BERGAMA

 

 

Bahar’da papatyalar, gelincikler ile bezenmiş dünyaca ünlü bu dev antik kent alanını gezmek, taşları gözünüzde tamamlayarak ihtişamını gözünüzün önünde canlandırmak, tepeyi çevreleyen 360 derece manzaraları içinize çekmek, gerçekten eşsiz bir deneyim.

Bergama Antik kentini ziyaret ettiğinde insan hem de doğa ve tarihin harmanlandığı muhteşem bir noktada ruhunuzu besliyor, hem de kültür mirasımıza sahip çıktığı için iç huzuru duyuyor. Biz antik şehri, taş duvarları arasındaki tüm terasları papatya tarlasına dönüşmüş manzaralar eşliğinde gezme şansını bulduğumuz için bahar aylarında burayı ziyaret etmenizi özellikle öneriyoruz.

Bergama Antik Kenti

 

UNESCO Dünya Miras Listesi’ndeki Bergama Türkiye’nin en önemli antik kentlerinden birisi. Bergama altın çağında tüm dünyada ün salmış bir medeniyet merkezi.

 

Resmi kuruluş tarihi M.Ö. 241 olarak kabul edilen ve ardından gelen 300 yıl süresince en parlak dönemini yaşayıp, çok büyük ve zengin bir Yunan krallığı olan Bergama,

M.Ö. 133’da Roma İmparatorluğu himayesi altına girmiş ve Efes’ten önce bir süre Roma İmparatorluğu’nun doğudaki merkezi görevini üstlenmiş.

 

Bergama dünya tarihi için önem taşıyan ilklere imza atmış bir yer. Mesela Parşömenin icad edildiği yer Bergama. Krallığın papirus kağıdını aldığı Mısırlılar ile ilişkileri bozulup kağıtsız kalınca, Bergama kralı çevredeki tüm aklı başında danışman ve bilim adamlarını toplayıp papirustan daha dayanıklı bir kağıt bulmalarını emretmiş ve böylece deriden kağıt olaraka kullanılmak üzere parşömen bulunmuş.

Yeni kağıdın bulunması tabii ki el yazması kitabı desteklemiş ve Asya’nın ilk ve en büyük kütüphanesi burada kurulmuş. 200,000 ciltlik koleksiyonu ile dünyanın da en büyük 2. kütüphanesi olmuş.

 

Akropol’de yer alan vadi manzaralı 10.000 kişilik anfi-tiyatro ise dünyanın en dik tiyatrosu olması ile biliniyor.

 

En parlak döneminde, 360 derece manzaraya nazır dağın tepesinden eteklerine kadar dev bir alana yayılan Bergama’yı gözünüzde canlandırdığınızda nasıl ihtişamlı bir kent olduğunu hayal edebiliyorsunuz.

 

Ne yazık ki Osmanlı zamanında ekonomik bunalımlar nedeniyle Almanya’ya satıldığı için, antik şehrin en güzel sütunları, Zeus Altarı gibi mücveherleri Berlin’deki Pergamon (Bergama) Müzesi’nde sergileniyor. . Tabii tarihi eser kaçakçılıkları sonucu yurt dışına kaçırılan ve farklı ülkelerdeki müzelere satılan bölümleri de mevcut.

 

Şu anda gezilebilen 2 önemli yeri var; en tepede 360 derece manzaraya nazır Akropol’de hala ana tapınak, anfi-tiyatro, su kanalları ve bazı sunakların kalıntılarını görebiliyorsunuz. Aslında meşhur Zeus Altarı, Athena tapınağı gibi çoğu önemli ve değerli kalıntısı şimdi Berlin’de olan Akropol, kral sarayı, bürokratların ve askerlerin devlet binaları, tiyatro, Demether ve Trajon ve Hadriyan tapınakları, okullar ve agorası ile dev bir alanmış. Antik kalıntıları azıcık kalmış olsa da Bergama Akropol’de gördükleriniz çok etkileyici.

Akropol dışında Bergama antik kentinin 2. önemli bölümü dünyanın ilk büyük hastanesi olarak bilinen Asklepion. Antik Yunan’daki şifa tanrısından adını alan Asklepion, hekimlik simgesi olan asaya dolanmış yılan sembolünün de doğum yeri. Asklepion dünyada ilk kez psikolojik terapi uygulamasını yapan, anestezi amaçlı uyuştucuyu ve halüsünatif ilaçları tedavide ilk kez kullanan, ve ilk kez sosyal devlet politikası olarak kamu sağlığı programı üreten hastane olarak dünya tarihine damgasını vurmuş. Asklepion’un içinde dev kütüphane, tiyatro, psikoloji ve fizik tedavi odaları, yemek kürleri, şifalı ot, yağ ve su ile tedavilerin yapıldığı ve çamur banyolarının bulunduğu kaplıca ve odalar yer alıyormuş.

 

Bergama Antik Kenti eskiden çok yabancı turist tarafından ziyaret ediliyormuş, ancak ülkemize gelen yabancı turistin neredeyse kesilmesi sebebi ile bu tarihi cevher çok az ziyaret ediliyor. Kültür mirasımıza ve değerlerimize sahip çıkarak bizlerin Bergama’yı ziyaret etmesi, tarihi zenginliğimizi aktarmak için gençleri ve çocukları gezmeye götürmesi gerçekten önemli.

 

Akropol’e şehirden teleferik veya araba ile ulaşılabiliyor. Bergama Antik Kenti’ni deniz derya bir rehber ile gezmek isterseniz Yaşar Bey’e ulaşın: 0 532 5092061

 

Bergama Kenti

Bergama’nın tarihi mahallelerinde ise, taş mimarideki evlerden, ahşap sandalyeli nostaljik kahvehanelere, şirin mi şirin tabelalı esnaf ve zanaatkar dükkanlarından, eski usül mahalle bakkallarından, kapı önlerinde oturup gelen geçeni selamlayan ve kasaba hayatı devam ettiren yörelilere ile nostaljik bir hava esiyor. Sanki el değmemiş çocukluğumuzdaki mahalle hayatı bozulmadan Beegama sokaklarında yaşamaya devam ediyor.

 

Rumlar döneminden kalma taş binaların arasında zamanın durduğu ancak mahalle hayatının devam ettiği Kale bölgesi, şirin mi şirin bir mahalle: çocuk, genç, anne, baba, dede, nine herkes içiçe, kapılar açık, çocuklar sokakta, kapı önünde teyzeler enginar, fasülye ayıklıyor, çorap üstü terlikleri ile komşuya gidip geliyor… sardunyalar, akşam sefaları çiçekleri ile bezenmiş mis kokan sokaklardan geçerek Domuz Meydanı olarak bilinen mahalle meydanına çıkın ve eskiden Rumların sosyalleşme yeri olan harika taş mimarideki Kafeneon Attalos binasında şimdi yer alan restoranda bir mola verin.

 

Atmaca Mahallesi ise cıvıl cıvıl çok renkli, çok sesli bir Roman mahellesi.

 

Bergama merkezde yer alan Osmanlı’lar döneminden kalma Arasta, çınarların altındaki bir avluda yer alan esnaf dükkanları ve çay bahçelerinden oluşan küçük bir çarşı bölgesi.  Nargile Kafe’de bir çay, veya böğürtlen suyu molası verebilirsiniz.

 

Çarşı’ya gitmişken canlı renklerde geometrik desenlerde kendine has ilmek dokuma tekniği ile yapılmış Bergama Halılarına bakabilirsiniz. Dokumacılık yörenin 15. yüzyıldan günümüze uzanan geleneği. Kız Bergama, Sarı Namazlık, Yağcıbedir, Holbein isimli dört farklı halı çeşidi mevcut. Kök boya ile renklendirilmiş, koku yapmayan özel bir dokuma tekniği ile işlenen ve üzerine bastıkça sürtünmeden ipeksi bir doku ve görünüm alan özel Kız Bergama en makbulü. Öyle değerliymiş ki dünyada halı koleksiyonerlerinin mutlaka sahip olmak istediği bir halı imiş.

 

Bugün Kızıl Avlu olarak anılan Sarepeion Tapınağı ise, toprağın kızıl renginden dolayı bu Kızıl ismini almış. Orijinal adını ise Mısır yeraltı tanrısı Serapis’ten alıyor. Serapis’e adanmış bu tapınak, Bergama Antik Kenti’nin yayıldığı bölgede günümüze dek ayakta kalabilmiş nadir yapılardan. MS. 2. yüzyılda Roma İmparatoru Hadrianus döneminde tapınak olarak inşa edilmiş, ardından 5. yüzyılda büyütülerek kiliseye dönüştürülmüş. Osmanlı’lar döneminde ise camiye dönüştürülen yapı hala cami olarak işlev görüyor.

 

İzmir Bergama Müzesi’nde ise Bergama Antik Kenti arkeoloji kazı çalışmaları sonucu elde edilen erken Tunç Dönemi’nden Bizans’a kadar uzanan zaman dilimine ait heykel, mozaik, çanak, kilim, el işi, dekorasyon eserleri sergileniyor.

 

 

Bergama’da iken sade bir esnaf lokantası atmosferindeki Çiçeksever Köfte’de Bergama köftesi yiyebilirsiniz. Piyaz ve kasap köftenin üstüne kaymaklı, cevizli, tahinli Kemalpaşa tatlısı harika gider.

 

Sarımsaklı, biberli, domates soslu, patlıcanlı kızartma yemeği Cığırtma’ya ekmeklerinizi bana bana yemek için adresler: Çığırtma Evi, Akropolis Restoran ve Bergama Sofrası.

 

90 yaşındaki Eşref Dede’nin Yenigün Kahvaltı Salonu ise menemenli, zeytinli, peynirli, ballı, kaymaklı kahvaltısı ile nostaljik bir lezzet durağı.

 

Yazıda bahsettiğmiz Kale Mahallesinde Domuz Meydanında Kafeneon Attalos, ve Arasta çarşı avlusunda Nargile Kafe de keyifli mola durakları.

 

 

Konaklamak için ise önerilerimiz, 200 yıllık yan yana iki Rum taş evinden güzel bir restorasyon ile tatlı bir butik otele dönüştürülmüş, terasından Akropolis’deki Demeter tapınağını, Kızıl Avlu’yu ve Bergama şehrini gören Hotel Hera ve yine tarihi cici bir tarihi taş binanın dönüşüm hikayesini yaşatan, bahçesi ve çardağı ile sevmli bir butik olel olan Les Pargamon Otel.

 

 

Zeynep Atılgan Boneval