AYVALIK

Ayvalık demek benim için baba memleketi demek. Çocukluğum demek… Yan yana dizilmiş zeytinyağ teneklerine dikili sardunyalar, küpeler, akşam sefalarının kırmızısı, pembesi, turuncusu, mis kokusu demek… Her daim güneşi hissettiğim upuzun yaz günlerini doya doya yaşamak demek…

Eski Ayvalık mahallelerinde taş Rum evleri arasındaki arnavut kaldırımlarda koşturmak, sokağa bakan pencerenin demir parmaklıklarına oturup bebeklerim ile oynarken geleni geçen mahalleliyi selamlamak, akşamüzerleri Çamlık’ta dondurma keyfinden sonra, dev çamların arasında saklambaç oynamak, gündüzleri dedemle zeytinlikleri gezmek, ya da sahile balık tutmaya gitmek ve sahil boyu yürüyüşler yapmak, yemek öncesi babaanneme bahçemizdeki baklaları, domates, salatalıkları toplayıp götürmek, lor tatlısı yapışını izlemek, hamur açıp fıstıklı kuru baklava yapmasına yardım etmek, pırıl pırıl kıyafetlerimizi giyip ailecek bayram kutlamaları sonrası kuzenlerim ile harçlıklarımızı kapıp bakkaldan çikolata almak, yüzümüzde mutlu gülümsemeler ile saatlerce oynamak demek, geceleri yer yatağımızda yatarken yanı başımızdaki camiiden gelen ezana ‘Anne amin amin’ diye uyanmak, ertesi gün Sarmısaklı’ya denize gitme hayalleri demek… Kısacası çocukluğumun özgürlüğü, heyecanı, mutluluğu demek…

Yıllar sonra bir baharda yeniden Ayvalık ile buluşmak, tüm bu anıların yeniden canlandırdı. Doğanın tüm cömertliğini sergileyerek uyandığı sokaklarda, çamlıklarda, zeyinliklerde dolaşmak yeniden beni çocukluğuma döndürdü, zaman zaman gözlerim dolarak, zaman zaman mutluluktan uçarak küçük Zeynep ile birlikte yürüyormuş gibi hissetim.

Tabii ki yaşla birlikte insanın ölçek kavramının nasıl değiştiğine yeniden şahit oldum Ayvalık’ta. Hani ilkokulda size devmiş gibi gelen sıralar ve sınıf, yetişkinken ziyaret ettiğinizde küçücük gelir ya, Ayvalık’ta da rahmetli babaannem ve dedemin kocaman evi, git git bitmez bahçesi şimdi ele avuca sığar, Sarmısaklı plajının macera gibi uzun yolu şimdi kısacık geldi. Çocukluk işte… Aslında küçük bedeninde, yaşadığı anların değeri ve anlamını devleştiren kocaman bir yüreği olduğu için her şey büyük geliyor sanırım… İnsanın çocukken coşkusu, mutluluğu, heyecanı da kocaman oluyor ve gördüklerine, yaşadıklarına yansıyor.

Ayvalık’ın aynı doğal, samimi ve naif ruhunu koruduğunu görmek ise bu buluşmanın en güzel armağanı oldu.

5 günlük Ayvalık – Cunda – Kozak – Bergama keşiflerimiz sırasında, denizin kıyısındaki dingin ve sıcacık otelimizde enfes gün batımlarına şahit olduk, harika lezzetler tattık, gerçekten özel insanlar tanıdık, özgün mekanlar gördük ve adanmışlık hikayeleri dinledik.

Ve gördük ki, hayatta hiçbir şey, denizin üzerinde güneşin yansımalarından, her yeri beyaza boyamış papatyalardan, veya pırlanta yürekli, samimi ve kalender insanlardan değerli değil…

Bahar’da Ayvalık tabii ki bir başka güzel. Doğa size zaman zaman çiçek denizleri veya dolu ile gelen bembeyaz battaniyeler gibi, hiç tahmin etmediğiniz sürprizler de sunabiliyor. Bizim için en güzel sürpriz, günlük güneşlik başlayan günümüzde, yavaş yavaş gelen bulutlar eşliğinde tırmandığımız Ma’adra Şarapevinde tadım yaparken başlayan dolu ile, 45 dakika sonra etrafın bembeyaz olması idi. Bu sayede sanki bağlar kar altındaymış gibi büyülü bir manzaraya şahit olduk. Bağyüzü köyüne gitmek üzere yola çıkmak üzere aracımıza gittiğimizde üzerinde 3-4 parmak bembeyaz kar varmış gibiydi.

Gelirken 17 derece olan hava sıcaklığı ise 3 dereceye düşüvermişti. Biriken dolular ile kaplı yollarda ilerlerken etraftaki köyleri, vadileri bembeyaz bir örtü altında seyretmek ayrı bir keyifti. Doğa ana bize aynı gün içinde iki farklı mevsimi yaşatmayı başardı.

Ayvalık doğa, tarih, kültür, sanat ve lezzet zenginliğinin iç içe geçmiş beraberliğinin yaşandığı, eşsiz güzellikte bir yer. Nefis hatıralar ile döndüğümüz tadı damağımızda kalan Ayvalık baharını bir de bizden dinleyin istedik…

Çamlar ile Deniz arasında bir nostalji: Ayvalık

Oksijen dolu mis gibi tertemiz hava, masmavi gökyüzünde şekilden şekle giren pamuk gibi bulutlar, güneşin yakmadan ısıtan, daha keskinleşmediği için her yeri yumuşacık aydınlatan nefis ışığı, aşağıda pırıl pırıl lacivert deniz, tepede yemyeşil dev çam ormanları, tarihi taş evlerin dizildiği labirent sokaklar, bahçelerde pembe ve beyaz çiçeklerle bezenmiş baharlar, eflatun erguvanlar, kapı önlerinde renk renk sardunyalar ve akşam sefaları, güneşe uzanmış kediler, ev önüne park etmiş traktörler, sokaklarda oynayan çocuklar, kapı önü sohbet eden komşular, gelen geçene selam veren nineler, kahvede dedeler… Yağmur sonrası taze toprak kokusu, denizin kıyısında kıyıya hafifçe vuran şıpır şıpır dalga sesi… Ayvalık gerçekten çamlar ile deniz arasında bir nostalji…

Kasaba dışına adımınızı atar atmaz etraf fıstık yeşili çimenlerin üzerine bir battaniye gibi örtülmüş beyaz papatyalar ve sarı çiğdemler… Gelincik, ıtır, ballıbaba, yaban gülleri, iğde çiçeklerinin renk cümbüşü… Rüzgarla denizden gelen yosun ve iyot kokusuna karışan kekik aromaları… Alabildiğine uzanan zeytinliklerin rüzgarla salınan gümüş yeşil yaprakları… Cunda yollarında mor çiçekler açmış yabani lavantalar, Kozak’a doğru çıktığınızda da dere tepe yükselip alçalan yollarda dev fıstık çamları… Yollarda gezinen inekler, koyunlar, otlayan atlar… Göletlerde toplanmış flamingolar… Buralar gerçekten baharda adeta bir doğa harikası.

Ada Ruhlu Ayvalık

Ayvalık’ta tam bir ada ruhu var. Herkes birbirini tanıyor, günde 5 kez karşılaşıp selamlaşıyor. Yöreliler kalender, geniş gönülllü, bol muhabbetli, samimi insanlar. Herkes güleryüzlü, yardımsever, dayanışmacı, misafirperver.  Ziyarete gelenlere yardımcı olmak için ellerinden geni yapıyorlar. Bir soruyorsunuz, bin işitiyorsunuz, ancak iyi anlamda. Yol mu tarif edilecek en detaylısı, bir anıt hakkında bilgi mi soruldu tarihinden hikayesine tam teşekküllü… Zeytincisinden sabuncusuna, tatlıcısından bakkalına, pazarcısından esnafına, mandırasından kahvesine, herkes yaptığı işi seviyor. Kuşaklardır devam eden baba mesleği, aynı mahallede aynı ev, aynı komşular, aynı kahveler, aynı deniz, aynı gökyüzü, bildikleri sevdikleri yaşamları bu. Hırslar, yapmacıklıklar, rant hesapları karışmamış, bulandırmamış masum kasaba yaşantısını.

Bir yörenin geçim kaynağı halkının sosyolojik ve psikolojik profilini tanımlar derler ya, kuşaklardır zeytinci olan Ayvalıklılar, zeytinin toprağa kök saldığı gibi köklenmişler memleketlerine.  Boşuna dememişler zeytin için yaşam ağacı diye, yaşamlarına ve topraklarına sahip çıkıyor Ayvalıklılar da, yabancılara sat, çık-git demiyorlar.

 

Görkemli Bir Tarih ve İhtişamlı Rum Evleri

Ayvalık 18. ve 20. Yüzyıllar arasında çok zengin ve güçlü bir liman ve kültür kentiymiş.

Osmanlı İmparatorluğu’nun çözülme sürecinde, bağları, bahçeleri, zeytinlikleri ve tarım alanları ile son derece verimli olan Ege bölgesinde Foça ve Ayvalık, 1773 yılında Cezayirli Hasan Paşa’nın fermanı ile özerklik kazanmış. Ve bağımsız yönetim bölgesi olmanın getirdiği vergi muhafiyetleri ve ticari ayrıcalıklar sayesinde çok gelişmiş liman şehirleri haline gelmişler.

Fabrikalarında üretilen sabunları, zeytinyağları, bağlarında üretilen şarapları, eski değirmenlerde öğütülen buğdayı, tabakhanelerde temizlenen derileri ile Ege’nin en zengin yerleşim bölgesi haline gelen Ayvalık’ta, deniz ticaretinin hacmi o kadar büyümüş ki limanı yılda 600 geminin uğradığı, gümrüğü de yılda binlerce kişinin ayak bastığı bir binaya dönüşmüş. Dünyaya açılan ticaret kapısına dönüşen şehirde, İngiltere, Norveç, İtalya, Avusturya-Macaristan, Fransa ve Yunanistan konsoloslukları açılmış.

1922’ye kadar devam eden bağımsızlık döneminde Yunanistan’dan akademisyenler ve sanatçılar Ayvalık’a göç etmiş ve Ayvalık Ege’nin kültür ve sanat merkezi haline gelmiş. Şehirde 1803 yılında kurulan Ayvalık (Kidonia) Akademisi, felsefe, filoloji, mantık, fizik-kimya, matematik, heykel, resim dallarında 600 öğrencisi ile Doğu’nun en büyük akademisi olarak ün salmış.

O dönemde Ayvalık’ta Rum nüfusu Türk nüfusunun 100 katıymış. Zaten şehir, zeytin, sabun ve deri üretimi ve ticaretinde hep daha ön planda olan Rumlar sayesinde zenginleşmiş. Varlıklı bir Rum yerleşkesi olması sayesinde mimarisinden, mutfağına Rum kültürü Ayvalık’a miras kalan bir değer olmuş. (Kemal Anadol’un Büyük Ayrılık romanı, bu dönemin hem tarihsel, kültürel, ekonomik boyutlarını, hem de Rumlar ile Türkler arasında yakın ilişkilerin akibetini çok güzel anlatan bir belgesel roman)

Günümüzde Ayvalık sokaklarını gezerken gördüğünüz görkemli tarihi evler işte bu zenginlikten beslenen geleneğin birer yansıması. Eski Ayvalık’ın daracık sokaklarında, iki-üç katlı sarımsak taşı duvarlı, ahşap iç mekanlı, neo-klasik mimarideki tarihi Rum evlerinin hala kapılarının üzerindeki alınlıklarda yapım tarihlerini, taşa nakşedilmiş halde görebiliyorsunuz. Pencereler, kapılar, cumbalar, kapı tokmakları, süslemeler, hepsi zarif ve ince bir işçilik ürünü. Hepsi Anıtlar Kurulu tarafından koruma altında olan yaklaşık 3800 ev, kilise, zeytinyağ, sabun ve deri fabrikası gibi orjinal Rum mimarisindeki tarihi binalar, Ayvalığı Türkiye’nin en görkemli ve güzel korunmuş Rum yerleşimi yapıyor.

Kurtuluş Savaşından sonra mübadele döneminde Yunanistan’dan gelen Makedon, Boşnak, Midillili ve Giritli Türkler, Ayvalık’a özgü tarihi yerleşim dokusunu bozmadan hayatlarını evlere, zeytinliklere, sokaklara, sofralara yerleştirmişler.

 

Aynı Tencerede Buluşan Mutfak Gelenekleri

Verimli toprakları, bol yağmuru, doğanın cömertliği ile kutsanmış yörenin çeşit çeşit otları, yanı başındaki denizinden gelen ahtapotlar, çipuralar, iskorpitler, barbunlar, çevredeki tazecik otlarla beslenen hayvanların et ve sütleri, Ayvalık’ta yaşayan Osmanlı, Rum, Boşnak, Makedon, Midilli, Girit gelenekleri ile yoğrulmuş, ortaya çok kültürlü, çok köklü bir harman mutfağı çıkmış. Her gelen bayrak yarışı gibi birbirinden devraldığı tencere mirasını geliştirerek yeni nesillere taşımış. Genelde mutfak kültürü ‘Rakı, balık, Ayvalık’ diye bilinse de aslında Ayvalık’ta ciddi bir gastronomik miras var.

Özellikle Cunda, sonra da Ayvalık’taki birkaç restoran bu köklü mutfak geleneğini sahiplenerek yaşatmak için emek veriyor.

 

Ayvalık Otları, Pazarı ve Lezzetleri

Bir kere otların en fazla çeşidi en tazesi Ayvalık civarında: izvinya (yabani kuşkonmaz), deniz fasülyesi, arap saçı (rezene), turp otu, ebegümeci, akkız (şevketi bostan kökleri), cibez, istifno, hindiba (radika), papule, hardal otu, deniz börülcesi, zaho, ısırgan otu, kuzu kulağı, muhliye, kazayağı. Bazılarının ismini ilk defa duyduğumuz bu yabani otun, kimileri taze bırakılarak, kimileri haşlanarak kimileri de kavrularak, yumurtalı izvinya, ahtapotlu akkız, supyalı arapsaçı, kıymalı ebegümeci gibi yemeklere dönüşüyor. Her salatada sıcak ve soğuk mezede, deniz mahsulünde ve et yemeğine mutlaka birisi lezzetini katıyor.

Kimileri mevsiminde, kimileri yıl boyunca bulunabilen bu otların, gelinlik kız gibi demetlenerek sergilendiği Ayvalık Pazarları, adeta birer aromatik geçit töreni yaşatıyor.

Her çeşit ot, sebze ve meyveyi en taze haliyle bulabileceğiniz, mis kokular arasında bir renk cümbüşü yaşayabileceğiniz halk pazarları, Ayvalık mutfağının asıl kalbinin attığı Cunda Adası’nda Cumartesi’leri, Ayvalık merkez’de Perşembe’leri, Sarımsak’ta Salı’ları kuruluyor.

Zeytin & Zeytinyağı Geleneği

Ayvalık ve çevresinde dere tepe her yer zeytin. Yüzlerce yıllık zeytinlerin rüzgarla salınan yaprakları güneş ile gümüş gri parlıyor. Ve siz zeytin manzaralarına doyamıyorsunuz.

Ayvalıklıların ‘Yaşam Ağacı’ zeytin. Doğanın ve toprağın cömertliğini, insanın da ona duyduğu saygıyı ve sevgiyi, her an, her adımda hissettiğiniz bir zeytin diyarı Ayvalık. Ve insanın toprak ananın çocuğu olduğunu Ayvalıklılar gönülden biliyor.

Ayvalık, Edremit ve Balıkesir ilçelerinden gelen zeytinler, Türkiye zeytin üretiminin yaklaşık %17’sini karşılıyormuş. Ayvalık ve civarındaki 2.5 milyondan fazla zeytin ağacından hasat edilen zeytinlerin çoğunluğu zeytinyağı üretimi için kullanılırken, kalanı da sofralık zeytin olarak satılıyor. Bu rakam Türkiye zeytin ağacı varlığının yüzde ikisini oluşturuyor. Yörede doğal yayılım gösteren zeytin agaçlarının tümü yüzyıllar evvel “delice” denilen yabani zeytin ağacından aşılanmış, bu yüzden de aynı zamanda çevre koşullarına karşı çok dayanıklı ağaçlar. Ayvalık zeytini, gerek yağlık, gerekse sofralık zeytin üretimine uygun bir çeşit. Kendi yöresinde iyi yetiştirilip, iyi işlendiğinde yüksek duyusal ve kimyasal kalite özelliklerine sahip bir zeytinyağı üretiyor. Kaliteli bir naturel sızma zeytinyağının elde edilmesi ancak birçok koşulun bir araya gelmesiyle oluşabiliyor. Zeytinin çesidi, yetistiği yöre, senelik iklim koşullari, senelik kültürel bahçe bakım uygulamaları, hastalık ve zararlılarla ekosisteme zarar vermeyen, doğru ve zamanında mücadele, hasat şekli, hasat dönemi, bahçe ile üretim yeri arası ürünün doğru taşınması, gerekli uygun koşullarda işlenmesi ve saklanması gibi birçok faaliyetin olumlu bir bileşkesi olarak ancak ortaya cok kaliteli naturel sızma zeytinyağı çıkabiliyor. Zeytin ağacının çesidi, yetistiği yöre, bu yörenin senelik iklim koşulları, toprak yapısı gibi özelliklerin Ayvalık`ta bir araya geliş şekli, eşsiz Ayvalık Zeytinyağı lezzetini ortaya çıkarıyor.

Zeytin ağacı varlığı aynı zamanda bir kültür varlığını, mirasını temsil ediyor. Ayvalık merkezde ve Cunda’da bu kültürü yaşatan ve sürdürülebilirliğini sağlamaya çalışan zeytinci ve zeytinyağı üreticileri var. Bizim tadını en çok beğendiğimiz Kürşat oldu. Cunda’da ise Has Ada. Ancak damak tadı değişebilir: Özgün, Monteida ve Ekbir’in tadına da bakabilirsiniz.

 

 

Lor Tatlısı Geleneği

Babaannemin lor tatlısının tadı hala damağımda. Tarifini ailede kimsenin öğrenmeyi akıl edemediği, küçükken sanki hiç zaman geçmeyecekmiş gibi çocuk aklı ile izlediğim için hiç hatırımda kalmayan bu aile sırrı rahmetli babaannem ile göçüp gitti. Allahtan İmren ve Güler Tatlıhanesi gibi geleneksel tarifleri devam ettiren pastaneler var da, tatlı lorun un, kabartma tozu, zeytinyağı ve vanilya ile karışıp fırınlanınca nasıl harika bir tatlıya dönüştüğüne şahit olup, lezzetinden mahrum kalmıyoruz.

 

Ayvalık Tostu

Ülkemizin her yerinde satılan Ayvalık tostunun asıl Ayvalık usulü olanı ve makbulü peynirli ve dana sucuklu olanı.

 

Ayvalık Tarihi

Ayvalık’ta yerleşime dair ile kalıntılar, İ.Ö. 1500 yıllarında Yunanistan’ dan gelen Aiol kavmine ait. Çanakkale’den Gediz’e kadar Midilli dâhil, Aiol’ların sahil ve adalarda kurdukları 12 kentten birisi imiş Ayvalık. Yakın tarihte ise Kydonia adıyla bilinen Ayvalık, M.Ö. 330’lerden itibaren Roma ve Bizans uygarlıklarının, 15. yüzyıl ortalarından itibaren ise Osmanlı egemenliğinde yaşamış. I. Dünya Savaşı sonrası İzmir’in İşgali ile birlikte 29 Mayıs 1919’da Yunan egemenliğine girmiş. İşgal sonrası Anadolu’da ilk kurşun 172. Alay Komutanı Yarbay Ali Çetinkaya tarafından Çamlık Tepesinde atılmış. Bu işgal 15 Eylül 1922’ye kadar sürmüş ve 24 Temmuz 1923’de imzalanan Lozan Antlaşması’nda belirtilen Türkiye-Yunanistan mübadelesi maddesi gereğince, Ayvalık’taki Rumlar’ın yerine, Girit, Makedonya, Boşnak ve Midilli Türkleri ilçeye yerleştirilmiş.

  

Coğrafya ve Konum

Ayvalık Midilli Adası’nın tam karşısında kurulmuş. Kuzeydoğusunda Gömeç, Güneydoğusunda Kozak, güneyinde Dikili ve Bergama, batısında ise Ege Denizi bulunuyor. Ayvalık’ın tam karşısında ise Yunanistan’ın Kuzey Ege Adaları coğrafi bölgesinin yönetim merkezi olan Midilli şehri çıplak gözle görülebilecek yakınlıkta. Ayvalık’ta dağlar denize dik uzandığından kıyılar girintili çıkıntılı. Bu kıyılar boyunca burunlar ve irili ufaklı birçok koylar meydana gelmiş.  Bu burunların uzantısı olan, denizine serpilmiş 22 adadan oluşan Ayvalık Takım Adalarının bir kısmı çam ormanları ve zeytinler ile kaplı. Hepsi birer doğa cenneti olan bu tabiat parkı 18 bin hektarlık bir alana yayılıyor. Kızıl mercanlara da ev sahipliği yapan sualtı yaşamının zenginliği, dalışçıları her sene bu adaları çevreleyen denizlere çekiyor. Ayvalık, 1964’ten bu yana anakaraya Türkiye’nin ilk en uzun köprüsü ile Lale Adası’na bağlı. Bu ufak ada da, Ayvalık Takım Adalarının en büyüğü olan Cunda Adası’na Türkiye’nin ilk boğaz köprüsü ile bağlanmış.

Ayvalık Balıkesir’in bir ilçesi. Her ne kadar Balıkesir Marmara Bölgesi’nde olsa da, Ayvalık bir Ege Bölgesi ilçesi.

  • İstanbul (Avrupa yakası)’dan Ayvalık araba ile433 kilometre, sürüş yaklaşık 5 saat
  • İzmir‘den Ayvalık arabayla 155 kilometre ve sürüş yaklaşık 2 saat
  • Çanakkale‘den Ayvalık arabayla 166 kilometreve sürüş yaklaşık 2.5 saat
  • Balıkesir’den Ayvalık arabayla 127 kilometreve yaklaşık 1.5 saat
  • Edremit‘ten Ayvalık arabayla 48 kilometreve yaklaşık 45 dakika

 

Ayvalık Takvimi

  • Haziran ayında Ayvalık Uluslararası Film Festivali ve Ayvalık Milli Kültür Sanat Günleri gerçekleşiyor
  • Ağustos ayında, değerli yazar Sabahattin Ali’nin kızı Filiz Hanım’ın başında olduğu Ayvalık Uluslararası Müzik Akademisinde ve Taksiyarhis kilisesinde Klasik Müzik Festivali gerçekleşiyor. Yurt içi ve yurt dışı müzisyenleri ağırlayan AIMA’nın hem bahçesinde hem de konser salonunda konserler, akademik eğitimler gerçekleşiyor. Her sene mutlaka bir İdil Biret konserine ev sahipliği yapıyor.
  • Ağustos ayında ayrıca Ayvalık Fotoğraf Festivali gerçekleşiyor
  • Eylül Ayında gerçekleşen Ayvalık Kültür Sanat Günleri müzikten edebiyata, söyleşiden resim ve fotograf sergilerine, tiyatrodan, dans gösterimlerine birçok etkinliği sanatseverler ile buluşturuyor.
  • 15 Eylül Ayvalık’ın Düşman İşgalinden Kurtuluşu şenlikleri gerçekleşiyor.
  • Kasım ayında Ayvalık Zeytinyağı Hasadı Şenliği gerçekleşiyor.
  • Tüm kış boyunca Sanat Fabrikasında Tiyatro ve Dans etkinlikleri, yaz boyunca’da AIMA’da konserler ve atölye çalışmaları gerçekleşiyor.

 

 

Ayvalık’ta bizi rahatsız eden tek şey bir anda yürürken nereden çıktığını anlayamadığınız motorsikletlerin gürültüsü ve çılgın sürücüleri oldu. Bir de yazları Ayvalık sokakları, restoranları, plajları çok kalabalık oluyor. Bahar ve kış ayları yöreyi, insanları, mekanları tadına vararak gezmek için daha güzel aylar.

 

 

 

 

Zeynep Atılgan Boneval