BERN – CEYLAN AYIK GÖZÜNDEN


Aylardan Mayıs, günlerden neredeyse sonlara yaklaşmış olmamıza rağmen, güneş yaşadığımız şehir Cenevre’den her nedense kaçtı! Bahar kendini bir gösterdikten sonra yeniden güneyde biryerlere gitti sanırım? Biz de 2 günlük tatili değerlendirmek için SwissMeteo’nun haritasını açıp, güneşi yakalayabileceğimiz bir şehir seçmeye çalıştık. Ve inanılmaz ama güneş şansı olan bir tek Bern vardı! Biz de atladık arabaya ve 1.5 saatte ulaştık.

 

Bern beklentilerimin çok ötesinde bir başkent çıktı. Hem yeşil ve sakin, hem canlı ve hareketli ama kaos ve gürültüden uzak, temiz-düzenli, biraz entel ve çokça tarihi bir şehir. Bütün diğer İsviçre şehirleri gibi elinizden kamerayı düşürmeyeceğiniz, “karlı dağlar-yeşil/mavi göl/nehir- sivri çatılı binalar/kilise kuleleri/kubbeleri-çiçekli evler/sokaklar” kombinasyonu tüm ihtişamı ile yerli yerindeydi.

 

 

Şehri gezmeye Barenpark denilen, şehrin göbeğindeki “ayı parkından” başladık! Biz arabayı parkedip parkı ararken, parkın tam da yanıbaşımızda olduğunu, şehirle içiçe olduğunu görünce epey şaşkınlık yaşadık. Ayılar ılık havanın, suyun keyfini çıkarırken, biz de etrafın, manzaranın ve onların oyunlarının keyfini çıkardık…

 

Öğlen yemeğini parkın hemen arkasında nefis bir cafe-restaurant olan Altes TramptDepot’da yedik. Kendi Biralarını yaptıkları bu turistik ama çok da leziz mekanda, farklı biralarla meşhur sosis ve pretzellerini tadına bakıp görevimizi yerine getirdik.

 

Eski şehirin içine doğru yürürken hastası olduğum mor salkımların mevsim gereği son şovlarını yaptığı sessiz-sakin binaların, sokakların arasından yürüdük..
Hoş bir tesadüf olarak, o gün Bern’de Bern Grand-Prix koşusunun olduğunu bu yüzden de caddelerin trafiğe kapatıldığını gördük! Her yerde festival havası yaşanıyor, şehirde hoparlörlerden U2 şarkıları çalıyor ve koşucularla destekçileri heyecanlı bir bekleyiş yaşıyorlardı. Bu milletin ve onların vesilesi ile buralara koşmaya gelen her memleketten insanın bu azmine hayranım doğrusu! Çoluk-çocuk, genç-yaşlı- görme engelli demeden herkes azimle koşuyor!

 

Bern’in eski şehrinde toplam 11 adet tarihi çeşme var ve her biri folklorik ya da tarihi bir karakteri canlandırıyor.. Bunlardan en meşhuru  Kindlifresserbrunnen (OgreFountain) yani çocuk yiyen canavar!

 

Bern’in eski şehrindeki caddelerde, galeri gibi koridorlar, birbirinden güzel küçük dükkanları, cafe ve lokantaları saklıyor.. Yine bu memlekette gezerken hiç AVM gezmediğimizi hatırlayıp, derin bir “ohh” çektik. Bizimkileri içinden sürükleyerek çıkarmak zorunda kaldığımız, saatlerinizi geçirebileceğiniz, nihayet farklı oyuncaklar, karikatür kitapları, sihirbazlık-fen deneyleri, çeşit çeşit uçurtmaların olduğu dükkanlar,  eski film afişleri ve kartpostallar ile zamanda yolculuk yaptıran dükkanlar, içleri de dışları da nostaljik  eczaneler… hepsi buralarda başka bir güzeller… 

 

Arada BellevuePalace’da bir çay molası verdik … Adını sonuna kadar hakeden enfes bir manzaraya ve de çok şık bir lobi ve çay salonuna sahip bu otel..

 

Son olarak meşhur katedrali BernerMünster’i görmeye gittik ama bizi cezbeden daha çok onun arkasında nefis park oldu..

Her zamanki gibi yemyeşil, sakin-sessiz ve huzurlu bir park ve arkasında da muhteşem bir manzara.. Özellikle çocukla geldiyseniz, 1-2 saatinizi rahat rahat bu civarda geçirebilirsiniz..

 

Böylece saat 12:30 gibi geldiğimiz Bern’den saat 18:30 gibi ayrıldık, daha da gezecek görecek sokaklar-dükkanlar vardı elbet.. Onları da sonraki sefere saklayıp istikameti Thun’a çevirdik! O da bir başka yazının konusu olacak kadar güzel başka bir geziydi..

 

Ceylan Ayık’in diğer seyahat ve gurme yazıları ve fotoğrafları için: http://www.fitgurme.com/ ve de http://instagram.com/fitgurme

 

Yazının başına dönmek için tıklayınız