ALAÇATI ROTALARI, ETKİNLİK VE FESTİVAL REHBERİ, TARİHİ VE HİKAYELERİ

 

Son 10 yıldır Türkiye’nin en popüler yaz destinasyonlarından birisi olan Alaçatı aslında, arnavut kaldırımlı sokakları, cumbalı taş binaları, her köşeyi sarmış begonvilleri, sardunyaları, yaseminleri ile masalsı bir hayal alemi.

Ancak tadını çıkarmak için biraz boşluk, sakinlik ve sessizliğe ihtiyaç var. Kemalpaşa caddesi, Rum ustaların yaptığı 150 yıllık taş binaların en gösterişli ve görkemli örneklerinin yer aldığı cadde.

alacati

Alaçatı’nın püfür püfür esen rüzgarı eşliğinde, şose parkeli daracık sokaklarda yürüken, bir şiirin mısraları gibi yanyaya dizilmiş birbirinden güzel taş evlere hayran kalmamak mümkün değil.  Akşamüstü renklerin tüm canlılığı ile ortaya çıktığı saatlerde, taş duvarlardan yükselen pembe begonviller, cam önlerinden akan turuncu ve kırmızı sardunya ve mor nergisler, yol kenarında coşmuş lavanatalar, mavi ve beyaz yaseminler ile hayranlık uyandırıcı bu taş ustalığının, hepsi birbirinden güzel kapı, pencere ve cumbaların tadına varmak için en uygun zaman.

haci memis street 2

Bu rotanın bir başka cevheri de kiliseden dönüştürülen Pazar Yeri Camii. Cami 3 sene önce restore edildi.  Ancak içindeki ikonalar aynen muhafaza edildi. Namaz kılarken araya konan perde çekilince ikonaları görmüyorsunuz, ancak perde açılınca köyün asıl yaratıclarının eserleri olan ikonlar, Rumlara saygı duruşu sergiliyor.  Caminin bir başka güzelliği ise tüm avlusunu kaplayan siyah-beyaz çakıl taşından bezenmiş mozaikler. Podima ya da krokalia (timsah sırtı) olarak adlandırılan bu 100 yıllık taş işçiliği takdire şayan.

alacati streets 1

Ancak Alaçatı keşfedildiğinden beri yanyana açılan restoran, bar ve dükkanlar ile Kemalpaşa caddesi, zamanla tüm sokağa taşan masaları, birbirine karışan müzikleri, caddeyi doldurup taşıran kalabalıkları ve de dükkanlarının yola koyduğu hediyelik eşya standları ile bir karmaşaya dönüştü.

 

haci memis street 4

Alaçatı’nın ilk ünlenen Kemalpaşa caddesi, iğne atsanız yere düşmeyecek kalabalıkları ile keyifsiz bir hal alırken, 5 yıl önce Hacı Memiş mahallesi yükselen yıldız oldu. Antikacıları, tasarım mağazaları, seramik ve cam atölyeleri, galerileri, kafe ve restoranları ile daha özgün mekanlar ile gelişen Hacı Memiş, geçen senelerde köyün kurtarılmış bölgesi idi.

eskiden

Alaçatı’nın taş mimari dokusu ile birlikte gelen zamanda kaybolma duygusunu pekiştiren ahşap kapılar, masalar, cam damacanalar sergileyen antikacılar, sokakları tamamen işgal etmeden misafirlerini ağırlamaya özen gösteren restoranlar, ürünleri özenle seçilmiş tasarım ve giyim butikleri ve de resimler seramikler sergileyen sanat galerileri ile nezih ve medeni bir atmosfer vardı Hacı Memiş’te.

 

Ancak 2016’dan itibaren yavaş yavaş turistikleşen dükkanlar, sokağın neredeyse tamamını kaplayan sandalye ve masalar Hacı Memiş’i de sarmalayamaya başladı. Sokak üzerinde boş alan kalmadığı için burası da yazın ‘iğne atsan yere düşmez’ durumuna ulaştı.

alacati streets 4

Oysa Alaçatı’nın her sokağı, her köşesi tarihin izlerini taşıyan harika taş mimarisi ile bir cevher. Yavaş yavaş Alaçatı’nın diğer bölgeleri de keşfedilmeye başlayınca, ana caddelerdeki kalabalıkların bölünerek dağılacağını umuyoruz.

 

Şimdi Hacı Memiş’in bir arka paralelinde gürültü, kalabalık ve karmaşadan uzaklaşarak mahallenin tadını çıkartabileceğiniz Take Five, Roqqa, Pop, Tek Masa gibi mekanlar var.

 

Pazar Yeri Camii’nin gizli köşesi…

Alaçatı’nın bir başka cevheri de kiliseden dönüştürülen Pazar Yeri Camii. Cami 3 sene önce restore edildi.  Ancak içindeki ikonalar aynen muhafaza edildi. Namaz kılarken araya konan perde çekilince ikonaları görmüyorsunuz, ancak perde açılınca köyün asıl yaratıclarının eserleri olan ikonlar, Rumlara saygı duruşu sergiliyor.  Caminin bir başka güzelliği ise tüm avlusunu kaplayan siyah-beyaz çakıl taşından bezenmiş mozaikler. Podima ya da krokalia (timsah sırtı) olarak adlandırılan bu 100 yıllık taş işçiliği takdire şayan.

 alacati market 1-1

ALAÇATI PAZARI

Cumartesi günleri kurulan Alaçatı pazarı dillere destan.  Pazarda yok yok. Taze sebze, meyve, peynir, zeytin, ceviz, fındık, lavanta ve karadut reçeli, damla sakızlı kahve ve macun gibi yiyecekler, çeşit çeşit kıyafetler, keten yatak örtüleri, havlular ve peştamaller, seramik ve ahşap ev eşyaları, çeşit çeşit çiçekler hepsi bu pazarda. Eğer ot meraklısıysanız yöreye özgü karabaş otu, radika, arap saçı, turpotu, çibrika, mercan köşkü, reyhan, ıtır otları tam size göre. Yöre enginar ve  kavunu ile ünlü. Son senelerde o kadar ünlendi ki etraftaki kasaba ve şehirlerden otobüsler ile alışveriş için gelenler var. Güneşin kızgın ışınları kalabalıklar ile birleşince öğle vakti bunaltıcı bir deneyime dönüşebiliyor Pazar yer. Bu sebeple sabah erken saatte ya da akşamüstü ziyaret etmek en iyisi. Yörenin diğer pazarlarının günleri ise: Çeşme-Pazar günü, Ildırı – Pazartesi günü, Çeşmealtı – Cuma günü, Urla-Cumartesi günü, Seferihisar Organik Pazarı ise Cumartesi günleri.

 

 balik mezati 1

ALAÇATI BALIK MEZATI

Alaçatı’da şahit olabileceğiniz başka bir orjinal deneyim ise Balık Mezatı. Pazar yolunun üzerindeki mezat binasında her sabah 11:00’de taze balıklar açık arttırma ile sahiplerini buluyor.   Çekişmeli açık arttırmayı seyretmek gerçekten çok heyecanlı.

 

alacatiport

ALAÇATI MARİNA

Alaçatı Marina, Çeşme yarımadasının Güney Ege’ye açılan yüzü oldu. Ev sahipliği yaptığı yelkenliler ve tekneler burayı üs alarak Seferihisar, Samos, Furni, İkarya, Patmos, Arki, Lipsi, Leros rotasını gerçekleştirebiliyor. Ayrıca civardaki ıssız koylarada günübirlik deniz keyfi yapabilmeyi de mümkün kılıyor Alaçatı Marina.

Marinanın hemen yanı başında yer alan balıkçı barınağındaki Fahri’nin Yeri ise nefis bir rakı, balık, meze, salata keyfi durağı… Yıllardır Alaçatı’nın vazgeçilmez balıkçısı Fahri, 2016’da geçirdiği renovasyon ile salaş balıkçı kimliğinden sıyrılıp daha derli toplu bir mekana dönüştü. Hala aile restoranı ruhunu koruyan, Alaçatı’nın en kalender, rahat ve samimi balıkçısı olan Fahri, lezzetlerinin kalitesini de arttırarak ilk sıraya yerleşti. Taze otlar ile hazırlanan salataları, köz patlıcan, deniz börülcesi, atom, fava, ot kavurma, ızgara ahtapot,  yıllardır ocağın başından hiç ayrılmayan Fahri’nin pişirdiği balıklar bizim favorimiz. Fahri’nin en keyifli yanı ise balıkçı barınağındaki minik renkli takalar ve Alaçatı Port evlerine nazır gün batımı manzaraları.

 

 

 

alacati streets 7

 

ALAÇATI ETKİNLİKLERİ

Türkiye’nin en gözde ve trendy yaz mekanı haline gelen Alaçatı, Temmuz – Ağustos ayları arasında en kalabalık günlerini yaşıyor. Ancak son birkaç yıldır düzenlenen etkinlikler ile Alaçatı dört mevsim yaşayan bir köy haline geliyor.  Yazın gidemeyenler için tavsiyem sonbahar ve ilkbahar’da Alaçatı’yı keşfetmeleri çünkü Eylül’den itibaren kalabalıklar çekiliyor, köy sakinlerine ve müdavimlerine kalıyor ve Alaçatı’nın gerçek güzellikleri ortaya çıkıyor. İşte Alaçatı’nın sezonunu genişleten keyifli etkinlikler:

  • Terra Cotta’da seramik… Hacı Memiş yolunda saklı yeni bir meydana taşınan sıcacık seramik atölyemiz, hem seramik kaseler, kupalar, dekoratif aksesuarlar bulabileceğiniz, hem de seramik atölyelerine katılabileceğiniz son derece keyifli bir mekan. Seramik sanatçısı Gül Alper’in yarattığı bir vaha olan Terra Cotta, cennet avlusunda saatlerin nasıl aktığını fark etmeden seramik yoğurup boyayıp, bir nevi meditasyon yaşayacağınız sıcacık bir atölye. Terra Cotta’dan sokak hayvanlarını destekleyen seramik objeler de alabilirsiniz.
  • Bazen Atölye: 2012 Sok. Hacımemiş /Bazen Atölye sanat, tasarım ve lezzet kavramlarını ürünleri, sohbet ve atölyeler ile günlük hayatın içine entegre eden bir mekan. Sanat ve tasarıma lezzet katan Bazen’de, kahvenizi veya şarabınızı yudumlayabilir, her gün değişen sürpriz lezzetleri tadabilirsiniz. Ayrıca sağlıklı yaşam ve hayata dair atölyelere, seyahat ve ilham üzerine sohbetlere, kitap imza günleri ve söyleşilerine, belgesel ve film gösterimlerine, stand-up ve tiyatro performanslarına katılabilirsiniz.
  • Zeytin Konak otelde keyifli atölyeler… Zeytin Konak Otel – Alaçatı’nın en yeşil ve geniş bahçelerinden birisinde, komşularımız İlknur ve Ertuğrul İçingir’in yarattığı bir cennet köşesi olan Zeytin Konak Otel’de, Girit ve Ege Mutfağı, Teraryum kaktüs tasarım, yoga ve balıkçılık atölyeleri gibi harika etkinlikler yer alıyor. Onlarca yıllık zeytinleri, çamları, leylandileri, begonvilleri, sardunyaları ile Alaçatı’nın ortasında bir vaha adeta olan otelin programını takibe almanızı tavsiye ediyoruz.
  • Atölye Yağhane’de keyifli atölyeler… Alaçatı’da yaz kış açık olan başka bir cevher ise Atölye Yağhane. Tarihi bir zeytinyağı yağhanesi etkinlik merkezine dönüştürüldü. Alaçatı’nın yerlisinin ve de misafirinin katılabildiği bu harika mekanda yemek seramik, çömlek, çini, tokat yazma ve müzik atölyelerine katılabilirsiniz.
  • Alaçatı’nın başka bir hazinesi ise Alaçatı Kitabevi... Doğma büyüme Alaçatı’lı bir aydın olan Ömer Abi’nin 20 yıllık kitabevi, Alaçatı’nın en önemli kültür hazinesi. Zamanında rahmetli Aziz Nesin ile başlayan imza günleri geleneği devam ediyor ve her sene Kemal Anadol’dan Uğur Dündar’a, Ayşe Kulin’den Muazzez İlmiye Çığ’a, Aret Vartanyan’dan Elif Şafak’a, Türkiye’nin değerli yazarları Alaçatı’da okurları ile buluşuyor.  Kışın etkinlik olmasa da mutlaka Alaçatı Kitabevi’ne uğramanızı, bir kitap bahanesi ile Ömer Abi ile sohbet etmenizi tavsiye ediyoruz.
  • Alaçatı’nın okur-yazar başka bir hazinesi de Keyfekeder Kitapçısı. Alaçatı’da biraz farklı vakit geçirmek isteyenler için harika bir yer;  kitaplar, özel tasarım defterler ve ayraçlar, tasarım objeler, sürpriz sergiler, imza günleri, berjerleri ile şirin okuma köşeleri, çay kahve keyfi ile köye kazandırılmış bir mutluluk dükkanı. Bu güne kadar Atilla Durak’ın sergisi, Alper Hasanoğlu ve Yankı Yazgan imza & söyleşi günleri gibi muhteşem etkinlikler gerçekleştiren Keyfekeder, köyümüzün yaz-kış açık cevherlerinden.

alacati kite fest

ALAÇATI  VE CİVAR FESTİVALLERİ

  • NİSAN / ALAÇATI OT FESTİVALİ: 2010 yılından beri Mart veya  Nisan aylarında düzenlenen Ot Festivali, Alaçatı  otlarının çeşitliliğini, mutfağının zenginliğini tanıtmak ve bu otlarla pişirilen geleneksel yemeklerinin kaybolmaması için düzenlenen bir festival. Alaçatı’yı doğanın uyandığı ve bin bir çeşit ot ile bezendiği bahar tazeliğinde yaşayabilmek gerçekten bir ayrıcalık. Alaçatı’lıların kendi yaptığı reçellerin, bin bir otla yapılmış yemeklerin, böreklerin, tatlıların 2 gn boyunca sergilendiği festivalde bir de yarışma düzenleniyor ve yarışmaya katılan tüm yemeklerin tariflerini bir kitapta toplanıyor. Böylece gelecek kuşaklara bir lezzet mirası da bırakıyor Ot Festivali.
  • MAYIS / ALAÇATI TASTING FESTİVALİ
  • MAYIS / REİSDERE UÇURTMA FESTİVALİ
  • MAYIS / HIDIRELLEZ ŞENLİKLERİ
  • HAZİRAN / ÇEŞME OPEN SATRANÇ TURNUVASI
  • TEMMUZ / ILICA’DAN ATA’YA SELAM
  • TEMMUZ AĞUSTOS / ALAÇATI PİYANO FESTİVALİ
  • AĞUSTOS / ILDIRI KÜLTÜR VE SANAT FESTİVALİ
  • EYLÜL / ALAÇATI BİG FİSH BALIK TURNUVASI
  • EYLÜL / ALAÇATI SÜSLÜ KADINLAR BİSİKLET FESTİVALİ
  • EYLÜL / BARBAROS OYUK FESTİVALİ
  • EYLÜL / ULUSLARARASI ÇEŞME KLASİK MÜZİK AKADEMİSİ VE FESTİVALİ
  • EYLÜL / OVACIK TARIM VE SAKIZ KOYUNU ŞENLİĞİ
  • EKİM / ALAÇATI SANAT HAFTASI
  • EKİM / ALAÇATI ULUSLARARASI BALIK TURNUVASI
  • EKİM / GERMİYAN FESTİVALİ
  • EKİM / DALYAN AŞK FESTİVALİ
  • KASIM / GRAN FONDO BİSİKLET YARIŞI

 

 

 

ALACATI ART

BİSİKLET DOSTU ALAÇATI (Eda Bilol’e bilgiler ve yazı için teşekkür ederiz)

 

Meşhur rüzgarı ve Türkiye’nin en önemli sörf merkezlerini bünyesinde barındırması sebebiyle, adı sörf sporu ile birlikte anılan Alaçatı, özellikle son yıllarda bisiklet dostu oluşu ile de tercih ediliyor. Alaçatı Turizm Derneği’nin yoğun çabaları ile yapılan özel yollar, otellerden tahsis edilen ya da kiralanabilen bisikletler de bu ilginin artmasında aktif rol oynadı. İster profesyonel bir bisikletçi, ister rüzgarsız dönemelerde kondisyon yükseltmek isteyen bir sörfçü, isterseniz amatör ruhlu bir gezgin olun, Alaçatı’nın keyifli sokaklarında pedal çevirmek, ve işaretlenen bisiklet rotaları sayesinde Alaçatı çevresini pedal çevirerek keşfetmek sizin de ruhunuza iyi gelecektir.

 BİSİKLET ROTALARI

OVACIK PARKURU (ORTA) ÇAKABEY – OVACIK – OVACIK MEVKİ – AZMAK KOYU – ÇEŞME BAĞLARI

Parkur, Alaçatı’nın güneyinde çesme ile Alaçatı arasında bulunan Ovacık düzlüğünde ve Çakabey hafif dağlık alanından geçmekte olup 28 km uzunluğundadır. Yol boyunca yer yer asfalt ve toprak yollardan geçerek, Çesme bağlarında şarap tadımı yapabilir, Ovacık düzlüğünde bulunan enginar tarlalarının arasından geçerek Azmak Koyu’nda Ege Deniz’ini seyre dalabilir ya da dilerseniz yüzebilirsiniz. Ovacık’a vardığınızda yolu yarılamanın verdiği keyifle Ovacık Kahvesi’nde çayınızı yudumlayabilir bir şeyler atıştırabilirisiniz. Burada biraz dinlenmenizi tavsiye ederiz. Zira yolun bundan sonraki kısmı biraz daha zor olmakla beraber bir miktar yokuş da çıkarak Çakabey’e varacaksınız. Çakabey’e tırmandığınızda hemen sağ tarafınızda tarihi cami ve türbe kalıntılarını görebilirsiniz. Yolun geri kalanında Alaçatı ve llıca manzarası eşliğinde toprak yoldan indikten sonra eğimsiz asfalt ve trafiği pek az olan yeşil bitki örtüsüyle çevrili bir yoldan tekrar Alaçatı’ya varmış olacaksınız. Bu parkur Alaçatı-Çesme arasındaki 7 kilometrelik alanda bulunduğundan birçok noktada rotadan çıkıp, kısa sürede Alaçatı ya da Çesme’ye varabilirsiniz. Orta seviye bisiklet kullanıcılarının alabileceği bir yol. Mesafe kısa gelebilir fakat yol şartları sizi biraz yoracaktır.

YEŞİL YOL (KOLAY) ALAÇATI MEVKİ

Alaçatı parkurlarının en basiti… Sadece 6 km uzunluğunda. Alaçatı merkezden başlayan parkur Çesme yönüne doğru asfalt, tenha ve çevresi yeşillerle bezeli bir yoldan devam ediyor. Sonrasında sola sapıp 1 kilometrelik toprak bir yoldan devam ettikten sonra Alaçatı Çamlıkyol başlangıcında ayrılmış bisiklet yolundan Alaçatı’ ya geri dönüyor. Günün her saati gidilebilecek çok basit bir rota. 

KARAKÖY PARKURU (ZOR) KARAKÖY – ZEYTİNELİ – MERSİN KOYU – AZMAK MEVKİ – ALAÇATI

Parkurun başlangıç noktası Alaçatı’dan İzmir istikametine doğru eski İzmir-Çesme karayolunun 7. kilometresinde bulunan Karaköy yol sapağıdır. Yolun ilk kilometrelerinde kendinizi 300 yıllık geçmişi bulunan terk edilmiş Karaköy’ün eski taş yolunda bulacaksınız. Bir süre sonra Karaköy’ün terk edilmiş yarı yıkık haldeki taş evleri arasından geçip yer yer orman içinden geçen toprak yoldan devam edeceksiniz. Otoban altından geçen karanlık ve biraz uzun [110 m] tünelin ardından ana yola çıkıp sola doğru devam ederek Zeytineli’ne kadar asfalt bir yolda devam edeceksiniz. 3 km sonra karşılaşacağınız yol ayrımında sol taraftan devam edip Zeytineli Köyü’nde mola verip ihtiyaçlarınızı gidermenizi tavsiye ederiz. Sonrasında yol ayrımına geri dönüp sağ taraftan rotaya devam edebilirsiniz. Yaklaşık 9 km yol aldığınızda Ege Denizi’ni tekrardan göreceksiniz. Mersin Koyu’ndan devam ederek eskiden tarımcılıkla uğraşmış insanların teraslanmış arazilerini, yıkık taş evlerini göreceksiniz. Eskiden burası küçük bir liman kentiymiş. Buradan alınan mahsuller gemiler ile çesitli bölgelere ulaştırılırmış. Rotaya devam ettiğinizde 10 km sonra sol tarafımızda sıra sıra dizilmiş Alacatı Port Evleri’ ni göreceksiniz ve artık Alaçatı’ ya geri dönmüş olacaksınız. Rotamız 34 km uzunluğunda olup yeni başlayan bisikletçilere önermiyoruz. Parkur en az orta seviye bisiklet sürücülerinin bisiklet sürebileceği nitelikte olup, yer yer bozuk satıhlardan geçilmektedir.

 

ALAÇATI’NIN TARİHİ

Antik Çağda İyonya’nın Agrilia isimli bir yerleşimi olan Alaçatı, Osmanlı’da süvari ve piyade köyüymüş ve ismini buraya yerleşen Alacaat Aşiretin’den alıyor. 1830’larda Hacı Memiş Ağa Sakız Adasındaki Rum köylülerini yöreye çağırıyor, ve bölgeye yerleşen Rumlar hem zeytinlerde ve bağlarda çalışıp, hem de bölgeye sakız ağaçları dikiyor. Aslıda Alaçatı eskiden deniz kenarındaymış ancak yavaş yavaş denizin çekilmesi ile bataklık alanlar oluşmuş. Batalıklar sıtmaya yol açtığı için Alaçatı Limanından köye bir kanal açılması kararlaştırılıyor, ve kanal inşaası için gelen Rumlara, köylüler tarlalarını işlemeleri koşulu ile imar edip veriyor. Böylece 1850-1890 yılları arasında denizden birkaç kilometre içerideki alanda (bugünlü Alaçatı) Rumlar taş evleri inşaa ederek yeni bir köy kuruyor. Bir dönem bağları ve şarabı ile ünlenen Alaçatı’nın Rum nüfusu 12.000 kişiye ulaşıyor. Ancak önce 1912 Balkan Savaşı, ardından 1923’de mübadele  sırasında Ortadoks Rumlar Yunanistan’a giderken, Balkanlar, Selanik, Girit ve İstanköy’den göçmen Türkler Alaçatı’ya yerleşiyor. Bağları söküp yerine tütün eken Türk köylüler, verim elde edemeyince epey fakirleşip kıt kanaat geçinmeye başlıyor. 1990’larda sörf tutkunlarının beldeyi keşfetmesi ile birlikte tekrar canlanmaya başlayan Alaçatı, özellikle İstanbul’dan gelerek taş mimariye hayran kalanların restorasyonları ile derlenip toparlanmaya başlıyor. Sonrası zaten malum, son 10 yıldır arka arkaya açılan otel, restoran ve dükkanlar ile Türkiye’nin yükselen yıldızı haline geldi.

 

Alaçatı’nın bir şansı tarihi dokuyu korumayı çok önceden prensip edinmiş olması. Binaların restorasyon projeleri, ihtimamlı bir kurul tarafından incelenip onaylanarak hayata geçebiliyor. Böylece zamana meydan okuyan bu hayranlık uyandırıcı taş mimarinin aslına uygun olarak ayakta kalması ve yaşaması mümkün oluyor.

 

 alacati streets 10

İLKBAHAR, SONBAHAR VE KIŞ’IN ALAÇATI

Yazın herkesin diline düşmüş Alaçatı’nın asıl sonbaharı ve kışı muhteşemdir. Eylül’den itibaren kalabalıklar çekilir, köy sakinlerine ve müdavimlerine kalır. Yazın sokaklarda yürümenizi imkansızlaştıran insan kalabalığı, masa, sandalyeler ve tezgahlar kalkar, köyün gerçek güzellikleri ortaya çıkar…

 

Şose parkeli daracık sokaklarda yürüken, sabır, emek ve özen ürünü olan taş evlerin farklı mimarilerinin, kapıların, pencerelerin ve cumbalarının tadına varabilir, son demlerinde olan begonvilleri ve sardunyaları izleyebilirsiniz. Alaçatı’nın her daim rutubetsiz ve serin havası, sokaklarda rahatça yürümenize ve sonbaharın eğik ışığı, renkleri tüm canlılığı ile algılamanıza izin verir.

 

Rüzgarlı günlerde denizin üstü boş iken sörf yapmanın keyfi ayrıdır, yazın mayın tarlasına dönüşen plajı ve deniz, sonbaharda size kalır. Akşamüstü sörf yolunda taze kokan mis gibi havayı içinize çekerek yapılan bisiklet turunda, hem yeşilden sarıya dönen manzaraları hem de gün batımınını izlemek ‘İşte hayat bu!’ dedirtir.

 

Geceleri ise mutlak sessizlik hakim olur, çıt çıkmaz, en huzurlu uykunuzu uyursunuz Alaçatı’da.

 

 alacati streets 5

Keşif Nasıl Başladı? 
2001’DE sörf öğrenme merakı ile tanıştığım Alaçatı, ilk önce neredeyse terk edilmiş ancak özenle işlenmiş taş evleriyle beni büyülemişti. Sürekli esen rüzgarı sayesinde serin ve taze havası eşliğinde, şose parkeli daracık sokaklarda taş evler arasında yürürken, geçmişin güzelliklerinde yürüdüğümü hissetmiştim. Huzurlu, sakin ve insana adeta kucak açan bir köydü.

 

İlerleyen yıllarda Alaçatı, benim için bir mekan ve ortamdan öte, değerli insanları ve hikayeleri ile ilham veren, içimdeki merakları, farklı zevk ve istekleri, hayatın sunduğu binbir seçeneği keşfettiren bir yolculuğun merkezi oldu.

 

12 yıldır eşimle birikte, yaz-kış hafta sonları ve kaçabildiğimiz hafta içleri huzurlu ve sakin özgürlüğümüzü yaşıyoruz Alaçatı’da. Zamanla keşfettikki Alaçatı’nın ilkbahar ve sonbaharları yazdan çok daha güzel ve gerçek. Her sabah uyandığımızda serin ve mis gibi havayı içimize çekerek, bahçemizde taze çimenlere basıp, tek tek çiçekleri ve ağaçları tavaf ediyoruz eşimle, bahçemiz resmen mabedimiz haline geldi. Çok sevdiğimiz komşularımız ve dostlarımızla gün batımı, mangal, şarap-peynir, balık keyifleri yapıyoruz bol bol. Salına salına Alaçatı zamanında yaşıyoruz… Ve artık Alaçatı ‘özgürlük’ kavramı ile özdeş oldu benim için…

 

Tabii ki hayretle Alaçatı’nın yükselişini, giderek artan kalabalığını, her yıl yeni açılan bir sürü mekanı, yeni yapılan bir sürü evi izliyoruz. Ve Alaçatı’nın eşi benzeri olmayan ‘öz’ünü bozmadan korunmasını ve geleceğe taşınmasını arzu ediyoruz.

 

Alaçatı Hikayeleri
İlk gittiğim zamanlar Alaçatı daha az bilinirdi, daha az kalabalıktı, daha az yenilenmişti. Hatta o kadar az yer vardı ki, bu yerlere hayat veren kişiler çok daha önemli keşiflerdi benim için. Çünkü bu kişiler, Alaçatı’ya vurulup, yaşadıkları şehri değiştirerek, tamamen bilinmeze yelken açma cesaretini göstermişlerdi. İşte, ruhuma canlılık ve yepyeni bakış açıları veren kişiler ve hikayeleri;

 

Agrilia ve Melih Teksen… 
Alaçatı’ya gönül vermiş ilk isim bildiğim kadarı ile çok değerli bir bayan olan, rahmetli Leyla Hanım. Alaçatı’nın içinde uyuyan sessiz ve gizli cevheri, daha bir tane bile otel, restoran yokken hissedip, 1995’te eski bir tütün deposunu keşfederek, bir kafeye dönüştürmüş. Köylünün hayatının yanıbaşında şehirlinin yaşamı onunla başlamış. 1999 yılında Melih Teksen, Leyla Hanım’dan bayrağı devralarak, içine kendi tutkuları ve ruhunu yansıtarak Agrilia’yı açtı. Son yıllardaki Alaçatı akınlara rağmen ruhunu, lezzetini ve özenini kaybetmeyen tek yer olmayı başaran Agrilia, Alaçatı’yı ‘Alaçatı’ yapan mekanların başında geldi yıllar boyu. Adeta bir sanatçı olan şef Melih Teksen’in yıllardır gönül verdiği Agrilia, şimdi orjinal mekanının hemen karşısında,  Alavya Otel’in hatıralar ile dolu bahçesinde ve binasında misafirlerini ağırlıyor. Agrilia’nın en önemli özelliği, eşi benzeri olmayan gurme ve deneysel lezzetleri. 15 yıldır mutfağını hiç terk etmeyen Melih Teksen tanıdığım en sanatkar şef. Kullandığı her malzemeyi kendisi seçer, menüye her sene deneysel lezzetler ekler. Kendi topladığı gelincik çiçeğinden özel yöntemiyle hazırladığı kekreli votkası, 10 sene önce İstanbul’da bile menülere girdikten sonra, yeni keşifler ile karşımıza çıktı: 2016’nın gözdesi muhteşem lezzette Tamarind (Demirhindi) Burbon kokteyli olacak. Asma yaprağında sardalya, füme et, enginarlı kokoreç, kalamar buğulama, ıspanak pancar armut, semizotlu oryantal, kabaklı kayısılı siyez salatalar, taze baklalı uykuluk, elmalı hindi ragu tortellini, füme etli votkalı tagliolini, siyezli tavuk konfit, lomo, marine veya kuru dinlendirilmiş antrikot, sebzeli köfte, incir karası, profiterol ve affogato gibi enfes lezzetlerin her birisini tatmak için defalarca Agrilia’ya gitmek gerekiyor. Sürekli değişen, yaşayan bir mekan olması Agrilia’yı canlı tutan faktörlerden bir diğeri, her geldiğinizde yeni bir sürprizle karşılaşmanız. Soluk alıp veren, yaşanmışlığı hissettiğiniz Agrilia’da, ekibin güler yüzü, sıcaklığı sizi hep evde gibi hissettiririr. Agrilia, şimdiye kadar gördüğüm en karakterli restoran. Artık yaz-kış tadına varacak olmamın mutluluğunu yaşıyoruz. www.agriliarestaurant.com  0232 716 8594

 

Taş Otel ve Zeynep Öziş…
Alaçatı’nın ilk butik oteli Taş Otel’e hayat veren Zeynep Öziş, Henkel’deki başarılı kariyer hayatına bir nokta koyarak, Alaçatı’da aldığı eski bir taş evi, o güne kadar kendi kimliğinde biriktirdiği tüm zevk, tat ve beğenileri aktararak bir cennet köşesine dönüştürmüştü. Zeynep kısacık sapsarı saçları, meraklı kocaman gözleri, sade ve zarif duruşu, içten gülümsemesi ve sohbetiyle kucak açtı bana ve yeni yolculuğunu paylaştı benimle. Çok özenle ruhunu yansıtmıştı bu mekana, odalarının her köşesini, bahçesini, tüm detaylarını ince ince işlemişti. Daha önce hiç mimari bir iş yapmamış olmasına rağmen, otelin A’dan Z’ye her şeyiyle bire bir ilgilenip, kendi ruhunu bu mekanda somutlaştırmıştı. Tabii ki profesyonel hayattan getirdiği; proje planlama, iş takibi gibi bilgi birikiminin, böyle bir mekanı çok kısa zamanda ayağa kaldırmasına katkısı çok olmuştu. Zaten Taş Otel’in dokusuna hayran kalan birçok kişinin yoğun isteği üzerine, birçok eski taş ev renovasyonu, yeni ‘Taş Ev’ projeleri Zeynep’in imzasını taşıdı. Taş Otel, Alaçatı’nın duyulması ve tercih edilen bir tatil lokasyonu olmasına ön ayak oldu. Ve Zeynep, Alaçatı’ya yerleştiği yıldan beri Alaçatı’nın korunarak, dikkatli ve özenle gelişmesi için yoğun emek sarf etmeye devam ediyor.

 

Asma Yağrağı ve Ayşe Nur Mıhçı…
İlk olarak dillere destan kahvaltıları ile Çamlık yoldaki Alaçat Kafe’de tanıdım Ayşe Nur’u. Ardından Destina ile birlikte açtıkları Alaçat Kır Evi uğrak yerimiz olmuştu. Şimdi ise yeni açtığı Asma Yaprağı’nın lezzetlerinin tutkunuyuz. Ayşe Nur gerçek bir Ege ve Alaçatı gönüllüsü. Yapmacıksız, telaşsız, çalışkan, sabırlı ve çok özenli bir kadın. ‘Yaz-kış ocak hep yansın, Alaçatı’da sokaklarda yürüyenler sıcacık bir misafir odası sofrasında yemek yiyebilsin’ diyen birisi. Yemek yapmayı seviyor, çok iyi de biliyor, yaptığı işe gönül verip, insanlarla paylaşıyor. Fan fin fon dekorlar, menüler, yemekler peşinde koşmuyor, Alaçatı’nın Ege’nin özü neyse onu sunuyor. Ege lezzetlerine tutkun aile büyüklerinin kendine özgü tariflerinden, uzun sofralarda bir seremoni gibi yaşanan aile yemeklerinden aldığı tutkusunu, iki katlı ufacık bir taş evin içinde yaşatıyor Ayşe Nur. Emaye tabaklar, cam sürahi ve bardaklar, sahanlar, kaseler, reçeller, kızılcık şerbetleri ile bezenmiş mutfakta, ocak sabahın erken saatlerinde yanmaya başlıyor, ve gün boyu ne lezzetler pişiyor orada! İçeri girdiğinizde mis gibi yemek kokuları içinizi dolduruyor. Tüm malzemeleri yerel ve mevsimine göre seçiyor; sinkonta, çalkama, kabak çiçeği dolması gibi mezeleri, baklalı enginarlı pilavı, fırında kuzu ve tarçınlı köftesi, kabaklı havuçlu tatlısı ve pancarlı brownisi derken zevkten bayılmış buluyorsunuz kendinizi. Ayşe’nin sözleri ile Asma Yaprağı ‘Çok sevgili oğlum Kerem… Beraber çalıştığımız çok sevgili Ayşe… Ve bendeniz Ayşe Nur…Asma Yaprağı’nda beraberiz… Huzur isteyen ve huzuru paylaşan bir ekibiz…Alaçatı ruhunu yansıtmanın… Ege lezzetleri sunmanın… Ege’nin iki yakasının müziklerini dinlemenin… Egeli sofralar kurmanın… Bu sofraların kıymetini bilmenin keyfini çıkaranlarız…Pişirdiğimiz yemeklere ve sevdiklerimizin etrafında toplandığı sofralara şükredenleriz’

 

Köşe Kahve Tomris ve gözlerinin içi gülen Gülay…
Kahvaltılarımızın vazgeçilmezi Köşe Kahve Alaçatı’nın içinde resmen bir vaha.  Sarışın, mavi gözlü, gözlerinin için gülen, çizgi roman karakteri gibi muzip yüz hatları ile dünya tatlısı bir müdürü var Köşe Kahve’nin, adı Gülay. Her daim sofranıza gelir, hatırınızı sorar, ikramlar yapar, özenir bezenir, içinizi sıcacık yapar… Öyle değerli bir insandır ki, onula her güne başlamak adeta bir lutüfdur. Orada çalışan herkes dünya tatlısıdır zaten. Sahibesi Tomris’in son derece rafine estetik zevkini, sıcacık yüreğini ve pozitif enerjisini yansıtan Köşe Kahve, Alaçatı’nın olmazsa olmaz durağı.

 

Ali Deveci… 

Yıllar önce İstanbul’un en ‘in’ restoranı Downtown’u yaratan ve yaşatan rallici Ali Deveci, aile geleneği olarak kanına işlemiş toprağa geri dönüş yapmak için tüm imkanları arkasında bırakarak gelmiş Alaçatı’ya. Ali, Ovacık’taki toprağı özenle, dikkatle ve özveriyle işleyip, en kaliteli fidanları yurt dışından getirip ekti, fidanları büyüttü, harika bağlara dönüştürdü. Bir yandan her gün bağlarda çalışıp, bir yandan da iyi şarap yapmanın sırlarını takip ediyor. Uzun bir yolculuğa baş koydu, bağlarına gözü gibi bakıyor ve üzerine titriyor. Ve zaten bu kadar sevgi, özen ve yürekle yetiştirilen üzümler, kendini harika şaraplarda gösteriyor.

 

Zeytin Konak’ın İlknur ve Ertuğrul’u, Traktör’ün Cenk’i, Sakin Ev’in Berrak’ı, Dost Kitap Evinin Ömer Abi’si… daha birçok yeni harika insanlar ve yeni hikayelerle tanıştım Alaçatı’da… her biri bana yepyeni ufuklar açtı…

 

Bu kişilerle geçirdiğim dostluklar; insanın kendi merak, istek ve tutkuların peşinden giderek, kendilerine ait mekanlar, ortamlar ve yaşam biçimleri yaratabileceğini gösterdi bana. Yaşamları ve yaptıkları kimse beğensin, takdir etsin, herhangi bir mecra onaylasın, ‘başarı’ övgüleri alsın diye değil, sadece başka türlüsü mümkün olmadığı için yüreklerinin peşinden gittikleri için ortaya çıktı.

 

Alaçatı’nın ruhu bir kez insanın içine işledi mi, hiç kopamıyorsunuz!

 

Zeynep Atılgan Boneval

YOLCULUK TERAPİSİ ALAÇATI, ÇEŞME YARIMADASI ve CİVAR BÖLGE YAZILARI