AMSTERDAM İZLENİM & ROTALAR

Amsterdam, labirent gibi şehri saran su kanalları, romantik ve bohem hayat tarzıyla ‘Kuzeyin Venedik’i olarak anılıyor.

 

Sokak festivalleri, konserleri, kültürel etkinlikleri ve geleneksel anlayıştan uzak renkli hayat tarzı ile Amsterdam, Avrupa’nın en özgür ruhlu, açık görüşlü ve keyifli şehirlerinin başında yer alıyor.

 

Avrupa’nın en çok ziyaret edilen şehirleri arasında dördüncü olan Amsterdam, etkileyici sanat müzeleri, klasik mimarisi, özel açık-hava pazarları, elmas dükkânları, yeni akım restoranları ve yıldızlara yakışır gece kulüpleri ile büyük bir şehrin her türlü avantajını sunmasının yanı sıra, küçük bir kentin sakinliğine ve huzuruna sahip.

 

Küçük bir balıkçı köyünden kalma tarihi köklerini korurken, modern kültürü de bünyesine alarak harika bir sentez yaratmayı başarmış.

 

Su ile içiçe Amsterdam

Amsterdam ismini Felemenk bir deyim olan “Amstelredam = Sulak Alan” dan almış.

Ve gerçekten de Amsterdam’daki su kanallarlını görünce neden bu ismi aldığını anlıyorsunuz. Zamanında deniz seviyesinin altında kalan Amsterdam’ın sular altında kalmasını engellemek için, şehrin dört bir yanına kanallar açarak su fazlasını denize akıtmışlar. Zamanla bu kanalların sayısı artmış ve Amsterdam’ın altın çağını yaşadığı 17. yy.’da kanallar labirenti 100 km. uzunluğuna ulaşmış.

 

Şehir merkezinde yer alan dört ana kanal, birçok küçük kanal, baraj ve göletler ile şehrin dört bir yanına. Kanallar gündüzleri çok güzel olmasına rağmen, kanal boyunca yer alan evlerin ve köprülerin aydınlatılmasıyla birlikte geceleri büyüleyici bir hal alıyorlar.

Amsterdam 17. Ve 19 yüzyıllarda inşa edilmiş sekiz rüzgârgülüne ev sahipliği yapıyor. Felemenk Kültürü’nün başlıca simgelerinden biri olan rüzgârgüllerini görmeden bir Amsterdam ziyareti asla tamamlanmış sayılamaz. Rüzgargülleri şehrin batı bölgesinde yer alıyor, ve De Otter ve Sloten hem içeriden hem de dışarıdan gezilebiliyor.

 

Amsterdam, sanattan mimariye, çiçeklerden elmaslara kadar hemen her şeyin sergilendiği inanılmaz müzeleri ile meşhur. Sanatçıların altın çağı, fotoğrafçılık ya da laleler ile ilgileniyorsanız, Amsterdam sizin için bulunmaz bir nimet.

 

Bir zamanlar dünyada elmasın başkenti olan Amsterdam, hala elmas işçiliğinin ana merkezlerinden birisi. Dünyanın en değerli taşlarını işleyen 15 adet elmas fabrikasına ev sahipliği yapıyor.

 

 

AMSTERDAM ROTALARI

Amsterdam’ın enerjisini içinizde hissetmemek mümkün değil. Kültürü, yaratıcılığı ve sanatı besleyen her türlü etken, bu kentin sokaklarında akıyor. Rembrandt’ın da olduğu eski ustaların resimlerini barındıran Rijksmuseum, Van Gogh koleksiyonunu bulunduran ve yenilenen Van Gogh Müzesi, Picasso, Matisse, Mondrian, Cezanne ve Monet’nin yapıtlarının sergilendiği Stedelijk MüzesiDam Meydanı, Kraliyet Sarayı, Oude Kerk Kilisesi, Ulusal Anıt ve Prinsengracht’da Anne Frank’ın Evi mutlaka görülmesi gereken yerler arasında. Şehrin yenisi The Eye Film Institute, mimarisi, dekorasyonui sergileri, etkinlikleri ve restoranı ile şehrin en gözde adreslerinden birisi.

 

Ayrıca Amsterdam’da bir günü sadece keyifle yürümek için ayırmakta fayda var: daracık sokakları, yemyeşil parkları arasından geçerek şehrin simgesi haline gelmiş kanallar boyunca yürüyüş yapmak, ya da bisiklete binmek, ardından yüzlerce kafe seçeneklerinde keyifli kahve molaları vermek, şehri tanımak ve ritmini hissetmek için en güzel yol.

 

Amsterdam’ın canlı noktaları ise Müzeler Semti’ndeki Van Baerlestraat, Nieuwe Zijde’deki Spuistraat, Doğu Kanal Çemberi’ndeki Reguliersdwarsstraat ve Jordaan bölgeleri. Özellikle Jordaan kendine özgü mimarisi, yemyeşil sokakları ve kanalları ile Amsterdam’ın en büyüleyici mahallesi. 1600’lerde gelişen bir gecekondu mahallesinden 1950’lerde şehrin en çekici ve popüler bölgesine dönüşen bölge, Rembrandt’ın mezarı, Anne Frank’ın evi, ismini ünlü şarkıcı Johnny Jordaan’dan alan renkli meydanı, Northern Market pazarı ve harika kafeleri ile şehrin en keyifli keşiflerinden.

 

Ayrıca Leidseplein Meydanı, gündüzleri kafelerde oturanlarla, gösteri yapan ateş yiyenlerle, sokak şarkıcısı ve müzisyenleriyle dolup taşıyor. Geceleri ise burası çevredeki kafe, bar, restoran, gece klübü ve sinemaları tıklım tıklım dolduran gençliğin buluşma noktası haline geliyor. Alışveriş için Dam Meydanı’ndaki De Bijenkorf mutlaka uğranması gereken bir nokta. Amsterdam’dan alınabilecek hatıra eşyaları arasında ise geleneksel tahta pabuçlar, seramikler, Gouda peyniri, çikolatalı Droste şekerlemeleri ve tabii ki laleler bulunuyor.

 

 

 

 

  • Nasıl Gidilir?

Lufthansa Hava Yolları ile 194 USD’den başlayan fiyatlar ile İstanbul-Amsterdam uçuşları hakkında bilgi almak için:  www.lufthansa.com/fly/ucuz_ucuslar-istanbul-amsterdam

 

 

 

MÜZELER, MEYDANLAR, SARAYLAR, KÖPRÜLER

  • Rijksmuseum–Vermeer, Rembrandt, Hals, Steen, Avercamp, Ter Borch gibi Felemenk ustalara ait eserleri de kapsayan yaklaşık bir milyon sanat eserine ev sahipliği yapan Rijksmuseum Hollanda’daki en büyük sanat ve tarih müzesi. Ayrıca 17. ve 18. yüzyıldan kalma oyuncak bebek evlerini görmek için Rijkmuseum’un Philips salonunu ziyarete değer. Müze haftaiçi 09.00 – 18.00 arası ve Cuma günleri 22.00’ye kadar ziyaret edilebiliyor.
  • Van Gogh Museum– Müze sanat dahisi Van Gogh’un 200 tablosu, 500 çizimi ve 700 mektubunun yanı sıra, Monet ve Corbet gibi dönemin popüler ressamlarının eserlerini de sergiliyor. Van Gogh’un çocukluğundan ölümüne kadar hayatının farklı dönemlerine düzenenmiş ana sergide, Patates Yiyenler ve Üç Ayçiçek tabloları sanatçının en değerli eserleri arasında yer alıyor. Müze her gün 10:00’dan 18:00’e kadar açık.
  • Stedelijk Modern Sanat Müzesi– Modern sanat tutkunu iseniz, Stedelijk Modern sanatlar Müzesindeki eserleri geçici bir süre için yeni Post CD binasında ziyeret edebilirsiniz. Müze mağazasında alışveriş yapmayı ve 11.katta yer alan restoranda kentin en iyi manzarası eşliğinde yemek yemeyi unutmayın.
  • Dam Meydanı– İkinci dünya savaşında ölen Amsterdamlılar için dikilen anıtını ve Kraliçenin taç giyme töreni için yapılan Kraliçe Sarayı’nı barındıran meydan, ünlü kültür merkezi Nieuwe Kerk’in ve Madame Tussaud’s Müzesi’nin de komşusu. İki yanında mağazaların bulunduğu sokakların açıldığı bu büyük meydan her daim canlı.. Amsterdam’ın diğer canlı meydanları ise Rembrandt ve Leidseplein.
  • Royal Palace– Kraliyet Sarayı döneminin en itibarlı idari yapısı olarak tasarlanmıştır. 17. Yüzyıl-Amsterdam’ının geniş, önemli, kültürel ve tarihi binası olarak, Napoleon’un kardeşi Louis tarafından Hollanda’nın Fransız işgali sırasında hizmete girmiştir. Kraliyet ailesi şimdi Haug’da yaşıyor olmalarına rağmen, bina Kraliyet Sarayı olarak bilinmektedir.
  • Anne Frank House– muhtemelen Amsterdam’daki en çok akılda kalıcı ve güçlü etkisi olan Anne Frank House, 2. Dünya Savaşı boyunca genç bir kızın inanç ve mücadele hikâyesinden etkilenen ve dünyanın dört bir yanından gelen insanlar tarafından ziyaret edilmektedir. Ev sadece Frank’in saklanma yerlerini göstermiyor, ayrıca Anne Frank’in hayatını, eğitim ve ayrımcılık üzerine adanmış bir mekânı gözler önüne sermektedir.
  • Keukenhof Lale Bahçeleri– Avrupa’nın en büyük çiçek bahçesi olan Keukenhof parkı, her yıl mart sonundan mayıs ortasına kadar renk cümbüşüne dönüşüyor. Binlerce çeşit çiçeğin yanı sıra dünyadaki her tür lale’yi burada görmek mümkün.
  • Hortus Botanicus– Dünyanın en eski botanik bahçelerinden Hortus Botanicus’taki kelebek evi görülmeye değer. (Plantage Middenlaan; Pazartesi-Cuma 09:00’dan 21:00!e; Cumartesi ve Pazar, 10:00’dan 21:00 e kadar açık.)
  • Bridge of 15 Bridges– Reguliersgracht ve Herengracht kesişiminde yer alan bu köprü, iken aynı anda diğer 14 köprüyü ve kendi üzerinde durduğunuz 15. Köprüyü görmenize imkan veren bir lokasyonda yer alıyor.
  • Dünyanın en dar evi (Singel, 7) – Eni 1 mt olan bu bina dünyanın en dar evi. Amsterdam’daki tüm yapıların bu kadar dar olmasının ise bir sebebi var: Eskiden kent otoriteleri halkın kendi başına inşa ettiği binaların bir süre sonra eğildiğini görünce, çamur zemine ahşap kazıklar çakarak temel atma işini üstlenmiş. Masrafları ise tabi ki ev sahibinin vereceği vergilerle karşılanmak üzere. Alınacak vergi binanın cephesinin genişliğine göre belirlendiği için, herkes dar ve uzun binalar yapmayı tercih etmiş.
  • Yüzer Evler– Amsterdam’da 2500’den fazla tekne ev var, özellikle Prinsengracht üzerinde göreceğiniz bu tekne evlerin hepsinin şehir hatlarına bağlı elektriği ve suyu ve üzerlerinde posta adresleri var.
  • East Docklands– Restore edilen eski hangarları ve yeni mimarisi ile Amseterdam’ın en yeni moda bölgesi East Docklands
  • Albert Cuyp Pazarı– Son zamanlarda yeni restoranları, barları, tasarımcı butikleri ve galerileri ile popüler bölgelerden birisi haline gelen De Pijp’de yer alan Albert Cuyp Amsterdam’ın en ünlü açık hava pazarı,
  • Kanal Turu– Amsterdam, 165 kanal, 2000 köprü ve 2500 yüzen ev ile suların üzerinde yaşıyor. Kanallar boyunca yapılan tekne gezisi ile şehrin beş yüzyıllık mimarinisini görmek mümkün.
  • Walletjes (Red Light District)– Sağlı sollu seks shop, erotik show dükkanları ve genelev vitrinlerinin bulunduğu cadde neredeyse Amsterdam kadar ünlü.
  • Utrecht –Amsterdam’dan trenle 20 dakikada ulaşabileceğiniz ‘Küçük Amsterdam’ Utrecht; Hollanda’nın en yüksek kilisesi olan Dom Kilisesi, Aborjin Müzesi, Central Museum, National Railway Museum gibi sanat yapıtlarını barındırıyor. Bisikletli halkı, çeşit çeşit coffee shop’ları, ufak tasarımcı butikleri, sanat galerileri, irili ufaklı kanalları ve kanalların hemen yanı başında konumlanan restoran ve barlarıyla Amsterdam’a çok benzeyen sevimli şehir; Amsterdam’ın kalabalıklığından, curcunasından yorulanların kafa dinlemek için kaçabileceği ideal adres.
  • Zaanse Schans– Amsterdam’a 30 dakika mesafede yer alan Zaanse Schans, Zaan ırmağı kıyısında 17. yüzyıldan kalma yel değirmenleri, eski dükkanları ve yeşil ahşap evleriyle zamanda geriye yolculuk hissi veren bir köy. Zaan ırmağı çevresine yerleşen tüccar ve balıkçılar buraya ilk yel değirmenlerini 1600’lerde sel baskınlarını önlemek amacıyla inşa etmişler. sonradan tam bir sanayi bölgesine dönüşen bölgedeki yüzlerce yel değirmeninde tahıl, kağıt, tahta, yağ, tütün ve kenevir işlenirmiş. 19. yy.’da değirmenlerin yerini kurum kusan buhar makineleri almış ve zaanstreek’i dünyanın en eski sanayi bölgesi haline getiren yaklaşık 1000 değirmenden sadece 20’si 1920 yılına kadar dayanabilmiş.

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Yazının başına dönmek için tıklayınız

 

Zeynep Atılgan Boneval

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir