerine.

Başlangıçtaki mesafe aşıldığında iletişim çok açık ve içten.

Özellikle çocuklar kocaman gözleri ile merakla bakıyorlar size, fotoğraflarını görmek için makinaların arkasına kafalarını sokuyorlar ve kendilerini görünce hayretle çığlık ve kahkahalara boğuluyorlar.

İnişli çıkışlı tepeleri aşmak zaman alıyor, sabır ve emek gerektiriyor.

Bu arada zaman sanki havada asılı kalmış duruyor

ve doğa o kadar baskın, boşluk o kadar hakim ve öyle bir tek başınalık hissi var ki, Bhutan’ın derinliklerine yolculuk yaptıkça, gökyüzü ve toprak arasında bir tek siz varmışsınız hissine kapılıyorsunuz.

Alıştığımızın çok dışında bir yaşam, çok yavaş bir tempo, çok az bina ve somut karşılaşma;

bol boşluk, hayranlık, duruluk, sadelik ve temizlik hissi…

O kadar az seçenek, yapaylık, stimuli var ki mecburen iç dünyanız ile baş başa kalıyorsunuz,

görme, duyma, hissetme algılarınız açılıyor,

sezgilerinizi daha çok hissediyorsunuz,

Ve tabii ki sorguluyorsunuz kendi yaşadığınız şehir hayatını…

bhutan11-2

MASAL KRALLIĞINDAN MUTLULUK ENDEKSLİ DEMOKRASİYE…

Yönetim hikayesi bile masal gibi Bhutan’ın.

Dağlar arasına sıkışmış bu ufacık krallık, erişiminin zorluğu sayesinde hem batı dünyasının hem de Çinliler’in istilasından ve sömürüsünden uzak, dolayısıyla da el değmemiş kalabilmiş.

2009’a kadar 100 yıl süresince aynı ailenin krallığı altında, mutlak monarşi rejimi ile yönetilmiş.

Ancak yaşayanlarının mutluluğunu herşeyden üstün tutan bir krallık.

Kendine yeten, dışarıya kapalı bir ülke olmuş uzun süre.

Ülkenin doğal ve kültürel mirasının korunması, çevre ve hava kirliliğine yol açabilecek her şeyin engellenmesi, halka ulaşan teknoloji ve ürünlerin sınırlı tutularak isteklerdeki değişimin minimize edilmesi krallığın ana politikası olmuş.

Ancak 2008’de kral kendi isteği ile mutlak güçlerinden feragat ederek, istifa edip demokrasiye geçmek istediğini duyurmuş.

Şaşılacak şekilde halk kendisini sokaklara ve meydanlara atıp, demokrasi yerine krallarını istediğini göstermiş. Ancak kral toplumun kararlaştırdığı bir anayasa hazırlanması, demokrasiye geçilmesi, oğlunun tahtta sadece sembolik olarak kalması ve yönetimin parlementoda olmasında israr etmiş.

Yeni anayasa vatandaşların mutluluğu arama hakkını içerdiği gibi hükümete de bu mutlululuğu sağlama görevini eklemiş.

Biz gezimiz sırasında bu kral ile karşılaştık, saray tapınak binasından yürüyerek çıkıp, bize selam vererek geçip, otomobiline binip gitti mütevazi bir şekilde.

Bhutan halkının mutluluğunu sağlamak ve korumak konusunda çok ciddi bir ülke. Ülkenin refah seviyesi gerçekten mutluluk endeksi ile ölçülüyor. Ekonomi, kültür, çevre ve yönetimden memnuniyet endeksinin 9 ana alanı var; bireysel psikolojik mutluluk, ekoloji, sağlık, eğitim, kültür, yaşam standartları, zaman kullanımı, toplumsal canlılık ve iyi yönetişim. Tüm bu dalların da, hastane çeşitliliği, doktor erişimi, ibadete ve sosyalleşmeye kalan zaman, taleplerinin devlet mercilerine ulaşması ve cevap alabilmeleri gibi onlarca alt kriteri ve ölçümü mevcut.

Bu zamanda asılı kalmış dediğimiz ülke şaşırtıcı bir şekilde modern ülkelerden çok daha medeni, insanlık konusunda ileri değil mi?

Bu arada demokratik olmasına rağmen, içerideki huzuru, uyumu ve dengeyi korumak için, halkın da isteği ile, turizm, ekonomi ve üretim tamamen devlet kontrolü atında. Kontrollü turizmin ülke için en iyi gelir kaynağı olduğu keşfedilerek 1990’larda yabancı yatırımcıya sadece otelcilik sektöründe kısıtlı ve koşullu izinler verilmiş.

Yabancılar toprak sahibi ya da hiçbir işletmeye %30 dan fazla ortak olamıyor, 20 yıl yaşasa bile Bhutanlı olamıyor. Otel, restoran, yemek, alışveriş…  Sadece bu alanlara girebiliyorlar.

Her şey az, öz ve net…

 

Bhutan karmaşık duygular yaşatıyor insana.

Kendinizi kontrollü bir deneyde gibi hissettiğiniz anlar oluyor.

Bu kadar korunaklı ve koşullu ortamın ne kadar gerçek olduğunu sorguluyorsunuz.

Fakat bu mirası başka türlü bugüne bozulmadan getirmenin mümkün olmadığını görüyorsunuz.

 

Bir yandan da Batı düzeninin sunduğu seçeneklerin bir fayda mı, yoksa kalabalık ve karmaşık mı olduğunu sorguluyorsunuz.

Çünkü Bhutan’da eksiklik hissetmiyorsunuz, aksine hafiflik ile dolup taşıyorsunuz…

 

Ve sonuçta Bhutan,  görsel, ruhani, duygusal ve düşünsellik dolu bir şölen, sürreal bir masal olarak hafızanıza yerleşiyor…

 

bhutan2

NASIL GİDİLİR?
Ülkeye sadece Bhutan ulusal havayolu Drukair ile uçabiliyorsunuz. Drukair’in Yeni Delhi, Katmandu, Bangkok, Kalküta’dan haftada birkaç uçuşu mevcut. Uçuş saatleri sürekli değişebiliyor. Bu sebeple aynı gün içinde başka bir ülkeye aktarma yapmamak gerekiyor. Dünyanın en zor iniş ve kalkış pisti olarak anılan Paro’ya sadece 12 Bhutanlı pilot iniş yapabiliyormuş. Özel jetiniz ile inmek isterseniz Bhutanlı bir pilot sizinle yukarıdaki şehirlerden birisinde buluşuyor ve sizi kendisi indiriyor Paro’ya.

 

Bhutan Rehberi için: http://www.yolculukterapisi.com/bhutan-rehber-otelrestoranbaralisveris/

 

bhutan

BHUTAN HAKKINDA ÖNEMLİ BİLGİLER

  • Vize, uçak bileti veya otel rezervasyonu için acentanızın Bhutanlı bir acenta ile kontağa geçmesi gerekiyor. Tüm yolculuk planınız ve otel rezervasyonlarınız Bhutanlı bir acenta tarafından yapılmak zorunda. Yani tek başınıza gitmeniz ve gezmeniz mümkün değil.
  • Ülkede sigara satışı yasak. Turistlerin ancak bulundukları süre içinde tüketebilecekleri kadar sigara getirmesine izin var.
  • Hava her yerde çok değişken sıcaklıkta ve koşullarda, mutlaka yanınızda yağmurluk ve kalın kıyafetler alın ve değişen sıcaklıklar için kat kat giyinin.
  • Bhutan pahalı bir ülke, zaten turizm mottoları ‘az kalabalık, çok değer’. Oteller, turlar, uçaklar dünya ortalamasının üzerinde fiyatta. Ayrıca Bhutan’da bulunduğunuz her gün için 200 Dolar kadar ziyaret bedeli ödemeniz gerekiyor.
  • Cep telefonları hiçbir yerde bağlantı kuramıyor, ancak büyük otellerden uluslararası konuşma yapabiliyorsunuz. Kablosuz bağlantı ise az bulunur bir kavram.
  • Bhutan mutfağında çok az çeşit var; kırmızı pilav, patates ve sebze ana yemek çeşitleri. Kırmızı et ve tavuk da var ama daha az tüketiliyor. Yemeklerin hepsi bol miktarda acı biberle pişiyor.
  • Thimpu’da geceleri köpekler sürekli havlıyor ve kavga ediyor, yanınıza kulak tıpası almayı unutmayın.
  • Bhutan’ın pulları tam koleksiyonerler için, renk renk, yaratıcı desenler mevcut. Timphu postanesinden, özel bir bölümden alabilirsiniz.
  • Ülkenin sembolü: Ejderha (DRUK). Her yerde ejderha resimleri, işlemeleri ve heykelleri görüyorsunuz. Bhutan bayrağındaki sarı renk Kralı; turuncu, Budizmi; ortadaki beyaz ejderha, saflığı ve gücü sembolize ediyor.
  • Ayrıca kuş ve diğer el değmemiş doğal yaşamı gözlemlemek için ideal kamp ve trekking turları mevcut. En ünlüsü Jhomohari Trek Rotası.
  • Kasım Bhutan’ın ulusal festivali olan Lhakhang zamanı – Budist rahiplerin tüm sene çalıştıkları ‘Ngacham Drum’ dans performansları gurur ve onur göstergesi. Bu ve diğer festivaller kapsamında olağanüstü kostümler ile sergiledikleri özel dans gösterileri gerçekten izlenmeye değer.
  • Rakamlar ile Bhutan: Bhutan 750 bin nüfuslu,İsviçre büyüklüğünde bir ülke.Ancak yolların yetersizliği bütün ülkeyi görmeye olanak tanımıyor.Zaten % 72’si ormanlarla kaplı,vadiler ve tepeler geri kalanını kapsıyor. Gayri safi milli hasıla ‘milli mutlulukla ölçülüyor:Milli mutluluğun birimleri çevre,sosyal bütünlük ve din. 1960’lara kadar telefon yoktu,1972’ye kadar yabancı girmesi yasaktı,havaalanı ve otel yoktu, 1992’ye kadar televizyon yoktu, 2005’den sonra internet girdi.
  • Tüm ülkede sadece bir tek trafik lambası var.

 

Zeynep Atılgan Boneval

 

 

 

Yazının başına dönmek için tıklayınız

 

 

 

1 comment

  1. Pingback: Yolculuk Terapisi | Yolculuk Terapisi

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir