AYVALIK ROTALARI 1: ESKİ AYVALIK, KEŞİFLERİ VE REHBERİ + ÇAMLIK, SARMISAKLI

AYVALIK KEŞİFLERİ VE ROTALARI
Eğer kışın, ilkbaharda veya sonbaharda, deniz mevsiminin başlamamış/bitmiş olduğu dönemde Ayvalık’ta iseniz, Ayvalık’ı kendinize merkez alarak günübirlik sürüş ve yürüyüş rotaları belirleyip Eski Ayvalık, Cunda, Madra Dağları, zeytinci köyleri ve Kozak Yaylası, Bergama gibi civar keşifleri yapabilirsiniz.  Bizce zaten Ayvalık’ın en güzel dönemleri bahalar ve kış. Yazın çok kalabalık oluyor Ayvalık ve civarı. Ancak eğer yaz aylarında Ayvalık’taysanız, ve deniz keyfi yapmak istiyorsanız Cunda’da kalmayı tercih edebilirsiniz.

Biz denizin kıyısında eski bir zeytinyağı fabrikasından butik otele dönüştürülen Sızma Han’ı kendimize merkez alıp, 5 günlük keşif gezileri yaparak hem müze ve anıtları gezdik, hem de harika lezzet ve şarap tadım, kahve, gün batımı gibi keyif molaları vererek rahatlıkla çevreyi keşfettik.

  1. Gün: ADIM ADIM ESKİ AYVALIK: http://www.yolculukterapisi.com/ayvalikrotalar1
  2. gün ÇAMLIK, KÜÇÜKKÖY, ALTINOVA, SARMISAKLI, BARDAVUT, ŞEYTAN SOFRASI: http://www.yolculukterapisi.com/ayvalikrotalar1
  3. gün AYVALIK ZEYTİN KÖYLERİ, KOZAK KÖYLERİ, MADRA DAĞLARI VE SEKİ BAĞLARI: http://www.yolculukterapisi.com/ayvalikrotalar2
  4. gün CUNDA KEŞİFLERİ: http://www.yolculukterapisi.com/cunda/ ve www.yolculukterapisi.com/cundarehber
  5. gün BERGAMA KEŞİFLERİ: www.yolculukterapisi.com/bergama 

Hangi mevsimde Ayvalık ve civarında olursanız olun mutlaka bir Pazar deneyimi yaşamanızı öneriyoruz. Eğer ziyaretleriniz Perşembe gününe denk geliyor ise Ayvalık’ta, Cumartesi gününe denk geliyor ise Cunda’da kurulan Pazar’ı sabahtan bir dolaşın. Otların en fazla çeşidi en tazesi Ayvalık civarında: izvinya (yabani kuşkonmaz), deniz fasülyesi, arap saçı (rezene), turp otu, ebegümeci, akkız (şevketi bostan kökleri), cibez, istifno, hindiba (radika), papule, hardal otu, deniz börülcesi, zaho, ısırgan otu, kuzu kulağı, muhliye, kazayağı. Bazılarının ismini ilk defa duyduğumuz bu yabani otun, kimileri taze bırakılarak, kimileri haşlanarak kimileri de kavrularak, yumurtalı izvinya, ahtapotlu akkız, supyalı arapsaçı, kıymalı ebegümeci gibi yemeklere dönüşüyor. Her salatada sıcak ve soğuk mezede, deniz mahsulünde ve et yemeğine mutlaka birisi lezzetini katıyor. Kimileri mevsiminde, kimileri yıl boyunca bulunabilen bu otların, gelinlik kız gibi demetlenerek sergilendiği Ayvalık Pazarları, adeta birer aromatik geçit töreni yaşatıyor.

 

 

 

Ayvalık’a İstanbul’dan Subaru’muz ile 5 saatlik rahat bir yolculuktan sonra, denizin kıyısındaki harika otelimiz Sızma Han’a yerleştik (Bizim için Ayvalık keşiflerimizin en özel ve kıymetlisi olan Sızma Han’a Ayvalık Otelleri yazımızda detaylı olarak yer verdik www.yolculukterapisi.com/ayvalikoteller)

Ardından ver elini eski Ayvalık, kendimizi tarihi evler ile bezenmiş sokaklara bıraktık.

Ayvalık’ın kara tarafındaki İsmet Paşa Mahallesinde doğru girip, Ayvalığın en güzel taş Rum evlerinin yer aldığı bir Cumhuriyet, İsmet Paşa ve Maraşal Fevzi Çakmak caddelerini bir ileri bir geri yürüyerek dolaşırken harika bir keşfimiz oldu: La Maison de Barbara. Burası bir sanat evi. Eski bir deri yıkama atölyesinden kalma tarihi bina, Şerif Kaynar tarafından satın alınıp, mimar Fırat Aykaç ve tasarımcı Tulya Madra tarafından çelik konstrüksüyon, beton, sarımsak taşı ve zeytin ağacı kullanılarak, 13 metre tavan yüksekliğinde muhteşem bir sanat evine dönüştürülmüş. Şerif Kaynar’ın hayranı olduğu 1930-1997 yılları arasında yaşamış Fransız piyanist şarkıcı Barbara’ya adanmış bu mekan, farklı sanatçılara bir süre çalışma ve yaşama alanı olarak ev sahipliği yapıyor.  Yerli ve uluslararası tüm disiplinlerdeki sanatçılara, yazarlara, müzisyenlere, akademisyenlere, kuratörlere ve kreatif kişilere açık olan bu ‘Residency’ programı kapsamında seçici komite tarafından seçilen sanatçılar, 3 Katlı 80m2’lik ana bina, 35m2’lik avlu ve 30m2’lik stüdyo alanında, 5 hafta ile 16 hafta arasında konaklayıp sanat çalışmaları gerçekleştiriyor, ve kendi eserlerinin yanı sıra evden ayrılmadan Barbara temalı bir eser bırakıyorlar. Bu güne kadar Barbara Fuat Çağatay, Seçil Erel, Mahmut Celayır, Aslı Kutluay, Barış Sarıbaş, Larissa Araz’a ev sahipliği yapmış.  (Mareşal Fevzi Çakmak Caddesi No.162)

Ufacık bir meydanda kahve molası vermek isterseniz adresiniz Kvcii Coffee House. Yine tarihi tek katlı bir Rum taş binasının restorasyonu olan bu keyifli kahve evinde kahvenizi yudumlarken, kavanoz’un kısaltması Kvnz isimli özel tatlılarını da deneyebilirsiniz. İster minik meydana bakan masalarında isterseniz de seyahatlerden toplanmış özel objelerle süslenmiş taş duvarları arasında, Kolombiya kahveleri ağırlıklı nefis kahve çeşitlerini içip, yine buranın özel tatlarından olan İspanyol cheesecake’in de tadına bakabilirsiniz ( Cumhuriyet Cad. 4. Sok. No:1).

Köşesinde yer alan Şimdi Rum Meyhanesi de günlük taze mezeleri ve deniz mahsülü ağırlıklı lezzetleri ile keyifli bir akşam yemeği durağı.

Diğer çaprazında yer alan Gazozcu Faik’in eski bakkal görünümlü dükkanına bir göz atmayı ihmal etmeyin. Her yerinden farklı birşey sarkan hırdavatçı gibi gözüken dükkanın sahibi Faik, gerçekten nüktedan bir şair. Ürünlerin üzerindeki yazıları okursanız anlayacaksınız. Ayvalık için yazdığı şiiri sorun kendisine, göstersin, nasıl bir Ayvalık gönüllüsü olduğunu anladığınızda gözleriniz dolacak.

Ardından rota Taksiyarhis Kilisesi Anıt Müzesi. Rumca ‘Baş Melek’ anlamına gelen Taksiyarhis Ayvalık’ın ilk ve en eski kilisesi. Taş duvar ve ahşap sütunlu dış yapısı çok mütevazi olsa da, neo-klasik stilde zarif ve ihtişamlı iç mekanı ve Hz. İsa’nın yaşam hikayesinin anlatıldığı ikonaları oldukça etkileyici. Kilise ilk olarak 15. yy.’da küçük bir kilise olarak inşa edilmiş. 16.yy sonu ile 17.yy başında bir Rum yerleşkesi olarak Ayvalık epey gelişince, kilise 1753 yılında büyütülmüş. 1844 yılında ise yeniden inşa edilmiş. Ancak birçok deprem geçirmiş olduğun için ilk döneminden geriye eser kalmamış.

Bemanın üzerindeki Pavlus ve Petrus’un binanın tanrıya sunumu freskosu ve güney bahçe girişinin üzerindeki 1753 tarihli kitabe, 2. dönemden kalma eserler. Girişin üzerinde yer alan 1844 tarihli kitabe ise kilisenin 3. dönemine ait. Kilise Kurtuluş Savaşından sonra tekel deposu olarak kullanılmış, 2012 yılında Kültür ve Turizm Bakanlığı tarafından restorasyonu tamamlanmış ve 2013 yılında müze olarak faaliyete geçmiş.

Ayvalık’ta bugün camii olarak işlev gören iki görkemli kilise binası daha var. İlki Saatli Cami. Ayvalık’ın ekonomik olarak en güçlü olduğu dönemlerde 1870 yılında Agios Yannis Kilisesi olarak Rumlar tarafından inşa edilmiş. 1928 yılında mübadele sonrası camiye çevrilip içindeki Hristiyanlık dinine ait freskolar silinmiş. İhtişamlı yapının yüksekliği 24 metre, saatin yer aldığı çan kulesinin yüksekliği 24 metre, ve sonradan eklenen minarenin yüksekliği ise 44 metre. Bahçesindeki çamlar ve çınarların arasında upuzun yükselen çan kulesi ve minare görkemli bir görüntü sergiliyor.

Diğeri ise Çınarlı Camii. Hamdibey Mahallesi’nde doğru ilerlediğinizde Alibey caddesinde yer alan kilise, yine Ayvalık halkının ekonomik ve siyasal yönden en güçlü olduğu dönem olan özerklik döneminde inşa edilmiş ve 1790’lı yıllarda tamamlanmış. 3 dönümlük bir bahçede 600 metrekarelik bir alana Yunan Haçı şeklinde 30 metre yüksekliğinde inşaa edilen kilise gerçekten kocaman ve ihtişamlı bir görüntü sergiliyor. Kilise 1923 yılında camiye çevrilince müezzin mahfili ve mihrap eklenmiş.

Ardından bir Alibey Caddesinin sonuna kadar ilerleyip, meydanda yer alan Şeytanın Kahvesi’nde bir kahve veya koruk suyu içmek için mola verebilirsiniz. Şeytanın kahvesinin isminin bir hikayesi var: Halil sevimli ve hareketli bir çocuktur, çocuk aklı ile Rum kadınlar çalı ateşinde gözleme pişirirken onlara küçük küçük taşlar atar, ama duvarın arkasından attığı için kimse onu göremez. Kadınlar sonunda taşın nereden geldiğini keşfeder ve Şeytan Halil diye çağırmaya başlarlar. Mübadele’den 45 gün önce Ayvalık’a gelen ilk Türk mübadillerden olan Halil bu kahveyi açar. Vefatından sonra çocukları ve torunları kahveyi devam ettirir. (13 Nisan Cd. No:2)

 

Hemen yanı başı komuşusu olan Çöp Madam’a mutlaka uğrayın. Ayvalık’a gönül vermiş Kanadalı bir sanatçı olan Tara Hanım’ın başlattığı bu sosyal dayanışma girişimi 10. yılını tamamlıyor. Hiç çalışmayan ve kazancı olmayan Ayvalık’lı kadınlara hem bir meşgale hem de bir gelir sağlayan bu girişimin prensibi şöyle işliyor: Ayvalıklı ev hanımları zaman zaman evlerinde veya atölyede, kumaşlar, cips kağıtları, gazoz kapakları, yem torbaları, un çuvalları gibi geri dönüşüm atıklarını değerlendirerek, çeşit çeşit dekoratif objeler üretiyor ve her ürüne kimin el emeği ise onun ismi konuyor, geliri de o kişiye aylık olarak veriliyor.

Bu sayede hem çalışmayan kadınlar ekonomik bir özgürlük kazanıyor, hem de yerel halkın gelen turist ile sadece anlık değil el emeği göz nuru ekolojik hatıralık bir bağı da kurulmuş oluyor. (13 Nisan Cd. No:2)

Bu meydanda iki çok keyifili adres daha var: Ayvalık’ın ilk sanat kırtasiyesi ve atölyesi olan Arkipel ve keçeden el yapımı kıyfetler ve aksesuarlar yaratan Keche Evi. Resim, çizim, seramik gibi uğraşları olanların istediği herşeyi bulabileceği Arkipel’de nefis çocuk kitapları da satılıyor, ve dönem dönem sanat atölyeleri düzenleniyor.

Eğer kahve ve tatlı molanızı daha ileride vermek isterseniz Ayvalık’ın en karakterli ve tatlı kafelerinden birisi olan Pino’ya uğrayabilirsiniz. Kendinizi evde gibi hissedeceğiniz bu sevimli mekanda küçük bir kütüphane ve karşısında rahatça kitap okuyabileceğiniz yastıklarla dolu bir oturma köşesi de yer alıyor, sakin ve huzurlu atmosferi çok keyifli. Ev yapımı makarnaları, kişleri, ekmekleri, mevsimlik karadut suyu, koruk suyu ve erik suyu, erikli cheesecake ve çikolatalı mus gibi lezzetleri çok seviliyor. Kahvaltısı için gideni de çok. (13 Nisan Cad. No 27 3.sokak)

Tekrar kendinizi sokaklara vurup, 13 Nisan Caddesi üzerinde ve onu kesen caddelerdeki harika Rum evlerini seyrederek ilerleyip, Merkez Hastane Caddesinden 9. Sokağa inip, yeni restore edilen Ayazma Kilisesini görün. Ayazma, Kemal Paşa Mahallesinde binalar arasında kaybolmuş olan bu tarihi bina, muhteşem bir restorasyon geçirerek Mart 2018’de müze olarak açıldı. İçindeki su kaynağı kutsal ve şifalı kabul edildiğinden Ayazma veya Faneromeni Kilisesi diye anılan kilisenin girişindeki alınlıkta 1890 tarihi yazıyor. Sarımsak taşından Neo-klasik üslüpta inşaa edilmiş kilise, girişindeki Korint tipi dört adet sütunun üzerindeki arşitrav ve üçgen alınlık ile yunan tapınaklarını andırıyor. Zaman içerisinde kilise, zeytinyağı fabrıkası, tütün deposu gibi değişik amaçlarla kullanılan kiliseye, asma kat niteliğinde bir kat eklenmiş. Beşik çatı ile örtülmüş ve çatının kare bölümlerinin her birinin ortasına alçıdan çiçek kabartmaları yerleştirilmiş. Şimdi çok güzel bir restorasyondan geçerek hem ziyarete açılmış hem de konser ve sergi gibi etkinliklere ev sahipliği yapıyor.

Ayazmadan sonra Barbaros Caddesi üzerinden geri dönüp, Macaron Mahallesini keşfedin. Türkçe karşılığı Mercanköşk anlamına gelen Latince Marjoram kelimesinden türetilmiş kekik ailesinden bir bitki türü, Rumcada Macaron haline dönüşmüş. Bu mahallede vakti zamanında çok yetiştirildiğinden mahalleye Macaron deniliyor. Ayrıca Girit Mübadilleri tarafından bu bitkiye (kahveye de konulduğu için) ‘‘Kahve kokusu” da denilirmiş. Ayvalık’ın en eski bölgelerinden biri olan Macaron, 100-150 yıllık Neo-Klasik üslupta Sarımsak taşından yapılmış tarihi taş evleri ve dar sokaklarıyla geçmişin izlerini hala yaşatan bir mahalle.  Çocukluğumun yazlarının geçtiği, rahmetli babaanne ve dedemin eski Rum evinin olduğu mahalle de burası.

Macaron’un tarihi kahveleri olan Mor Salkım veya Çamlı Kahve’de bir kahve molası veya Macaron Muhallebicisi’nde bir tatlı molası verebilirsiniz.  (Barbaros Cd. 15. Sk.)

Barbaros caddesi üzerinde ilerlediğinizde Macaron Konağı’na ulaşacaksınız. Ayvalık’ın eski günlerini canlandıran bu nefis konak, bizim eski  aile evimizin bulunduğu sokağın da başında yer alıyor. 2014’de burayı gezmiş babacığımın sözleri ile ‘doğduğum sokaktaki bir evin bu kadar güzel restore edilip bir konuk evine çevrileceği, konağınızı gezinceye kadar aklımın ucundan bile geçmezdi’.

Macaron Konağının içinde yeni açılan Artizan Bakkal‘da ekşi mayalı ekmek, kurabiye gibi ev yapımı ürünler, mercan köşklü sepet peyniri, zeytinyağı ve zeytin, bahçe meyvesi ve reçelleri bulabilirsiniz. Bu lezzetleri satın alabilir ya da keyifli bahçesinde tadına bakabilirsiniz.

 

Arzu ederseniz Barbaros Caddesi üzerinde Ayvalık el sanatları duraklarını, seramik ve ahşap atölyelerini ve sahaflarını keşfedebilirsiniz: Babu Tasarım’da ahşap ve vitray, Atölye Latif’te seramik ve terracotta,  Zeusstones’da el boyama taş ve takı, Atölye Mavice’de el boyama deniz kabukları, Ece’nin Sepeti’nde ev yapımı el tekstilleri, İspanyo’un Atölyesi’nde seramik ve ev dekorasyon objeleri,  Tavanarası’nda antika ve cam altı ürünler, Eski’z Sahaf’da eski kitaplar ve vintage eşyalar, Atölye Zilli’de seramik uygulamaları, Elif Boncuk’ta takılar, Gülen Odun’da ağaç işleri, Şura Çamurlu Düşler Atölyesi’nde seramik ve çiniler, Tüvit Nostaljik Elbise Dükkan’da 2. El elbise ve çantalar bulabilirsiniz.

Şimdi biraz antikalara göz atma zamanı. Barabros Caddesi 9. Sokaktaki ‘Antikacılar Sokağı’nda yer alan Antiklopedi, Çingene Antik, 1903 Antik ve Cafe S gibi dükkanlarda Eski Rum evlerinden çıkan ahşap, cam, demir mobilya, sehpa, kapı ve objeleri bulabilirsiniz. Cafe’s ayrıca nefis bir lezzet durağı. Otlu Balık Mücveri, Zeytinyağlı taze bakla-domatesli zeytinyağlı biber kavurma, bol soğanlı pazı kavurma, Kaz ayağı, Kereviz Salatası, Pırasalı Arnavut böreği-Fellah Köftesi-Fava-Alman usulü patates salatası-Zeytinyağlı bal kabağı ve Gömlek pilavı(Ciğer sarma) gibi enfes yerel lezzetleri ve de yemek atölyeleri ile Ayvalık’ın çok özgün ve değerli bir adresi (Barbaros Caddesi 5.sokak No:11). Canınız tatlı çekti ise cicili bicili şirin bir kafe olan Cafe Caramel’in ünlü irmik tatlısının tadına bakabilirsiniz. Hem antikacı hem de birbirinden lezzetli tatlıların bulunduğu bir kafe olan Cafe Caramel, adeta mavi bir masal dünyası gibi. Orman meyveli irmik tatlısı, profiterol, mozaik pasta ve şeker hamuru pastaları buranın en sevilen lezzetleri. Hayvansever Cafe Caramel’in sevimli köpeği Behzat ile tanışın mutlaka. (Barbaros Caddesi 9. Sokak)

Ardından sanata, tasarıma ve eğitime destek derneği olan Destek Tasarım Akademisi’ne uğrayın. Film gösterimleri, resim, heykel ve fotoğraf sergileri, müzik dinletileri, söyleşi ve atölyelerin gerçekleştiği, sanatçıların eserlerini bağışladığı koleksiyonun satıldığı ve derneğin işletmesi olan Kafedemia isimli kahve evinden elde edilen gelirlerin derneği desteklediği bu mekan, kültür ve sanata destek olmanız için biçilmiş bir kaftan. (Barbaros Cad. 46-48) Yanı başındaki sokakta yer alan Sanat Fabrikası Tiyatrosu’nda ise tiyatro ve dans gösterimleri gerçekleşiyor. (Barbaros Cd. 4. Sk. No:2)

Sanat Fabrikasının hemen karşısında yer alan Alpimona’da Aygen Köse’nin yastıkları, el yapımı bez bebekleri ve Füsun Aydınlık’ın el boyama taş ve taş takılarına bir göz atın mutlaka.

Şimdi Ayvalık’ın köklü lezzet esnafının ve duraklarının bulunduğu trafiğe kapalı Talatpaşa Caddesi’ne girin.

Acıktıysanız bir çeşit çeşit çorbaları, börülce, bamya, kabak çiçeği dolması gibi taze günlük zeytinyağlıları ve ev yemekleri inanılmaz lezzetli esnaf lokantası Paşa Çorba’da bir mola verin. (Talatpaşa Cad. No:14)

Eğer lor tatlısı almak istiyorsanız adresiniz ya Güler Tatlıhanesi ya da İmren Pastanesi. 1946’dan beri lor tatlısı ve lor kurabiye dendiğinde akla gelen ilk yerlerden birisi ve ailemizin lor tatlısı durağı Güler Tatlıhanesi. En önemli özelliklerinden biri kurabiyelerde karbonat yerine kül suyu, şeker yerine ise üzüm suyu kullanmaları. Midilli Adası’ndan getirdikleri sakız da kurabiyelerine lezzet katıyor. Ayrıca tuzlu ile tatlıyı nefis bir şekilde harmanlayan şerbetli böreklerinin de tadına bakı (Talatpaşa Cd. No:34) Başka bir favori lor tatlısı durağı ise İmren Pastanesi. Günlük tazecik yapılan lor tatlısını yazları sakızlı dondurma ile servis ediyorlar ve Ayvalık’ta sakızlı dondurmayı ilk kez yapan yer burası. Damla sakızlı kurabiyeleri de harika. (Talatpaşa Cd. No:45)

Zeytin, taze lor, süzme yoğurt, Ayvalık sepet peyniri, kelle peyniri, isli peynir gibi mandıra ürünleri, enginar, sabun ve çam fıstığı alışveriş için ise adres Sarıbaş Mandıra (Fevzipaşa cad. bedesten ici no:15/16)

 

Zeytinyağı alışverişiniz için ise adresiniz Süner Pasajı girişindeki Kürşat. Girit’te Ayorya köyünde uzun yıllar zeytincilik ve zeytinyağcılık ile uğraşmış, Sardunya adasından getirdikleri özel toprak ile yaptıkları sarnıçlarda beklettikleri zeytinyağları Avrupa’nın birçok yerine ihraç etmiş bu zeytinci aile, 1923’de mübadele ile Ayvalık’a yerleşmesi ve 1931’de eski aile geleneklerini devam ettirmek üzere fabrikasını kurmuş. Kuşaklardır devam eden bu özen ve titizliğin ürünü olan zeytinyağları gerçekten çok lezzetli. Her birinin farklı bir hikayesi olan sabunları da harika, Dükkanda ayrıca seramik sofra ve mutfak elemanları, ahşap ürünler, ev tekstil ürünleri de var.(Gümrük Caddesi, Süner Pasajı Girişi)

Şimdi istikamet muhteşem porselen tasarımları ile gönüllerimizi ve sofralarımızı fetheden Santimetre. Tulya Madra ve Fırat Aykaç tarafından kurulan Santimetre’de her biri muhteşem renklerde ve tasarımlarda, nevi şahsına münhasır gündelik kullanıma uygun kahve bardaklarından sütlüklere, kaselerden kupalara, tabaktan sürahiye, harika porselen ürünler var. Az ama öz üretmeyi tercih eden, bu sebeple de ufak adımlarla öğrenerek büyümeyi sembolize eden Santimetre ismini almış. Eskilerden esintiler taşıyan tasarımları ile hikayesi olan objeler yaratıyorlar. Mesela sapı zeytin ağacı dalından oluşan kahve cezvesinin hikayesi mart ayı ve sonrasında yapılan zeytin ağacı budamalarından elde edilen birçok zeytin ağacı dalının yakılmaya terk edilmesine isyanlarından çıkıyor.  Bu yaratıcı koleksiyonda bakır cezvelerden plastik kaplara, cam bardaklardan metal içki mataralarına, gümüş tepsilerden emaye ibriklere kadar geniş bir yelpazeye uzanan mutfak ürünlerini porselen olarak ve çeşitli renk seçenekleriyle bulabiliyorsunuz. (Talat Paşa Cad. Eminzade İşhanı no: 52/2)

Santimetre’nin yanı başında yer alan N.Ç. ahşap torna atölyesi ise nefis ahşap işler bulabileceğiniz bir adres. Talat Paşa Cad. no: 52/A

 

Şimdi adres Ayvalık’ın en önemli ve değerli kültür durağı Ayvalık Uluslararası Müzik Akademisi. Kısaca AIMA olarak bilinen bina, 1988 yılından bu yana üst düzey müzik eğitimi veriyor. Yerli ve yabancı müzik öğretmenleri tarafından verilen müzik uzmanlık kursları ve ustalık programları düzenliyor. AIMA ustalık eğitimi yanında Ayvalık yöresindeki genç müzik meraklılarının keman, piyano gibi müzik aletlerini çalmayı öğrenmelerini de sağlıyor. Tınçay ve Haluk Barutçuoğlu’nun, müzik okulu olarak kullanılmak şartı ile Dr. Nejat Eczacıbaşı Vakfı’na bağışladığı deniz kenarında bahçe içindeki 3 katlı eski Rum evi, değerli Türk yazarımız Sabahattin Ali’nin kızı Prof. Filiz Ali’nin önderliğinde programlarını yürüten ve bağışlar ile yaşayan bir akademi. Keman ve piyano seslerinin eksik olmadığı bina yazları Taksiyarhis Kilisesi ile birlikte Klasik Müzik Festivali kapsamındaki konserlere de ev sahipliği yapıyor. Biz AIMA’da Nisan ayında, kemanda Nilgün Yüksel ve piyanoda Barış Büyükyıldırım’I dinleme şansına eriştiğimiz nefis bir bahar konserine denk geldik. Hem konser hem de konser sonrasında, Sızma Han Hande Solakoğlu’nun elinden çıkan atıştırmalık lezzetler ve Ma’adra Şarapları ikramları eşliğinde Ayvalık’a gönül vermis sanatseverler ile sohbet etmek çok keyifli idi.

Ayvalık’ta yakip edilesi ve destek olunası başka bir örnek proje ise, Ayvalık’ın ücra mahallelerinde ve uzak köylerinde, maddi imkanları ve eğitim alma şansı düşük çocukların, çekirdekten sanat ile tanışması ve yetişmesini amaçlayan Zeytin Çekirdekleri Sosyal Sorumluluk Programı. 2014’den bu yana, Ayvalık Belediyesi’nin de desteğini alarak, kırsal ve kentsel mahallelerden Ayvalık’a bağlı toplam 35 okuldan 1800 çocuğa ulaşarak, karşılıksız sanat eğitimi olanağı sağlamış. Program desteği ile keman, viyola çello, flüt, piyano enstrümanları çalmayı öğrenen, yaşları 8 ila 15 yaş arası 47 çocuktan oluşan Zeytin Çekirdekleri Orkestrası ve 100 çocuktan fazla katılımcısı bulunan 3 farklı Zeytin Çekirdekleri Korosu, Ayvalık, Bergama, İstanbul, Ankara, İzmir ve hatta Paris’te bugüne kadar 30’dan fazla konser vermiş. Zeytin Çekirdekleri çocuklarının kültürel eğitimleri yapılan bağışlar, gönüllülük ve imece temelinde ilerlemiş. Orkestra ve Koronun eğitimi ise gönüllü akademisyenler, sanatçılar, eğitmenler ve üniversite öğrencileri tarafından gerçekleştiriliyor. Pegasus Havayollarının ulaşım sponsoru olduğu program, belediyenin ve gönüllülerin destekleri ile gelişip büyüyor. Bağış yapmak isteyenler derneğe www.zeytincekirdekleri.org adresinden ulaşabilir. Zeytin Çekirdekleri projesinin yaratıcısı Mehmet Yasemin, Proje Koordinatörü Gül Gürsoy, ve şu andaki dernek başkanı Zehra Kundak tarafından, ‘iyi birey iyi toplum; mutlu birey mutlu toplum’ yaratabilmek için müziğin gücüne olan inanç ile başlatılan program, zaman içerisinde hem çocukların hem de ailelerinin aktif katılımını sağlayan ‘dayanışma ve paylaşım merkezleri’ yaratarak, Ayvalık civarında sanata duyarlı bir toplum gelişmesine katkıda bulunuyor. Müzik ile tanışma şansı bulamasa belki de heba olacak çocuk ve gençlerin, sanat ile içiçe büyümesi ve kendilerine bir gelecek yaratabilmesini mümkün kılan bu proje hakkında biraz daha detaylı bilgiye sahip olmak için şu belgeseli izlemenizi tavsiye ediyoruz: https://m.youtube.com/watch?v=CmQmH_H4HI4

Arzu ederseniz bir kahve için Midi Café Ayvalık’a uğrayabilirsiniz. Nefis ev yapımı kişler, tartlar, harika kahve eşliğinde. Ayrıca ev yapımı doğal nutella’da alabilirsiniz kavanoz ile (Cumhuriyet Cd. No: 178)

Son olarak da Sezai Ömer Madra Tarihi Zeytinyağ ve Sabun Fabrikası’nı dışardan görmenizi öneriyoruz. Kuşaklardır zeytinyağı üretimi ve ticareti ile uğraşan Madra Ailesinin dedeleri Sezai Ömer Bey 1919 yılında Midilli adasından Ayvalık’a gelip deniz kıyısındaki yağ ve sabun fabrikasını kurmuş. Şimdi içerisi boş olan bu görkemli bina, zamanında zeytinyağı ve sabun fabrikaları ile dolu olan Sakarya mahallesini gözünüzde canlandırmanız için ideal bir örnek.

Artık Bir kadeh Ma’adra şarabı eşliğinde enfes bir gün batımı izlemek için Sızma Han Otele dönmek için doğru zaman. Göl gibi denizin karşı kıyısındaki tepelerine batan güneş, gökyüzünde ve denizin üzerinde sergilediği muhteşem ışık oyunları ile her akşam farklı bir şaheser tablo sunuyor.

Bu kadar yürüyüş ve yorgunluğun üzerine akşam yemeğini yemek için en güzel adres Sızma Han’ın restoranı. Denizin yanı başında yemek yediğiniz restoranın sunduğu lezzetler köklerini Ayvalık mutfak kültüründen alan ‘yeni nesil’ bir anlayışın eseri. Ve yemek konusunda gerçekten iddalılar. Ne de olsa mutfak Ayvalık’ın en rafine mutfaklarından birisi olan Hane’nin kurucusu Hande Solakoğlu’na emanet. Kendisi tarih akademisyeni olan Hande Osmanlı, Türk ve Ege mutfaklarında adeta bir tarihçi ve arkeolog gibi çalışıp, köklerimize dair lezzetleri bir bir kazıyarak çıkarıp, onları yeniden yorumlayarak sunmak da usta. Uzun yıllar Avrupa’da İsviçre ve Fransa’da yaşamış olan Hande’nin yemeklerinde Fransız sos geleneğinden izler de görüyorsunuz. Sızma Han’ın aslında sabit bir menüsü yok, Hande her gün mevsimine taze taze ne bulunursa onu pişirmek, günlük sürprizler sunabilmek istiyor. Burada yiyeceğiniz, mutfakta pişen, yemeklere katılan herşey yerel: küçük aile tipi mandıralardan aldıkları tereyağ ve süt ürünleri, tahinler, köylü teyzelerin topladıkları otlar… Mevsimine denk geldiğinizde rezene veya izvinya çorbası, tadına bakabilirsiniz. Bizim şansımıza bakla favası, zerdeçallı badalan fasulyesi favası, girit ezmesi (aslında 6 peynirli, erik kurulu, limon kabuklu, jalapenolu bu karışım baharlı peynir ezmesi olarak adlandırılsa daha iyi çünkü bugüne kadar yediğimiz hiçbir girit ezmesine benzemiyordu ve en güzeli idi) , kılıç carpaccio, fırın pancar, topik, taze mevsimlik yöre ot salatası, uykuluk, kendi suyunda buharda pişmiş enginar, sote izvinya ve kuzu göbeği mantarı düştü. Yediğimiz herşey gerçekten ustalık sergileyen mükemmel lezzetler idi. Hayatımda hiç uykuluk sevmeyen birisi olarak kaz ciğerini andıran bu uykuluk gerçek bir maharet ürünü idi. Kuzu göbeği mantarı ise tadına doyum olmayacak bir kıvamda ve lezzette idi. En son yemeğimizi taçlandıran Tükenmez ise şaşırtıcı güzellikte bir içecek. Prosecco kıvamında bize ait bir gazlı içecek fikri ile araştırmalar yapan Hande, Osmanlı döneminden bir fermente muşmula içeceği tarifi bulup hayata geçirmiş. Ve gerçekten nefis bir köpüklü gazlı içecek ortaya çıkmış..

Fonda tatlı tatlı Leman Sam, Birsen Tezer gibi caz esintileri dinlediğiniz Sızma Han restoranda ayrca kırlangıç ile balık çorbası, isli kalamar gibi deniz mahsüllerinin, deniz mahsüllü risotto, şarap soslu kaburga, 3 gün dinlendirilmiş ayva tatlısı, şarap soslu armut gibi harika lezzetlerin tadına bakabilirsiniz. Tabii bir de Ahmet Kaptan’ın akşam tazecik tutup getirdiği istakoz, midye, kalamar, balık ne varsa onu hemen pişirip sofranıza koydukları sürpriz lezzetleri de var.

 

Yemek sonrası bir içki için ise Babu’ya uğrayabilirsiniz. Dünyayı gezmiş görmüş, zeytini ilk olarak işlemiş Ayvalıklı ressam Bülent Bey’in atölyesine o kadar çok gelen giden oluyormuş ki, sonunda mekanını Arts & Crafts Bar’a dönüştürmüş. Kendi tabloları duvarları süslüyor. Caz, blues ve rock ağırlıklı müzik çalan bar her gece 11:00’de açılıyor (Gümrük Cad. 2. Sok)

Arzu ederseniz Kraft Kokteyl Bar‘ın nefis biraları ve kokteyllerini tadabilir (İsmetpaşa Mahallesi, Atatürk Blv. 5. Sk. 29a)  ya da Leyla Gastro Pub’da denize nazır kokteyllerin tadına varabilir (Talatpaşa Cd. No: 7) veya Ayvalık Marina’nın yeni gözdesi olan Bloom Restaurant & Bar‘da bir içki içebilirsiniz. (Kemalpaşa Mah, Yat Limanı, Atatürk Blv. No: 61)

Diğer Restoran Önerilerimiz

  • Vegan, sağlıklı, organik ve temiz lezzet meraklısıysanız Ayvalık’ta işin uzmanı olan nefis bir lezzet durağı açıldı: Turfanda. Türkiye’nin en değerli şeflerinden birisi olan Defne Koryürek’in kızı Refika Kortun, İstanbul’da daha fazla karmaşa ve kaos içinde yaşamak istemediği için, yazını kışını çok sevdiği Ayvalık’a taşınmaya karar vermiş. Refika’nın Vegan ve temiz gıda sunmak için 2019’da açtığı Turfanda, soğan çorbası, turpotu, piyaz, frig salatası, enginarlı akkız, ot ve meze tabağı gibi mevsimine göre lezzetleri, elma tatin gibi tatlıları, kombuçya ve kvass gibi ev yapımı içecekleri, çay ve kahveleri bulabileceğiniz, pırıl pırıl taptaze bir kafe & restoran. Denize parallel Cumhuriyet Cad. üzerinde, tarihi bir binada yer alan restoranın üst katında deniz manzarası da var. Sahibesi Refika, sıcacık ekibindeki Etkin ve Onur ve de açık mutfağı gibi, burada herşey şeffaf, dürüst ve doğal. Karbon ayak izini azaltmak ve de yerel üreticiye destek olmak için. Paketli hiç bir gıda almıyorlar, kakao ve kahve dışında mutfaklarından çıkan her şey yerli mahsüller ile hazırlanıyor, hedefleri zamanla herşeyi geri dönüştürerek ‘sıfır atık’ bir işletmeye dönüşmek. Kendi sütlerini, bitter, tonik ve vermouth’larını kendileri yapıyorlar. Gerçekten Ayvalık’taki en nefis filtre kahve ve orjinal kokteyllerini bulabileceğiniz adres Turfanda.
  • Deniz Yıldızı: Eskiden Deniz Kestanesi olarak bilinen, İsmetpaşa Mahallesinde denizin hemen üzerinde Ayvalık’ın en köklü balıkçısını, 36 yıllık Ayvalıklı olan Hasan Atilla 2016’da devralmış ve ismini Deniz Yıldızı’na çevirmiş. Ayvalık otlarının ve yüzlerce yıllık mutfak geleneğinin hakkını veren en güzel deniz mahsülleri restoranı burası. Ortam bildiğimiz balıkçı ortamı, ancak lezzetler şahsına münhasır. En güzel saatleri gün batımı zamanı. Önündeki terasta oturduğunuzda, deniz ayaklarınızın altında, karşınızda Ayvalık adaları, güneşin gökte ve denizde sergilediği ışık oyunlarını izlerken her yemeğin tadına daha çok varabiliyorsunuz. Ayvalık’a özgü otlarla başlamak bir gelenek: Akkız (şevketi bostan), hindiba, zaho, yabani turp otu, deniz fasülyesi, girit ezmesi gibi salata ve mezelerin her biri enfes. Ara sıcaklar ise çeşit çeşit ve her biri tazecik hazırlanan, her lezzeti damaklarınızda şölen yaşayan cinsten: peynirli baharatlı fırın patlıcan, deniz mahsüllü gemici böreği, beğendili ahtapot, kremalı sübye kavurma, baharatlı ahtapot kavurma, lorlu patlıcanlı rum böreği, deniz mahsüllü erişte, karidesli mantı, kalamar ızgara. Zaten balığa yer kalmadı değil mi? O zaman Trakyadan getirttikleri özel peynir tatlısı, Ayvalık’ta Güler’den aldıkları lor tatlısı, ya da pekmez tahin helva ile bu lezzet şölenini taçlandırmak en iyisi. Biz neredeyse tüm bu saydıklarımızın tadına baktık (ne yazık ki, ancak pişman değiliz) ve hepsine bayıldık. Servis muhteşem. Hem sahibi Hasan Bey hem de tüm ekip özenle masanız ile ilgileniyori hem sohbet ediyor, hem de servisi hiç aksatmıyor. Kimse başınızda baykuş gibi de bekleyip tabakları önünüzden habire alıp, ‘şimdi ne getireyim?’ diye sürekli sormuyor, yemeğin tadına keyifle varabilmeniz için zaman tanıyor. Bizimle ilgilenen Feyyaz Bey, Urla Özbek Köyü’nde çok sevdiğimiz balıkçı Akın’ın Yerinden gelme idi, Urla-Alaçatı ile Ayvalık farkını epey konuştuk kendisi ile. Hem mutfak bilgisi, hem sohbeti hem de hizmet görgüsü ile kalbimizi fethetti. Fiyatlar da böyle özenli lezzetler ve hizmet için İstanbul ve Ege restoranlarına göre çok makul. Üst katında da kendilerine ait 3’ü deniz manzaralı 6 odalı bir pansiyon bulunuyor. (Karantina Sokak No:5)
  • Argos: Eski bir belgeselci olan Hamdi Abi İstanbul’un karmaşasından kaçıp Ayvalık’a huzur bulmaya gelmiş. Yazları AIMA’nın bahçesinde, kışları ise sokak içindeki ufacık mekanında müthiş lezzetler sunuyor. Deniz mahsülleri ağırlıklı taptaze ürünleri ile hazırladığı günlük yemekleri son derece leziz. (Gümrük Cd. 2. Sk. No:14)
  • Tamam Meyhane: Balık yerine canınız et, sakatat ve ciğer çektiyse o zaman adres Ayvalık’ın yenisi Tamam Meyhane. (Barbaros Cd., 9. Sk. No:7)
  • Tik Mustafa: Eskiden alkoliklerin mesken tuttuğu Tenekeciler sokağı, Tik Mustafa’nın Rakı + Balık + Meyhane konseptindeki lokantası sayesinde, bugün kadınlı erkekli Ayvalıklıların gözdesi. Mustafa’nın babası Sakarya mahallesindeki ünlü Tik Bakkaliye’sinin sahibi olduğu için Tik Mustafa adını alan lokanta, daracık bir sokak arasında asmaların altında salaş ve sade bir ortam sunuyor, ancak kara diken, deniz börülcesi, deniz fasülyesi, acılı girit ezme, sıcak ot tabağı gibi harika mezeleri var. (Cumhuriyet Cad. Sokak 1 Ara 1 No:6)
  • Şimdi Rum Meyhanesi: Beyza Hanım ve kızı Dilara ile birlikte Ayvalık’ın ilk kadın meyhanecileri. 12 çeşit yemekten oluşan fiks menüsündeki her bir lezzet gerçekten özel. Yazın minik meydandaki sokağa taşan meyhanede kimi akşamlar canlı sirtaki müzikleri çalınıyor. (İsmetpaşa Mahallesi, Cumhuriyet Cd. 3. Sk.)
  • (Şimdilik Hane Kapalı !) Bu sabah lezzetleri ve sunumları ile Ayvalık’ın en rafine lezzet durağı Hane’de güne başlamanızı öneriyoruz. Eskiden alt katı bir başhekim muayenehanesi üst katı ev olan tarihi bir Rum evinden dönüştürülen Hane, kurucuları akademisyen Hande Solakoğlu ve edebiyat, sanat ve gastronomi çevirmeni Birsel Uzma’nın entelektüel birikimine yaraşır şekilde 7000’den fazla kitabı raflarında sergileyen, halka açık bir kütüphanesi olan bir kitap & kafe. Sabit bir menüsü yok, her gün mevsimine taze taze ne bulunursa onu pişiriyorlar. Küçük aile tipi mandıralardan aldıkları tereyağ ve süt ürünleri, tahinler, köylü teyzelerin topladıkları otlar ile mutfakta pişen, yemeklere katılan herşey yerel. Fırından yeni çıkan harika tereyağı lezzetini koruyan kruvasan ve yanında erik marmeladı güne başlamak için muhteşem bir seçenek.  Başka neler mi var? Rezene çorbası, taze mevsimlik ot salataları, turtalar, izvinyalı (yabani kuşkonmaz) omlet, izvinyalı çorbaya koyuyor, guacomole, kırmızı meksika fasulyesi ve otlar ile servis edilen ev yapımı Takolar,  ekşi mayalı bagetlerin içinde dana kaburgadan hazırladıkları dana bacon ve dana dil ve kendi yaptıkları sucuklar,  fırında deniz levreği füme, el yapımı pizzalar… Perşembeleri ev yapımı lavaş içinde pekin ördeği, Cumartesi günleri ise ev yapımı ekmek içine hamburger günü. Kısacası tadına bakacağınız her lezzet yerel malzemeler ile el emeği ve gusto ile harmanlanıyor. Ara sıra akademik sebepler ile seyahat eden Hande ve Birsen’i bulamazsanız Hane’de merak etmeyin, mutfak sohbeti ve el mahareti usta olan şefleri Kürşat’a emanet. Sadece bir kafe değiller, Ayvalık’lı çocuklara lisan ve edebiyat dersleri vererek, yazarlar ile halka açık kitap imza günleri düzenleyerek, AIMA konserlerine nefis lezzetler hazırlayarak, Ayvalık’ın kültürel gelişimine destek oluyorlar. Sabah 7 – Akşam 7 arası açık mekan Pazartesileri ve yaz aylarında kapalı.  Bizce Hane’ye hem bir sabah hem de bir öğlen ayırmanıza değer. (13 nisan 17. Sokak)
  • Pino’nun salata, sandöviç ve tatlıları: Kendinizi evde gibi hissedeceğiniz bu sevimli mekanda küçük bir kütüphane ve karşısında rahatça kitap okuyabileceğiniz yastıklarla dolu bir oturma köşesi de yer alıyor, sakin ve huzurlu atmosferi çok keyifli. Ev yapımı makarnaları, kişleri, ekmekleri, mevsimlik karadut suyu, koruk suyu ve erik suyu, erikli cheesecake ve çikolatalı mus gibi lezzetleri çok seviliyor. Kahvaltısı için gideni de çok.
  • Tipota’nın ev yapımı makarnaları: Uğraş Salman açtığı Tipota, taze ev yapımı makarnaları ve İtalyan esintili Ege mutfağına ait günlük lezzetleri ile keyifli, rahat, samimi bir lezzet durağı.
  • Cafe’s nefis bir lezzet durağı. Otlu Balık Mücveri, Zeytinyağlı taze bakla-domatesli zeytinyağlı biber kavurma, bol soğanlı pazı kavurma, Kaz ayağı, Kereviz Salatası, Pırasalı Arnavut böreği-Fellah Köftesi-Fava-Alman usulü patates salatası-Zeytinyağlı bal kabağı ve Gömlek pilavı(Ciğer sarma) gibi enfes yerel lezzetleri ve de yemek atölyeleri ile Ayvalık’ın çok özgün ve değerli bir adresi (Barbaros Caddesi 5.sokak No:11).
  • Canınız tatlı çekti ise cicili bicili şirin bir kafe olan Cafe Caramel’in ünlü irmik tatlısının tadına bakabilirsiniz. Hem antikacı hem de birbirinden lezzetli tatlıların bulunduğu bir kafe olan Cafe Caramel, adeta mavi bir masal dünyası gibi. Orman meyveli irmik tatlısı, profiterol, mozaik pasta ve şeker hamuru pastaları buranın en sevilen lezzetleri. Hayvansever Cafe Caramel’in sevimli köpeği Behzat ile tanışın mutlaka. (Barbaros Caddesi 9. Sokak)
  • O Café ve Midi Kafe’nin bistro lezzetleri
  • Minta Bahçe’nin kahvaltı ve ev yapımı günlük lezzetleri
  • Antikahve’nin antika ve kitap eşliğinde günlük lezzetleri
  • Kafedemia (Destek Tasarım Akademisi) nın kahveleri

 

2.gün ÇAMLIK, KÜÇÜKKÖY, ALTINOVA, SARMISAKLI, BARDAVUT, ŞEYTAN SOFRASI

Arabanıza atlayıp deniz kıyısından Çamlık’a kadar uzanan İnönü Caddesinde, sahil boyunca dizilmiş, kendi özel bahçeleri içinde Ayvalık’ın en görkemli konak ve malikanelerini seyrederek ilerleyin. Aslında dev çamlar arasındaki bu konakların görüntüsü deniz kokusuna karışınca kendisinizi bir anda Büyükada’da sanıyorsunuz.

Ve Çamlık’a ulaştığınızda bir mola verin. Önce Kurtuluş savaşında Ayvalık’ta ilk kurşunun atıldığı Çamlık Tepesinde çamların arasında bir dolaşın. Hafif hafif esen meltemin yüzünüze vuran serinliğini, deniz kokusunu, balıkçı tekneleri ve kayıkları serpiştirilmiş göl gibi durgun koyu ve karşısındaki tımarhane adasının manzarasını içinize çekin. Rumların yaşadığı zamanlarda meyhanesi bol olan Ayvalık’ta, içkinin dozunu fazla kaçıranları, karşıdaki Tımarhane adasına götürüp bırakırlarmış. Sürekli ve sert esen rüzgarda akılları başlarına gelenler tekrar halkın arasına karışırlar; gelmeyenler de rüzgarın çıkardığı seslerle biraz daha oyalanırlarmış.

 

Bir tatlı molası için buraların meşhur dondurma ve tatlıcısı Çamlık Dondurmacısı’na uğrayın. Çocukluğumun lezzetleri olan sakızlı ve karadutlu dondurması, ve supanglesi gerçekten hala eski tadında. (İnönü Cd. No:221)

 

Herkesin ‘Yeni Alaçatı’ şeklinde dilindeki (ki sadece bu tanım bile tüyler ürpertici)  Küçükköy (Yeniçarahori) bizim için aslında bir hayal kırıklığı oldu. Rumlar’dan kalan taş evlerden oluşan küçük köy, mübadele dönemi sonrası kaderine terk edilmiş. Son dönemde şehirden gelen sanat ve entellektüel çevresinin restore ettiği taş binalar ile sanat köyüne dönüştürüleceği basında yer aldı. Ancak ruhu, kimliği, karakteri ve estetik bir güzelliğini hissedemedik.

Eğer at sevginiz var ise Ayvalık At Çiftliği’ne bir uğrayın. Tamamen gönüllü bir çiftlik olan yerde Hergele, Tarçın, Ursul gibi şahsına münhasır güzeller güzeli büyük atlar ve dünya tatlısı mini pony atları var. Okullarda okuyan çocuklara at sevgisi aşılamak ve ata binmeyi öğrenmelerini sağlamak isteyen at çiftliğinde yetişkinker de ata binebiliyor.

Antika merakınız var ise aracınız ile manzaraları izleyerek Altınova’daki Anadolu Bahçe’ye mutlaka uğrayın. Burası şehirlerde gördüğünüz tüm antikacıların ürünlerini aldığı yer. 1997’de İstanbul’da antikacılığa başlayan Aziz Bey, 2010’da Ayvalık’a taşımış işini. 21 yıldır adım adım Anadolu köylerini dolaşıp, eski evlerden çıkan ahşap, cam, bakır, mermer bulduğu her tarihi ve estetik mobilya, kapı, aksesuar, objeyi topluyor. Ne ararsanız burada var: cam damacanalar, sürahiler, şişeler, kavanozlar, karafşar, ahşap bardaklar, hamur tekneleri, dolaplar, sehpalar, kapılar, masalar, küpler, kovalar, vazolar, kaseler, aydınlatmalar ile zamanda kendinizi kaybettiğiniz bir harikalar diyarı adeta Anadolu Bahçe. Kendi ahşap atölyelerinde işleyip eskiyi yeni ile buluşturan tasarımlar da üretiyorlar.  (Altınova, Ayvalık – İzmir Karayolu 8.km)

Yaz olmadığı için deniz sezonu açılmamış olsa da biraz deniz havası ve kokusu alalım derseniz Sarmısaklı veya Bardavut plajlarına direksiyonu çevirebilirsiniz. Baharlarda şiddetli esen rüzgarlar zamanı dalgalı denizin ve bomboş kumsalın vahşi bir havası oluyor. Kumsalda yürüyüş yapmak insanın ruhunu özgürlük ve hafiflik hissi ile dolduruyor. Yazları iğne atsan yere düşmeyecek bu sahiller, baharlarda ve kışın bir avuç doğa sever ziyaretçisine kendini tamamen teslim ediyor. İsterseniz Sarmısaklı’da lokallerin sevdiği Taş Pide’de pide ve ev yemekleri yiyebilirsiniz. Ya da arzunuz gerçekten rafine lezzetler tatmak ise yazımızın başında anlata anlata bitiremediğimiz Hane’ye doğru sürün aracınızı!

Şimdi sıra bir Ayvalık geleneği olan Şeytan Sofrası’na çıkıp günü batırmakta.

Tam karşısında Midilli Adası ve yanlarda Ayvalık Adalar Tabiat Parkı’nın çamlar ile kaplanmış irili ufaklı adalarını kaptan köşkü gibi ayaklar altına  seren 360 derecelik manzarası ile Ayvalık’ın en meşhur seyir tepesi Şeytan sofrası.  Ancak bu ün günün neredeyse her saati, özellikle de akşamüzeri akın akın otobüsler ile gelen kalabalıklar anlamına da geliyor. Eskiden sadece bir büfeciğin bulunduğu gerisi bomboş olan tepe şimdi birçok seyir kafesi ile parsellenmiş durumda. Ancak yine de Şeytan Sofrası güneşin en güzel battığı yerlerden birisi. Peki neden ismi Şeytan Sofrası derseniz: Zamanında Ayvalık’ta yaşayan ismini Yunan Tanrıçasından alan Penelope adında bir Rum kızı, kilise kurallarını sorgulayarak, papaz ile ters düşer. Kilise de kendisine Şeytan lakabını takar. Penelope hayattan elini eteğini çekip tek başına bu tepeye yerleşir. Çok kurak geçen bir yıl, topraktan mahsül alamadığı için kıtlık ve açlık yaşayan halk, bu uğursuzluktan Penelope’yi sorumlu tutar, ve kaderin değişmesi için tepeye çıkıp onu öldürmeyi kararlaştırır. Ancak genç bir çoban haber verdiği için, Penelope halka güzel bir oyun hazırlar. Kuş sütünün eksik olmadığı muhteşem dev bir sofra kurar. Zaten aç olan halk sofrayı görünce Penelope’yi unutur, bu arada da Penelope kimseye görünmeden kaçıp kurtulur.

Şeytan Sofrasının başka bir hikayesi de var. Efsaneye göre Yunan mitolojisindeki tanrı Zeus’un süt annesi İda, Zeus’a zarar verir korkusuyla Şeytanı kovar. Üç ayaklı olduğuna inanılan Şeytan da kaçarken ayak izinin birini Kazdağı eteklerine, birini Midilli Adası’na, birini de Şeytan Sofrası’na bırakarak kaçar. Tepenin kuzey ucunda, dilek bağları ile renklenmiş demir parmaklıklarla çevrili dev bir ayak izi şeklinde bir çukur var. İşte bu efsaneye göre bu dev çukur Şeytan’ın ayak izi.

Bizim için Şeytan Sofrasının en büyük sürprizi yeni dostlarımız süt ve peynir oldu. 1.5 aylık rus finosu kardeşler bembeyaz birer tavşan gibi kucağımızda gün batımı izlediler. Biz de onların tatlılığı yumukluğu sayesinde kalabalıkları hiç farketmedik bile.

 

 

 

 

YOLCULUK TERAPİSİ AYVALIK & CUNDA YAZILARI

 

 

Zeynep Atılgan Boneval